Bilimkurgu Bilimkurgu Hikaye Hikayeler

Anahtar Deliği – Murray Leinster

Bu hikâye ticari bir kaygı olmaksızın, paylaşım amacıyla yayınlanmıştır.

 

Murray Leinster (1896-1975), William Fitzgerald Jenkins adıyla da bilinen ünlü bir bilim kurgu ve alternatif tarih yazarıdır. 1500’den fazla kısa öykü ve makale, 14 film senaryosu, yüzlerce radyo senaryosu ve televizyon oyunu yazmıştır. Hugo En İyi Kısa Roman Ödülü ve Retro Hugo En İyi Kısa Roman Ödülü sahibidir. En İyi Roman Hugo Ödülü ve Retro Hugo En İyi Hikaye Ödülü adaylıkları vardır.

 

ANAHTAR DELİĞİ

Şempanzelerin akıl seviyesi üzerine incelemeler yapan bir psikologla ilgili bir hikaye vardır: Psikolog bir şempanzeyi oyuncaklarla dolu bir odaya kapatır. Sonra dışarı çıkıp kapıyı kilitler. Gözünü anahtar deliğine yerleştirerek, şempanzenin içeride ne yaptığını incelemek ister. İçeri baktığında, anahtar deliğinde kahverengi bir gözle karşı karşıya gelir. Şempanze de, psikoloğun dışarıda ne yaptığını görmek için gözünü anahtar deliğine uydurmuştur.

Üsse getirildiğinde Butch, bir kürk yığınına benziyordu. Üssün, dünyanın yer çekimine göre ayarlanmış salonunda tüylü zayıf pençelerini kıpırdatamıyordu bile.

“Ne yapıyorsun?” diye Worden hiddetle bağırdı. “Yer çekimi ayarlanmadan onu buraya nasıl getirirsiniz?”

Butch’ı kollarına alarak derhal odasına götürdü. Bu oda, Butch gibi yaratıklar için özel olarak hazırlanmıştı. Oda önceden üste yaşayan çocukların dershanesiydi. Bir kısmı mağaranın içerisindeydi, diğer kısmı ise, halen dershane olarak kullanılıyordu. Odadaki yer çekimi cihazı çalıştırılmadığı için, ayın doğal çekimine tabiydi. Üsteki yer çekimi cihazları dünyalılara normal şekilde çalışabilecekleri bir yer çekimi sağlamak için kurulmuştu. Zira dünyalılar, ayın yer çekiminde çalışamıyorlardı.

Worden odaya girer girmez Butch’i döşemenin üzerine bıraktı. Worden’ın odada uzun süre kalması ve rahatça dolaşması mümkün değildi çünkü yer çekimi ayarı yapılmadan 72 kiloluk adam sadece 20 kilo geldiğinden uçacak gibi oluyordu. Ama bu çekim gücü Butch için normaldi. Birden ayağa fırladı ve odadan mağaraya doğru sıçradı. Mağara çok iyi hazırlanmıştı. Tıpkı Butch’ın daha önce yaşadığı aylıların kendi mağaralarına benziyordu. Butch sivri kayalardan birinin üzerine sıçradı, sonra bir maymun gibi kolları ve bacaklarıyla tutunarak aşağıya sarktı. Worden kendisini hayretle izliyordu. Butch birkaç dakika hiç hareket etmeden çevresine göz gezdirdi. Sonra biraz kıpırdanarak Worden’a baktı.

“Pekala delikanlı,” dedi gülümseyerek Worden, “Senin öğretmenin ben olacağım. Sana kendi halkına ihanet etmeyi öğreteceğim. Çok üzgünüm. Bu pis işi sevmiyorum ama elden ne gelir ki?”

Butch’ın kendisini anlamadığını biliyordu. Tıpkı, köpeğiyle ya da bebeğiyle konuşan birisi gibi konuşuyordu onunla. Karşısındaki canlı ne olursa olsun, insan konuşmadan edemezdi ki.

“Evet, sana bir hain olmasını öğreteceğim,” diye üzüntüyle tekrarladı, “Sana çok, çok müşfik davranacağım. Ama benim gösterdiğim şefkate inanmamalısın. Aslında, gerçekten iyi bir insan olsam, seni öldürmem gerekirdi…”

Butch, hala sivri kayaya tutunmuş sallanarak Worden’a bakıyordu. Gerçi dünya maymunlarına benziyordu ama, benzemeyen yanları da oldukça fazlaydı.

“Şimdi yeni yuvandasın Butch,”diye devam etti Worden,”Artık seni kendinle baş başa bırakıyorum. İyi geceler dilerim.”

Dışarı çıktı ve ardından kapıyı kapattı. Dışarıda, dershanenin içini gösteren ekrana bir göz attı. Butch uzun bir süre sivri kayada asılı kaldı. Sonra yere atladı artık kaya ile ilgilenmez görünüyordu. Halen dershane olarak kullanılan odanın öteki yanına geçti. Odadaki her şeyi kocaman kocaman büyüyen gözleriyle inceledi. Küçük pençeleriyle hemen her şeye dokundu. Dokunuşları o kadar yumuşaktı ki, incelemesini bitirdiği zaman hiçbir şey yerinden oynamamıştı. Sonra tekrar sivri kayaya gitti. Kolları ve bacakları ile asılıp gözlerini yumdu. Gözleri kapalı olduğu halde uzun süre asılı kaldı. Worden aylı yaratığı gözetlemekten yorulmuştu. Çekip gitti.

Ay üssündeki dünyalılar için, ay yaratıkları büyük bir sorun olmuştu. Aya ilk ayak basan dünyalılar, onu ölü bir uydu olarak biliyorlardı. Astronomların yüzlerce yıldır söyledikleri de buydu. Aya yapılan birinci ve ikinci seferlerde de, bu gözlemi doğrulamış görünüyordu. Sonra Amerikalılar, aya büyük bir seyahat yaptılar. Aya ayak basan Amerikalılardan birinin gözüne, kayalıkların ardında kıpırdanan bir şey ilişmiş, derhal ateş ederek onu öldürmüştü.

Bu canlı bir yaratıktı! Hava ve su olmadığı halde ayda nasıl yaşayabiliyordu? Öldürülen ay yaratığının cesedi dünyaya getirildi ve biyologlar üzerinde uzun uzun incelemeler yaptılar. Gerçekten karşılarında öldürülmüş bir yaratığın cesedi vardı. Ama gene de bir türlü inanamıyorlardı. Daha sonra bu ay yaratıklarını avlamak üzere, aya iki özel sefer daha düzenlendi. Bu av sırasında, ay gezginlerinden birisi can verdi. Uzaktan atılan sert taşlarla uzay elbisesi yırtılmıştı. Diğer seferlerden ise, hiçbir dünyalı geri dönemedi. Ay yaratıkları nesillerinin devamı için, bu ava karşı koyuyorlar, savaşıyorlardı.

Daha sonra, ayda bir üs kuruldu. Ne var ki, üste çalışanlar merkezden ayrılmaya korkuyorlardı. Aylı yaratıkların saldırısına uğramak ihtimalinden dolayı hepsi panik içindeydiler. Nihayet Washington’dan kesin emir geldi:

Bütün ay yaratıkları yok edilecektir! Bu yok etme kampanyasının başarıya ulaşabilmesi için aylı yaratıkların yaşayışları, adetleri, alışkanlıkları adamakıllı incelenecektir! Bu incelemeleri yapabilmek için aylı bir yavru yakalanacak, kısa zamanda ehlileştirilerek, kendi halkına karşı ajan olarak kullanılacaktır!

Şimdi Worden dünyaya raporunu verebilirdi. Aylı yavru nihayet yakalanabilmiş ve üsse getirilmişti. Onun için özel bir oda hazırlanmış ve yaratık oraya hapsedilmişti. Daha önce ayın havasız atmosferinde yaşayan yaratık, odada bulunan havayı da yadırgamamıştı. Worden, aylı yaratığın ne yediğini söyleyemiyordu. Ağzı ve dişleri olduğuna göre herhalde bir şeyler yemesi gerekirdi. Ama ne yediğini bilmiyorlardı.

Worden raporunda aylı yaratığa Butch ismini taktıklarını da belirtiyor ve gelişmeler hakkında günü gününe rapor vereceğini bildiriyordu. Şimdi Worden, odasına oturmuş, bu meseleyi düşünüyordu. Aslında bu işten hiç hoşlanmamıştı. Ama görevden de kaçamazdı. Emir emirdi. Butch ehlileştirilecek ve onun sayesinde dünyalılar, aylı yaratıkları nasıl yok edeceklerini tespit edeceklerdi.

Worden sandalyesinden kalktı ve ekranın başına geçti. Cihazı Butch’ın odasına ayarladı. Butch hala gözleri kapalı, sivri kayaya asılmış duruyordu. Öteki aylı yaratıkların öldürülmesine yardımcı olmak üzere, ayın havasız kayalıklarından çalınmış kürklü küçük bir yaratıktı bu. Ama yine de Butch için bir ümit var, diye düşündü. Öyle ya, kimse ne yiyip içtiğini bilmiyordu. Belki bu yüzden açlıktan ölebilir ve hain olmaktan da kurtulabilirdi. Ancak, onun ölmesini önlemek Worden’ın göreviydi.

Ertesi sabah Worden tekrar dershaneye gitti. Bu bir dünya sabahıydı. Ayda her gün ve her gece tam iki hafta sürüyordu. Ama üsteki dünyalılar buna pek aldırış etmiyor, dünya zamanına göre yaşıyorlardı. Butch, kayadan aşağıya atladı ve gözlerini Worden’a dikti.

“Günaydın Butch,” dedi Worden, “İşte yine buradayım. Artık ilk dersimize başlayabiliriz.”

Elini uzattı. Ne soğuk ne de sıcak, tıpkı üssün havasının sıcaklığında olan küçük kürklü vücut, ona önce karşı koydu. Fakat küçük Butch, öylesine genç ve öylesine zayıftı ki, Worden onu fazla güçlük çekmeden yakalayıp odanın dershane kesimine götürdü. Orada Butch’ı yere bırakıp, küçük mekanik oyuncaklardan birini kurdu.

Oyuncak hareket etti. Butch oyuncağın hareketini büyük bir ilgiyle izliyordu. Oyuncak durunca Worden’a baktı. Worden oyuncağı tekrar kurdu. Butch tekrar oyuncağa döndü, ikinci kez durunca Butch küçük pençesini uzatarak oyuncağı yakaladı. Şimdi kendisi oyuncağı kurmaya çalışıyordu. Fakat kurabilecek gücü yoktu. O zaman oyuncağı yere bıraktı ve hızla mağaraya koştu.

Birkaç saniye sonra, pençesinde dar, uzun bir taş parçası olduğu halde geri döndü. Küçük taşı kurgunun deliğine soktu ve sonra oyuncağı kolaylıkla kurmaya başladı. Oyuncak kurulmuştu. Döşemenin üzerine koydu ve hareketini ilgiyle izledi.

“Aferin oğlum! Beynin çalışıyor,” diye üzüntülü bir sesle konuştu Worden, “Kaldıraç kanununu da biliyorsun. Bundan dolayı sevinmek isterdim. Ama …”

Akşam üzeri Worden Washington’daki Uzay Araştırma Bürosuna raporunu verdi.

“Butch’a her şeyi öğretmek mümkün,” diyordu. “Benim yaptığım herhangi bir şeyi, bir ya da iki defa gördükten sonra kendisi de tekrarlayabiliyor. Onunla, kendisini kucağımda taşırken konuşabiliyorum. Sesimin, göğsümde yarattığı titreşimleri hissedebiliyor. Kendisini ikinci defa kucağıma aldığımda, tekrar konuşunca önce ağzıma baktı, sonra titreşimleri hissedebilmek için, pençesini göğsümün üzerine koydu. Ben de titreşimleri daha kuvvetli hissedebilmesi için pençesini boğazıma yerleştirdim. Butch çok ilgilendi ve sanırım ki titreşimlerin nedenini çok iyi fark etti.”

Worden bir saniye durakladı, sonra devam etti:

“Bize ay yaratıklarını yok etmemiz emredilmişti… Ama bana kalırsa bunu yapmamalıyız. Zeki yaratıklar, üstelik ilkel bazı araçları da var. Bana öyle geliyor ki kendileriyle ilişki kurabiliriz. Bu yüzden bunları öldürmekten vazgeçmeliyiz.”

Birkaç saniye sessizlik oldu, sonra Washington’dan haşin bir ses duyuldu:

“Pekala Mr. Worden, söyledikleriniz anlaşıldı. Denemelerine devam et!”

Ertesi gün Worden derse boş bir teneke getirdi. İçine konuşulduğu zaman tenekenin dibinin titreştiğini Butch’a gösterdi. Butch, tenekenin ancak Worden’ın dudağına yakın olduğu zaman titreştiğini anlamıştı. Ertesi derse Worden bu kez bir kasnağa gerilmiş metal bir diyafram getirdi. Butch, bu diyaframın ne işe yaradığını da derhal anlamıştı.

Uzay Araştırma Bürosu’na gönderdiği son iki raporunda Worden şöyle diyordu:

”Butch, sesi bizim anladığımız şekilde anlamıyor. Ayda hava olmadığı için ses, kayalarda titreşim yaparak gidiyor. Bu yüzden Butch, sadece katı cisimlerin titreşimini hissedebiliyor ve ne olduklarını anlayabiliyor. Belki de ay yaratıklarının kayaların titreşimi esasına dayanan bir dilleri ve haberleşme sistemleri var. Eğer bunlar böyle akıllı yaratıklarsa ve haberleşme araçları da varsa, hayvan sayılamazlar ve basit birer hayvan gibi de yok edilemezler.”

Worden durakladı. Uzay Araştırma Bürosunun baş biyoloğu kendisine gönderilen rapora birkaç saniye içinde şu cevabı verdi:

“Mükemmel Worden. Harika bir çalışma, harika bir yargı! Ama bir şeyi unutuyorsun. Merih’in ve Venüs’ün keşfine derhal başlamak zorundayız. Ancak bunu da ayda güvenilir üsler kurmadıkça gerçekleştiremeyiz. Bizim ay yaratıklarıyla ilişki kurmak için kaybedecek zamanımız yok. Hepsi YOK EDİLECEKTİR! Ama her şeye rağmen çalışman bir harika Worden, devam et!”

Worden haberleşme odasından yıkılmış ve çökmüş olarak ayrıldı. Butch’a bayağı ısınmıştı, onun da kendisini sevdiğini biliyordu. Ne zaman dershaneye gitse, Butch kayasından aşağı atlıyor ve kollarına sıçrıyordu. Butch o kadar küçüktü ki, boyu 50 santimi geçmiyordu. Çok hafif ve zayıftı. Buna karşılık müthiş ihtiraslı bir yaratıktı. Worden’ın kendisine gösterdiği her şeyi öğrenmeye can atıyordu. Özellikle ses olayı kendisini müthiş ilgilendiriyordu. Worden’ın dudaklarının kıpırdadığını görür görmez, diyaframı tutup parmaklarıyla Worden’ın sesinin yarattığı titreşimleri yakalamaya çalışıyordu. Artık, Worden’ın söylediklerinden çoğunu anlayabilecek duruma gelmişti. Davranışlarında da günden güne daha insani olmaya başlamıştı. Bir keresinde Worden ekrana baktığında, Butch’un bir gün önce kendisinin yaptığı hareketleri tek başına aynen tekrarladığını gördü.

Tıpkı Worden gibi hareket ediyor, adeta diğer aylı yaratıklara ders veriyordu. Worden boğazında bir şey düğümlendiğini hissetti. Worden kendi sesini kaya titreşimlerine, kaya titreşimlerini de insan sesine çevirecek bir vibratör-mikrofon üzerinde çalışıyordu. Madem ki ay yaratıkları kayaların titreşimlerinden yararlanarak haberleşiyorlardı, öyleyse bu mikrofon, aylıların yerini tespit etmek ve onları yok etmekte çok yararlı olabilecekti.

Ama mikrofonun çalışmasını hiç de istemiyordu. Ne var ki mikrofon çalıştı. Onu dershanenin döşemesine koyup konuşmaya başlayınca Butch, tabanında titreşimleri hissetti ve titreşimlerden de Worden’ın sesini hemen tanıdı. Bunun üzerine Butch döşeme üzerine vurmaya başladı. Mikrofon bu kez de bu darbeleri sese dönüştürmüştü. Butch yere vurmaya devam ederek, Worden’ın yüzüne baktı. Worden içi kan ağlayarak gülümsedi ve dedi ki:

“Üzgünüm Butch, bana ne demek istediğini anlayamıyorum, fakat bir şeyi çok iyi biliyorum: Bu mikrofon senin halkına ölüm getirecek!”

Mikrofonlar, üssün çevresindeki kayalıklara yerleştirildi. Sonucu da çok geçmeden alındı. Güneş batmak üzereydi. Butch’ın yakalandığı ay günü öğleninden beri 336 saat geçmişti. Butch o zamandan beri ağzına tek lokma koymamıştı. Worden üste bulabildiği yenebilecek, ya da yenemeyecek he şeyi, hatta maden tozlarını dahi ikram etmiş, ama Butch hepsine şöyle bir göz attıktan sonra kafasını çevirmişti.

“Bu gidişle açlıktan ölecek,” diye söylendi Worden kendi kendine, “Belki de en iyi çare bu. Hiç değilse kendi halkını yok etmemiz için bize alet olmaktan kurtulur.”

Güneş ay kayalıklarının ardında artık kayboluyordu. Gölgeler uzadı, daha uzadı ve sonunda güneşin son ışınları da kayboldu. Güneşin son ışınlarına bakan Worden, bir daha ancak 336 saat sonra gün ışığını tekrar görebileceğini düşündü. Worden bu düşüncelere dalmıştı ki, birden bire alarm zilleri ortalığı çınlatmaya başladı. Sonra hoparlörlerde madeni bir ses duyuldu:

“Dikkat! Dikkat! Kayalıklardan gürültüler geliyor. Ay yaratıkları üssün çok yakınında. Bir saldırıya hazırlanıyor olabilirler. Uzay elbiseleri giyilsin ve silahlar hazır edilsin!”

Worden aceleyle uzay elbisesini üstüne geçirmişti ki, hoparlörün sesi tekrar duyuldu:

“Üs civarında iki ay yaratığı!.. Kaçıyorlar. Ateş!”

Hoparlörler bir an sustu, sonra madeni ses tekrar duyuldu:

“Kayboldular! Geride bir şey bıraktılar!”

Worden iç haberleşme cihazının başına geçti.

“Gidip ne bıraktıklarına bakacağım,” dedi. “Ne bıraktıklarını bildiğimi sanıyorum.”

Beş dakika sonra hava boşluğundan dışarı süzülmüştü bile. Kendisiyle birlikte iki kişi daha geliyordu. Üçü de silahlıydı ve üssün çevresindeki arazi projektörlerle aydınlatılmıştı. Gökte milyonlarca ve milyarlarca yıldız vardı, dünyada göründüklerinden en az on misli büyük görünüyorlardı. Aydan dört misli büyüklükteki yerküre de gök boşluğunda bütün güzelliği ile duruyordu.

Worden ile iki arkadaşı kayalıklara yaklaştılar ve orada yassı bir kayanın üzerinde acayip bir tabak gördüler. Tabağın üzerinde bir toz kümesi vardı. Worden başlığındaki mikrofondan konuştu:

“Butch’a bir hediye. Ay yaratıkları Butch’ın canlı olduğunu bildikleri için kendisine yiyecek getirmişler.”

Her şey meydandaydı. Yavru Butch, düşmanlar tarafından esir alınmıştı. Butch’un hiçbir şey yiyemeyeceğini bilen iki ay yaratığı, belki de annesiyle babası, ona yiyecek getirmek için, canlarını tehlikeye almışlardı.

Worden, Butch’ı yetiştirmeye devam etti. Çok geçmeden okuyup yazmayı öğretmişti bile. Kayalıklardaki mikrofonlar, geceleri hiçbir ses nakletmiyordu. Ay yaratıkları üsse bir daha yaklaşmamışlar, tamamen ortadan kaybolmuşlardı. Artık üssün sakinleri kendilerini o kadar güvenlikte hissediyorlardı ki, uzun zamandan beri yapmayı planladıkları bir akaryakıt üssünün inşasına bile başlamışlardı.

“Seninkiler gözden kayboldu,” dedi Worden Butch’a, “Eğer üsse dadanmayacak olurlarsa, bir süre onlar da selamette olur… Ama sadece bir süre. Sen bizimkileri bilmezsin. Onlar seni dünyada bir hayvanat bahçesine satmak isteyeceklerdir. Çünkü bizimkilerin dini imanı menfaattir. Eğer senin sırtından iyi para vururlarsa, tekrar aya gelip, hayvanat bahçelerine satmak üzere başka ay yaratıkları da avlamaya kalkışacaklardır.”

Butch bir an hareketsiz, Worden’a baktı. “Üstelik,” diye devam etti Worden,”Uzay Araştırma Bürosu yakında bir uzay gemisiyle buraya özel mayınlama makineleri göndereceğini bildirdi. Bunların nasıl kullanılacağını da sana ben öğretecekmişim.”

Worden bu itirafları içi sızlayarak yapıyor, fakat bir duvara konuşur gibi konuşuyordu. Nasıl olsa Butch söylediklerinin tek kelimesini anlayamıyordu. Ama Butch birdenbire Worden’a doğru koşup, kucağına sıçradı ve minik pençesini Worden’ın göğsüne koydu. Anlamını bilmese dahi Worden’ın kendisiyle konuşmasından müthiş hoşlanıyordu. Konuşurken göğsünün titreşimlerini hissetmeye bayılıyordu. Worden, üzüntülü bir sesle konuşmaya devam etti:

“Bu makinayı kullanmayı öğrendikten sonra, aynı şeyleri seninle birlikte diğer ay yaratıklarına da öğreteceğiz. Ve sizler bu öğrendikleriniz sayesinde bizim için maden ocakları kazacaksınız. Bizler ise silahlar ellerimizde sizi daha fazla çalışmaya zorlayacağız. Biz bunu kendi halklarımıza da yaptık. Yerliler, zenciler… Ne yazık ki, uygarlıktan nasibiniz yok. Yani ne toplarınız ne de bombalarınız. Oysa, biz sadece bu dilden, yani silahların dilinden anlarız…”

Butch birdenbire yere sıçradı ve çabucak kara tahtanın başına geçti. Tebeşiri alıp kara tahtaya itina ile şunları yazdı:

SEN İYİ ARKADAŞ

Sonra başını çevirip Worden’a baktı. Worden bembeyaz kesilmişti.

“Ben sana bu kelimeleri öğretmemiştim ki Butch!” diye haykırdı. “Kendi kendine nasıl öğrendin?”

Butch tekrar kara tahtaya döndü. Bu kez de şunları yazdı:

DOSTUM, UZAY ELBİSENİ GİY. BENİ DIŞARI GÖTÜR. KORKMA, YİNE BERABER DÖNERİZ.

Kocaman kocaman gözleriyle Worden’a büyük bir sevgiyle bakıyordu. Sonra kara tahtaya bir kelime daha yazdı:

EVET Mİ?

Worden donmuş kalmıştı. Kendisini müthiş yıkılmış ve çaresiz hissediyordu.

“Dediğini yapsam iyi olacak,” diye mırıldandı. Sonra Butch’a döndü: “Gel benimle, seni hava boşluğundan geçireyim,”dedi.

On dakika sonra iki gölge hava boşluğundan süzüldü. Birisi uzay elbisesi giymişti. Ufak tefek olan ötekisi ise, onun önünde hoplayıp zıplayarak ilerliyordu. Neredeyse güneş doğacaktı. Ama yıldızlar kocaman ve parlaktı. Üç saat sonra Worden geri döndü. Butch da kendisiyle beraberdi. Üstelik yanlarında iki ay yaratığı daha vardı. Öteki yaratıklar Worden’dan daha kısa fakat daha şişmandılar. Avuçlarında bir şeyler taşıyorlardı. Üsse bir mil mesafeden Worden, başlığındaki vericiyi çalıştırarak şu mesajı verdi:

“Worden konuşuyor. Ay yaratıklarıyla buluştum. Şimdi üsse geri dönüyorum. Beraberimde Butch’ın akrabalarından ikisi var. Onlar da bizimle bir ikte üsse gelip bazı hediyeler sunmak istediler. Sakın ateş etmeyin!”

Birden üste hayret nidaları yükseldi. Bir kargaşalık ve şaşkınlık oldu. Ama yine de Worden konuklarıyla birlikte üsse dönünce hava boşluğunun kapısı açıldı. Butch ve akrabaları derhal dershaneye alındılar. Üssün bütün sakinleri orada toplanmıştı.

“Butch ve hemcinsleri bizimle dost olmak istediklerini söylüyorlar,” dedi Worden.

Üssün şefi hayretler içindeydi.

“Yani sen bunlarla konuşup anlaşmanın yolunu buldun mu Worden?” diye sordu.

“Ben bulmadım,”dedi Worden.

“ONLAR buldular konuşmanın yolunu. Yani idrak ve zekaları bizimkinden hiç de geri değil. Biz onlara ateş edince, onlar da savaşmak zorunda kalmışlar. Aslında savaşmak falan istedikleri yok. Dost olmak istiyorlar. Kendilerinin yeryüzünde yüksek çekim nedeniyle yaşayamayacaklarını, dünyalıların ise, ay yüzeyinde ancak uzay elbiseleriyle ya da kapalı üslerde yaşayabileceklerini biliyorlar. ‘Öyleyse birbirimize düşman olmak için ne sebep var? Neyi paylaşamıyoruz? Birbirimize yardımcı olmalıyız,’ “diyorlar.

“Hepsi iyi hoş ama Worden,” dedi üssün şefi, “Biliyorsun ki, Uzay Araştırma Bürosunun kesin emirleri var…”

“Onları ay yaratıkları da biliyor,” diye karşıladı Worden, “Bildikleri içindir ki, gerektiğinde kendilerini savunmak için çoktan hazırlanmışlardır. Gerekirse dünyalıları yoğunlaştırılmış güneş ışığı ile yakmak için özel güneş aynaları yapmışlar. Bu aynalarla madenleri bile eritebilirler.”

“Nasıl yani?!!”

“Biliyorsunuz ki, madenleri ateş olmadan eritmek mümkün değildir. Ateş de havasız yerde olmaz. İşte onlar da bunu bildikleri için, güneş enerjisini ısıya dönüştüren özel aynalar yapmak zorunda kalmışlar. Yani anlayacağınız, artık elektronik konusunda da teorik bilgileri, hatta bu konuda yapılmış deneyleri var. Üstelik bu denemeler için bizim gibi havası boşaltılmış tüplere de ihtiyaçları olmadığından hiçbir güçlük çekmiyorlar. Zira havası boşaltılmış tüplerin işlevini, ayın havasız atmosferi pekala görüyor.”

“Adeta çılgınlık bu!” diye bağırdı üssün şefi, “Ama çıldırmışa da benzemiyorsun Worden! ‘Artık elektronik konusunda teorik bilgileri var’ demekle neyi kastediyorsun? Yani evvelce bilmiyorlardı da, şimdi mi öğrenmişler? Öyleyse nasıl, nereden öğrenmiş olabilirler?”

Worden, “Bizlerden” diye gülerek cevap verdi, “Madenlerin güneş aynalarıyla eritilmesini herhalde benden öğrendiler. Çünkü son haftalarda bu meseleye çok kafa yormuştum. Mekanik tekniğini de bizim mühendislerden öğrenmişlerdir. Jeolojiyi de senden.”

“Nasıl olabilir!” diye bağırdı şef.

Worden yine gülümseyerek cevapladı:

”Çok basit. Butch’ın yapmasını istediğin herhangi bir şeyi aklından geçir. Sonra da onu dikkatle gözle.”

Üssün şefi dönerek Butch’a baktı. Butch birden fırladı ve şefin omzuna tırmandı.

“İmkansız!,” diye bağırdı şef, “Şimdi aklımdan bunu geçirmiştim. Yani?!!”

Worden iddiasını ispatlamış olmanın gururu içinde devam etti:

“Ay’da hava olmadığı için ay yaratıkları konuşmalarında ses kullanamıyorlar. Bu yüzden telepatiyi geliştirmişler. Meğerse önceden tespit ettiğimiz kayalardaki titreşimler, onların haberleşmesi değil, bir cins müzikleriymiş. Bu titreşimlerden hoşlanıyorlar ama, haberleşmeyi bu araçlarla değil, telepatiyle yapıyorlar.”

“Telepati ha! Yani düşüncelerimizi okuyorlar. Demek ki ilk ay yaratığını vurduğumuzda bizimle ilişki kurmaya çalışıyorlarmış. Ama bizim onu öldürmemiz üzerine dövüşmek zorunda kalmışlar.”

“Evet dövüşmek zorunda kalmışlar ve pekala da dövüşebiliyorlar. İsterlerse üssümüzü bir anda yok edebilirlermiş. Ama bizden bazı şeyler öğrenebilmek için saldırmamışlar. Bizimle ticaret yapmak istiyorlar.”

“Ticaret mi?” dedi şef,”Bunu derhal Uzay Araştırma Bürosuna bildirmeliyiz.”

Worden hayret verici açıklamalarına devam etti:

«Elmas getirmişler. Elmas verip onun karşılığında eğitim kitapları almak istiyorlar. Zira okumayı da artık biliyorlar. Siz de gözlerinizle gördünüz ki ay yaratıklarını imha edemeyiz. Fakat kendileriyle pekala ticaret yapabiliriz.”

“Evet evet yok edemeyiz. Ama pekala ticaret yapabiliriz,” diye tekrarladı şef. İşte bizimkiler bu dilden çok iyi anlar.

“Butch meselesine gelince,”diye devam etti Worden, “Biz onu avladığımızı sanıyorduk. Aslında o bizi kafese koymuş. Bize isteyerek yakalanmış. Üste kaldığı sürece de düşüncelerimizi okuyup diğer ay yaratıklarına telepatiyle iletmiş. Tabii okuma yazmayı ve diğer öğrendiklerini de… Sözüm ona biz ay yaratıklarının adetlerini, zaaflarını öğrenecektik, değil mi? Oysa..Tıpkı psikoloğun hikayesinde olduğu gibi…”

Okuduğunuz için teşekkürler

Fikirlerinizi paylaşmanız bizi çok sevindirir.
Yorum yazarak bizi daha iyi içerikler hazırlamak için destekleyebilirsiniz.

Düşüncelerini Paylaş



avatar

Kayıp Dünya

Kayıp Dünya Editörleri tarafından yayınlanmaktadır.

Yorum Yapılmamış

Yorum yazmak için tıklayın

Kayıp Dünya Aylık Arşivi

Kayıp Dünya Yazarlarından

Evren Vangül - Rüzgar