Bilimkurgu Ön Okuma Ön Okuma

Ön Okuma: “M.S. 2079” – Mehmet Ali Yazan

M.S. 2079

Yazar: Mehmet Ali Yazan
Sayfa Sayısı : 208
Kumran Yayınları – 2019

Yıl 2079’dur.
İnsanlık ışık hızının ötesinde yolculuğu keşfederek yeni bir çağı başlatmıştır. Dünyanın yok olma tehlikesine karşı uzayda yeni keşfedilen gezegene koloniler kurulmuştur. Değerli madenlerin çıkarıldığı bu yeni yerleşim yerinde hiç ip ucu bırakılmadan bir cinayet işlenmiştir. Gezegenin yetkilileri bu cinayeti çözmesi için dünyadan profesyonel bir dedektif çağırırlar. Fakat cinayetin çözümlenmesini istemeyen gizli bir el olaylara müdahale etmektedir.

Ön Okuma

X 1 W
BİR CİNAYET VAKASI

Harry Mortimer, uzun süredir üzerinde çalıştığı raporu bitirdikten sonra “Tanrı’ya şükür,” diyerek koltuğunda arkasına yaslandı. Üzerinde çalışmayı henüz bitirdiği dosya, yardımcısı Scott’la beraber çözüme kavuşturdukları Boston’lu milyarder Bruce Coston’ın cinayete kurban gitmesi olayı hakkındaydı. Mortimer olayı düşünürken birden kapı açıldı ve gülümseyen yüzüyle yardımcısı Scott Yvensen kapıda göründü. Norveç’li olan Scott 1.85 boylarında, sarışın, güleç yüzlü bir gençti.

“Merhaba Şef, rahatsız etmiyorum ya?”

“Ne münasebet?” diye cevapladı Mortimer. “Son vaka ile ilgili raporu şimdi bitirdim. Ben de bir kahve içmeyi düşünüyordum, sen de ister misin?”

Scott “Elbette,” diye yanıtlayınca Mortimer masanın üstünde bulunan bir düğmeye bastı ve yüksek sesle

“İki fincan kahve.” dedi.

Birkaç saniye sonra masanın yanındaki dolaptan bir bölme açıldı ve dumanı tüten iki fincan kahve bir tepsi içinde robot bir kol tarafından Mortimer’a doğru uzatıldı.

Mortimer “Maalesef bununla idare etmek zorundasın, Scott. Burada hakiki kahve yapma imkânımız yok, senin de bildiğin gibi,” diye eklemeyi de unutmadı.

“2079 yılındayız ama hala bu sorunu çözememiş olmamız ilginç.” Scott bunu söylerken bir yandan da masanın karşı tarafındaki koltuğa oturmuş ve Mortimer’dan aldığı kahvesini yudumlamaya başlamıştı.

“Son görev hakkında bilgin var mı, Şef?”

Mortimer tam fincanı ağzına götürmüştü ki bu sözle durakladı ve başını kaldırıp Scott’a gözlerini kısarak dikkatle baktı.

“Hangi görev?”

Scott “Bu ifadenden görev hakkında bilgin olmadığı anlaşılıyor Şef,” dedi. “Yaklaşık bir saat önce Müdür Crusher’la konuştum. Kendisi ofis dışındaymış. İletişim cihazın kapalı olduğundan sana ulaşamamış. Büroya da henüz varmamış olduğundan beni aradı ve bize vereceği bir cinayet vakası daha olduğunu söyledi.”

Mortimer hem meraklanmış hem de sıkılmıştı. Daha yeni bir olayı sonuçlandırmışlar ve raporunu tamamlamışlardı. Biraz dinlenmek için planlar kuruyordu ki şimdi yardımcısı ona ele alacakları yeni bir vakadan bahsediyordu.

“Neymiş şu olay, anlat bakalım,” dedi. Bir yandan da fincanı elinde koltuğuna yaslanmış ve gözlerini Scott’a dikmişti.

Scott da koltuğunda arkasına yaslandı ve rahat bir tavırla anlatmaya başladı.

“Yine bir cinayet olayı, ama bu sefer yer Alpha Centauri’nin çevresinde dönen ve henüz on beş yıldır işletime ve yerleşime açılmış olan Icarus B Maden Kolonisi.”

Bu ifade Mortimer’ın irkilerek yerinde doğrulmasına sebep olmuştu. Daha önce de Dünya çevresinde dolanan Bologna Space Hotel’deki cinayeti çözmek için Scott’la beraber uzaya çıkmışlardı ama o farklıydı, bu farklı. Scott’ın bahsettiği maden gezegeni Dünya’dan dört buçuk ışık yılı ötede olan Alpha Centauri’nin yörüngesinde dönüyordu. Bu da demekti ki cinayeti çözmek için ışıktan hızlı bir uzay seyahati yapmaları gerekecekti. Bunun düşüncesi bile Mortimer’ın karın kaslarının şiddetle büzülerek sancımasına sebep oldu.

Scott şefinin yüz ifadesinden hissettiklerini anlamıştı. Onu sakinleştirmek için “Merak etme Şef, anlatılanlara göre uzaydaki ışık ötesi hıza sıçramayı çok hafif hissediyormuşsun, bir an parmak uçlarının karıncalanması gibi bir şey oluşuyormuş bütün vücudunda, hepsi o kadar,” dedi.

Bu konuyu kapatmak isteyen Mortimer “Öldürülen kimmiş? Cinayet aleti bulunabilmiş mi?” diye sordu.

Scott “Daha iyisi var Şef, katil de biliniyor,” diye cevap verdi.

Mortimer şimdi afallamıştı.

“Biliniyor mu? Ne demek istiyorsun? Yerel polis olayı çözdüyse bize ne gerek var?”

Scott, Mortimer’ın sorularının bitmesini bekledikten sonra cevap verdi. “İşin ilginç yönü de bu ya Şef, katil biliniyor ama azmettirici bilinmiyor. Yerel polis de bu yüzden BM Uzay Polisi Bölümüne başvurmuş.”

Scott’ın bu dolambaçlı cevapları Mortimer’ın canını sıkmaya başlamıştı. “Sadede gel, Scott,” dedi.

Scott daha fazla Şefini kızdırmasının doğru olmayacağını düşündü ve sırıtarak “Peki, Şef, kızma,” diye devam etti sözlerine.

“Öldürülen madende çalışan bir robot-işçi şefi, adı Bryan Gaust, şimdiye kadar önemli hiçbir bağlantısı keşfedilmemiş. Bu arada bu robot işçi şeflerinin maden çıkarmada insanların yerine kullanılan robotların başında kontrolör olarak durduğunu bildiğini varsayıyorum?” Mortimer “Evet,” manasında kafa sallayınca Scott devam etti.

“Ancak öldüren kişi sıradan biri değil, bir robot!”

Scott son kelimeyi özellikle vurgulamıştı. Cümleyi bitirir bitirmez Mortimer’ın üzerinde beklediği etkinin oluştuğunu gördü. Mortimer adeta şok olmuştu.

“Ne dedin, bir robot mu? Ulu Tanrım, ne tür bir robot?”

Scott “Maden kazma işlemi için geliştirilen, diğerleri gibi sıradan, insanımsı bir model,” diye cevapladı.

“Peki, cinayeti onun işlediğini nereden biliyoruz?”

“Çünkü cinayet sırasında güvenlik kameraları her şeyi kaydetmiş Şef.”

Mortimer “Bu kayıt elimizde mi şu anda?” diye sorunca Scott cebinden küçük bir holo-küp çıkararak “İstersen sana hemen seyrettirebilirim Şef,” dedi ve masanın üzerindeki holografik oynatıcıya küçük küpü taktı.

Şimdi, holo-küpten yansıyan üç boyutlu bir görüntüyü seyretmekteydiler. Görüntüde bir robot, elindeki lazer tabancasını, odasındaki masasının başında oturan bir kişiye doğrultmuş, ateş etmek üzereydi. Robotun gövdesi sarı renkliydi. Bedeninin ön tarafında seri numarası ve çalıştığı madenin ismi yer alıyordu. Mortimer’ın kırk-kırk beş yaşlarında olduğunu tahmin ettiği, favorilerinin üstündeki saçlarına hafif kırlar düşmüş kişi bir an için adeta inanamaz bir şekilde robota baktı, sonra;

“Hayır, yapma! Yapma!” diye bağırırken robotun birkaç saniye boyunca tereddüt geçirmiş olan parmağı tetiğe bastı ve kurban korkunç bir çığlık atarak masanın üzerine yığıldı. Sırtından dumanlar yükselen kurban anında ölmüştü. En son dereceye ayarlanmış ölümcül ışın, kurbanın göğsünü delip sırtından çıktıktan sonra arkasındaki elbise dolabını da delmiş ve duvarın, çarptığı kısmını neredeyse eriterek yok etmişti.

Robot, cinayeti işledikten sonra birkaç saniye cesede dikkatle baktı. Sonra cesede doğru adeta sürünerek birkaç adım attı ve sanki donmuş gibi öylece kalakaldı. Scott burada küpü çıkararak Mortimer’a döndü ve;

“Olay gördüğün gibi Şef, katil belli,” dedi.

Mortimer “Katil belli ama azmettirici bilinmiyor derken ne demek istediğini şimdi gayet iyi anlıyorum. Bu robot bu cinayeti kendi başına işleyemeyeceğine, Asimov’un birinci kuralı kendisini engelleyeceğine göre, ona bu işi başka birinin, muhtemelen robotik konusunda uzman birinin yaptırdığını düşünüyorsun, yanılıyor muyum?” diye sordu.

“Aynen, Şef.”

Mortimer “Robotun cinayetten sonra cesede doğru birkaç adım atıp sonra da hareketsiz kalması, onun yaptığından dolayı birinci kuralla çelişmesinden kaynaklanıyor tabi. Kendisine vuracağı mahlûkun bir insan olmadığının detaylı bir şekilde tarif edilmiş olduğu anlaşılıyor. Yoksa hangi robotik uzmanı, ne kadar kesin emir verirse versin, robot Asimov’un birinci kuralını çiğneyemezdi. Robot, kurbanın vurulunca verdiği tepkiden onun bir insan olduğunu kavradı. Çünkü ona cinayet işleme emrini veren akıl, vurulan bir insanın can havliyle yaptığı haykırışın da insani bir tepki olmadığını robota belletmeyi unutmuştu. Sonuçta, Asimov’un birinci kuralını çiğnemiş olmak Robotun beyninin tüm işlevlerini yitirmesine sebep oldu. Bu yüzden de olduğu yerde dondu kaldı,” dedi.

Scott büyük bir hayret ve hayranlıkla şefini dinlemişti. “Şef, bence sana Sherlock Mortimer denmesi son derece uygun olur, robotu inceleyen robotik uzmanları da aynen senin dediğin gibi rapor vermişler,” dedi.

Mortimer bu iltifatı “Önemi yok,” manasında ufak bir el sallamasıyla geçiştirdikten sonra “Peki, robot silahı nereden bulmuş?” diye sordu.

Scott “Sana anlattığım haricinde benim de fazla bir bilgim yok Şef,” diye cevap verdi.

“Detayları oraya varınca yerel polisten ve bize yardım için gezegene gönderilen robotik uzmanı Doktor Franz Abenhauer’den öğreneceğiz.”

Uzay seyahatinden bahsedilmesi Mortimer’ın tekrar sinirlerini germişti. “Ne zaman yola çıkıyoruz?” diye sordu.

“Müdür’ün dediğine göre bu akşam saat 21.00’de New York Uzay Limanı’ndan gezegene rutin bir nakliye uçuşu gerçekleşecek. Biz de ona katılacağız. Bu bir nakliye gemisi olduğundan seyahat gemilerinde olan konforu bulamayacağız belki, ancak yolculuğumuz sadece birkaç saat süreceğinden buna aldıracağımızı pek sanmıyorum. Soruşturma boyunca tüm yerel polis gücü bizim emrimizde olacak.”

Mortimer “İyi,” dedi ve masasındaki eski usul dijital saate bir göz attı. Saat 18.00’di. Yolculuğa sadece üç saat kalmıştı ve kendisi henüz hazır değildi.

Mortimer “Lanet olsun! Müdür’ün beni olaylar ve seyahatler konusunda son anda haberdar etmesinden nefret ediyorum,” diye söylenerek yerinden kalktı. Scott da onunla beraber kalktı ve birlikte bürodan çıktılar.

Büro aracını alan Mortimer ve Scott, önce Mortimer’ın evine uğrayarak seyahatte gerekli olacak eşyaları aldılar. Bu arada karısı ve oğlu alışveriş için dışarıda olduklarından Mortimer onlara iletişim aygıtından kısa bir not bıraktı. Daha sonra Scott’ın beş blok ötede olan evine gittiler ve o da ihtiyacı olan eşyaları aldıktan sonra hızla New York Uzay Limanı’na doğru yol almaya başladılar.

Yol yarım saat kadar sürdü. Limana vardıklarında gerekli bürokratik işlemleri tamamladılar ve kendilerine tahsis edilen bir hava jetiyle pistin ortasında uçuşa hazır halde bekleyen nakliye mekiğine gittiler.

Gerekli evraklar yetkililerce kontrol edilip dijital olarak imzalandıktan sonra Scott ve Mortimer mekiğe bindi. Mortimer mekiğin dıştan görünüşünü beğenmemişti. Gövdesi eşkenar olmayan bir üçgen biçiminde olan standart bir kargo mekiğiydi. Dört adet iniş takımı üzerinde duruyordu. Her iki yanında üçer tane büyük olmayan lumboz vardı. ‘Bu lumbozlardan dışarıyı rahat seyretmek mümkün olmaz,’ diye düşündü. Fakat mekiğin içini görünce yolculuk için isteksizliği bir kat daha arttı. Mekiğin içi son derece sade döşenmişti. Normalde altı adet olan koltuk sayısı, kendileri de hesaba katılarak sekiz taneye çıkarılmıştı. Koltuklar deri kaplı, konforlu koltuklardı. Kol dayama yerlerinde birtakım kumanda düğmeleri dikkat çekiyordu. Ancak bu Mortimer’ın kendini daha iyi hissetmesini sağlamadı.

Kendilerini kapıda Mekik Komutanı Peter Nash karşıladı. Üzerinde mavi renkli Birleşmiş Milletler üniforması vardı. Üniformanın omuz kısımlarında kendisinin kaptan olduğunu belirten tek yıldızlı rütbe vardı.

“Merhaba, Dedektif. Adım Peter Nash, mekik komutanıyım. Bunlar da mürettebatım.” Bunu söylerken yönetim bölmesinde görevlerinin başında olan beş kişiyi işaret etmişti.

Hepsi de başlarını “Hoş geldiniz,” manasında sallayarak işlerine devam ettiler. Mortimer ve Scott da buna aynı şekilde mukabele ettikten sonra Nash onlara oturacakları yerleri işaret etti. Dedektifler koltuklarına otururlarken Nash onlara seyahat hakkında kısa bilgiler vermeye başlamıştı bile.

“Yolculuğumuz, kalkış ve iniş dâhil, sadece iki saat kadar sürecek. Bunun için ışık ötesi hız motorunu icat eden bilim adamı ve mühendislerimize teşekkür borçluyuz. Onlar olmasa yıldızlararası seyahat asla mümkün olmazdı. Kalktıktan sonra sıçrama için uygun koordinatlara varışımız yaklaşık on iki dakikayı bulacak. Sıçrama sırasında hemen hiçbir şey hissetmeyeceksiniz, o yüzden endişe etmenize gerek yok. Sıçramanın ardından Alpha Centauri’nin yörüngesindeki Icarus B’ye yaklaşık bir saatlik bir mesafeye ulaşmış olacağız. Aslında daha yakına da sıçrayabiliriz, ancak BM Uzay Ajansı’nın tespit ettiği Uluslararası Sıçrama Güvenliği Şartnamesi’ne göre güvenlik açısından bu uzaklığı muhafaza etmemiz gerekiyor. Bilgisayarlar bu konuda çok ince hesaplamalar sonrası sıçramayı gerçekleştiriyor olsa da en ufak bir hatada rotadan muazzam sapmalar yaşanabileceğinden ve kendimizi bir gezegenin ya da bir yıldızın üzerinde parçalanmış bulabileceğimizden ötürü böyle bir önlem alınmış.”

Mortimer bir yandan Nash’i dinlerken, bir yandan da çevreyi gözlemliyordu. Oturdukları yer mekiğin idare edildiği kısımdı. Burası epeyce genişti, tüm mürettebatın özel görev konsolları vardı. İdari kısım, arka taraftan yanlara doğru kayarak açılan bir kapıyla ayrılmıştı. ‘Burası kargo bölümü olmalı,’ diye düşündü Mortimer. Bu arada Nash sözünü bitirmiş ve dedektiflere eğer soruları varsa cevaplayabileceğini belirtmişti. Scott, bir sorusu olmadığını söyledi.

Mortimer da kendisinin bir sorusu olmadığını belirttikten sonra Nash “Peki, öyleyse. Şu anda kalkışa geçiyoruz.” dedi ve mekiği kullanan pilota “Kalkalım,” talimatını verdi. Talimatı alan pilot önündeki konsolda bulunan bir düğmeye basarak manyetik motorları ateşledi.

Araç sessizce havalandı ve birkaç metre yükseldikten sonra üzerinde durduğu ayaklar içeri çekilerek gövdeye girdi. Bu işlem tamamlandıktan sonra pilot, yanında bulunan kolu ileri doğru itip, önündeki manevra kolunu da yukarı doğru kaldırınca mekik ileri doğru hareket ederek yükselmeye başladı.

Araç birkaç dakika içinde uzaya çıktı. Nash “Şimdi sıçrama yapacağımız koordinatlara doğru ilerleyeceğiz. On dakika içinde orada oluruz,” dedi ve araç, gerekli koordinatlar girilerek hızlandırıldı.

Gerçekten de Nash’in dediği süre içinde sıçrama noktasına varmışlardı. Nash “İki dakika içinde sıçramış olacağız,” derken Mortimer ve Scott birden içlerinin hafifçe kabardığını ve tüylerinin dikildiğini hissettiler. Bu his birkaç saniye sürmüş ve sonra geçmişti. Mortimer sıçramanın gerçekleştiğini anlayarak hafif bir öfkeyle Nash’e doğru döndü ve;

“İki dakika içinde dediniz ama bizi uyarmadan sıçramayı gerçekleştirdiniz, neden?” diye sordu.

Nash mahcup bir gülümsemeyle “Kusura bakmayın, Dedektif Mortimer. Eğer size tam zamanı söyleseydim iyice gerginleşecektiniz. Yüzünüzdeki ifadeden zaten gergin olduğunuzu anlamıştım, size daha fazla eziyet etmek istemedim,” diye cevap verdi.

Mortimer “Neyse, önemli değil,” diye yanıtladı.

Nash “İsterseniz size manzarayı seyrettireyim,” deyince her iki dedektif de evet manasında başlarını salladılar. Bunun üzerine Nash verdiği talimatla önde bulunan ana ekranı açtırdı. Şimdi karşılarında Alpha Centauri yıldız sistemi duruyordu. Birisi kırmızı cüce, diğer ikisi ise turuncu ve sarı renkli güneşimsi yıldızlardan oluşan üçlü bir sistem olan Alpha Centauri sisteminin çevresinde dolanan toplam beş gezegen vardı. Bunlardan sadece şimdi varmak üzere oldukları Icarus B gezegeni yerleşime müsaitti ve o da maden çıkarma ve kolonileştirme amacıyla çok kısa bir süre evvel iskâna açılmıştı.

Mortimer ve Scott hayranlıkla karşılarındaki manzarayı seyre dalmışlardı. Sistemin güneşimsi iki yıldızı gayet parlak bir şekilde önlerinde ışıldıyordu. Kırmızı cüce olan diğer yıldız -ki buna Proxima Centauri de denilmekteydi- diğer ikisinden çok daha uzakta, belli belirsiz seçilebilmekteydi. Bunda, Güneşten yedi bin kat daha sönük olmasının da etkisi büyüktü elbette.

Mortimer kendi kendine “Çok güzel,” diye mırıldandı.

Scott da “Aynen öyle.” diye tasdik etti.

Nash ve diğer mürettebat bu manzaraya alışık olduklarından rutin işlerine devam ediyorlardı. Nash “Şimdi gezegene doğru rotamızı çeviriyoruz. Sizden koltuklarınıza oturup kemerlerinizi bağlamanızı rica edeceğim, çünkü mekiği standart seyir maksimum itiş hızına çıkartacağız. Bu hızla gezegene bir saat içinde varırız. Yoksa varışımız daha gecikecek ki bu da programımızda aksamaya sebep olur.” dedi.

Tüm mürettebat ve dedektifler koltuklarına iyice yerleştikten sonra kemerlerini bağladılar. Nash herkesin tamam olduğunu gördükten sonra motorlara tam hız verilmesini emretti. Mekik, iticilerin ateşlenmesiyle birlikte hızla ileri doğru atıldı. Standart iticiler maksimum hıza ulaşırken Mortimer aslında çok da korkulacak bir şey olmadığını fark etti. Ateşlemeyle birlikte koltuğunda hafifçe arkaya doğru itildiğini hissetmişti, o kadar.

Yaklaşık bir saatlik yolculuktan sonra mekik Icarus B’ye doğru inişe geçti. Gezegen, Dünya’dan biraz daha büyük, yaşanabilir olarak sınıflandırılan M sınıfı bir gezegendi. Gezegende atmosfer solunabilir ve bitki örtüsü de Dünya’dakine benzer özellikler taşıdığından kolonileştirilmek için uygun olarak görülmüştü. Mekik bulutların altına indiğinde, karşılarında Dünya’dakine benzer büyük bir deniz belirdi. Beş dakika kadar deniz üstünde uçtuktan sonra, üzerinde çok kalabalık olmadığını anladıkları, modern görünümlü bir şehrin bulunduğu bir kara parçasına vardılar. Şehre doğru alçaldıklarında Mortimer binaların çoğunlukla iki ya da üç katlı ve bahçe ile çevrilmiş olduğunu gördü. Gezegenin en dikkat çekici özelliği uzayda sıçrama için kullanılan enerjiyi sağlayan Bitronyum elementinin burada bol miktarda bulunmasıydı. Bu sebeple Birleşmiş Milletler tarafından kolonileştirmeye insan yerleşimiyle beraber maden çıkarma faaliyetleriyle başlanması uygun görülmüştü.

Bu amaçla üç yüz kadar insanımsı robot ve onları idare etmek için de on adet robot-işçi şefi ve ailesi gönderilmişti. Tabii bunlarla beraber beş adet metalürji ve üç adet robotik uzmanı da gezegene gönderilmişti. Tüm bu personel, gönüllüler arasından seçilmişti çünkü bu gezegen ilk defa yerleşime açılıyordu.

Teknik personel haricinde, 30.000 kişilik bir nüfus da gezegene kolonileştirme amacıyla gönderilmişti.

Şehrin üzerindeki kısa süreli bir uçuştan sonra uzay limanına vardılar. Burası çok da büyük olmayan, Mortimer’ın tahminine göre en fazla üç aracın aynı anda kalkış yapabileceği küçük bir limandı. Meydanın güney ucunda tek katlı kontrol kulesi görülüyordu. Önünde bir manyetik jet ve ayakta bekleyen iki kişi göze çarpıyordu.

Mekik sessiz bir şekilde alana indikten sonra Scott ve Mortimer mürettebatın elini sıkarak onlarla vedalaştı ve mekikten indi. Kendilerini iniş pistinde koloninin yöneticisi Michael Westhouse karşıladı. Yanında silahlı bir koruma bulunuyordu. Üzerinde mavi renkli ve sol göğsünde güneş amblemi bulunan üniforması vardı. Yakasındaki çift yıldız kendisinin Birleşmiş Milletler Uzay Bölümünde kıdemli bir yönetici olduğunu belirtiyordu. Westhouse dedektiflerin elini sıkarken;

“Hoş geldiniz, beyler, adım Michael Westhouse, koloninin yöneticisiyim. Umarım iyi bir yolculuk geçirmişsinizdir,” diyerek onlara binecekleri aracı gösterdi.

Dedektifler “Hoş bulduk.” diyerek Westhouse’ın elini sıktıktan sonra kapıları yukarı doğru açılan manyeto-jete bindiler ve yönetim binasına doğru ilerlemeye başladılar. Onlar arka koltuklara yerleşmişken Westhouse ön tarafa oturmuştu.

Westhouse başını arkaya çevirerek “Sayın Dedektifler, yorgun olduğunuzu biliyorum ama müsaadenizle önce benim büroma uğramamızı rica edeceğim. Robotlar eşyalarınızı odalarınıza çıkaracak ve görüşmemiz bittikten sonra da size odalarınızı gösterecek. Şu anda robotik uzmanımız ve güvenlik görevlilerimiz bizi bekliyorlar, sizce de bir mahzuru yoksa tabii?” dedi.

Mortimer “Problem değil, Bay Westhouse. Zaten fazla yorulduğumuzu da söyleyemeyeceğim, öyle değil mi Scott?” dedi.

Bunu söylerken yüzünü Scott’a doğru çevirmişti. Sott “Haklısın, Şef. Ben de pek yorgun değilim. Bence de hemen işe başlamak iyi olacak,” dedi.

Westhouse memnun bir şekilde “Güzel, çok güzel,” dedi.

Mortimer “Yalnız bir nokta var, Bay Westhouse…” diye sözüne devam etti. “Toplantıda robotik uzmanının da olduğunu söylediniz. Bu uzmanın cinayeti robot işlediği için bir numaralı zanlı konumunda olduğunun farkındasınız umarım.”

Westhouse gülümseyerek “Merak etmeyin, Dedektif. Toplantıya katılacak uzman BM Robotik Bölümü tarafından gönderildi. Cinayet işlendiği sırada burada görevli olan uzmanlarsa yerel güvenlik birimleri tarafından sorgulandı ve şu anda gözetim altında tutuluyorlar.”

Mortimer “Ah! Anladım, özür dilerim,” dedi.

“Rica ederim, Dedektif.” Onlar konuşurlarken araç da büronun dış kapısına varmıştı. Hep birlikte araçtan inerek kapıya doğru yürüdüler.

Kendilerini kapıda resmi kıyafetli iki güvenlik görevlisi karşılamıştı. Bina üç katlıydı ve tamamı camdan oluşmuştu. Ancak dışarıdan bakıldığında içerisi görünmüyordu. Lobideki asansöre binerek üçüncü kata çıktılar. Asansörden indikten sonra uzunca bir koridor karşılarına çıktı. Koridorun her iki tarafında da birçok oda vardı. Bu odalarda insanlarla beraber çalışan robotların sayısının çokluğu Mortimer’ın dikkatini çekmişti. Bu robotlar genelde metalik bir yeşil renkteydiler. Mortimer bu robotların neden işçi robotlar gibi sarı renkte olmadığını sorunca, Westhouse onların hizmet sınıfı robotlar olduğunu, her robot sınıfının verdiği hizmete göre farklı renklerde tasarlandığı cevabını verdi. Bürodan içeri girdiklerinde bir robotik uzmanı ve yerel polis gücünün başı olan Yüzbaşı’nın kendilerini beklediğini gördüler. Yüzbaşının Dünya’daki meslektaşlarının aksine sakalının olması ve üniformasının mavi yerine siyah renkte olması Mortimer’ın dikkatini çekmişti. Omuzlarında rütbesini gösteren apoletler de mevcuttu.

Önce yüzbaşı kendini tanıttı. “Merhaba, Bay Mortimer. Adım Yüzbaşı Wolfgang Merkel, yerel polis gücünün başıyım. Araştırmanız boyunca size elimdeki bütün imkânlarla yardımcı olmaya çalışacağım.”

Mortimer ve Scott da kendilerini tanıtarak teşekkür ettiler ve Yüzbaşı’nın elini sıktılar. Robotik uzmanı da kendini tanıtmıştı.

“Merhaba, Sayın Dedektifler. Adım Doktor Franz Abenhauer.” Alman aksanıyla İngilizce konuşan uzman uzun boylu, gür saçlı ve keskin bakışlara sahip bir kişiydi. Omuzlarına dökülen gür saçlarıyla bilinen robotik uzmanlarına pek benzemiyordu.

Mortimer Dr. Abenhauer’in elini sıkarken “Memnun oldum, Doktor. Yardımcım sizin burada olacağınızdan bahsetmişti.” dedi.

Dr. Abenhauer “O memnuniyet bana ait, Dedektif Mortimer.” dedi. “Uzay Oteli cinayetinde sergilediğiniz başarı doğrusu bende hayranlık uyandırdı. Bu yüzden sizinle ta-nışmayı sabırsızlıkla bekliyordum.”

Mortimer teşekkür etti ve ayaktaki bu tanışma faslından sonra Westhouse, Scott ve Mortimer’a yer gösterdi. Dedektifler geniş ve rahat koltuklara oturduktan sonra Westhouse da makamına geçti. Oda gayet sade döşenmişti. Westhouse’ın masası odanın bir ucuna yerleştirilmişti. Önünde odanın içine simetrik şekilde yerleştirilmiş toplam altı adet koltuk vardı. Westhouse’un karşısındaki duvarda üç boyutlu dev bir ekran, duvara adeta yapışık bir şekilde duruyordu. Westhouse bir düğmeye bastı ve elinde bir tepsi olan, insanımsı bir hizmet robotu içeri girerek misafirlere sarı renkli ve tatlı bir içecek ikram etti. Herkes teşekkür ederek içecekleri aldı ve yudumlamaya başladı.

Onlar içerlerken Westhouse “Buyurun. Dedektif Mortimer, söz sizin,” diyerek konuşmayı kendisinin başlatmasını istedi. Mortimer teşekkür ederek ilk iş Güvenlik Şefi’ne döndü.

“Öncelikle size şunu sormak isterim, Yüzbaşı. Cinayet görüntülerini buraya gelmeden önce seyrettim. Belki sormama gerek yok ama silah üzerinde robotunkinden başka parmak izine rastladınız mı acaba? Bu arada aklıma gelmişken…” sözünün burasında robotik uzmanına dönerek “Robotların parmak izleri var mıdır, Doktor Abenhauer?” diye sordu.

“İnsanlarınınki gibi değil ama hepsinin de kendine özgü parmak izi kodları bulunmaktadır, Dedektif. Bu izler robotların üretimi sırasında herhangi adli ya da idari bir soruşturmaya konu olmaları ihtimali düşünülerek özellikle eklenmektedir.”

Mortimer, Abenhauer’e teşekkür ederek sorar bakışlarla tekrar Yüzbaşı’ya döndü. “Evet, Yüzbaşı?”

Yüzbaşı başını iki yana sallayarak “Olumsuz, Dedektif.” diye cevapladı. “Maalesef başka herhangi bir parmak izine rastlayamadık.”

Mortimer sorularına devam etti “Peki, robot silahı nereden bulmuş?”

Yüzbaşı derin bir iç geçirerek “Güvenlik görevlilerimizden birinin silahını çalmış. Görevlilerimiz iş başında değilken silahlarını kendilerinin karargâhı konumunda bulunan bir binanın ikinci katındaki bir depoya koyarlar. Bu depo sıkı güvenlik önlemleri ile korunmaktadır. Buna rağmen nasıl bu silahı elde edebilmiş, orası muamma!” diye cevap verdi.

Scott bu arada devreye girerek “Bu güvenlik önlemleri nelerdir, Yüzbaşı?” diye sordu.

“İki adet güvenlik görevlisi yirmi dört saat değişimli olarak burada nöbet tutmaktadır. Binanın iç girişinde de bir güç alanı bulunmaktadır. Yanında nötrleştirici olmayan bir kişinin bu güç alanından geçmesi imkânsızdır. Ayrıca silah odası güvenlik kameralarıyla kesintisiz olarak gözlenmektedir. Bunlara ek olarak izinsiz giriş teşebbüsünde, şifre girilerek alarm etkisiz hale getirilmezse depo kapısı önünden bir santim aralıkla geçen kızılötesi lazer ışınları kesilir ve alarm çalar. Geceleri de dört robot sürekli olarak deponun çevresinde devriye gezmektedir.”

“Bu robotlarda silah bulunuyor mu?”

“Bizde bulunan öldürücü ışın silahlarından yok, ancak insana isabet ettiğinde geçici felç ve şiddetli acıya sebep olan türde bir elektromanyetik silah taşıyorlar. Güvenlikle görevli tüm robotlarda bu silahtan bulunuyor.”

“Peki, bu birinci yasa açısından robotlar için bir çelişki oluşturmuyor mu?”

“Sanırım bunu Dr. Abenhauer size daha iyi açıklayabilir,”

Dr. Abenhauer “Bu silahları kullanabilmeleri için robotların programlarında ufak bir değişiklik yapılıyor, dedektif,” diye söze başladı.

“Ne tür bir değişiklik?”

“Eğer silah deposundaki silahlardan birisi çalınırsa, bu silahla bir insanın öldürülmesinin mümkün olduğu robotların programlarına işleniyor. Robotlar ellerindeki şok silahının öldürücü olmadığını, bu sebeple bu silahı kullanıp depodaki ışın tabancalarından birinin çalınmasını engellerlerse, bir insanın hayatını da kurtarmış olacaklarını biliyorlar. Bu da onlar için birinci kurala daha iyi itaat etmek manasına geliyor tabi.”

“Teşekkürler, Dr.”

Mortimer araya girerek, “Güvenlik kameraları kayıtlarında bir şey bulamadınız mı?” diye sordu.

“Maalesef o günkü kayıtların hepsi silinmiş. Ancak asıl ilginç olan, binayı gözetleyen dış kameraların olaydan hemen önce bozulmuş olması. Olay sırasında depodaki kameraları izlemekle görevli memurların ikisi de silahın çalınması sırasında hiç kimsenin depoya girmediğine yemin ediyor. İfadeleri kameraları izlemekten bir an bile ayrılmadıkları yönünde.”

“Bu bir çelişki. Eğer memurların dedikleri doğruysa, kamera kayıtlarını kim ve nasıl sildi? Ya memurlar da bu işin içinde ve yalan söylüyorlar, ya da cinayeti işleyen kişi kayıtları kasten silerek suçu memurların üzerine atmak istiyor. Peki, olay sırasında görevde bulunan memurlar şu anda neredeler? Onları biz de sorgulamak istiyoruz.”



avatar

Kayıp Dünya

Kayıp Dünya Editörleri tarafından yayınlanmaktadır.

Yorum Yapılmamış

Yorum yazmak için tıklayın