Bilimkurgu Ön Okuma Ön Okuma

Ön Okuma: “Ölüm Yıldızı” – Mehmet Ali Yazan

ÖlümYıldızı

Yazar: Mehmet Ali Yazan
Sayfa Sayısı : 205
Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık (KDY) – Mayıs 2020

Yıl 2081’dir.

İnsanlık ışık hızının ötesinde yolculuğu keşfetmiştir. Güneş sisteminin dışında bulunan birçok dış gezegene koloniler kurulmuştur. Bu gezegenlerden biri olan Galileo’da bir cinayet işlenmiştir.

Gezegenin yetkilileri bu cinayetin çözülmesi için Dünya’dan yardım isterler. Fakat Dünya’dan gönderilen dedektifler cinayeti araştırdıkça olaylar hiç ummadıkları şekilde gelişir. Ölüm Yıldızı okurlarını hayretten şok olacakları bir maceraya davet ediyor..

Ön Okuma

 

BÖLÜM 1-VENÜS

Harry Mortimer, içinde kısa bir turistik gezi yaptığı  ticari uzay mekiği HAVOC istasyonunun ana hangarına konarken, hala yaşadığı sıra dışı anların etkisi altındaydı. İniş gerçekleştikten bir dakika sonra “Kemerlerinizi çözebilir ve aracı terk edebilirsiniz. Bizimle uçtuğunuz için teşekkür ederiz. Tekrar görüşmek dileğiyle.” diye yolculara hitap eden yumuşak ve hafif metalik aksanlı bir bayanın sesini duyunca hemen kemerini çözerek yerinden kalktı. Yıllık izninden kalan son bir haftayı Venüs üzerinde devamlı hareket halinde olan ve büyük bir şehirden oluşmuş HAVOC’ta geçirmeyi tercih etmişti.

Önceleri zeplin şeklinde düşünülen HAVOC, daha sonra NASA’nın aldığı bir kararla şehir şeklinde büyük bir uzay istasyonu olarak tasarlanmıştı. HAVOC istasyonu genelde Venüs’ün atmosferi içinde yer almakla beraber, zaman zaman atmosfer dışına çıkarak yörüngede kısa gezegen turları da atıyordu. Böylece tüm HAVOC sakinleri, hiç şehirden ayrılmadan Venüs ve uydularını uzaydan seyredebiliyorlardı.

Bunun dışında, Güneş sistemi turu yapmak isteyenler için de çeşitli boyutlardaki mekiklerle özel seyahatler ayarlanabiliyordu. Aslında Venüs, doğal güzellik yönünden hiç de tercih edilecek bir tatil beldesi değildi. 500 Celcius’a yaklaşan sıcaklığı, %96,50 oranda karbondioksitten oluşan atmosferi ve sürekli çakan şimşeklerin eşlik ettiği sülfürik asit yağmurları onu bir insanın tatil yapmayı düşüneceği en son yer haline getiriyordu. Diğer yandan, bu özellikleri ve uzaydaki konumu Venüs’ü hem araştırmacılar, hem de Mortimer gibi uzayda değişik yerler görmeyi dileyen maceraperestler için cazip hale sokuyordu.

Mortimer da izninin son bir haftasını burada geçirmek için bulduğu ilk uzay gemisi ile Venüs’e gelmişti. İki sene önceki Icarus B macerasından sonra bir daha uzaya açılma fırsatını yakalayamamıştı. Birleşmiş Milletler Uzay Polisi Bölümünde görevli olmasına rağmen, son bir senedir uzaydaki kolonilerde yerel güvenlik birimlerince çözülemeyen bir cinayet vakası görülmediğinden, o ve yardımcısı Scott, Dünya’da uzaydakinden çok daha fazla rastlanan cinayet olaylarına yoğunlaşmışlardı.

İnsanoğlu, ışık hızını geçmesini sağlayan ‘Sıçrama Teknolojisi’ni bulduğundan beri, uzayda yaklaşık 15 ışık yılı yarıçapında bulunan 12 yaşanabilir gezegeni kolonileştirmişti. Güneş Sistemindeki hiçbir gezegen ve uyduları insan yaşamına kalıcı ev sahipliği yapma özelliğine sahip olmadığından, buraları daha çok araştırma, maden çıkarma ve turistik seyahat amaçlı kullanılmaktaydı. Tıpkı Mortimer’ın şimdi yaptığı Venüs seyahatinde olduğu gibi.

Koloni gezegenlerinin hepsinde de insanların rahatça soluyabileceği atmosferler ve tarım yapmaya uygun bitki örtüleri bulunmaktaydı.  Gezegenlerin toplam nüfusu 5 milyon civarındaydı. Bu sayıya, insanlara yardımcı olması amacıyla gönderilen robotlar dahil değildi.

Mortimer, araçtaki diğer beş yolcuyla beraber çıkış kapısına yöneldi. Mekik  onlara önce hızlı bir Venüs turu yaptırıp, sonra da uzaya çıkarak gezegenin etrafında bir tur attıktan sonra Güneş’e yönelmişti. Tüm insanlığa hayat veren Güneş’i yakından izleyen yolcuların bir sonraki durağı, tek bir sıçrama ile rahatça ulaştıkları Jüpiter ile Mars arasında bulunan Asteroit Kuşağı olmuştu.  Burada, üzerinde uzay madenciliği yapılan Ceres’i ziyaret ederek asteroit üzerinde bir kara turuna çıkmışlardı. Bu geziyi de tamamladıktan sonra bulutlar arasındaki şehre geri dönmüşlerdi.

Mortimer bu geziden son derece memnun kalmıştı. Uzaya ilk defa Bologna Space Hotel’deki cinayet vakası için çıkmıştı. İlk başlarda biraz tedirgin olmakla beraber, bu ilk uzay yolculuğu hoşuna gitmişti. Ondan sonraki Icarus B cinayet olayında ise ışıktan hızlı ilk uzay yolculuğu deneyimini yaşamış, 4.5 ışık yılı uzaklıkta bulunan Icarus B’ye gitmek için uzayda sıçrama yapmak zorunda kalmıştı.

Şimdi de Venüs’e gitmek için bir sıçrama yapmışlardı. Artık deneyimli olduğundan bu olay onu çok rahatsız etmiyordu. Ancak yine de bir şeylerin ters gitmesi sonucu, kendisini bir yıldızın içinde buharlaşmış olarak bulabileceği endişesini tam olarak üzerinden atabilmiş değildi.

Mortimer aşağı doğru açılan merdivenden inerken, şehrin yöneticisi konumundaki Ryan Berkeley’in kendisini beklediğini gördü. Gülümseyen yüzü ve üzerindeki mavi renkli Birleşmiş Milletler Uzay Ajansı üniformasıyla oldukça şık görünen Berkeley, 50’li yaşlarda, neşeyle parıldayan mavi gözlere sahip, oldukça enerjik görünen bir kişiydi. Ama bu görünüşüyle uyuşmayan, tepesinde neredeyse hiç kalmamış, kulaklarının üzerinde ise çok olan kırlaşmış saçlara sahipti.

Mortimer : ‘O da saçları için gen terapisi yaptırtmayı reddeden gelenekçilerden sanırım.’ diye düşünmeden edemedi. 2080’lerde artık bu tür sorunlar Gen Terapisi yöntemiyle rahatlıkla çözülebilmekteyken, kendilerine Gelenekçiler lakabını takmış bulunan bir grup bu tür doğal sorunları genetik müdahale yoluyla çözmeyi reddetmekteydi. Çünkü yetkililer onları ikna etmek için ne kadar çabalarsa çabalasın, bu grup üyeleri bu tür müdahalelerin insan sağlığına zararlı olduğuna inanıyorlardı. Onlara göre hükümetler, bu tür müdahaleleri insan soyunu kontrol etmek ve otoriteye itaatkar bir nesil yetiştirmek için kullanıyordu.

Mortimer bir yandan içinden, ‘Tanrı bunlara akıl versin.’ diye geçirirken, diğer yandan da merdiven bitiminde kendisine elini uzatan Berkeley’e gülümsemeyi ve elini sıkmayı ihmal etmedi.

“Hoş geldiniz, Dedektif Mortimer. Doğrusu şehrimizde böyle ünlü birini misafir etmek bizim için şereftir. Şehrimize ilk vardığınızda neden bize haber vermediniz? Sizin için özel bir program hazırlayabilirdik.”

Berkeley bir yandan bu sözleri söylerken diğer yandan da Mortimer’ın koluna girmiş, onunla beraber hangar çıkışına doğru yürüyordu. Mortimer, Berkeley’in kendisini hangarın içinde karşılamasının tuhaf olduğunu düşündüyse de bunu ona söylemedi.

“Sessiz sedasız bir tatil geçirmek istediğim için kimseye haber vermedim, Bay Berkeley. Ayrıca görevim dışında bana ayrıcalıklı davranılması pek de hoşuma gitmiyor.”

Berkeley bu söz üzerine  gülümsedi.

“Alçak gönüllülüğünüzü takdir ediyorum, Bay Mortimer. Ancak böyle yaparak bizi o güzel tecrübelerinizi dinleme zevkinden mahrum bıraktınız.” Bunları söylerken yana çekilerek asansörden içeri girmesi için Mortimer’a yol açmıştı. “Lütfen, buyurun.”

Mortimer teşekkür ederek içeri girerken “İki gün daha buradayım, Bay Berkeley. Uygun olduğunuz zaman size tecrübelerimi aktarmaktan zevk duyarım” dedi.

Berkeley “Üçüncü kat” diyerek asansöre komut verdikten sonra Mortimer’a yüzünü dönerek “Maalesef bunun mümkün olacağını sanmıyorum, Dedektif. Çünkü siz gezideyken Müdürünüz Bay Crusher beni aradı ve acil bir görev için hemen tatilinizi kesip dönmeniz gerektiğini söyledi. Bu arada…” Berkeley sözünün burasında muzip bir şekilde gülümsedi. “Müdür Crusher’ın size ulaşamamasının kendisini çok kızdırmış olduğunu sözlerime eklememe izin verin. Sanırım iletişim cihazınız kapalıymış. Bunun için kendisiyle konuşmadan önce iyi bir bahane bulsanız iyi olur.”

Mortimer omuzunu silkti. “Görevde olmadığı zaman bir Dedektifin iletişim cihazını kapalı tutması yanlış bir şey değil. Hem bütün polisler izinde nerede olacaklarını zaten yazılı olarak merkeze önceden bildiriyorlar. O yüzden bize her durumda ulaşmaları mümkün.”

“Siz bilirsiniz, Dedektif. Ben hatırlatmış olayım da. İşte geldik!” Asansörün kapısı açılmış ve şehrin idare edildiği komuta biriminin girişine varmışlardı. Mortimer çevreye hızlıca bir göz attı. Burası da daha önce Icarus B cinayetini soruştururken  gittiği Satürn’ün yörüngesindeki Yıldız Şehri’nin komuta birimi kadar karışıktı.

“Beni niye buraya getirdiniz? Müdür Crusher’ın sizden böyle bir talebi olduğunu sanmıyorum.”

“Haklısınız, Bay Mortimer. Aslına bakarsanız Müdür Crusher sizinle mümkün olduğu kadar çabuk görüşmek istiyor. Bu yüzden onu hemen aramanızı bekliyor. Ancak bu nadide şehrin yöneticisi olarak, sizin bu şehrin nasıl idare edildiğini görmenizi istedim. Böylece Yıldız Şehri ile arasında bir karşılaştırma yapabilirsiniz. Sizin şehrimiz ve yönetimi hakkında söyleyeceğiniz olumlu sözler, Dünya’daki idareciler tarafından mutlaka değerlendirilecek ve hem şehrimiz hem de yönetimi için olumlu gelişmeler yaşanmasını sağlayabilecektir. Buyurun, görüşmenizi benim odamda yapabilirsiniz.”

Berkeley Mortimer’a kendi odasının girişini işaret etti. Komuta odası asansörün birkaç metre ilerisinde, sağ taraftaydı. Birlikte odadan içeri girdiler. Berkeley sözlerine devam etti “Odamdaki iletişim cihazı alt-uzay frekansını kullandığından güvenli modda yapacağınız görüşmeyi kimse takip edemez.”

Mortimer başını salladı  “Gerek yok, Bay Berkeley. Şahsi cihazımla görüşürüm.”

Berkeley odadan çıktıktan sonra Mortimer iletişim aygıtını açtı. Cihaz aktif hale gelir gelmez kırmızı uyarı ışığı yanmaya başladı ve yumuşak bir kadın sesi  “Dedektif Mortimer, Müdür Crusher’dan acil kodlu bir mesajınız var.”dedi. Eğer Mortimer müdahale etmezse bu ses sürekli tekrar edecekti. O yüzden Mortimer hiç bekletmeden ‘Mesajı göster’ komutunu verdi.

Crusher’ın öfkeden kızarmış yüzü şimdi karşısındaydı. “Mortimer, hangi cehennemdesin? Neden ihtiyaç duyduğumuz anda sana ulaşamıyoruz? Beni derhal aramanı istiyorum. Çok önemli bir cinayet haberi geldi, acilen görüşmemiz gerekiyor.”

Mesaj burada bitiyordu. Mortimer sıkıntıyla başını salladı. Mesajı açtığı anda okunduğunun bilgisi Müdüre gitmişti. O yüzden Müdürü aramayı geciktiremezdi.

Yüksek sesle “Bilgisayar, Müdür Crusher’a bağlan”dedi.

Mortimer komutu verdikten birkaç saniye sonra Crusher’ın yüzü holografik olarak karşısındaydı. Fakat beklediğinin tersine Müdür oldukça sakin görünüyordu. Mortimer bu sakinliğin altında gizlenen öfkeyi Müdürün gerilmiş yüz hatlarından anlamış, ancak bir patlamaya sebep olmamak için sesini çıkarmamıştı. Müdür Crusher bir süre parmaklarını masasının üzerinde tıkırdattıktan sonra buz gibi bir sesle “Mortimer, neden sana ulaşmamız bu kadar zor oluyor? Yoksa elde ettiğin başarılar başını mı döndürdü? Bunların sana ayrıcalık sağlaması gerektiğini mi düşünüyorsun?” diye sordu.

Bu soru Mortimer’ı şaşırtmıştı. “Ne ilgisi var Müdür Bey? Böyle bir şey aklımın ucundan dahi geçmedi.” Aslında Mortimer bu soruda biraz kıskançlık sezmişti sanki. Ne de olsa kendisi birkaç senedir son derece başarılı bir grafik çizmişti. Oysa Müdürün, bölümün müdürü olmak dışında başka dikkat çekici bir yönü yoktu. Başarıyla dolu yılları çok geride kalmış, müdür olduktan sonra sıradan bir devlet memuru olmuş çıkmıştı. Tabi Mortimer bu düşünceleri kendine sakladı.

Müdür Crusher sözlerine devam etti “Öyleyse neden izinli olduğun zamanlarda devamlı iletişim cihazını kapalı tutuyorsun?”

“Müdür Bey sizin de bildiğiniz gibi..”

Ancak Müdür elini kaldırarak onun sözünü kesti “Bana mevzuat bize bu hakkı veriyor zırvalarını anlatmaya kalkma, bunu senden daha iyi biliyorum. Evet, mevzuat bu hakkı size veriyor ama polis teşkilatında yazılı olmayan ve herkesin kabul ettiği başka kurallar da var. İzinli olsa bile her polis iletişim cihazını 24 saat açık tutmalıdır, mantıklı olan da budur. Yanılıyor muyum?”

Mortimer sakince “Haklısınız, Müdür bey” demekle yetindi. Şu anda daha fazla itiraz etmesi aleyhine olacaktı.

Müdür derin bir nefes aldıktan sonra, “Neyse, şimdilik bunu geçelim. Önümüzde çok daha ciddi bir sorun var. Maalesef  uzayda bir cinayet işlendi.” dedi.

Mortimer’ın ilgisi uyanmıştı. “Cinayet mi? Nerede? Öldürülen kimmiş?”

“Cinayet koloni gezegenlerinden Galileo’da işlendi. Biliyorsun orası ilk kolonileşmeye açılan gezegenlerden ve 12 ışık yılı uzaktaki Tau Ceti Yıldızının çevresinde dönüyor. Gezegende insanların yaşadığı yaklaşık 450.000 nüfuslu tek bir şehir var. Yıldızın yörüngesinde, yerleşime açılmış bu gezegenden başka Copernicus isimli bir gezegen daha var. Maktule gelince…O, gezegenin yöneticisi olan Vali Agustin Sanchez.”

Mortimer hayretle sol kaşını havaya kaldırdı “Vali mi? Yoksa bu bir siyasi cinayet mi?”

“Yapılan ön soruşturmada buna dair bir bulguya rastlanmadı. Yerel güvenlik güçleri maalesef cinayetle ilgili hiçbir ipucu bulamadı. Anlayacağın işi baştan ele almak zorundasın.”

Mortimer’ın canı sıkılmıştı “Ya cinayet aleti?”

Müdür olumsuz manada başını salladı “Hiçbir şey”

“Peki, Vali nasıl öldürülmüş?”

“İşin en ilginç tarafı da bu zaten. Zehirli bir ok kullanılarak epey uzak bir mesafeden boynundan vurulmuş!”

Mortimer şimdi oldukça şaşırmıştı. “Ok mu? Yani şu bildiğimiz yayla atılan ve eski Amerikan yerlilerinin kullandığı tipte olanlardan mı?”

“Hayır, üfleyerek çalışan ve boru tipli olanlardan. Tabi ki onların çok daha modern bir versiyonu. Edindiğim bilgiye göre, bu modern boruların menzilleri bir kilometreyi geçebiliyormuş.”

“Bir insan nasıl bu kadar uzağa üfleyebilir? Hem nasıl nişan alabilir ki?”

“Senin aklın hala eski tip basit borulara takılıyor galiba. Dediğim gibi bunlar modern versiyonları. Ok bir kere borudan çıktıktan sonra yavaşlamaya başladığı anda içine yerleştirilmiş mini bir dia-manyetik ivmelendirici ile tekrar hız kazanıyormuş. Bu da menzilini insanın normal üflemesi ile ulaşabileceğinin 5-6 katına kadar çıkarıyormuş. Nişan alma ise sorun değil. Borunun üzerine ufak bir çentik şeklinde yerleştirilmiş teleskopik görüş dürbünü bu konuda son derede etkili bir yardımcı.”

Müdür Crusher sözlerini sürdürdü. “Yerel polis cinayetin Dünya’dan getirilen bir silahla işlendiği düşüncesinde. Ben de aynı fikirdeyim.”

Mortimer itiraz etti. “İyi ama Müdür Bey, böyle bir silahı Dünya’dan Galileo’ya sokmak kolay bir iş değildir. Gümrük işlemleri sırasında bu silahın fark edilmesi ve girişine izin verilmemesi gerekirdi, öyle değil mi?”

“Haklısın, ancak bu tür silahlar sportif amaçlı kullanım ruhsatı ile kolaylıkla istediğin yere götürülebiliyor. Öte yandan, yapılan detaylı incelemede bu tür bir silahın Galileo’ya sokulduğuna dair en ufak bir kanıt elde edilemediği gibi, yerli halktan polise bu tür bir silaha sahip olmak için resmi bir başvuru yapıldığına dair herhangi bir kayda da rastlanmadı.”

“O zaman gümrükte güvenlik eksikliği olduğu sonucuna varabiliriz. Çünkü içeriden birisinin iş birliği olmadan bu tür bir silahı içeri sokmak mümkün olmaz bence.”

“Bence de, ancak artık daha fazla zaman kaybetmemeliyiz. Yerel polis soruşturmayı sana devretmek için gezegene varmanı bekliyor. Sen şimdi oradaki bir mekikle direk gezegene gideceksin. Bu iş için Birleşmiş Milletler tarafından şehir yönetimine gerekli talimatlar verildi. Yönetim sana özel bir gemi tahsis edecek.”

“Ya Scott, o da bu işte benimle birlikte mi?”

“Elbette, o çoktan yola çıktı bile. Onunla Galileo’da buluşacaksınız. Olay hakkında daha detaylı bilgiyi yerel polisten alır ve ona göre kendinize bir yol haritası belirlersiniz. Şimdi vakit kaybetmeden hemen harekete geçmeni istiyorum. Bu arada sen ve Scott’ın şunu aklınızda tutmanızı istiyorum; geçmişteki başarılarınız sebebiyle Birleşmiş Milletlerin sizden beklentisi büyük. Bu yüzden elinizden gelenin en iyisini yapmanızı istiyorum. Gidin ve şu Tanrı’nın belası cinayeti çözün!”

Mortimer yerinden kalkarken “Merak etmeyin efendim, elimizden geleni yapacağız.”dedi.

Müdür Crusher bu cümleden sonra iletişimi sonlandırdı. Mortimer bir süre ayakta, elleri cebinde bir şekilde olayı uzun uzun düşündü. Müdür cinayetin siyasi bir yönü olduğuna dair bir kanıt bulunamadığını söylemesine rağmen o , bunun siyasi bir cinayet olduğunu düşünüyordu. Tecrübeleri ona bu tür cinayet vakalarında mutlaka siyasi bir yön bulunduğunu öğretmişti. Öte yandan, kullanılan yöntem son derece enteresan ve orijinaldi.

Kim böyle bir silahı gezegene sokma ve onunla bir cinayet işleme riskini göze alabilirdi ki? Birden aklına gelen bir düşünce “Hay aksi!” diye söylenmesine yol açtı. Müdür Bey’e yerel polisin gözaltına aldığı kimse olup olmadığını sormayı unutmuştu. ’Neyse, bunu Galileo’daki polis yetkilileri ile konuşuruz artık.’ diye düşünerek odadan çıktı.

Odadan çıkar çıkmaz şehir yöneticisi Berkeley ile yüz yüze geldi. Acaba konuşmasını dinlemiş miydi? Hoş, dinlese ne olurdu ki?

Berkeley, “Konuşmanız sırasında Birleşmiş Milletler’den resmi bir talimat geldi, Dedektif Mortimer.” dedi. “Talimatta size acilen sıçrama yeteneğine sahip özel bir gemi tahsis etmemiz gerektiği belirtiliyordu. Bu yeni bir görevle ilgili sanırım. Eğer bir mahzuru yoksa nereye gideceğinizi sorabilir miyim?”

Mortimer kısa bir an tereddüt ettikten sonra omzunu silkti ve kısaca “Galileo gezegeninde işlenen bir cinayet olayı için bu talimat gönderilmiş.” diye cevap verdi.

Müdür ona olayın gizli tutulması gerektiğini söylememişti. Zaten böyle önemli bir kişinin cinayete kurban gitmesi olayı da uzun süre halktan gizlenemezdi.

Berkeley kaşlarını çatıp kısa bir süre düşündü “Sanırım orası yeni yerleşime açılan, dış gezegenler halkasının dış kısımlarına yakın bir yerlerdeydi.”

Mortimer başıyla onayladı “Evet. Dünya’dan 12 ışık yılı uzaklıkta. Peki bana en erken ne zaman bir gemi tahsis edebilirsiniz?”

“Muhtemelen hemen şimdi,” dedi Berkeley. Arkasına döndü ve hemen önündeki konsolda çalışmakta olan kişiye doğru eğilerek “Bay Salazar, şu anda yolculuk için hazır olan bir gemimiz var mı?”diye sordu.

Salazar önündeki holo-vizöre bakıp birkaç tuşa dokunduktan sonra “3 numaralı rıhtımdaki 20579 bordo numaralı mekik şu anda harekete hazır efendim.” diye yanıt verdi. Bu arada mekiğin dışarıdan görüntüsü de ekranda belirmişti. Diğer yolcu mekiklerine göre daha küçük olması Mortimer’ın dikkatini çekti.

Berkeley memnuniyetle başını sallayarak “Güzel, o mekiği biliyorum. Çift kişilik bir seyahat mekiğidir, konforludur da. Onda rahat edersiniz Bay Mortimer. Kaptana şimdi mekiği acilen hazırlanması talimatını veriyorum. İsterseniz siz hemen mekiğe gidebilirsiniz. Eşyalarınızı ben odanızdan aldırtırım.” dedi.

Mortimer “Uygundur,” dedi. “O rıhtıma nasıl varacağım?”

“Geldiğimiz asansörle hangara indikten sonra sol taraftaki ilk kapıya gideceksiniz. Zaten üç boyutlu, yol gösteren oklar sizi yönlendirecektir. Bunun için asansörün hemen yanındaki mikrofon düğmesine basarak gideceğiniz yönü söylemeniz yeterlidir.”

Mortimer Berkeley’e teşekkür edip elini sıktıktan sonra asansöre yöneldi. Birkaç dakika sonra ana hangara ulaşmıştı. Berkeley’in dediği gibi asansör kapısının hemen yanındaki düğmeye basarak “Rıhtım 3” deyince birden önünde havada uçar gibi görünen mavi renkli sanal bir ok işareti belirdi. Metalik ama yumuşak bir kadın sesi,

“Lütfen okun gösterdiği yönü izleyin, efendim.” diye seslendi.

Mortimer sesin nereden geldiğini anlamamıştı ama söylenene göre hareket ederek oku izlemeye başladı. 10-15 metre gitmişti ki ok hafifçe sola döndü. Mortimer de dönünce 3 metre kadar ilerisindeki rıhtım kapısını gördü. Üzerinde holografik bir yazıyla ‘Rıhtım 3’ yazıyordu. Aynı anda ok kapıya ulaşmış ve fosforluymuş gibi parlamaya başlamıştı. Yine yumuşak ve metalik bir kadın sesi,

“Hedefe ulaşıldı, iyi yolculuklar dileriz.” dedi ve ok kayboldu.

Okuduğunuz için teşekkürler

Fikirlerinizi paylaşmanız bizi çok sevindirir.
Yorum yazarak bizi daha iyi içerikler hazırlamak için destekleyebilirsiniz.

Düşüncelerini Paylaş



avatar

Kayıp Dünya

Kayıp Dünya Editörleri tarafından yayınlanmaktadır.

Yorum Yapılmamış

Yorum yazmak için tıklayın

Kayıp Dünya Yazarlarından

Evren Vangül - Rüzgar