Fantastik Ön Okuma Ön Okuma Sesli Ön Okuma

Ön Okuma: “Lâmia-Kan Bağı” – Orkide Ünsür

Lâmia-Kan Bağı

Yazar: Orkide Ünsür
Sayfa Sayısı : 320
Altınpost Yayınları – 2015

 

“Lâmia-Kan BAĞI, benim daima desteklediğim, Türkiye’de çıkmasını arzu edip beklediğim türde yazılmış ve bu açıdan öncü olması gerektiğini düşündüğüm bir ilk roman. Orkide Ünsür’ün dili ise etkileyici ve oldukça sinematografik.” –Giovanni Scognamillo

Ölüm döşeğindeki teyzesinden karanlık aile sırlarını öğrenen on yedi yaşındaki Lâmia’nın hayatında yeni bir dönem başlar. Her şeyi göze alarak, vampir olduğundan şüphelendiği babasını bulmayı amaçlayan genç kız, bu yolculuk sırasında hem onu korkutan gerçekler ve reddettiği doğasıyla yüzleşmek zorunda kalacak hem de hayatının aşkıyla karşılaşacaktır. Acaba amacına ulaşabilecek midir ve daha da önemlisi, kime, ne kadar güvenebilecektir?

On dokuzuncu yüzyıl sonu İstanbul, Prens Adaları, Paris ve Bavyera’sını mekân olarak kullanan Lâmia – KAN BAĞI, öncü olma özellikleri taşıyan bir ilk roman. Okuyucuları, Osmanlı’nın son döneminde yaşayan Türk asıllı bir vampirle tanıştıracak olan, gotik romantik türdeki bu özgün eser, gerek vampir olgusuna farklı bakış ve yaklaşımı, gerekse yazarın kendine has, renkli, akıcı dili ve sevimli üslûbu ile sadece türün meraklılarınca değil, çok daha geniş bir kesimin ilgisini çekerek bir solukta okunmayı vaat ediyor.

Ön Okuma

Alıntılar

“Tatlı  bir  haziran gecesi, bendeniz ve zat-ı şahaneniz, batık ada Vordonisi’nin karşı kıyısında, yüzlerce yıldır toprak altında duran ve gün ışığına çıkarılmayı bekleyen tarihî bir Bizans Sarayı’na doğru yol almaktayız. İzin verin de bu ânın tadını çıkarayım sultanım!”

“Eskiler, mezar çukuruna bakılmasını pek tehlikeli ve münasebetsiz bulurlarmış. Zira bazı ölüler, gittikleri yerde yalnız kalmamak için sevdikleri dirileri yanlarına yâren isteyiverirlermiş.”

“Sarnıcın tam  ortasında, antik dönemlerden kalmış izlenimi veren  bir sunak  taşı duruyordu. Ön tarafında ve yanlarında bir takım yazılar, semboller vardı. O zamana kadar arkada  bekleyen ve hepsi de siyah pelerin giymiş olan sekiz  kişilik bir vampir grubu, sunağın etrafında yavaş yavaş çember şeklini almaya başladı.”  

“Söylenenlere göre, şöhreti İstanbul’un her yerine yayılmış olan, pek meşhur bir falcı kadın varmış. “İstanbul Cadısı” da derlermiş ona.  Asıl adı Rosa’ymış. Yaşını bilen yokmuş, adeta yaşsızmış, çok da güzelmiş. Bulgaristan’ın Tırnava şehrinden gelmiş.”

“Yüzü gergin ve düşünceliydi. Güçlü, beyaz bir kuşun kanadını andıran parmaklarını kuzgunî saçlarının arasından geçirdi. Elinin hareketini takip ederken, zamanın yavaşladığını hissettim. Gözlerim yüzündeki bir noktaya takılıp kalmıştı!”

“Görünüşe aldanma. Bazen canavar, masum bir güzelliğin arkasına yerleşir, bazen şeytan sandığının içinde bir melek gizlenir! Esasen herkesin karanlık bir yanı vardır. Tıpkı mehtabın güneşi görmeyen  yüzü gibi… Mühim olan hangi tarafı ne şekilde bertaraf edeceğini bilmek ve  kendine dürüst, Tabiat Ana’ya sadık kalabilmektir.”

Bonne Année (İyi Seneler)

31 Aralık 1895, Paris/Fransa

Eyfel Kulesi’nin siyah geceyi yırtan keskin projektörlerine inat, dolunay gökte yumuşak ve ilahî bir ışıkla parlıyor, lapa lapa yağan karın altında Paris, adeta bir masal şehri gibi görünüyordu. Binaların çatıları ve yollar, bembeyaz, kalın bir örtüyle kaplanmıştı. Sokak lambalarının sarı ışıklarının  aydınlattığı caddelerde hızlı, telaşlı adımlarla koşuşturan kimi insanlar ve yorgun atların çektiği birkaç arabanın haricinde göze çarpan pek bir şey yoktu. Bu soğuk yılbaşı gecesinde herkes gideceği yere çoktan gitmişti.

Seine Nehri’nin kıyısındaki görkemli malikânelerden biri ise kuşkusuz tarihinin en kalabalık ve eğlenceli gecelerinden birini yaşıyordu. Viktoryen mimarinin Paris’teki zarif ve seçkin örneklerinden Daudet Malikânesi, maskeli bir baloya ev sahipliği yaparak yeni yılı karşılamaktaydı. Balo salonunu doldurmuş olan birbirinden şık ve ilginç kostümler içindeki davetlilerin kimi kendini müziğin ritmine kaptırmış ahenkle vals yapıyor, kimi ayakta dikilmiş şarap içerek etrafı izliyor, kimi de neşeyle yanındakilerle sohbet ediyordu.

Kalın, bronz  zincirlerle tavandan sarkan gasolier tarzındaki devasa kristal avizeden, duvarlardaki pirinç gövdeli kristal apliklerden ve altın rengi şamdanların içindeki mumlardan yayılan ışık huzmeleri ortama büyülü bir hava veriyordu.

Kenardaki mermer sütunlardan birine yaslanmış duran uzunca boylu bir genç kız, kıyafeti, tarzı ve güzelliği ile hemen kalabalığın içinden sıyrılıp göze çarpıyordu. Pembe beyaz teni, ince beline sımsıkı oturan altın rengi işlemelerle süslü koyu kırmızı renkteki tafta ve tül karışımı kostümü, sırtına bukle bukle dökülen ve kızıl ışıltılarla yanan koyu kestane rengi saçları, alnının bir kısmıyla başının üstünü zarifçe saran tacı, boynundaki altın ve yakut karışımı göz alıcı gerdanlığı ile bir Osmanlı Sultanı’nı andırıyordu. Tek fark, nefes kesici cömertlikteki göğüs dekoltesiydi. Güzel yüzünün üst kısmını örten altın rengindeki maske, içlerinde sarı ve yeşil harelerin yanıp söndüğü çikolata renkli, badem biçimli gözlerini gizleyemiyordu.

Gülhatmi, kuşburnu ve nar karışımıyla renklendirdiği dolgun dudakları, belli belirsiz bir muziplikle kıvrılıyordu. Kadehinin dibinde kalan son yudumu içer içmez gözlerini kapattı, boğazını hafifçe yakarak aşağıya, midesine doğru kaymaya başlayan şarabın kokusunu ve ona çevreden karışmakta olan limon, lavanta, yasemin, gül ve tütün kokularını yavaşça içine çekti. Dudaklarına bulaşan kırmızı şarabı dilinin ucuyla yaladı ve gözlerini açarken kendi kendine sabırsızca mırıldandı:

“Hadi Pierre! Nerede kaldın?”

Genç kız sıkıntıyla iç geçirirken, aniden elindeki kadeh alınıp ortadan yok edildi, diğer eli de hızlıca ama aynı zamanda tüy kadar yumuşak bir temasla kavrandı. Vücudu bir başka vücuda doğru hafifçe çekildi. Ne olduğunu bile anlayamadan, kendini bir yabancının kolları arasında dans ederken buluvermişti. Vücudunu geriye doğru çekmek istedi ama başaramadı. Belini yumuşak bir dokunuşla kavramış olan iri ve güçlü el buna izin vermedi.

Okuduğunuz için teşekkürler

Fikirlerinizi paylaşmanız bizi çok sevindirir.
Yorum yazarak bizi daha iyi içerikler hazırlamak için destekleyebilirsiniz.

Düşüncelerini Paylaş



avatar

Kayıp Dünya

Kayıp Dünya Editörleri tarafından yayınlanmaktadır.

Yorum Yapılmamış

Yorum yazmak için tıklayın

Kayıp Dünya Yazarlarından

Evren Vangül - Rüzgar