Bilimkurgu Röportaj

Şeyda Aydın ile Röportaj

Şeyda AYDIN, 23.04.1981 tarihinde İzmir’de dünyaya gelmiş, ilk, orta, lise ve üniversite eğitimini İzmir’de tamamlamış; Dokuz Eylül Üniversitesi, Bilgisayar Programcılığı bölümünden mezun olmuştur. Mezun olunca yazılım sektöründe bir süre çalışıp tek başına İstanbul’a yerleştikten sonra, Uluslararası Patent ve Fikri Haklar alanında Hukuki Danışmanlık şirketinde çalışırken, aynı zamanda senaristlik ve film yönetmenliği alanlarında çeşitli atölye ve kurslara katılmış, film yapım ve senaryo yazarlığı eğitimlerini başarıyla tamamlamıştır.

Bugüne kadar kendisine ait üç adet yayınlanmış romanı bulunmaktadır. Yayınlanmış olan üçleme eserlerinden ilkinin adı “Diğer Evrenin Senaristi”, ikincisi “Diğer Evrendeki Kadın”, üçüncüsü “Parçalanmış Yansımalar” romanıdır. Her romanını bir seri içinde değerlendirse de, aslında her biri başlayıp biten yeni bir hikâye biçimindedir. Yayınlayacağı dördüncü eserini de tamamlamış, yayınevlerine göndermiştir. Dördüncü romanını yepyeni bir serinin başlangıcı olarak düşündüğünden, devam romanı da yine kendisi tarafından kurgulanmaya başlanmıştır. Beşinci romanı için çalışmalarına, Artificial Womb, Cyberpunk Science Fiction Culture, Alternate Universes, Post-humanism ve Feminism in Science Fiction and Dystopia alanlarında uluslararası araştırmalarla devam etmektedir.

 

Pınar: Sevgili Şeyda Aydın, merhaba. Kayıp Dünya okurlarına sizi daha yakından tanıma fırsatı verdiğiniz için çok teşekkürler. Bilimkurgu ilk gözağrınız mı? Diğer türlerle yakınlığınız nedir?

Şeyda Aydın: Ben de teşekkür ederim. Evet, bilimkurgu ilk gözağrım. Diğer türlerle çok fazla yakınlığım yok, vaktinde klasik edebiyat eserleri de okudum ama bilimkurgu ve fantastik türü gerek edebiyat olsun gerek filmler olsun, vazgeçilmezim diyebilirim. Hepsi çocukluğumdan bu yana zihnimde oluşan birikimler sayesinde patladı; yazdığım özgün bilimkurguya, seksenlerin retro sosunu, mitolojinin muazzamlığını, aşkın romantizmini de eklemeden edemiyorum. Hiciv ve ironi de olmazsa olmazımdır.

Pınar: Mitoloji, Kayıp Dünya’nın önemli değerlerinden biri. Sizin de İskandinav Mitolojisi ile sarsılmaz bir bağınız var kitaplarınızdan anladığım kadarıyla. Nasıl başladı bu sevgi?

Şeyda Aydın: Kendimi bildim bileli fantastik eserlere meraklıyım, ama nedense İskandinav mitolojisi özündeki mükemmel tanrıçaları, valkürleri, efsanevi kadın savaşçıları, sislerin içindeki kurtları, kuzgunları, nesir eddası ile beni kendine çekmekle kalmadı, birebir hepsiyle içselleşmemi, kendimi bulmamı sağladı. Üzerine çok araştırma yaptım, öyle internet ortamında yahut kulaktan dolma araştırmalar değil bunlar, konuya oldukça vakıf olan araştırmacıların kitaplarını okudum, hatta yetmedi, Finlandiya ve İzlanda dillerine merak saldım. Ayrıca çok önemli bir detay, reenkarnasyona inanan biriyimdir; yani nasıl desem, önceki hayatımda, o coğrafyalarla mutlaka bir bağım olduğunu hissetmişimdir hep. Bence bu bile, sevgimi ifade etmem konusunda yeterli bir sebep.

Pınar: Roman yazarı olmak için senaryo yazarlığı kariyerinizi bir kenara bıraktığınızı düşünürsek, roman yazmak daha mı özgürleştirici sizce?

Şeyda Aydın: Kesinlikle. Şöyle ifade edeyim; yaşadığımız ülkenin kısıtlı imkânları –bir de tabuları– nedeniyle yazdıklarımın film olması asla mümkün görünmüyordu. Senaryo yazmak boşa zaman kaybı gibi gelmeye başlamıştı, çünkü bir senaryonun insanlara ulaşması için mutlaka film haline dönüşmesi gerekir, oysa benimkiler boşlukta kayboluyordu hem maliyetli olacağı, hem de işlediğim konularda dünyayı geriden takip eden ülkemizin bu tip eserlere uzaktan şüpheyle bakışı yüzünden.

Pınar: Bir okuyucu olarak roman yazmaya karar vermiş olmanıza sevindim. İlham perileriniz hep yanınızda mıdır yoksa ara sıra uzaklaştıklarında neler yaparsınız peki? Romanlarınızın o ilk fikri ve sonraki aşamalarından biraz bahsedebilir misiniz?

İlham perileri bazen bir şarkının yaydığı enerjide, bazen ünlü bir tablodaki kadının bakışında, bazen bir kitapta geçen en alakasız cümlede buluveriyor beni. Bilhassa son iki yıldır tüm evren bana “Yaz!” diye bağırıyor sanki.
Şeyda Aydın: İlham perilerim son yıllarda peşimi pek bırakmıyor açıkçası. Ursula K. Le Guin Mülksüzler’i bitirdiğinde içinde oluşan o boşluk hissini şöyle ifade etmişti bir yazısında: “Bitirdiğimde kendimi kaybolmuş, sürülmüş, yerinden edilmiş hissediyordum.” İşte ben de bir romanı bitirdiğimde aynen böyle hissediyor, tekrar oralara dönmek ve kaldığım yerden macerayı devam ettirmek için elimden geleni yapıyorum. İlham perileri bazen bir şarkının yaydığı enerjide, bazen ünlü bir tablodaki kadının bakışında, bazen bir kitapta geçen en alakasız cümlede buluveriyor beni. Bilhassa son iki yıldır tüm evren bana “Yaz!” diye bağırıyor sanki.

Pınar: O halde belli bir yazma rutininiz var mı?

Şeyda Aydın: Evet, belli bir yazma rutinim var. Ben, yazmanın büyük bir disiplin işi olduğuna inananlardan biriyim. Demem o ki, “bugün durayım, bir hafta sonra devam edeyim,” diyenlerden, öteleyenlerden değilim. Bir romana başladığımda, mutlak bir çalışma moduna giriyor, kendimi o düzene sokuyorum. Tatil günlerinde uykumdan feragat edip sabahın 6:00’ında kalkıp yazıyorum, zamanın nasıl geçtiğini anlamadığımdan, bu, gecenin 3:00’larını bile bulabiliyor. Çalıştığım günlerde de eve gelir gelmez bilgisayar başına geçiyorum. Bunlar sosyal hayatımı etkilese de, sonunda elimde ürettiğim bir şey olunca, benden mutlusu yok gibi hissediyorum. Kendim için değil, insanlığa hizmet ediyorum çünkü. Yazmak için gerekli olanlar bana göre; önce hayal gücü, sonra inanç ve tutku, ardından da disiplinli bir çalışma.

Pınar: Gerçekten de çok önemli bu bahsettikleriniz. Yazma serüveninizi ya da bana kalırsa aslında hepimizin insan olma sürecini etkileyen yazarlar ve kitaplar vardır. Sizinkiler hangileri?

Şeyda Aydın: Ah! O kadar çok var ki, içlerinden birkaçını seçip söylesem tüm okuduklarıma haksızlık etmiş gibi hissedeceğim kendimi, ama ilk aklıma gelen yazarlar; Ursula K. Le Guin, Isaac Asimov, Edgar Allan Poe, Lovecraft, Yevgeni Ivanoviç Zamyatin, Philip K. Dick, Nail Gaiman, George Orwell, William Gibson, Jack London… Kitaplarsa; Mülksüzler, Karanlığın Sol Eli, Yerdeniz Serisi, Dünyaya Orman Denir, Biz, Neuromancer, Kurtlarla Koşan Kadınlar, Demir Ökçe, Edgar Allan Poe Öyküleri… Böyle devam ediyor, sayamayacağım kadar çok.

Ancak şu sıralar Türkçeye çevrilmemiş feminist bilimkurguların takibindeyim, Anne Charnock’un ödüllü eseri “Dreams Before Start Of Time” romanının peşindeyim, dünya artık bu tarz eserlere değer veriyor, yani yapay rahimlerin olduğu, kadın bedenlerinin doğurganlık dayatmasından kurtarılarak özgürleştirildiği eserler önemsenip bilimkurgu çevrelerince tartışılıyor artık.

Pınar: Hayalgücünün en rahat temsili olsa bile bilimkurgu da artık kendi içindeki kalıpları yıkmaya başlıyor haklısınız. Karakterler en önemli konulardan biri biliyorsunuz. Kendinizden ya da yakın çevrenizden etkileniyor musunuz kurgularken ya da tamamen bağımsız olmayı başarabiliyor musunuz?

Bazen öyle bir hâl alıyor ki, karakter kopup başkalaşıyor, kendinizin hiç yapmayacağı şeyler yapabiliyor, sarf etmeyeceği sözler söyleyebiliyor. İşte bu da onun sayfalar üzerindeki bağımsızlığı.
Şeyda Aydın: Her yazar karakter kurgularken kendinden veya çok sevdiği birinden bir şeyleri eserine koymadan yapamaz, illa ki yapar bunu, çünkü yazma şevkini arttırır, ama türetmek, yepyeni bir karakter ortaya çıkarmak da çok önemli. Bazen öyle bir hâl alıyor ki, karakter kopup başkalaşıyor, kendinizin hiç yapmayacağı şeyler yapabiliyor, sarf etmeyeceği sözler söyleyebiliyor. İşte bu da onun sayfalar üzerindeki bağımsızlığı. Hiç şüphesiz yapmışımdır; yaşadığım deneyimlerin yansımalarını eserlerime yerleştirmişimdir, örneğin Parçalanmış Yansımalar romanı, aşk adına epey hayal kırıklığı yaşadığım bir dönemde başlayıp tamamladığım, yazarken de âdeta parçalara ayrılıp etrafa saçıldığım, sonra toparlandığım bir eserdir ve benim için şifa niteliğindedir.

Bilimkurgu bir metafordur ve bilhassa Parçalanmış Yansımalar’da metaforların altına gizlenen çok fazla keder var.

Pınar: Türkiye’deki yerli bilimkurgu edebiyatı hakkında ne düşünüyorsunuz? Yayınevi kaygısını ortadan kaldıran sistemlerin de ortaya çıkmasıyla çok fazla eser de okuyucuyla buluşma şansı yakaladı. Üretimin artması edebi kaliteyi de artırır mı sizce yoksa zaten itibar olarak diğer türlerin gölgesinde kalan bilimkurgunun işini daha da zorlaştırır mı ülkemizde?

Şeyda Aydın: Türkiye’deki bilimkurgunun bir an evvel dünyaya ayak uydurması gerektiğini düşünüyorum, yani dünya artık cinsiyet eşitliğine, kuir karakterlere önem veriyor ve politik duruş, yazarın kendine has idealistliği fazla önem arz ediyor. Ben, uzay gemilerinin veya ışın silahları ile durmadan savaşanların işlendiği aksiyon konularının artık dünyada pek değer görmediğini, post-humanist algının önemsendiğini düşünüyorum. Milliyetçiliği kenara bırakıp evrensel düşünerek, dünyaya göre hayal ederek özgün eserler kurgulanıp yazılmalı, aksi takdirde hep birilerini taklit etmiş gibi olacağız.

Genel üretimin artması bana göre iyi bir şey, ancak yazarlar için bir handikap bu, çünkü yayınevi bünyesindeki editörlerin omuzlarına çok fazla yük biniyor ve böylece eserler üzerinde daha fazla mesai harcamalarına engel oluyor, genel olarak tüm eserlerde edebi kaliteyi düşüren neden, editörlerin gözden kaçırdığı hatalar. Dünyada sayısız ödül almış eserler bile ülkemizdeki yayınevlerinin hatalarından veya kötü çeviriler yüzünden okunamaz durumda olunca susuyorsunuz çaresiz. Hele bir de ülkemizdeki bilimkurgu yazarlarının eserleri, okurların ön yargıları nedeniyle 1-0 yenik başlıyor satış serüvenine.

Türkiye’deki bilimkurgu okuyucusunun yerli bilimkurgunun özgünlüğüne inançlı olmaması yüzünden okumaktan çekinilen eserler gibi görülüyorlar, kurunun yanında yaş da yanıp gidiyor böylelikle. Oysa şans vermeden nasıl bilecekler ki? Büyük yayınevlerine gelince, onlar yerli bilimkurguyu görmezden gelerek, ticari kaygıları yüzünden başarılı eserler olacağına inanmıyorlar, destek veren yayınevleri ise bir elin parmaklarını geçmez. Bu algının da yıkılması gerekiyor, Amerika ve Avrupa’daki yazarlar yapabiliyorsa, biz de yapabiliriz.

Pınar: Bilimkurgu kitaplarının doğru kategorilerde bile listelenmiyor oluşu birçok okurun gözünden kaçmanıza neden olabiliyor. Mesela kendi adıma düzenli olarak kitap sipariş eden ve sadece ilgilendiğim alanlarda filtreleme yaparak sepet oluşturan biri olarak kitabınızın adına bir facebook gönderisi altında rastladım. Bu gerçekten üzerinde durulması gereken bir konu. Siz ne düşünüyorsunuz bunun hakkında?

Şeyda Aydın: İşte bunlar hep yayınevlerinin kitapları listelerken üretimin artması sonucu aşırı yoğunluktan ayrıntıları düşünemiyor oluşu yüzünden kaynaklanıyor. Yazarlar olarak kendimiz aralardan sıyrılarak var olma mücadelesi veriyoruz. Biraz kitap satış siteleriyle de ilgili, bence kitapları kategorize ederken yayınevlerine hangi grupta listeleneceğini sormalılar.

Pınar: KD okurları, ütopik bir evrende ve Kuir bir ülkede başlayıp ardından distopik bir evrene yolculuğun aşk ve fedakarlık dolu öyküsü olan Diğer Evren Serinize ön okumalar sayesinde aşina. Günümüz şartlarını üzülerek düşündüğümüzde cesur sayılabilecek bir temayı seçmiş olmak sizi zorladı mı?

Hep belirttiğim gibi idealist olmak istedim, sadece özgün olmak, evrensel olmak istedim, Ali ile Ayşe’nin bilindik hikâyesini yazmak değil de, Eeva ile Veera’nın, Astrid ile Freya’nın beklenmedik hikâyesini yazmak istedim.
Şeyda Aydın: Hiç şüphesiz yazmaya ilk başladığımda, zaten milyon satış tirajları beklentisine girmeden yazdım hikâyemi. Hep belirttiğim gibi idealist olmak istedim, sadece özgün olmak, evrensel olmak istedim, Ali ile Ayşe’nin bilindik hikâyesini yazmak değil de, Eeva ile Veera’nın, Astrid ile Freya’nın beklenmedik hikâyesini yazmak istedim. İçimden gelen buydu ve yaptım, bu konuda zerre kadar pişmanlığım yok, çünkü derdim çılgıncasına ünlü olmak değil, benim derdim başarılı olup belirli bir okuyucu kitlesi oluşturmak ve bu insanların her birine doğru şekilde dokunmak, hatta dünyaya açılmak… Özgün ve evrensel olduğumdan olsa gerek içim çok rahat. Nasıl hissettiysem, hikâye bana nasıl aktıysa aynen öyle yazmanın verdiği his, fark ettim ki olgunlaşmamı sağlayıp, ilhamımın alevlerini körüklemeye devam ediyor. Bilimkurgu, mitoloji ve fantastik edebiyatı Kuir kahramanların aşkıyla buluşturmak; evet, cesur olmayı gerektiriyor.

Pınar: Cesur insanlara bilhassa cesur kadınlara ihtiyacımız var evet. Kitaplarınızdaki hoşgörülü Kuir evren ve iki kadın arasındaki aşkın saflığı, bu olgulara uzak insanların empati kurabilmesine katkı sağladı mı sizce?

Şeyda Aydın: Okuyuculardan gelen pozitif yorumlar sebebiyle bu soruya gönül rahatlığıyla evet cevabı verebilirim. Bu konulara uzaktan yakından ilgisi olmayan okuyuculardan, ilk romandan itibaren karakterlerime çok bağlanan, devam romanlarını iple çekenler olduğunu söyleyebilirim. Beni en çok şaşırtan da buydu; kuir okuyucularımın azınlıkta olması, mevzuya uzak okuyucunun daha ilgili olması, empatiye katkı sağladığımın kanıtı değil de ne?

Pınar: Henüz kitaplarınızla tanışamamış olanlar için o güzelim Netta Manifesto’sundan da bahsedebilir misiniz?

Aşkın her rengi kutsaldır. Aşk için ise cesur ol, kendini tanımandaki en büyük yolculuğun aşkla başlar… Doğa anaya saygılı ol; senin ona verdiğin kadar o da sana verecektir.
Şeyda Aydın: Aslında çok uzun bir manifesto bu, ama şöyle başlıyor: “Herkes birbirine ‘Bay’ veya ‘Bayan’ değil; ‘Sayın’ veya ‘Sevgili’ diye hitap etmelidir. Cinsiyetçi kalıplar kullanılmamalıdır. Aşkın cinsel kimlikleri yoktur; yetişkin her insan özgür iradesiyle kiminle birlikte olmak isterse olur, aşk yaşayabilir, bunu asla sorgulama, bunu sorgulamak en büyük kabalıktır. Aşkın her rengi kutsaldır. Aşk için ise cesur ol, kendini tanımandaki en büyük yolculuğun aşkla başlar…

Doğa anaya saygılı ol; senin ona verdiğin kadar o da sana verecektir. Diktiğin bir binaya karşılık yeryüzüne yüzlerce ağaç dik… Hayvanlar yaşadığın dünyanın asıl sahibidir, senden önce de vardılar, senden sonra da olacaklar; onları kendinden bile koru, özgürlük ve huzurları seninkinden değerlidir, dünyanın asıl sahibi onlar. Her birey hayvanların ihtiyaçlarından sorumludur… Çocukları çocuk gibi severek bildiklerini onlara aktar… Herkesin fikri değerlidir; her fikre saygılı ol, önce dinle, sonra bunu hoşgörüyle tartış. Unutma, yumrukların değil; doğru bir iletişimin çözemeyeceği hiçbir şey yoktur…

Netta demek, ‘Değerli’ demektir, tıpkı sen ve diğer herkes gibi. Biz bir bütünüz ve ancak birlikte hareket ettikçe doğru şekilde ilerleyebilir, gelişebiliriz.”

Pınar: Keşke herkes hissedip, içtenlikle uygulayabilse bunları… Peki bilimkurgu yazan bir kadın olmak nasıl hissettiriyor size?

Şeyda Aydın: Sonsuz hayal gücü; uçsuz bucaksız ve keşfedilmemiş evrenler; macera dolu seyahatler… Böyle hissettiriyor, sürekli yolculuğa çıkmak, yepyeni insanlar tanımak gibi. Yaşadığımız hoyrat dünyayı düşünürsek, bilimkurgu ve fantastik yazar olmak, sınırsızlığıyla özgürleştiriyor zihnimi. Gerçek dünyada karşılaştığım cinsiyetçiliği kalemimle savaşarak alt edebileceğime inanmamı sağlıyor.

Pınar: Yazarlık üzerine ilk başarınız neydi diye sorarken, sizin için bizim de çok gururlandığımız, Diğer Evrendeki Kadın kitabınızın ABD’deki Cyberpunk Culture Conference’a seçilmesinden de bahseder misiniz?

Şeyda Aydın: ABD’de, California Riverside Üniversitesinden bir akademisyen, –bulabileceğine hiç umut etmese de– Türkiye’de Kuir ve feminist bilimkurgu eserleri var mı, diye araştırma yaparken tesadüf eseri benim eserlerime rastlayıp gözlerine inanamıyor. Beni keşfedince bana ulaşıyor, hatta Diğer Evrendeki Kadın için İngilizce bir yazı hazırlayarak bana iletiyor ve gelecek vaat ettiğimi, dünyada yolumun çok açık olduğunu belirterek eserlerimi ABD’deki akademik bilimkurgu konferanslarında tanıtacağını iletti. Serüven böyle başladı ve bunun daha bir başlangıç olduğunu ekledi. Sanırım diğer eserlerim de üçleme haliyle ABD’deki birçok konferansta tanıtılacak. Ayrıca oradaki bir kitaba da post-humanizm ve feminist bilimkurgu alanında uzun bir makale yazıyorum. Aslında bir yönden bakıldığında bu biraz kalp kırıcı, çünkü Türkiye’deki gerek kuir platformlar olsun, gerek diğer oluşumlar olsun, tarafıma hiçbir şekilde destek talebi gelmiyor. Desteğin direkt olarak yurt dışından gelmesi sevindirdiği kadar, yazdığım eserlere karşı ülkemizin duyarsızlığı üzüyor.

Pınar: Önümüzdeki yıllarda neler yapmak istiyorsunuz? Hayatınızla ve edebi kimliğinizle ilgili planlarınız neler? Keşke şu an hiç beklemeden yapsam dediğiniz bir şey var mı? Kalkıp bir İskandinav ülkesine yerleşmek gibi mesela 🙂

Ah, ne kadar büyülü ve mitolojik olurdu şimdi İzlanda, Fareo Adaları veya Finlandiya’ya taşınıp oralardan birinde yaşasam…
Şeyda Aydın: Dördüncü romanımı çoktan bitirip yayınevlerine gönderdim, ilk olarak sabırla oralardan güzel haberler bekliyorum tabii ki. Dördüncü roman, yepyeni bir serinin başlangıcı olduğu için çok heyecanlıyım. Ah, ne kadar büyülü ve mitolojik olurdu şimdi İzlanda, Fareo Adaları veya Finlandiya’ya taşınıp oralardan birinde yaşasam… Ancak, bir İskandinav ülkesine taşınmadan önce, –keyif kaçırıcı bir haber biliyorum ama– yakın zamanda geçirmem gereken ciddi bir tümör ameliyatı var, ilkin bunu atlatmam gerekiyor. “Shield Maiden’lar gibi savaşçı bir ruha sahibim, elbet bunun da üstesinden gelir, savaşırım,” diyorum şu günlerde. Bundan dolayı, herkesin pozitif enerjisine ihtiyacım var, bana ondan gönderin lütfen. İleri vadede ise daha iyi eserler yazıp dünyadaki okuyucuların ve edebiyat kriterlerinin dikkatini çekmek istiyorum.

Pınar: Evrene tüm kalbimle şifa dileklerimi yolluyorum sizin için. Eminim tüm Kayıp Dünyalılar da aynını yapacaktır.

Kitaplarınızın tanıtımını kendiniz üstlendiniz. İnternet sitenizde ve sosyal medya hesaplarınızda çok güzel videolar var kitaplarınıza dair. Biraz kontrolcü bir yapınız mı var her aşamanın sorumluluğunu almayı seven insanlardan mısınız? Yoksa eserlerinizin doğru şekilde ifade edilemeyeceğini mi düşündünüz?

Şeyda Aydın: Hem kontrolcü bir yapım olduğu, hem de her aşamanın sorumluluğunu almayı seven bir yapım olduğu doğru, nasıl da tam isabet tespit etmişsin Sevgili Pınar. Ben eserlerimin –elimdeki imkânlar el verdiğince– ruhunu ortaya koymaktan keyif alıyorum. Bunun için çoğu zaman –yakın arkadaşlarımın, “yazdıklarından sonra en büyük silahın,” dediği– sesimi kullanarak kitaplarımdan pasajlar okuyor, videolara seslendirme de yapıyorum. Eğer tanıtımları bir şirkete devretseydim, onların hazırladığı videolar hiç içime sinmezdi muhtemelen.

Pınar: Elinize ve sesinize sağlık, bir kitabı yazarından dinlemenin keyfi bambaşka zaten. Pekala kısıtlamalı, karantinalı, maskeli ve sosyal mesafeli günler sizi nasıl etkiledi? Yaratıcılığınız üzerinde olumlu etkileri oldu mu?

Şeyda Aydın: Karantinalı günler hiç kuşkusuz herkesi kötü etkiledi, ama galiba ben bunu bireysel manada fırsata çevirdim, evde daha çok zaman geçirip bol bol okuma yaptım, romanım üzerinde rahatça çalıştım, geçen yılın stresini biraz olsun üzerimden attım. Ne var ki, dünya birbirine girince, sanki yazdığım distopik Antero evreni bir anda bizim evrene dalmış gibi de hissettim. Bu da benim ilhamımı olumlu etkiledi tabii. Elbette ki dileğim, bir an evvel şu lanetli günlerin aşılması. Amma velâkin bu salgının siber çağın devrimi olduğunu düşünmeden edemiyorum, yani insanlığın kafası bilgisayarlara gömüldü, çocuklar uzaktan eğitime mecbur kaldı, herkes birbirinden uzaklaştı, dünya eğlencesini yitirdi, bir nevi siberpunk bir evrene dönüştü, her şey online bir sistemin düzenine girdi. Ötesini, geleceği hayal edince, epey ürkütücü geliyor. Ancak 2020 yılı yazarlık kariyerim için muazzam bir dönemin başlangıcı oldu; daha çok okuyucuya ulaştım, sınırları aştım.

Pınar: Diğer Evren Serisi bittiğine göre ufukta görünen başka çalışmalarınız var mı?

Şeyda Aydın: Olmaz mı? Daha önce de belirttiğim gibi dördüncü roman bitti ve içime sine sine, ortalığı cayır cayır yaka yaka bitti. Yeni roman hardcore bir bilimkurgu serisinin başlangıcı olacak gibi duruyor, daha sert, daha siberpunk, çok fazla karanlık… Bu kez sadece aşk, bilimkurgu ve mitoloji yok; bunların yanında epeyce gizem, dram, gerilim de var. Ben, romanlarımı birbirine bağlamayı çok seviyorum; yepyeni, taptaze karakterler kurgulamış olsam da, Diğer Evrendeki Kadın ve Parçalanmış Yansımalar’ı okumuş olanları allak bullak edecek detayları içinde barındırıyor bu yeni roman. Feminist göndermelerin olduğu, tüm kadınlara ithaf ettiğim, distopik, fantastik, mitolojik bir suç romanı çıktı ortaya. Sadece şunu diyebilirim, bomba gibi bir kadın kahraman, hatta anti-kahraman geliyor. Bekleyelim bakalım ne zaman yayınlanacak?

Pınar: Romanlarınız dışında okurlarınıza ulaştığınız başka platformlar var mı? Sözü açılmışken bir gün yazılarınız ya da öykülerinizle sizi Kayıp Dünya sayfalarında görmeyi de çok isteriz 🙂

Şeyda Aydın: İki platforma birden en az ayda bir defa köşe yazısı ve makale yazıyorum, biri sanatokur.com, diğeri de öyleolsun e-dergisi. Hikâyelerim dışında, edebiyattan, sinemadan yazmak hayli keyif veriyor doğrusu. Aklımda “Diğer Evrenden Öyküler” adlı bir proje var mesela. Eeva ile Veera’yı; Astrid ile Freya’yı çok seven bir kitle oluştu; onların hikâyelerini devam ettirmemi istiyorlar. Bu karakterlerin yan olaylarını anlatan macera dolu kısa öyküleri yazdığımda, tüm bunları Kayıp Dünya sayfalarında okuyucu ile buluşturmak beni çok mutlu eder.

Pınar: Sizi KD’de görmekten gurur duyarız. Sevgili Şeyda Aydın, sizinle söyleşi yapmak gerçekten çok keyifliydi. Umarım en kısa sürede yeni kitaplarınız hakkında yeniden konuşma fırsatı yakalayabiliriz. Sizin Kayıp Dünyalılara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Şeyda Aydın: Bu müthiş röportaj için çok teşekkür ederim. Kayıp Dünyalılara şunu söyleyebilirim, zaten ünlü ve ödüllü olan yazarları okumanın yanında yerli bilimkurguya da şans versinler. Nedense yerli bilimkurgu –karşılarına yerli karakterler çıkacak diye düşünülerek– hasıraltı ediliyor ama görecekler ki tüm dünyaya hitap edecek kalitede evrensel eserler de var aralarında. Neden biz de Hugo, Nebula, Locus ödülleri alamayalım ki? Lütfen artık bize sahip çıksınlar.

Okuduğunuz için teşekkürler

Fikirlerinizi paylaşmanız bizi çok sevindirir.
Yorum yazarak bizi daha iyi içerikler hazırlamak için destekleyebilirsiniz.

Düşüncelerini Paylaş



avatar

Pınar KARACA

Tam zamanlı okur, yarı zamanlı yazar.

1 Yorum

Yorum yazmak için tıklayın

  • Mükemmel insan,harika dost Şeyda. Yolun açık olsun. Dilerim insanlar, ön yargılarını yıkmanın yolunu bir an önce bulsunlar.

Kayıp Dünya Aylık Arşivi