Fantastik Ön Okuma Ön Okuma

Ön Okuma: “Türk Kültüründe Vampirler” – Mehmet Berk Yaltırık – Seçkin Sarpkaya

Türk Kültüründe Vampirler
Oburlar, Yalmavuzlar ve Diğerleri

Yazar: Mehmet Berk Yaltırık – Seçkin Sarpkaya
Sayfa Sayısı : 176
Karakum Yayınevi – 2018

 

Türk kültüründe vampirler konusu ilginizi çekiyorsa şu an elinizde oldukça kapsamlı ve kendinden sonraki araştırmalara ışık tutacak değerli bir kaynak var. Değerli öğretmenimiz Giovanni Scognamillo hayatta olsaydı muhtemelen bu satırları o yazıyor olacaktı. Yıllar önce Metin Demirhan’ın dükkânında tanıştığımızda, şaka yollu, “Bir ara sizin vampir olduğunuzu düşünmüştüm.” demiştim. Gülerek “vampir olsam yürümek için şu bastona muhtaç olur muydum?” demişti. Üstad vampir değildi. Ama ben vampirlerin olduğuna bir zamanlar fena halde inanmış bir çocuktum… Anneannem yüzünden;

5 – 6 yaşlarımdaydım. Anneannem evin önündeki bahçede oynarken “Hava kararıyor. Vampirler gelir artık. Gir içeri” diye çağırırdı. Bir şey anlamazdım. Bir kez başka mahalleden bir çocuğu vampir ısırmış diye duyduk. İlkokulda okumayı söküp, Korku dergisinin bir sayısında vampirlerle tanışınca aklım çıkmıştı… Ortaokulda vampir diye bir şey olmadığını anlamıştım ama anneannemin niye başka anneanneler gibi öcü, bohçacı ve dunganga gibi benzer bahaneler kullanmadığını anlayamamıştım. Rahmetli hiç de Korku dergisi falan okumazdı. Bir gün vampirleri nereden uydurduğunu sormuştum; “Sen daha yoktun. Eskiden çocukları ısıran sapık vampirler vardı. Gazeteler o yakalanan vampirleri yazardı hep.” demişti. Yaşlılık işte diye geçmiştim.

Son yıllarda kütüphanelerde eski gazeteleri tarayıp duruyorum. 1950 ve 60’lı yılların kimi gazetelerinde “Vampir Yakalandı” manşetleriyle karşılaştım. Her nasıl olmuşsa çocuklara musallat olan bazı sapıklar, dönemin filmlerinden etkilenmiş olsa gerek, çocukları ısırmaya kalkışmış ve bu olay zamanın medyasına da bu şekilde yansımıştı. Yani vampirler bambaşka bir gerçeklik penceresinden gündelik hayatımıza, oradan da kim bilir benim gibi kaç çocuğun rüyalarına girmişti. Velhasıl Türk kültüründe vampir vardır. Bu kitapta İçkegleri, oburları, albastıları, emegenleri ve daha nicesini bulacaksınız. Geceleri okuyun. -Güven Erkin Erkal

Ön Okuma

Vampir: Tanımlar ve Dünya Kültürlerinden Vampir Örnekleri (Seçkin Sarpkaya)

Türk kültüründeki hangi varlıkları vampir tipi olarak ele alabileceğimizi belirlemek için yukarıda da kısaca belirttiğimiz üzere vampir denildiği zaman neyin ifade edildiğini iyi açıklamamız gerekir. Vampir tek bir varlığı mı karşılar, yoksa artık genel bir olağanüstü varlık türünün adı mıdır? Bir vampiri vampir yapan veya bir vampiri bir cinden, ejderhadan veya başka bir olağanüstü varlıktan ayıran şey nedir? İlerleyen sayfalarda göreceğimiz bazı örneklerde olacağı gibi vampir kedi, vampir yarasa veya vampir kadın gibi ifadelerden hareketle kedi, yarasa veya kadın görünümündeki olağanüstü bir varlığı vampir kılan nedir veya neden cin yarasa değil de vampir yarasa denmektedir? Bunun sebebini açıklamak için çeşitli vampir tanımlarına bakmalıyız.

Burada öncelikle çeşitli araştırmacıların tanımlarına yer vereceğiz. Tanımlar bazen birbirleriyle tekrara düşecektir fakat vurgulamak istediğimiz noktalar bakımından araştırmacıların söyledikleri ortaklıklar önemlidir. Buradaki tanımlar da bu amaca yönelik seçilmiştir.

Standart Dictionary of Folklore, Mythology and Legend (Efsane, Mitoloji ve Halk Bilgisinin Standart Sözlüğü) adlı eserde yer alan tanıma göre vampir bir tür yaşayan ölüdür ve gömüldüğü yerden çıkıp gelerek yaşayanların kanını emen bir ceset veya ruhsuz bir bedendir. Vampir mezarında durmayan bir varlıktır, bütün geceyi bir kurban arayarak geçirir fakat horoz ötmesinden, güneş doğuşundan önce veya sabah çanları ötmeden mezarına geri döner. Eğer vampir, birisini ısırırsa bu kişi vampir olur. İntihar edenler, cadılar, bir lanet altındaki kişiler vampire dönüşebilir. Ayrıca bir kedi veya başka bir yaratık gömülmeden önce bir cesedin üstünden atlarsa bu kişi de vampire dönüşür. Gömülmek üzere olan bir cesedin ağzı açıksa o ceset büyük ihtimalle vampirdir. Işık, çanlar, demir ve sarımsak vampirlere karşı etkili nesnelerdir. Bu eserde verilen bilgiye göre vampir tipik olarak bir Slav konseptidir; Rusya, Polonya, Bulgaristan, Hırvatistan ve Slovenya ile Yunanistan, Romanya, Arnavutluk ve Macaristan büyük bir vampir bölgesidir fakat vampire dair inançlar Hint, Çin, Malaya, Endonezya gibi kültürler de dahil olmak üzere tüm dünyada vardır. 18. yüzyılda Macaristan’da, İngiltere sömürgelerindeki vampir avları kadar büyük vampir avları olmuştur (Standart Dictionary of Folklore, Mythology and Legend, 1984: 1154).

Anthony S. Mercatante ve James R. Dow Encyclopedia of World Mythology and Legend (Dünya Efsane ve Mitolojileri Ansiklopedisi) adlı çalışmalarında vampiri tanımlarlar. Onların yaptığı tanıma göre vampir Avrupa folklorunda yer alır ve yaşayan insan veya hayvanları avlamak için ölümden geri gelen bir tür hortlaktır. Ölen kişinin ruhu, vücut gömülü kaldığı sürece, arkadaşlarına ve kendisiyle alakalı kişilere saldırır. Bir vampir tarafından dönüştürülmeden ölümden geri dönüp vampir olmuş kişilerin hayatları boyunca kötü şeyler yapmış, cinayete kurban gitmiş, alkol kullanmış veya intihar etmiş kişiler olduklarına inanılır. Vampir olduğu düşünülen kişinin vücudu mezardan çıkarılır ve kanıt için muayene edilir. Vücudun tamamen çürümemiş olması, ağızda ve dudaklarda kan olması ve saçların uzamaya devam etmesi kanıtlar arasındadır. Aslında cesedin dudaklarındaki kan, çürüyen bir vücudun şişmesi ve kanın deri, ağız ve dudaklardan dışarı çıkmasıyla açıklanabilir fakat bu işaretler vampirlik olarak yorumlanmıştır. Vampirler kalplerine kazık çakılarak öldürülürler. Ayrıca vampirin başını kesmek, derisini yüzmek veya vampiri yakmak da diğer yöntemlerdir. Vampirler yatağın altına bıçak yerleştirmek gibi yöntemler dikenler, oraklar ve güller ile uzak tutulabilir (Mercatante ve Dow, 2009: 994).

J. A. Coleman’ın tanımına göre vampir yaşayanların kanını emmek için mezarını terk eden bir canavardır. Bu canavar aforoz edilmiş bir kişinin veya heretic olarak adlandırılan ve dinden çıkmış bir sapkının ruhu olabilir. Coleman vampirin öldürülme şekliyle ilgili de bilgi verir ve onun kalbine kazık çakılarak veya bir kurşunla öldürülebileceğini ifade eder (Coleman, 2007: 1072).

Linda S. Watts Encyclopedia of American Folklore (Amerikan Halk Bilgisi Ansiklopedisi) adlı eserinde Amerika’da da halk anlatıları arasında vampir tipindeki karanlık figürlerin bulunduğunu ifade eder ve vampiri geceleri insan kanıyla beslenmek için gezen yeniden canlanmış bir ceset olarak tanımlar. Ona göre Kanlı Marry gibi inançlar da dahil olmak üzere birçok figür vampir inanışıyla da alakalıdır ve insanın kan kaybıyla ilgili bir korkunun sembolüdür. Vampir temelde halk anlatılarına ait bir korku sembolüdür fakat daha sonra popüler kültürün bir parçası haline gelmiştir (Watts, 2007: 399).

Josepha Sherman’ın tanımına göre vampirler yaşayanların kanı veya yaşamıyla beslenirler ve yaşayan ölülerdir. Sherman, vampirin birçok kültürün halk bilgisinde binlerce yıldır olduğunu, daha çok Doğu Avrupa merkezli olmak üzere Çin de dahi bulunduğunu ve vampir kelimesinin kökenine dair düşüncelerini belirtir. Onun verdiği bilgiye göre vampir kelimesi İngilizcede ilk olarak 1679’da görülür. Kelimenin kökenine dair tartışmalara değinen Shermen Slav dillerindeki upior veya upyr kelimelerinden gelir ve bu kelimeler de Türkçe uber kelimesinin değitirilmiş halidir. Sherman son olarak vampirin yaratılma şekline değinir ve modern vampir anlayışında vampirin ısırılma sonucu ortaya çıktığını fakat halk bilgisinde birçok farklı yolun olduğunu bildirir (Sherman, 2008: 484).

Rus araştırmacılardan M. A. Yusim’in Mifı Narodovmira Entsiklopedia (Dünya Halklarının Mitolojileri Ansiklopedisi) adlı eserde yaptığı tanıma göre vampir alt mitolojide mezarından çıkan, uçan bir fare veya yarasadır ve gece vakti insanların yanına gelip uykuları esnasında kanlarını içer ve onlara kabus gösterir. Onun verdiği bilgiye göre intihar eden veya suç işleyen kişiler, ecelsiz yani vakti gelmeden ölenler veya bir vampir tarafından ısırılarak ölenler vampire dönüşürler.  Vampirlere karşı en etkili şeyler sarımsak ve çan sesidir (Yusim, 2000: 212).

Olağanüstü varlıklar ve özellikle demonoloji üzerine çalışmalarıyla bilinen Rosemary Ellen Guiley The Encyclopedia of Vampires, Werewolves and Other Monsters (Vampirler, Kurt Adamlar ve Diğer Canavarlar Ansiklopedisi) adlı eserinde vampir hakkında detaylı bilgi verir. Ona göre vampir doğaüstü bir varlık, hortlak veya yaşayan varlıklarlara saldırma, onları zayıf düşürme ve yok etme yeteneği bahşedilmiş olağanüstü bir kişidir. Batı’da vampir öldükten sonra dirilmiş ve yaşam gücünü, genelde de kanı emen bir yaşayan ölü olarak tanımlanır. Vampirler çok çeşitlidir ve dünyadaki kültürlerde vampir tipi veya vampir benzeri birçok varlık mevcuttur. Vampir türleri çeşitli şekillerde tasnif edilir.

Bir tasnife göre vampirler ölümden dönmüş yani yaşayan ölüler, psişik vampirler, klinik vampirler, vampir büyücüler ve cadılar şeklinde tasnif edilir. Guiley’in kendi tasnifinde ise vampirler folklorik vampirler, yaşayan vampirler, kurgusal (literary) vampirler, psişik vampirler ve psikoz hastası vampirler şeklinde bir ayrıma gider. Vampir miti Slav kökenli kabul edilse de klasik mitik düşünceye, Yunan folkloruna kadar gider. Vampirler ilgili en erken tasavvurlar güneş ve ay tutulmasına sebep olan cinler veya kurtadamlarla ilgilidir. Vampirler çeşitli bulaşıcı hastalıklar, salgınlar, mahsülün kırılması, kuraklık, istenmeyen rüyalar ve kabuslar ile uykuda cinsel saldırılarla alakalı varlıklardır. Vampirler kedi, köpek, kuzu, kurt, yılan, kuş ve at gibi çeşitli hayvanlara dönüşebilirler. Onun verdiği bilgiye göre vampir kelimesi ilk olarak 17. Yüzyılın geç dönemlerinde Fransız literatüründe görülür. Bir Fransız gazetesi olan Mercure Galant 1693 ve 1694’te Rusya ve Polonya’da bir vampir davasını rapor eder. Guiley’in folklorik vampirle ilgili verdiği bilgiler çalışmamız açısından önemlidir.

Folklorik vampir doğaüstü güçlere ve karakteristiğe sahip, canlılardan yaşan gücünü veya kanını emen hortlaklar ve şeytani (demonik) varlıklarla ilgili geniş bir tasavvur dünyasını karşılar. Salgına, boğulmaya, cinayete, intihara, doğal olmayan veya ani şiddete bağlı veya aktif bir vampir tarafından öldürülmeye bağlı ölümler sonucu geri dönmüş yaşayan ölülere dair örnekler ve demonik veya kötü ruhlar tarafından ele geçirilmiş cesetler vampir türleri arasındadır (Guiley, 2005: 287).

Margaret L. Carter da vampir türlerinden bahsederken vampirin doğa üstü varlıklarla ilgili tasavvurlarda kan içen şeytanlar (demonlar) ve insanları avlayan, onların genellikle kanları olmak üzere vücut sıvılarıyla beslenen, salgına yol açan, yaşam enerjisini içen veya kurbanlarını ölümle sonuçlanacak şekilde korkutan canlanmış ölülerle ilgili birçok varyanta sahip olduğunu söyler (Carter, 2007: 619).

Birjen Bonnerjea ve D. Litt’in yaptıkları tanıma göre vampir ölü bir insanın ruhu veya kendi ruhu veya başka bir ruh ile ölümden sonra canlanan ruhudur. Vampir yaşayan insanların kanını emip onları öldürmeye çalışır. Vampirler genellikle beklenmeyen bir ölüm veya bir vampir tarafından öldürülme ile ortaya çıkarlar. Bu inançlar dünya çapında bir yayılma alanına sahiptir. Vampir olduğu düşünülen cesedin önce kafası kesilmeli sonra da bu ceset küle dönüşene kadar yakılmalıdır. Bonnerjea’nın verdiği bilgiye göre Balkanlar başta olmak üzere birçok bölgede gerçek olduğu iddia edilen vampir vakalarıyla ilgili kayıtlar mevcuttur (Bonnerjea ve Litt, 1927: 241-242).

Michael D. Bailey Historical Dictionary of Witchcraft (Cadılığın Tarihi Sözlüğü) adlı eserinde vampirlik ve cadılık arasındaki bağlantıya değinir. Ona göre vampir türünden varlıklarla cadılık arasında iki büyük bağlantı vardır. Klasik mitolojide Lamialar (lamiae) ve striga /strigalar geceleri avlanan canavarlardır. Lamiaların çocuklara saldırıp onları öldürdüğü ve sıklıkla da çocukların kanlarını emdiği düşünülür. Strigalar kuşa benzeyen  ve kan emen varlıklardır. (Latince strix ‘tiz sesli baykuş’ anlamına gelir.) Bu varlıklar çocuk katili ve geceleri uçan cadının geç dönem ortaçağ ve erken dönem modern stereotipinin en eski temeli olarak ortaya çıkmaktadır.

Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde cadı avı dönemleri boyunca hem lamia hem de strix (veya striga) terimleri cadı için de kullanılmıştır. Bu birleştirmeye ek olarak cadılık ve vampirizm arasındaki bir diğer bağlantı da 18. Yüzyılda Macaristan ve Balkanların diğer bölgelerinde şekillenmiştir. Vampirlerle ilgili ortaya çıkan birçok genel inanç, cadılarla ilgili inançların karşıladığı birçok sosyal ve kültürel işlevleri üstüne almıştır. Resmi kurumların cadıları avlama isteği azalınca, daha önceden cadıların sorumlusu olduklarına inanılan talihsizliklerin sorumluları olarak vampirler görülmeye başlanmıştır (Bailey, 2003: 136).

Türk araştırmacılardan Orhan Hançerlioğlu ise vampiri şu şekilde tanımlar:

Vampir. (İskandinav) Geceleri mezardan çıkıp insanların kanını emen ölü… Genellikle bütün Avrupa ülkelerinde inanılmıştır. Kan emerek yaşayan bir yarasa, kam emme deliliğini dile getiren bir akıl hastalığı da bu adı taşırlar. Bu inanç, İskandinav kaynaklıdır. Cadı inancıyla da ilgilidir (Hançerlioğlu, 2010: 538).

Bir başka araştırmacı Esat Korkmaz da benzer bir şekilde vampiri “Vampir Alm. (Vampir < Slavc. Upuri’den) İskandinav mitolojisinde “cadı” inancıyla beslenerek biçimlenen, geceleri mezardan çıkıp insanların kanını emdiğine inanılan ölü.” cümlesiyle tanımlar (Korkmaz, 2006: 708). Bu son iki tanım arasındaki benzerliğin sebebi Esat Korkmaz’ın temel kaynaklarından birinin Orhan Hançerlioğlu’nun Dünya İnançları Sözlüğü olmasıdır.

Gülay Er Pasin’in verdiği bilgiye göre vampir, öldükten sonra kendi bedeninde dirilen ve yaşantısına devam edebilmek için canlıların yaşam gücüne muhtaç olan bir yaşayan ölüdür ve Pasin’in ifadesine göre vampirle ilgili yapılabilecek en kısa ve net tanım budur (Er Pasin, 2013: 11).

 

Osmanlı Tarihi Metinlerinde Vampirler (Mehmet Berk Yaltırık)

“Lisân-ı Tatar’da “obur”, cadûya ve sihirbaz avrete ve mezârda dirilene derler.”
Evliya Çelebi, Seyahatname (17. yüzyıl)

Cadu: (Farsça) büyücü, sehhâr (sihir yapan),  sihirbaz”; “Cadı: (Farsça “cadu”dan) Avamın itikad-ı cahilanesince (halkın cahilce inanışlarına göre) güya mezardan çıkub geceleri bir suret-i mahufede (korkunç bir şekilde) ve cin gibi gezen hayal, vampir, karakoncolos.”
Şemseddin Sami, Kâmûs-i Türki (1901)

Cadı: Mezardan çıkan gûl, karakoncolos, vampir, cadı, sehhâr, bed-lika (çirkin suratlı, kötü yüzlü), bed-hû (huysuz, kötü huylu), kocakarı, kulyabani, gulyabani.”
Ahmet Vefik Paşa, Lehce-i Osmanî (1876)

 Hortlak: Yaban hayvanı, hort hort edüb seslenmek, avam zannınca günahkar adam mezarda cadı olup hort hort etmek, mezar azabı çekmek.”
Şemseddin Sami, Kâmûs-i Türki (1901)

Hortlamak: yaban hayvanları (gibi) hort hort edip seslenmek, mezarda saadetsizlerin azabını çekmek.”
Ahmet Vefik Paşa, Lehce-i Osmanî (1876)

Vampir: (Fr. Vampire) 1. Güya öldükten sonra cin gibi mezardan çıkub, halka mazarat-ı isal eden ve dehşet veren hayali mevhum, cadı, karakoncolos.”
Şemseddin Sami, Kâmûs-i Türki (1901)

Bu çalışmanın hazırlanmasından yıllar önce doksanların sonlarına doğru, hafta sonları geceleri televizyon kanallarında korku filmi kuşağı olurdu. Eski, yeni birçok korku filminin birkaç ayda bir tekrar tekrar yayınlandığı bu dönemin bizim kuşağımızın korku merakı üzerinde etkisi büyüktür. O dönemlerde benim için ’97 sonbaharında sanırım TRT 3’te yayınlanan Kontes Drakula (Countess Dracula, 1971) filminin etkisi ise daha büyüktür. Film meşhur Kontes Bathory ile ilgilidir. Filmin bir sahnesinde baş karakterler bir Macar hanında eğlenirken birden tanıdık bir ezgi işitilir (Muhammed Abdülvahab’ın meşhur “Azize”si) ardından bir dansöz ve (hemen hemen) Osmanlı kılığına bürünmüş çalgıcılar görünür. Sahnenin akabinde sarıklı ve yüzü boyalı bir seyyar satıcı karakterlere yanaşarak onlara “Türk hançeri” satmak ister.

Bu sekans benim için yabancı bir filmde Türk imgesine rastlamanın verdiği hayretten de ötesini ifade etmektedir. Bu sahneyle birlikte: “Osmanlı topraklarına yakın bir yer demek?” diye düşünmüş, o dönemin ulaşılabilir bilgi kaynaklarından Büyük Larousse’dan önce Macar Krallığı’na, ardından evimizdeki bir tarih atlasından Osmanlı haritasına bakmıştım. O sekansın bana verdiği fikir (hemen hemen) şuydu: “Osmanlı’nın burnunun dibiyse hem de Balkanlar da o tarihte bizdeyse, acaba vampir inanışı Osmanlı zamanı insanlarında var mıydı?” Peki beni bu soruyu sormaya iten neydi? Neden merak ediyordum?

Eğer o dönemlerde korku filmlerine vb. ilgi duyuyorsanız ve filmlerden öykünerek kendinizce hikâyeler yazıyorsanız, çevrenizden sıkça: “Niye hep yabancı karakterler yazıyorsun?” şikâyeti gelirdi. Yaş ve dönem itibariyle sınırlı bilgi kaynaklarından ötürü ilk başta karşılık veremediğim bu soruyu geçiştirirdim.

Bilgiden uzak olunca ahkâm kesmesi kolay olur, ben de: “Bizde olsa ben de yazardım!” cevabıyla savuştururdum hep. Biraz da üzerimize yapışan oryantalist bakış açısı belki de, dedemden, anneannemden, babaannemden pek çok anlatı ve varlık duymuştum ama onların hikâyeleri yazılamaz, işlenemez gibi geliyordu.

“Dedelerimiz nelerden korkardı?” sorusunun ilk yanıtını yine Büyük Larousse’da denk geldiğim “Cadı” ve “Hortlak” maddeleriyle çocukluk senelerimde bulmuştum. Maddelerden birinde Evliya Çelebi’nin meşhur cadılar savaşı anekdotu, diğerinde “hortlakçılar” (Osmanlı’nın vampir defedenleri) yer alıyordu. Bu bilgilerden yola çıkarak daha farklı araştırmalara, derlemelere ulaştım. Bir yandan da öyküler yazmaya devam ettim. O Macar hanı sahnesinin ardından seneler seneleri kovaladı. Pek çok bilgiye ulaştım, birçoğunun hatalı ve eksik olduğunu gördüm. Ekseriyetle yazıp sildim. 2013’te nihayet önce bir makale kaleme alabildim (“Türk Kültüründe Hortlak-Cadı İnanışları”), ardından bu çalışmaya dâhil oldum.

Vampirler yahut hortlaklar hala araştırdığım ve kurgulamaktan da zevk aldığım bir başlık. Alelade bir film sahnesinin neden olduğu küçük bir merak kıvılcımı, insanın hayatını etkileyerek araştırmaya, yazmaya sevk edebiliyor, hem folklor alanına hem de edebi alana savrulmasına olanak sağlayabiliyor.

Nitekim 20 yıl sonra bugün o film sahnesi şu an okumakta olduğunuz satırları yazdırmıştır. Ancak tek etken olduğu söylenemez.

Haziran 2013’te Facebook aracılığıyla Seçkin Sarpkaya ile tanışmam araştırmalarımın ve hatta edebi çalışmalarımın seyri üzerinde hayli müspet etkide bulunmuştur. Bir tez araştırması için Türkiye’deki modern korku edebiyatı üzerine sorular ve cevaplarla başlayan tanışma, sonradan sonra yazılan öykü dosyalarının değiş tokuş edilip üzerinde konuşulduğu sohbetlere, yeni araştırma konularına ve ilerideki çalışmalara değinen bir arkadaşlığa dönüştü. Bir gün Seçkin’le yine vampirlerle ilgili folklorik ve tarihi anekdotlarla ilgili bir sohbet, Seçkin’in: “Neden bunları bir araya getirmiyoruz?” önerisiyle şu anda elinizde tutmuş olduğunuz bu kitaba dönüştü. Sosyal medyadan ricamı kırmayarak aktardıkları memoratlarla bu çalışmayı kıymetlendiren kaynak kişilerin yardımıyla çocukluk hayalim olan bir çalışma vücut bulmuş oldu.

Günümüzde (2010’ların ortaları itibarıyla) artık Osmanlı’nın korkulu hortlak-cadı anlatıları edebiyat eserlerinde de akademik çalışmalarda da yer bulabiliyor. Beyaz perdede bir karşılık bulamasa da edebiyat alanında verimli bir kıpırtı var. Peki, Osmanlı kaynaklarındaki vampir inanışına (hortlak, cadı) ilişkin bilgiler ne yönde? Her ne kadar hakkında bazı makaleler yazılmışsa da Osmanlı dönemine ait metinlerdeki vampir-hortlak-cadı anlatıları popülerleşene kadar uzak ve yabancı addedilen bir konudur. Günümüzde gerek bu tür araştırmaların artması gerekse edebiyattaki cesur hamleler sayesinde dikkat çekmesi bu ön yargıyı zayıflatabildi. Ancak yine de gözden kaçan bazı hususlar söz konusu.

Mesela Balkan coğrafyasının “upirini”, “global” vampir tasavvuruna dönüştüren ve edebiyat başta olmak üzere pek çok sanat dalında etkisi görülen Dracula figürü, popüler kültürün bilindik ögelerindendir. Ancak günümüze kadar es geçilen bir detay Balkanlar’da neredeyse 500 yıllık Osmanlı döneminin kültürel etkisi ve Dracula ile bağıntısıdır. Ünlü Kont Dracula karakterinin ilham kaynağı olan Eflak Voyvodası Vlad Drakula’nın isyan edene değin Osmanlı’ya tâbi prenslerden biri olması aslında bilinen ancak sonradan sonraya fark edilerek göz önünde bulundurulan bir husustur. Osmanlı döneminde kaleme alınmış çeşitli metinlere bakıldığında, Osmanlı Balkanları ile popüler kültürdeki gotik anlatılarla bezeli Balkanların aslında pek de birbirine uzak olmadığı görülmektedir. Bu çalışma edebi yönde yapılan çalışmaların yanı sıra hem folklor hem de tarihsel anlamda bu olguyu ele almaktadır.

Başlık okura biraz garip gelmiş olabilir. “Gerçek vampir mi var?”, “Arşive hortlak mı kaydetmişler?” gibi sorulara neden olabilir. Hele ki vampirleri yakın dönemin romantik çok satan kitaplarından tanımışsanız “Hayal ürünü karakterlerin orada ne işi var?” da diyebilirsiniz. Konunun aşinası olmayanlar için şöyle tarif edelim, bu inançsal bir olgudur ve sadece bize özgü bir husus değildir.

Tarihi metinlerdeki “vampir” bahisleri, eski dönem insanlarının inanç ve kültür dünyasının yazılı kaynaklara aksetmiş izleridir. Mübalağalı bir anlatıma sahip olsalar da dönem insanının bakış açısını, kabullerini, yargılarını gösterir. Hattı zatında eğer bir destana yahut halk ağzında herhangi bir anlatıya girmemişse (yani halk edebiyatı haricinde ki bunu sözlü edebiyat ürünleri olarak da biliriz) 18. yüzyıla kadar (hatta Gotik edebiyatın şaheserleri [Carmilla, Dracula, The Vampyre vb.] açısından bakılırsa 19. yüzyıla kadar) vampirlerin edebi eserlere girdiği de pek görülmemiştir.

Konuyla ilgili önemli çalışmalar yapmış olan Giovanni Scognamillo, bu hususla ilgili önemli bir noktaya parmak basarak vampirlerin 19. yüzyıl öncesinde kurgusal bir malzemeden ziyade, adli vakaların, inceleme ve araştırmaların, dinsel tartışmaların, Engizisyon Mahkemeleri’nde kullanılan el kitaplarının ortak ve o dönemlerde inanılan konusu olduğunu söyler. (Scognamilo, 1995: 41) Nitekim batı dillerinin “vampir” kelimesini aldıkları “upir” (upyr) tabiri de ilk olarak 11. yüzyılda bir pagan inanışı olarak Eski Rusça veya Eski Doğu Slavcası ile yazılmış Aziz Grigoriy’in Lafzı (Word of Saint Grigoriy) adlı paganlık karşıtı dinsel metinde geçmektedir. (Comden, 2015: 81)

Sadece dinsel metinlerde mi? Bazı kanunnamelerde dahi kendilerine yer bulabilmişlerdir! Ancak bunlarda varlık olarak kabul edilmekten çok mezar tahribatından toplu histeriye pek çok suça teşne olduğu için “vampir avlamanın yasaklanması” yahut belli açılardan kontrol altına almak için “legalize edilmesi” söz konusudur.

19. yüzyıla kadar bazı kanunlarda, mezarlara zarar vermeyi önlemek vb. amaçlarla bazı inanışların yasaklanması çeşitli örneklerde karşımıza çıkar. En çarpıcıları günümüzde dahi bu inanışın kısmen rastlandığı Sırbistan’a aittir. Mesela 1349’da Sırp İmparatoru Stefan Duşan (d. 1308-ö.1355), meşhur Kanunnamesi’nde (Code, Dušan’s Code, The Code of Tsar Stefan Dušan, Dušanov zakonik yahut Zakonik cara Stefana Dušana) Ortodoks rahiplerin vampir zannıyla cesetleri mezardan çıkarıp yok etmeye çalışmalarını yasaklamıştır.

Merkezi otoritenin baskısı, taşranın alışkanlıklarını değiştirmede etkili olamamıştır ki ondan asırlar sonra bir kere daha yasaklama girişiminde bulunulmuştur. İlk Sırp İsyanı’nın (Prvi Srpski Ustanak) lideri Kara Yorgi’yi öldüren ve İkinci Sırp İsyanı’nın (Drugi Srpski Ustanak) lideri olan Obrenović hanedanının (Sırbistan ve Yugoslavya’yı farklı dönemlerde yönetmişlerdir) atası meşhur Sırp prensi Miloş Obrenović (hükümdarlığı: 1815-1839, 1858-1860), 1820’de aynı şekilde mezarların açılıp vampirlerin defedilmesini yasaklamıştır. (Bijedić, 2010: 227)

Aydınlanma Çağı’na giden süreçte hem dinsel tartışmalar bağlamında, hem de Balkanlarda vuku bulan adli vakalar nedeniyle doğrudan vampirlerle alakalı bazı eserler de kaleme alınmıştır. Mesela 1575’te Cenevre’de Girolamo Tartarotti, üç ciltlik Lamiaların Gece Toplantıları (Del Congresso Notturno delle Lamie) adlı eserinde bu salgınların ülkeden ülkeye nasıl yayıldığı, ne denli geçerli olduklarını eleştirmiştir. Ancak bu inanış üzerine pek çok vampir olaylarından bahseden, gerçekmiş gibi ele alan eserler o dönemde çoğunluktadır. 16. yüzyılda Fransız D’Aubigne, Evrensel Tarih (Histoire Universelle) adlı eserinde Dijon ve Rouen kentleriyle Navarre bölgesinde görülen “yaşayan ölülerden” bahsetmektedir. 1733’te Johannes Zopfius, Sırp Vampirleri Hakkında Deneme (Disertatio de vampiris Serviensibus) adlı eserinde Sırbistan vampirlerini incelemektedir.

Floransa Piskoposu Giuseppe Davanzati, 1744’te Vampirler Hakkında Deneme’yi (Dissertazione sui vampiri) yazmıştır. 1751’de Antoine Augustine Calmet,  Treaty on the Apparitions of spirits and Vampires or ghosts of Hungary, Moravia and c. (Ruhların, vampirlerin veya hayaletlerin Macaristan, Moravya ve diğer yerlerde Zuhur Etmelerinin Mukavelesi) adlı eserinde 1746’da Macaristan’da vuku bulan vampir olaylarından bahsetmektedir. Voltaire’in 18. yüzyılın aydınlıkçı ortamında Felsefe Sözlüğü’nde (Dictionnaire Philosophique) vampir inancıyla alakalı bu ön kabul için alaylı bir şekilde “en iyi kanıtlanmış batıl inanç” tanımlamasını yapmasının nedeni budur. (Scognamillo, 1995: 87-88; Tulga, 2010: 61)

Batı literatürü için geçerli bu durum Osmanlı topraklarını da ıska geçmemiştir!

Osmanlı dönemine ait bazı tarihi metinlerde de (o dönemdeki yerli ve yabancı seyahatnameler, fetvalar, adli ve idari mektuplar, yazılar vb.) “hortlak-cadı” tabiri kullanılarak vampir inanışından bahsedilmektedir. Bahsi geçen vakaların “vampir” başlığı altında değerlendirilemeyeceği yönünde bir söylem varsa da, hortlak ve cadı tabirinin “vampir”le bağdaştırılması, çalışmanın ilerleyen safhalarında görülecek Osmanlı kaynakları haricinde bazı batı kaynaklarında bile söz konusudur. Hatta konuyla alakalı bağlantıların fazlasıyla vurgulandığı görülmektedir.

Okuduğunuz için teşekkürler

Fikirlerinizi paylaşmanız bizi çok sevindirir.
Yorum yazarak bizi daha iyi içerikler hazırlamak için destekleyebilirsiniz.

Düşüncelerini Paylaş



avatar

Kayıp Dünya

Kayıp Dünya Editörleri tarafından yayınlanmaktadır.

Yorum Yapılmamış

Yorum yazmak için tıklayın

Kayıp Dünya Yazarlarından

Evren Vangül - Rüzgar