Bilimkurgu Ön Okuma İnceleme Ön Okuma

Ön Okuma: “Diğer Evrendeki Kadın” – Şeyda Aydın

Diğer Evrendeki Kadın
Diğer Evren Serisi 2. Kitap

Yazar: Şeyda Aydın
Sayfa Sayısı : 336
İkinci Adam Yayınları – 2019

Yemyeşil doğasıyla neo-fütüristik bir ütopya evreninde, kuir bir ülkede yaşayan film senaristi Veera Virtanen, sevdiği kadın Eeva’yı yaşarken görebilmek uğruna, şiddet ve bulaşıcı hastalıklarla çevrelenmiş, homofobik, transfobik, kötücül, siberpunk bir distopya evrenine doğru tehlikeli bir yolculuğa çıkmayı, ucunda ölüm bile olsa göze alacak kadar cesur ve tutkulu bir âşıktır.

Diğer Evrendeki Kadın romanı, aşkın, saf sevginin, fedakârlığın, rüyaların, ikinci şansların, mucizelerin, macera dolu bir yolculuğun, iyilik ile kötülüğün, aydınlık ile karanlığın bilimkurgusal anlatımıdır

Ön Okuma

(Konu Açıklaması ve Notlar)

 “Diğer Evrendeki Kadın” adlı bu eser, yayınlanan ikinci romanım olup, ilk romanım olan “Diğer Evrenin Senaristi” adlı eserden koparak gelmiştir. Yeni eklediğim ve detaylandırıp zenginleştirdiğim karakterler ile ilk eserde evrenin diğer tarafında kalan önemli bir kahramanın geleceğine dair bağımsız ve farklı ilerleyen hikâyesi sayesinde rahatça anlaşılabilecek bir kurguya sahiptir. Sayın okuyucuya önemli cevaplar sunabilmem adına ilk eserimin aslında sadece yardımcı bir roman özelliği taşımakta olduğunu, asıl romanın, kırılma noktasının, “Diğer Evrendeki Kadın” adlı bu ikinci eser olduğunu; tabii iki romanın da bir seri gibi düşünülerek ele alınabileceğini, bu seriyi “Diğer Evren Serisi” diye adlandırdığımı belirtmeliyim. Sonuçta iki roman, karşılıklı olarak birbirine tutulan ve birbirinden yansıyan iki aynadan farksızdır.

Dürüst olmak gerekirse, ilkini yazıp bitirdikten hemen sonra Eeva ile Veera’yı kendi hallerine bırakmaya gönlüm razı olmadı; çünkü ilk hikâyenin aynı ütopya evrenlerinde geçmesi sebebiyle ikisinin o evrenler dışında bizlere gösterecek çok şeyleri olduğunu, aynı zamanda bizim yaşadığımız gerçek dünyadaki karanlığın neye benzediğini onların da görmesi gerektiğini düşündüm.

Burada okuyacaklarınız, neo-fütürizmci bir ütopya evrenindeki, cinsiyetçi olmayan kuir (queer) bireylerin birlikte barış içinde yaşadığı bir ülkede başlayıp, tam tersi olan retro siberpunk (cyberpunk) distopya paralel evrenindeki (alternatif gerçeklikteki) şiddetle yaşamaya alışmış bir ülke arasında gelişerek ilerlemektedir. Siberpunk sadece bir tür değil; aynı zamanda kültür olduğu için kemikleşmiş siberpunk atmosferdeki dejenere olmuş teknolojik detaylar tekrar tekrar anlatılmaya gerek görülmemiştir. Yine karakter, şehir, ülke ve mekân adları, benim için fazlasıyla önem arz eden İskandinavya topraklarından gelmekte olup, tüm olaylar gibi karakterler de tamamen kurgudan ibarettir. Belirli bir ırkı veya kökeni temsil etmeyen bu karakterler dünya üzerinde yaşayan her insanın olması gerektiği gibi evrenseldir ve eşittir.

Fantastik bilim kurgu türündeki bu romanda anlattığım ütopya ve distopya evrenlerindeki iki farklı dünyaya ait iyi ile kötü arasında kurulan düzen ve düzensizliklerin derin ayrıntılarını, iki kadının aşk hikâyesi ile akıllarda canlandırır gibi betimleyerek özellikle sunduğumu da altını çizerek belirtmeliyim.

Bu dünyayı daha iyi bir dünya yapabilmek; belki de önce bize öğretilen kalıpları, sonra kendimizi değiştirmek ile evrensel düşünülürse mümkün olacaktır. Yetişkin insanlara ait aşkın tüm renkleri değerlidir ve dünyayı kurtaracak olandır; ta ki herkesin cinsiyetçi duvarlarını yıkıp aşkın her rengine saygı duyduğu, birbirine hoşgörülü olduğu, şiddetin yeryüzünden silindiği o huzurlu gün geldiğinde…

Bu roman ABD’deki Cyberpunk Culture Conference’ta 10 Temmuz 2020’de sunumu yapılacak olan edebi eserler arasına seçilmiştir. İngilizce bir tanıtım hazırlanıp bilimkurgu türü edebiyat dünyasına duyurulacaktır.

Bu ikinci romanda, direkt olarak, Veera’ya odaklanıyoruz, çünkü kendisi halen yastadır. Zamanla, fizikçi komşuları sayesinde bambaşka bir evrene bir kapı açıldığını, Eeva’nın farklı bir yansımasının, orada hayatına yalnız olarak devam ettiğini öğrenir, ancak bu evren yaşadığı evrenin tam zıttıdır. Gitmeye karar verir ve siberpunk bir evrene yolculuk başlar.  Ne yazık ki bu zıt evrende terör vardır ve tabii salgın hastalıklar, savaşlar, baskılar da neon dünyayı kasıp kavurmaktadır. Ancak alternatif gerçekliğe kapı açmaya yarayan bir makine icat edilmiştir ve kaçınılmaz olan gerçekleşir. Bu romandaki makine üçgen şeklinde bir kapıya ve bütün olarak piramit şekline sahiptir; bu da kadını sembolize eder, aynı zamanda siberpunk kültürün simgesidir. Evrenden evrene hafıza taşıyan mitolojik tanrımız bu romanda da iş başındadır; Muninn kahramanlarımızın işlerini bir hayli kolaylaştırır.Post-humanizm kavramı için de önemli bir ütopik eserdir; zira Veera’nın roman finaline doğru aşkı tüketmeden yaşamak uğruna yaptığı ani manevrayı yalnızca bilgeliğe ermiş olan ütopya insanları yapabilir.-Şeyda Aydın

ALINTILAR

 Netta hakkında

“Netta, her zaman olduğu gibi hoşgörünün, saygının, cinsiyet eşitliğiyle aşkı kutsal sayan, nefreti hiç bilmeyen, karşılıksız iyilikler yapan, birbirlerini seven ve saygı duyan güzel insanların üzerinde yaşadığı o ülkeydi. Ülkedekiler, kadimlerin miras bıraktığı, pozitiflik dolu modern gelecekçi bilincin gelişmiş toplumu olarak birbirini dinleyerek ve yardımlaşarak hayatlarına bireysellikten uzak devam ediyor, gelişiyor; sevgiyle yükselen bir ütopya uygarlığı olarak hiçbir varlığa zarar vermeyi aklının ucundan geçirmeden dünya üzerinde nefes alıyor; umudu ve öğretilerini yeryüzüne yayıyordu. Netta’da kadın ve erkek için bay veya bayan ibareleri kullanılmazdı; çünkü herkes eşitti, cinsiyet, ırk, renk ayrımcılığı söz konusu bile değildi, herkes birbirine “Sayın” veya “Sevgili” diye hitap eder, kadın, erkek ve diğer her insanı aynı şartlarda görürlerdi. Homofobi, transfobi ve ırkçılığın ne olduğunu bilmeden, yetişkin insanların yaşadığı her şekil ve renk aşkın önünde saygıyla eğilirlerdi. Bu basit gibi görünen hitap şekli ve aşka saygı duruş tarzları hakkında, Netta’nın bütünüyle nasıl bu kadar gelişmiş olduğunun ve huzur içinde bir toplum olduğunun temellerinde yatanın belki de en iyi iki kanıtı diye bahsedilebilirdi. Onlar, doğayı, ağaçları, toprağın her tanesini kendilerinden bile koruyarak seven, çocukları çocuk gibi seven, hayvanların yaşama hakkına saygı duyan, inançlarını kendi içlerinde yaşayan, silahın ne olduğunu bilmeden tüm anlaşmazlıkları iletişimle çözen; sanatı, edebiyatı, bilimi, aşkı ve tüm kitapları en değerli mücevherden bile paha biçilemez gören modern çağın insanlarıydı.”

Antero Hakkında

“Evrenin her yerini kin, nefret, intikam, şiddet, bulaşıcı hastalıklar sarmış, biyolojik ve diğer silahlar ile birbirine korku salan insanlık her gün birbiriyle kavga eder olmuştu.”

“… Antero adında kötü niyetli liderlerle yönetilen, sömürgeci bir ülke vardı. Netta’nın var olduğu dünyanın aksine, parçalara ayrılmış, katledilmiş yeryüzü, savaşlar yüzünden kanla sulanmış bereketsiz, çöl olmuş topraklardan, ağaçsız dağlardan, karanlık kirli beton şehirlerden, işkence gören hayvan, kadın ve çocukların yaşam savaşı verdiği lanetli bir yerden başka bir şey değildi. Açlık ile tehdit edilen insanlık korku ile yönetiliyor ve ülkelere göre ırksal sınıflandırmalar yapılıyordu. (…) Antero’nun olduğu dünyada, insanın kendi olarak özgürce yaşama hakkına saygı kalmamış., aşkın anlamı çoktan unutulmuş, ilişkiler mekanikleşmişti. Her yerini kin, nefret, intikam, şiddet, bulaşıcı hastalıklar sarmış, biyolojik ve diğer silahlar ile birbirine korku salan insanlık her gün birbiriyle kavga eder olmuştu.”

“Sadece erilliği ve bencilliği ile hareket eden bu dünya, yok etmek, savaşmak, sevmeyi bile yasaklamak için her şeyi bahane edebilirdi.”

“İnsanlık, “İnsanlık” yerine “İnsanoğlu” tabirini kendine bağnazca yakıştırdığında, eril zihniyetle yolunda yürüdüğünde nefret dolu bir toplum olması, sonunda da yok olması kaçınılmazdı.”

“Geleceği meçhul ailelerin geleceği meçhul çocukları, dünyanın karanlığı ile gelecekte onları bekleyen zorluklardan habersiz sevinçle oyun oynadığından, sabahtan akşama kadar çocuk sesi hiç eksik olmazdı.”

Ve Veera’nın Antero’da karşısına, Netta’daki en sevdiği arkadaşlarından biri olan Siiri, Riki adıyla ve erkek vücuduyla çıkıverir.

“Riki ona doğru koşup sarıldı, omzunda dakikalarca ağladı. Riki asla hayal ettiği o insan olamamış; olmak istedikleri yolunda engellenmiş bir dünyada yaşıyordu. Antero’da cinsiyet değiştirme ameliyatları yasak olduğundan, hissettiği gibi görünemediği için ağlıyordu. Antero’da ailesi gözlerinin önünde öldürülünce hayat onu bambaşka bir yöne sürüklediği için ağlıyordu.

Riki ne yapabilirdi ki, Antero’nun kelime anlamı bile “erkek” demekti; sadece erilliği ve bencilliği ile hareket eden bu dünya, yok etmek, savaşmak, sevmeyi bile yasaklamak için her şeyi bahane edebilirdi ve aslında bu, empati kuramayan, kinle yoğrulmuş saygısız bir toplumun düzeni değil, çöküşüydü.”

Veera’dan Eeva’ya mektuptan alıntı (Eeva aktrisliği yanı sıra Antero’da, AIDS hastalığı ile mücadele eden bir öncüdür)

“Bizim için bir son yok, var olan iyi ya da kötü diğer tüm evrenlerin gerçekliği boyunca milyonlarca kez birlikte olmaya devam edeceğiz; şu an yanında olsam da olmasam da.
Sen ise benim için her zaman dünyayı kurtaran o kahraman kadın olacaksın; çünkü ikimiz de dünyanın bundan çok daha iyisini hak ettiğini biliyoruz.”

BÖLÜM 1
Leena ile Milko

Hiç kimsenin sınırlarını zorlayan şeyler yaşayacağını öngörmediği zamanlardı. 2014 yılıydı ve havanın hafif serinlemeye başladığı ağustos ayının ilk haftasıydı. Gece saat 3.30 civarı olduğundan ortalık sessiz ve sakindi.

Ay ışığı, penceresinden gecenin karanlığını şerit gibi kesip içeri girdiği ve her yerini aydınlattığı bir evin yatak odasında, kızıl dalgalı uzun saçlı, bembeyaz tenli, yüzü çilli genç bir kadın, yatağında uyuyordu; hemen yanındaysa siyah kısa kıvırcık saçlı, simsiyah tenli genç bir adam, kadına sarılmış halde uyuyordu.

Kadının, iri yeşil gözlerini aniden açarak uykusundan uyanması ve yattığı yerden doğrulması bir oldu; en karanlık kâbusu görmüş gibi nefes nefeseydi, içine korku oturan gözleriyle etrafına baktı. Rüyasında gördüğü şey yüzünden dilinin dolaştığını hissediyor; gördüğü şeyin mümkün olup olamayacağını aklından geçirip duruyordu.

Kadının uyandığını fark eden adam, koyu kahve yorgun gözlerini zorlukla açtı, yattığı yerden yanındaki kadına baktı, uykulu ve şefkatli sesiyle, “Ne oldu? İyi misin?” diye sordu.

Kadın çevresindeki her şeye yabancı gibiydi, hiçbir cevap vermedi, sadece etrafına bakıp durdu. Adam endişeliydi, yatakta doğrulup oturdu, yanı başındaki kadına tam sarılacakken, kadın önce yataktan, sonra odadan fırlayıp çıktı.

Adam, kadının kısa beyaz geceliğiyle bir hayaleti andırarak alacakaranlıkta odadan çıkıp gidişine arkasından yutkunarak bakmıştı. Bir panik atak krizi geçiriyor gibi görünen kadının koşar adım yataktan çıkışı ve odayı terk edişi onun için beklenmedik bir hareket olmuş, bu duruma hiç bir anlam verememişti.

Adam daha önce onu hiç böyle görmediğini içinden geçirerek, ne olduğunu anlamak için peşinden gitti; yatak odasından evin salonuna girer girmez olduğu yerde donakaldı. Salonun geniş penceresinden içeri giren ay ışığının aydınlattığı salonun yarı karanlığında adamın gördüğü ve onu şaşkına çeviren manzara, beyaz gecelikli kadının salonun hemen köşesinde yan yana duran ayaklı yazı tahtalarına kendini kaybetmişçesine ara vermeden bir şeyler yazdığıydı. Adam, kadının yazdıklarına hiç bakmadı, sadece onun iyi olup olmadığını bir dakika boyunca uzaktan izledikten sonra yanına gitti.

Kadına dokunmaktan çekinen adam, onun yanına yaklaşarak, “Bebeğim… İyi misin?” diye sordu.

Nefes nefese kalmış olan kadın, onun varlığını görmezden geliyor; kalemi tahtaya sert darbelerle vurarak hızlı hızlı yazıyor, sanki gecenin bir yarısı ilham perisi dürtmüş gibi yazdığı her neyse bitirmeye çalışıyor, etrafındaki hiçbir şeyi umursamıyordu. Adam ne yapacağını bilmez halde kadının etrafında gezinirken elleriyle yüzünü ovuşturuyor, kadına bakıyor; hâlâ bir anlam veremiyordu.

Bir süre sonra dayanamayıp onun omzuna dokunarak, “Leena, bebeğim neler oluyor?” diye sordu.

Kadın, yazdığı son formül ve denklemi çözüp bitirdikten sonra nefes nefese kalmış o haliyle, adama doğru başını çevirip baktı, titreyen sesiyle, “Yapabiliriz Milko… Başarabiliriz… Haklıydın,” dedi.

Adam hâlâ anlamamış olduğundan, vücut dilinden endişeli olduğu okunuyor; sesinden korkmuş olduğu anlaşılıyordu, iki elini havaya kaldırarak, “Neyi Leena? Neden bahsediyorsun?” diye sordu.

Adamın bakışlarını bir an bile üzerinden ayıramadığı kadın, salonun diğer ucuna giderek, salonu tamamen aydınlatmak için lambayı açtı; her yer tamamen aydınlandı, o an adamın yüzüne bakarak, başının tek bir hareketiyle ona tahtayı işaret etti.

Adam olduğu yerde dururken, başını yavaşça tahtaya doğru çevirdi, denklem ve formüllere baktı; sadece gözleriyle baştan sona yazı tahtasında yazılanları inceleyip okuyan adam, kısa bir süre sonra yazılanların ne olduğunu anladı ve anladığı anda şoka girdi. Adamın tansiyonu düştü; titreyerek tahtaya bakmaya devam edip gözlerini tahtadan ayırmadan geri adımlarla yürüyerek, arkasındaki kanepeye kendini bıraktı ve duvara sırtını yaslamış haliyle kendisine gözlerini dikmiş olan kadına doğru baktı, kekeleyerek, “Ama… Bu… Nasıl mümkün olabilir?” diye sordu, çünkü kadının tahtaya yazdığı formüllerin, evrendeki tüm kuralları altüst ettiğini çok iyi biliyordu ve yıllardır ispat etmeye çalıştığı şeyi; kadın son bir saatte ispat etmekle kalmamış, ötesine geçmeyi başarmıştı.

Kadın kuralları altüst ettiğinin, dünyanın en dehşet verici buluşunu yaptığının farkındaydı; gözlerinden yaşlar akıyor, heyecanı da, korkusu da yüzünden okunuyordu. İçindeki adrenalinle her şeyi bir arada yaşayan kadın, ter içinde kalmış yüzündeki gülümsemeyle kendinden emindi.

“Her şeyi rüyamda gördüm… Artık paralel evrenimize bir kapı açabiliriz, elimizde bunu yapabilecek bir makine var Sevgili Milko.”

Herkes için ok yaydan o an çıkmıştı; ama o ok, hedefine varana dek olacakları da kimse tahmin edemezdi.

Okuduğunuz için teşekkürler

Fikirlerinizi paylaşmanız bizi çok sevindirir.
Yorum yazarak bizi daha iyi içerikler hazırlamak için destekleyebilirsiniz.

Düşüncelerini Paylaş



avatar

Kayıp Dünya

Kayıp Dünya Editörleri tarafından yayınlanmaktadır.

1 Yorum

Yorum yazmak için tıklayın

Kayıp Dünya Yazarlarından

Evren Vangül - Rüzgar