Bilimkurgu Ön Okuma İnceleme Ön Okuma

Ön Okuma: “Diğer Evrenin Senaristi” – Şeyda Aydın

Diğer Evrenin Senaristi
Diğer Evren Serisi 1. Kitap

Yazar: Şeyda Aydın
Sayfa Sayısı : 304
İkinci Adam Yayınları – 2018

Eğer homofobik biriyseniz, şu anda elinizde tuttuğunuz kitabı, lütfen aldığınız yere yavaşça geri bırakın veya bunun yerine tüm olumsuz düşüncelerinizi bir kenara bırakıp ön yargılarınızdan arınarak okumayı deneyin, ha gayret yapabilirsiniz. Empati ve hoşgörünün, sizi olduğunuzdan daha iyi hissettireceğini fark edeceksiniz. Çünkü ön yargı yanlışlıkla ateşlenen ve kendiniz dâhil kaza kurşununa kurban ettiren, yanlışlarla dolu bir silahtır.

Oysaki sayfaları çevirip okuyacağınız, içine gireceğiniz bu kitapta var olan evren ve evrenlerdeki, cinsiyetçilikten uzak kuir ve yumuşacık yürekli bir halkın yaşadığı Netta ülkesinde, silahlara, savaşlara ve insanların yaşadığı aşkları yargılayanlara yer yoktur. Çünkü bu roman, sizi şu an yaşadığımız evrenden çok daha farklı, fantastik ütopya evrenlerinin tam içine, aşkın kutsal sayıldığı, aşkın cinsel kimliklerinin olmadığı verimli topraklara ve orada geçen bir aşk hikâyesine doğru yolculuğa çıkaracaktır.

Çünkü şehir ve kasabalarının her tarafını asırlık ağaçların, rengârenk çiçeklerin, el değmemiş ormanların, mavi göllerin, coşkun nehirlerin, berrak denizlerin sardığı, barışçıl ve huzurun temsili, fütüristik atmosferdeki Netta ülkesindeyiz. Orada bilgin, mutlu hayvanlar, vefalı dostluklar, saf aşklar, bitmeyen tutkular, acı kaybedişler, heyecanlı arayışlar, birkaç saatlik uykuda görülen rüyalara yılların sığabileceği sonsuz anılar, âşıkların başına gelebilecek en büyük mutluluklar, yıkımlar, umutlar, ikinci şanslar, mucizeler, küllerinden doğanlar ve daha ötesi var. Her insanın yaşadığı gibi, bize insan olduğumuzu hatırlatan tüm duygular gibi…

Birbirlerini bir evrende kaybedip diğer bir evrende arayan ve kavuşmaya çalışan, doğa ananın kolladığı iki kadının aşk hikâyesi, hemen elinizdeki romandadır, lütfen korkmadan bu kapıdan içeri girin.

Ön Okuma

 

Konu Açıklaması ve Notlar

Romandaki olaylar, şu an içinde yaşadığımız aynı dünyanın farklı ve pozitif bir fütüristik yansımasında, (alternatif bir gerçeklikte) cinsiyetçi olmayan kuir (queer) bir toplumun yaşadığı ütopya dünyasındaki, hayali bir kıta üzerinde yer alan hayali Netta adlı ülkenin çoklu yansıması içinde, iki yansıma arasında cereyan etmektedir. Bu nedenle, ana karakterlerin de yansımaları olduğundan, her ana karakterden iki adet vardır.

Karakter ve mekânların isimleri, Finlandiya ve İzlanda dillerinden gelmekte olup, tüm olaylar gibi, karakterler de tamamen kurgudan ibarettir. Karakterlerin hiçbiri belirli bir ırk kökenine ait değildir; aksine, her biri yaratılırken, eşit bir toplumda var olan insanlar şeklinde, ırksal sınıflardan hariç tutulup, ırkçı kavramlardan arındırılarak, eşit olarak görülmüş ve düşünülmüştür. Kuzgun Muninn ve dolunay gibi bazı ayrıntı ve metaforlar; İskandinav mitolojisinden ilham alınarak yazılmıştır.

İskandinav mitolojisinin popüler kültürde kullanılması ve tanınması -ne yazık ki- sadece Odin ve Thor üzerinden olduğu için, kurguda yepyeni bir tanrı yaratıldı; adı Muninn (mitolojide hafızayı simgeleyen kuzgundur işin aslı) ancak bu hikayede hiçbir cinsiyeti yüceltmeyen bir tanrı şeklinde -kuzgun olarak- tasvir ediliyor. Veera’nın Inka adındaki kendisiyle psişik olan kurt köpeği de kadınların özünün kurtlarla tasvir edilmesine feminist bir göndermedir. Ki üç romanda da kadının tasviri olarak özellikle kurtlar kullanılmıştır.

Clarissa P. Estes’in “Kurtlar ve kadınlar, doğaları, araştırıcılıkları, büyük bir dayanıklılık ve güce sahip olmaları bakımından yakın akrabadırlar,” savına bir atıftır.  Kurguda, evren, ruh ve tanrıya da odaklanıldı, daha çok tanrıçaya demek doğru olur. İlk çağlarda, tek tanrılı ilahi dinler insanlığı etkisi altına almadan önce, bilinir ki tanrılar “kadın” olarak tasvir edilirdi, oysa bu zamanla unutuldu, unutturuldu. Yalnızca feminist yazarların araştırma kitaplarına konu olan bir nokta oldu. Fatmagül Berktay’ın “Tek Tanırılı Dinler Karşısında Kadın” eserine ve Merlin Stone’un “Tanrılar Kadınken” eserine araştırma konusu olduğu gibi.

Ütopik iki dünyanın yansımasının düzenine dair ayrıntılar, hikâyenin yalın anlatımında alttan verilmiş, ütopya’da özgür ve gelişmiş bilinçleri ile yaşamını sürdüren iki kadın arasındaki aşk hikâyesi, Diğer Evrenin Senaristi adlı bu eserde öne çıkarılarak anlatılmıştır.

Üç romandan oluşan fantastik-bilimkurgu serisinin (Diğer Evren Serisi diyorum ben bu seriye) giriş romanı olan bu naif eserde Netta adlı ütopyada -münzevi olarak- göl evinde köpeğiyle yalnız yaşayan Veera adlı tanınmamış yazar, rutinlikte derken bir gün, hiç tanımadığı bir kadınla ilgili rüyalar görmeye başlar. Bunları sorgularken karşısına aniden, televizyon ekranında rüyasında görüp durduğu aynı kadın çıkar, hem de ünlü bir aktristir bu kadın. Şoke olmuş, o zamana değin varlığını hiç fark etmemiştir.

O an tüm parçalar zihninde birleşmeye başlar; kadının aslında Netta’nın alternatif evreninde yıllardan beri sevgilisi olduğunu, sadece sevgilisi değil, ruh eşi olduğunu, hayatının aşkı olduğunu anlar. Bir şeyler yapmalıdır; karşısına çıkmalı, neler olacağını görmelidir. Aktris olan Eeva’ya bir senaryo yazar ve gönderir. Tabii bu arada diğer Netta evrenindeki Veera ile Eeva’nın neler yaşadığına -yine rüyalarında- tek tek şahit olur. (Bunlar da romanda ayrı bir hikâye şeklinde seyreder.) Veera’nın neden rüyalar gördüğünün cevabı roman sonuna kadar gizemini korur, çünkü işin aslı trajiktir.

Hem romantik bir dram, hem de fantastik, doğaüstü bir macera olan bu eser ile aşkın cinsiyet tanımadığına, kutsallığına, evrenlerin duvarlarını aştığına, ölümün bir son olmadığına, aslında alternatif gerçeklikte varlığın sürdürebildiğine vurgu yapılmaktadır. Tıpkı teorik fizikteki zaman, mekan ve çoklu evrenler teorisinde olduğu gibi.– Şeyda Aydın

ALINTILAR

“İkisi beraber kafeden çıktıklarında, yan yana yürürken aralarındaki boy farkını kafalarına takmamışlardı bile. İçlerinde, vücutlarının her bir karışını titreten o heyecanı hissederken, geçmişteki dünyaya egemen olan şekilci fiziksel normlar, onlar için önceden yok olmuştu, böyle kalıplarla büyümemişlerdi. Zihinleri o kadar berrak ve açıktı ki geriye sadece karşılarına çıkanı, arzularını baskılamadan yaşamak kalıyordu. Bunu özgürce yaşamak için, kendilerine sunulmuş koca bir dünya, Netta’da önlerindeydi.”

“Aa hadi yapmayın dostlar, bizden neredeyse yarım yüzyıldan fazla zaman önce cinsel kimlikleri için insanlar mücadele etmeseydi, şu an olduğu kadar rahat olabilir miydiniz ha?”

“Bence bu kimliği özellikle belirtecek bir şey yok. Bu etiketlerin, insanların üzerine basılıyor olması, onları gruplaştırıp, birbirinden uzaklaştırmaz mı?”

“Normal diye bir şey yoktur; normal, sadece senin içinden geldiği gibi insanca iyiliğinle davranmandır, dilediğin cinsiyeti aşkla sevebilme özgürlüğündür, normal anormal kavramlarını aklımızdan çıkarıyoruz.”

“Sonuç olarak, yaşadığımız toplumu güzelleştiren, kimsenin kendini, bu konuda sınırlamamasıdır. Çocukluğumuzdan, hatta ailemizin çocukluğundan beri bu konuda baskısızca büyüyen çocuklar yetişiyor, bu nedenle ruh sağlıkları yerinde olan bireyler olmamız, dünyayı ve ülkemizi her anlamda geliştiriyor.”

“Artık savaşlar, mücadeleler, çarpışmalar bittiği için, silah diye bir şey de olmadığı için, ırk ayrımlarının da olmamasıyla beraber rahat bir hayat yaşıyoruz, ne mutlu.”

“Dilerim bu böyle devam eder Viivi, çünkü insanlık, er ya da geç, uğruna savaşacak bir şey bulur, umarım o günleri kimse görmez.”

BÖLÜM 1
Eeva

İnsan, hayvan ve doğanın birlikte huzurla yaşadığı, herkesin birbirine hoşgörülü ve saygılı davrandığı, nesli tükenen hayvanların, nesillerinin kurtarıldığı, rengârenk çiçeklerin ve yüzyıllık ağaçların, şehirlerin her yerinde gözleri kamaştırdığı, bitkilerin binalarının gövdelerini kollarıyla sarıp sarmaladığı, yağmurun da güneşin de hiç eksik olmadığı, bereketli topraklarında her şeyin yetiştiği…

Sanat ve onu üreten her insana verilen önemin, en üstte tutulduğu, her fikir ve düşüncenin rahatça ifade edildiği, İnsanların inancını içlerinde yaşadığı, şiddetin bilinmediği, kitapların çok sevildiği, kadın ve erkeğin eşit, çocukların ise çocuk gibi görülerek şefkatle büyütüldüğü, kötü niyetin tarihe gömüldüğü…

Cinsel ve ırksal kimliklerin çok önceleri yıkıldığı, yetişkin insanlarca, cinsiyetsiz aşkların her renginin, özgürce yaşanabildiği, aşkın inançlara göre de kutsal sayıldığı, kayıp kıtanın asla kaybolmadığı, dünyanın paralel varyasyonunda, tamamıyla kuir bir dünyada, ilk çağlarda asla kaybolmamış ve dünyayı değiştirmiş kadim insanların mirasçısı güzel insanların üzerinde yaşadığı, o kıtadaki, Netta adlı ülkede, 2015 yılıydı.

Fütüristik, geometrik şekilli yüksek binaların, asırlık ağaçlarla sarıp sarmalandığı, her yeri dev heykeller ve çiçeklerle süslenmiş, dünyada sanatın başkenti olarak anılan, modern bir kıyı şehri olan Sula Gleda’da, sağanak yağmurlu bir geceydi. Üzerinde devasa sinema salonları, tiyatrolar, sanat galerileri, müzeler, kitapçılar ve restoranlar bulunan, neon ışıkların yanıp sönerken, göz kırparak aydınlattığı, uzun, geniş ve gösterişli bir caddede, nezih bir restoranın önünde medya ordusu bekliyordu. Restoranın tam kapısına, siyah renkte, lüks bir araba yavaşça yanaşıyor, park ediyordu.

Araba durunca, arabanın park ettiğini gören foto muhabirler, heyecanlanarak arabaya doğru yürüdüler. Restoran kapısında bekleyen görevliler de arabanın durduğunu görür görmez, gövdeleriyle fotoğrafçılara bariyer oldular.

Duran siyah araba, caddedeki insanların, aniden ilgi odağı olmuş, caddenin ruhu, daha da canlanarak değişmişti. Yağmur damlalarının çarptığı, gecenin ışıklarının, üzerinde daha parlak yansıdığı arabadan inen şoför, elinde tuttuğu şemsiyeyle, ceketini düzelterek, yağmurda ıslanmayı umursamadan ve etrafındaki muhabirlere aldırış etmeden, arabanın arka sağ kapısına doğru yürüyordu. Şoför, önce şemsiyeyi açtı, sonra onu, nazikçe elinde tutarken, arabadan az sonra inecek olanı korurcasına havaya kaldırarak, arabanın yolcu kapısını açtı. Kapı açılınca, orta yaşlarda sarışın bir kadın, gözleri kamaştırırcasına göründü. Arabadan inmek için bacağıyla hamle yapan kadının, önce ayaklarında kırmızı renkte sivri topuklu ayakkabıları ve uzun bacakları göründü. Onu arabadan inerken gören insanlar, “kırmızı renkte sivri topuklu bir ayakkabı, ancak bu kadar çekici durabilirdi,” diye akıllarından geçiriyorlardı.

Arabadan indikten sonra, herkes tarafından tamamen görülebilen kadın, ayağındaki yüksek topuklu ayakkabılar sayesinde, 180 santimetreden uzun görünen 177 santimetrelik boyuyla, ince kum saati şekilli vücudunun taşıdığı zarif, kırmızı renkte elbisesiyle, caddenin tüm enerjisini değiştirdi.

Birkaç saniye durup olduğu yerde bekledi kadın; yeşil renkteki gözleriyle, etrafına keskin ama sevgi dolu bakışlar atarak gülümsüyor, poz veriyordu. O güldüğünde, ancak yakınından fark edilebilen, sağ tavşan dişinin, soldakine oranla daha önde olması, belirgin dudaklarının aldığı şekille, gülümsemesine ayrı bir çekicilik katıyordu. Bu, bir kusur değil, sadece ona has olan, onu diğerlerinden ayrı yapan, etkileyici bir farklılıktı. Bununla beraber, doğal rengi, kahve tonlarda olan saçlarını daima sarı rengin tonlarına boyattığından, herkes onu sarışın sanırdı, kimse gerçek rengini görmemişti, oysa her iki renk de ona yakışırdı.

O poz verirken objektiflerin sesleri duyuluyor, fotoğraf makinelerinden, etrafa saçılan flaş ışıkları ardı ardına patlıyordu. Flaş ışıklarının, üzerinde bir yanıp bir söndüğü kadın, geniş omuzlarına kadar değen, sarı saçlarını, ara sıra sol eliyle düzeltiyordu.

Caddeden tesadüf eseri geçen insanlar da durmuş, ona bakıyor, el sallıyordu. Yağan yağmurdan rahatsız oldukları da yoktu, tek gayeleri, önlerinde duran, belki de bir daha karşılaşabilme fırsatı bulamayacakları, bu göz kamaştırıcı ve ünlü kadını bir kez olsun görebilmekti. Orada bulunan tüm insanların yüzünde, koşulsuz bir mutluluğa neden olmuş, herkesten farklı ses tonunda adı duyuluyordu.

Okuduğunuz için teşekkürler

Fikirlerinizi paylaşmanız bizi çok sevindirir.
Yorum yazarak bizi daha iyi içerikler hazırlamak için destekleyebilirsiniz.

Düşüncelerini Paylaş



avatar

Kayıp Dünya

Kayıp Dünya Editörleri tarafından yayınlanmaktadır.

1 Yorum

Yorum yazmak için tıklayın

Kayıp Dünya Yazarlarından

Evren Vangül - Rüzgar