Bilimkurgu Ön Okuma Ön Okuma

Ön Okuma: “Yıldızlardan Dönüş (SL2)” – Stanislaw Lem

Yıldızlardan Dönüş (SL2)

Yazar: Stanislaw Lem
Orijinal Adı: Powrot z Gwiazd ( Return from the Stars)
Çevirmen : Sevil Cerit
Sayfa Sayısı : 356
Alfa Yayınları – Şubat 2020

Genel İnceleme Puanı

“Lem’in edebi ve sezgisel yaklaşımı, okuyucuları en sağlam bilimsel makalelerden bile daha iyi ikna ediyor.”
–Douglas R. Hofstadter ve Daniel C. Dennett

Hal Bregg, uzay görevinden dünyaya dönüş yapan bir astronottur. Onun biyolojik saatine göre on yıl geçse de Dünya zamanıyla 127 yıl geçmiştir. Dünya, kendi tabirleriyle “betrize” olmuş insanlarla dolu tanınmaz bir yer haline gelmiştir. Bregg’in, uygarlığın ve ekonominin üst düzeyde olduğu, savaşlardan arınmış ve herhangi bir şiddet belirtisi göstermeyen bu yeni ütopik dünyaya uyum sağlamak için sancılı aşamalardan geçmesi gerekiyordur. Ailesini ve arkadaşlarını kaybetmiş eski astronot yabancı bir dünyada kendisini bulabilecek midir?

Ön Okuma

BİRİNCİ BÖLÜM

Yanıma hiçbir şey, bir palto bile almadım. Zahmete değmez, dediler, Siyah kazağımı giymeme izin verdiler. Ne var ki, gömlek için kavga etmek zorunda kaldım. Bagajsız yolculuk etmeye yavaş yavaş alışacağımı söyledim. Rampada, geminin karnının altında, itiş kakış kalabalık içinde ayakta dururken, Abs halden anlar bir gülümsemeyle bana elini uzattı:

“Dikkatli ol…”

Bunu da hatırladım. Adamın parmaklarını ezmedim. Çok sakindim. Abs bir şeyler daha söylemek istedi. Sanki farketmemiş gibi sırtımı dönerek onu bu dertten kurtardım ve merdiveni çıkıp içeriye girdim. Hostes beni sıraların arasından geçirerek öne doğru götürdü. Ayrı bir kabin istememiştim. Ona söylemişler miydi acaba? Koltuğum gürültüsüzce açıldı. Kız arkasını düzeltti, bana gülümsedi ve gitti. Oturdum.

Yastıklar, her yerde olduğu gibi içine gömülecek kadar yumuşaktı. Koltuğumun arkası o kadar yüksekti ki diğer yolcuları güçlükle görebiliyordum. Kadınların parlak renkli giysilerine artık alışmıştım fakat mantıksız da olsa erkeklerinkini tuhaf bulmaya devam ediyorum ve normal giyimli birine rastgeleceğim diye de gizli bir umudum vardı – acınası bir refleks.

İnsanlar çabucak yerlerine oturdular, kimsenin bagajı yoktu. Ne bir evrak çantası ne de bir paket. Kadınlar için de durum aynıydı. Onların sayısı daha da fazla görünüyordu. Önümdeki sırada rengarenk, kuş tüyü gibi kabartılmış kürkler içinde iki melez kadın oturuyordu — görünüşe bakılırsa, bu tarz kuş stili modaydı. Daha ileride çocuklu bir çift vardı. Platformların ve tünellerin cafcaflı selenyum ışıklarından ve sokaklardaki bitkilerin o dayanılmaz keskin parlaklığından sonra, içbükey tavanın ışığı daha az rahatsız ediciydi.

Ellerimle ne yapacağımı bilemiyordum, bu yüzden onları dizlerimin üzerine koydum. Artık herkes oturmuştu. Sekiz sıra gri renkli koltuk, çam kokulu hafif bir esinti, seslerde bir alçalma. Kalkışımızla ilgili bir duyuru, bir işaret, bir kemerleri bağlama uyarısı bekliyordum fakat hiçbir şey olmadı. Mat renkli tavanda önden arkaya doğru, kâğıttan kuşlara benzeyen, soluk gölgeler hareket etmeye başladı. Bu kuşlar neyin nesi, diye şaşkınlık içinde düşündüm. Bir anlamı var mıydı? Yanlış bir şey yapmamaya çalışmanın verdiği gerginlik yüzünden her tarafım tutulmuştu. Tam dört gündür bu haldeydim. İlk andan beri.

Olup biten her şeyin gerisindeydim ve sürekli olarak en basit konuşmayı veya durumu anlama gayreti bu gerilimi umutsuzluğa çok benzer bir duyguya dönüştürüyordu. Diğerlerinin de aynı şeyleri hissettiğinden emindim; fakat yalnız başımıza olduğumuz vakit bile bu konuda konuşmamıştık. Sadece adalelerimizle, sahip olmayı sürdürdüğümüz muazzam gücümüzle ilgili şakalar yapmıştık ve gerçekten de dikkatli olmak zorundaydık başlangıçta, ayağa kalkmak isterken tavana doğru fırlıyordum ve elimde tuttuğum herhangi bir şey kâğıttan yapılmış ve içi boş geliyordu. Bununla birlikte vücudumu kullanmayı çabucak öğrenmiştim. İnsanların elini sıkarken artık onların parmaklarını ezmiyordum. Bu işin kolay fakat ne yazık ki en önemsiz tarafıydı.

Sol tarafımdaki komşum -şişman teni güneş yanığı, aşırı parlak gözlü (nedeni kontakt lensler miydi acaba?)- ansızın ortadan kayboldu; koltuğunun yan tarafları genişlemeye başlamış ve bunlar havaya kalkıp birleşerek yumurta şeklinde bir koza meydana getirmişti. Birkaç kişi daha buna benzer hücrelerin içinde kayboldu. Şişkin lahitler. Onların içinde ne yapıyorlardı? Ne var ki, bu gibi şeylerle sürekli olarak karşılaşıyordum ve eğer doğrudan doğruya benimle bir ilgisi yoksa bakmamaya özen gösteriyordum.

Kim olduğumuzu öğrendikleri zaman ağızları açık kalan kişilere, ne tuhaf ki, aldırmıyordum. Bu tepkinin içinde bir damla bile hayranlık olmadığını hemen anlamama rağmen onların şaşkınlığı beni pek ilgilendirmiyordu. Asıl beni sinirlendirenler bizimle ilgilenen kimselerdi: Uyum Sağlama Merkezinin elemanları. Özellikle de Dr. Abs, zira adam bana, bir doktor anormal bir hastaya nasıl davranırsa öyle, sanki normal birisiymişim gibi davranıyordu ve bu işte de başarılıydı. Bunu yapması mümkün olmadığı vakit, işi şakaya çeviriyordu. Onun patavatsız tavırlarından ve neşeli halinden bıkmıştım. Sokaktaki adam, eğer sorulursa Olaf’ın ve benim kendisine benzediğimizi söyleyecekti ( veya en azından ben öyle düşünüyordum) -ona yabancı değildik, sadece geçmiş hayatımız sıra dışıydı.

Diğer taraftan Dr. Abs ve Uyum Sağlama Merkezinin bütün elemanları işin doğrusunu, yani bizim çok farklı olduğumuzu biliyorlardı.

Bu farklılık bir üstünlük sağlamıyordu, sadece iletişim kurmaya, en basit bir kelime alışverişine veya bir kapı açmaya engel teşkil ediyordu, zira kapı tokmakları -galiba elli veya altmış yıl önce- ortadan kaybolmuştu. Kalkış beklenmedik bir şekilde meydana geldi. Yer çekiminde bir değişiklik yoktu, dışarıyla tamamen bağlantısı kesilmiş olan iç kısma bir gürültü gelmiyordu ve gölgeler düzenli bir şekilde tavanda yüzüyordu. Belli bir anda uzayda olduğumuzu bana söyleyen şey, yıllar boyunca kazanmış olduğum bir alışkanlık, eski bir içgüdü olabilirdi, çünkü bu bir tahmin değil, kesin bir kanıydı.

Ne var ki, zihnimi işgal eden başka bir şey daha vardı. Yarı yatar şekilde, bacaklarımı uzatmış, hareketsiz oturdum. İstediğim gibi davranmama çok kolay razı olmuşlardı. Oswamm bile kararıma fazla itiraz etmemişti. Ondan ve Abs’den gelen karşı itirazlar inandırıcı değildi -ben, tek başıma, daha iyisini yapabilirdim. Sadece tek bir şeyde ısrar etmişlerdi: Ayrı ayrı uçacaktık. Olaf’ı isyan etmeye kışkırttığım için bile bana kızmamışlardı (çünkü eğer ben olmasaydım, o, hiç şüphesiz, daha uzun bir süre kalmaya razı olacaktı). Bu işte bir terslik vardı.

İşlerin karışmasını, son dakikada bir şeyin planımı bozmasını beklemiştim, fakat bir şey olmamıştı ve şu anda uçuyordum. Bu son yolculuk on beş dakika içinde sona erecekti. Açıkçası, planladığım şey ve tuttuğum yol, yani karşılarına daha erken ayrılmamı tartışmak için çıkmış olmam onları şaşırtmamıştı. Bu tip bir tepkiyi daha önceden biliyor olmalıydılar, bu benim gibi gözü pek birinden beklenen, onların psikoteknik tablolarında uygun bir sıra numarası olan bir davranış şekliydi.

Uçmama izin vermişlerdi – niçin?Benim tek başıma yapamayacağımı tecrübelerinden biliyor oldukları için mi? Eğer bu “bağımsızlık” kaçamağı bir hava limanından diğerine uçmaktan ibaretse, gittiğim yerde Uyum Sağlama Merkezi’nin Dünya şubesinden birisi bekliyor olacaksa ve bütün yapmam gereken şey adamı önceden kararlaştırılmış bir yerde bulmaksa, bu durum nasıl meydana gelebilirdi?

Bir şeyler oldu. Seslerin yükseldiğini duydum. Koltuğumdan eğildim. Birkaç sıra önümde oturan bir kadın, hostesi iterek uzaklaştırdı ve kız sanki bu itmenin neden olduğu —oysa itiş o kadar sert değildi- yavaş ve mekanik bir hareketle koridorda geri geri gitti ve kadın yeniden

“Buna katlanamam! O şeyin bana dokunmasını istemiyorum” dedi.

Konuşanın yüzünü göremedim. Yanında oturan kişi kadını kolundan çekti ve onu sakinleştirecek bir şeyler söylemeye başladı. Bu küçük sahnenin anlamı neydi? Diğer yolcular kadına aldırış bile etmediler.

Yüzüncü defa inanılmaz bir yabancılaşma duygusu yüreğimi sardı…

 

Okuduğunuz için teşekkürler

Fikirlerinizi paylaşmanız bizi çok sevindirir.
Yorum yazarak bizi daha iyi içerikler hazırlamak için destekleyebilirsiniz.

Düşüncelerini Paylaş



avatar

Kayıp Dünya

Kayıp Dünya Editörleri tarafından yayınlanmaktadır.

Yorum Yapılmamış

Yorum yazmak için tıklayın

Kayıp Dünya Yazarlarından

Evren Vangül - Rüzgar