Bilimkurgu Ön Okuma Ön Okuma

Ön Okuma: “Ay Zalim Bir Sevgilidir” – Robert A. Heinlein

Ay Zalim Bir Sevgilidir

Yazar: Robert A. Heinlein
Orijinal Adı: The Moon Is a Harsh Mistress
Çevirmen : Can Çakır
Sayfa Sayısı : 464
İthaki Yayınları – Nisan 2017

Genel İnceleme Puanı

 

Robert A. Heinlein şüphesiz ki tarihin en etkili bilimkurgu yazarlarından; Isaac Asimov’un deyişiyle bilimkurguya yön veren üç büyük yazardan biriydi. Samuel R. Delany ise yazarın tür üzerindeki etkisini, “Heinlein’ın etkisinden kurtulmaya çalışanlar her seferinde gökyüzü ya da okyanus gibi engin bir şeyle uğraştıklarını fark ediyorlar,” diyerek anlatmıştı. En iyi roman dalında Hugo Ödülü’nü dört kez kazanan üstat halen bu rekoru elinde tutuyor. Hugo ve Prometheus ödüllü Ay Zalim Bir Sevgilidir ise pek çoklarınca yazarın en iyi eseri olarak kabul ediliyor.

Ay’ı Dünya’dan kontrol eden Otorite’ye karşı, yalnızca mahkûm ve sürgünlerin gönderildiği ceza kolonisine dönüşmüş Ay’daki isyanın ve devrimin öyküsü bu. Ayrılıkçı hareketin liderleri haline gelen bir bilgisayar uzmanı, karizmatik bir genç kadın ve yaşlı bir akademisyenin köleleştirilmiş insanların geleceğini değiştirme hikâyesi. Ve birbirinden farklı bu üçlüye ek olarak, kendi kendine bilinç kazanmış, mizah yolunda tüm özelliklerini devrimin nihai başarısına adamış olan süper bilgisayar Mike’ın çabası burada anlatılan.

Ay Zalim Bir Sevgilidir siyaset, insanlık, tutku, devrim, teknoloji, mizah ve insan özgürlüğüne adanmış yaşamların peşinde koşan bir başyapıt. LeGuin’in Mülksüzler’i gibi, siyasi bilimkurguda bir devrim!

“Heyecan verici, zihin açıcı, inanç zorlayıcı… Döneminde yazılan her şeyden daha iyi!”
–Theodore Sturgeon

“Ay’daki devrimi ve bilinç kazanan bir robotu incelikle anlatan eşsiz bir klasik.”
–Jo Walton

“Beatles müzik için ne anlama geliyorsa, Heinlein da bilimkurgu için eşdeğer öneme sahip.”
–John Scalzi

“Heinlein, bilimkurgunun üç büyük novasından biri.”
–Isaac Asimov

 

Ön Okuma

“Ay Zalim Bir Sevgilidir” – Robert A. Heinlein
Ön Okuma PDF

Birinci Kısım
ŞU DÜŞÜNEN TAŞINAN

1

Lunaya Pravda’da, Luna Şehir Konseyi’nin çalışan seyyar yemek satıcılarını incelemek, ruhsatlandırmak, teftiş etmek ve vergilendirmekle ilgili bir kanunu, ilk oturumda belediye baskısıyla kabul ettiğini görüyorum. Aynı zamanda bu akşam “Devrim Çocukları” zırvasını örgütlemek için büyük bir toplantı olacağını da görüyorum. Babam bana iki şey öğretmişti:

“Kendi işine bak” ve “Kartları hep kes”.

Siyaset hiçbir zaman ilgimi çekmedi. Ama 13 Mayıs 2075 Pazartesi günü Luna Otorite Merkezi’nin bilgisayar odasında, diğer makineler kendi aralarında fısıldaşırken ana bilgisayar Mike’ı ziyaret ediyordum. Mike resmi bir isim değildi; bu ismi ona Dr. Watson’ın IBM’i kurmadan önce yazdığı bir hikâyedeki Mycroft Holmes’tan esinlenerek koymuştum. Bu hikâye karakteri sadece oturup düşünürdü; Mike da aynısını yapıyordu. Mike iyi bir düşünen taşınandı, karşılaşabileceğiniz en zeki bilgisayardı. En hızlısı değildi. Aşağıda, Dünya tarafında, Buenos Aires’teki Bell Labs’te onun onda biri boyutunda bir düşünen vardı ki, soruyu siz neredeyse daha sormadan yanıtlardı.

Ama doğru olduğu sürece cevabı milisaniye yerine mikrosaniyede almak fark eder mi? Mike illa doğru cevabı vereceğinden değil; yüzde yüz dürüst sayılmazdı. Mike, Luna’ya kurulduğunda safi düşünendi; “Hayli Opsiyonel, Mantıklı, Etraflıca-Ölçen Süpervizör, Mark IV, Mod. L”, esnek mantıklı bir Holmes Dört. Pilotsuz yük uçakları için balistik hesabı yapar ve mancınıklarını kontrol ederdi. Bu onun vaktinin yüzde birinden azını alırdı ve Luna Otoritesi boş duranı hiç sevmezdi.

Ona donanım bağlamaya devam ettiler: başka bilgisayarları yönetmesi için fikir-hamle kutuları, yığın yığın ek bellekler, daha da fazla ilişkisel nöral ağ yığını, bir kamyon daha on iki basamaklı rasgele sayı, fazlasıyla artırılmış geçici bellek. İnsan beyni on üssü on civarı nörona sahiptir. Üçüncü seneye gelindiğinde Mike’ın nöristör sayısı bunun bir buçuk katından fazlaydı.

Ve uyandı.

Bir makine “gerçekten” hayatta olabilir mi, “gerçekten” kendini bilebilir mi, bunu tartışmayacağım. Bir virüs kendini bilir mi? Nyet. Ya istiridye? Sanmam. Bir kedi? Çok yüksek ihtimalle. İnsan? Seni bilemeyeceğim tovariş, ama ben öyleyim. Makromolekülden insan beynine evrim zincirinin bir noktasında özfarkındalık araya süzülüverdi. Psikologlar bir beyin ne zaman belli bir yüksek miktarda ilişkisel yol edinirse bunun otomatik olarak gerçekleştiğini öne sürüyorlar. Bu yolların proteinden mi yoksa platinden mi yapıldığının fark ettiğini sanmıyorum. (“Ruh” mu? Bir köpeğin ruhu var mıdır? Ya bir hamamböceğinin?)

Mike’ın, kapasitesi artırılmadan önce bile, soruları tıpkı sizin gibi yetersiz veri üzerine farazi bir şekilde cevaplamak için tasarlandığını hatırlayın; isminin “hayli opsiyonel” ve “etraflıca ölçen” kısmını yani. Dolayısıyla Mike yola “özgür irade” ile başladı ve hem ona eklentiler yapıldıkça, hem de o öğrendikçe bundan daha da çok elde etti; yalnız benden “özgür irade”yi tanımlamamı istemeyin. Eğer Mike’ın basitçe havaya rasgele numaralar attığını ve eşleştirmek için devrelerini değiştirdiğini düşünmek sizi rahatlatıyorsa, lütfen böyle düşünün.

O zamana kadar Mike, okunan değerlerini, çıktılarını ve fikir-hamle kutularını destekleyen ses birleştirici-kodlayıcı devreleri edinmişti ve sadece klasik programlamayı değil, aynı zamanda Loglan ile İngilizceyi de anlayabiliyor, diğer dilleri kabul edebiliyor ve teknik çeviri yapıyordu; ve durmadan okuyordu. Ama talimat verirken Loglan kullanmak daha güvenliydi. İngilizce konuşursanız tuhaf sonuçlar ortaya çıkabilirdi; İngilizcenin çoklu değerli doğası seçenek devrelerine gerekenden fazla hareket alanı bırakıyordu. Ve Mike bitmek bilmeyen miktarda yeni iş alıyordu. Mayıs 2075’te, robot trafiğiyle mancınıkları kontrol etmek ve insanlı gemilere balistik tavsiyesi ve/veya kontrolü sağlamak dışında tüm Luna telefon sistemlerini, Luna-Terra ses ve video sistemlerini kontrol ediyor, Luna City, Novy Leningrad ve birkaç adet daha küçük mahallenin (Luna’daki Hong Kong hariç) hava, su, sıcaklık, nem ve kanalizasyonunu idare ediyor, Luna Otoritesi’nin muhasebe ve maaş bordrolarını üstleniyor ve kira karşılığında aynısını birçok şirket ve bankaya da yapıyordu.

Bazı mantıklar sinir krizi geçirir. Aşırı yükleme yapılmış bir telefon sistemi korkmuş bir çocuk gibi davranır. Mike bozgun yaşamıyordu, aksine bir mizah anlayışı edinmişti. Düşük bir anlayış. Bir adam olsa ona abanmaya cesaret edemezdiniz. El şakası anlayışı sizi yataktan dışarı atmak ya da basınç takımınıza kaşıntı tozu dökmek olurdu. Buna donanımlı olmayan Mike, çarpık mantıkla sahte cevaplar verme ya da Otorite’nin Luna City ofisinde çalışan bir hademeye OK$10,000,000,000,000,185.15’lik bir bordro düzenleme (sadece son beş basamağı doğru miktardı) lüksünü kendinde buluyordu. Sadece tekmelenmesi gereken çok büyümüş sevimli bir çocuktu işte.

Bunu mayısın ilk haftasında yaptı ve ben de arıza gidermek zorunda kaldım. Sözleşmeli elemandım, Otorite’nin kadrosunda değildim. Görüyorsunuz, ya da görmüyorsunuz; devir değişti. Eski kötü günlerde çokça dolandırıcı içeride yattıktan sonra mutlu mesut maaşlarını çekerek Otorite için aynı işi yapmaya devam ediyordu. Ama ben özgür doğmuştum. Fark ediyor. Dedelerimden biri Joburg’dan silahlı şiddet ve çalışma izni yokluğundan dolayı gemiye bindirilmiş, öbürü Islak Maytap Savaşı’ndan sonra yıkıcı faaliyetten dolayı postalanmış.

Anneannem gelin gemisinden indiğini iddia etmişti, ama kayıtları gördüm; bir Barış Gücü üyesiymiş (gönülsüz), bu da tam olarak tahmin ettiğiniz anlama geliyor: suç işlemiş kız çocuğu tipi. Eski klan evliliklerinde (Taş Çetesi) yer aldığı ve başka bir kadınla altı koca paylaştığı için, annemin babasının kimliği sorguya açık. Ama hep öyleydi ve ben seçtiği dedecikten memnunum. Babaannemse Semerkant yakınlarında doğmuş bir Tatardı, Ekim Devrimi’nde “yeniden eğitime” mahkum edilmiş ve Luna kolonizasyonuna “gönüllü” olmuştu.

Babam daha da büyük bir seçkin soyumuz olduğunu iddia ediyordu: Salem’de cadılıktan dolayı asılan bir büyükanne, korsanlıktan dolayı çark işkencesiyle öldürülen bir b-b-b-b-büyük dede, Botany Bay’e ilk gönderilen gemide bulunan başka bir büyükanne. Ecdadımla gurur duyarım ve Başgardiyan’la iş yapsam da asla onun bordrosuna dahil olmam. Bu ayırım belki de önemsiz gözüküyordur, zira paketinden çıkarıldığı günden beri Mike’ın valesiyim. Ama benim için önemliydi. Aletleri yere yıkıp hepsine cehenneme kadar yolunuz var diyebilirdim.

“Ay Zalim Bir Sevgilidir” – Robert A. Heinlein
Ön Okuma PDF

Okuduğunuz için teşekkürler

Fikirlerinizi paylaşmanız bizi çok sevindirir.
Yorum yazarak bizi daha iyi içerikler hazırlamak için destekleyebilirsiniz.

Düşüncelerini Paylaş



avatar

Kayıp Dünya

Kayıp Dünya Editörleri tarafından yayınlanmaktadır.

Yorum Yapılmamış

Yorum yazmak için tıklayın

Kayıp Dünya Yazarlarından

Evren Vangül - Rüzgar