Bilimkurgu Ön Okuma Ön Okuma

Ön Okuma: “Çocukluğun Sonu” – Arthur C. Clarke

Çocukluğun Sonu

Yazar: Arthur C. Clarke
Orijinal Adı: Chilhood’s End
Çevirmen : Ekin Odabaş
Sayfa Sayısı : 256
İthaki Yayınları – 2015

Genel İnceleme Puanı

 

1953’te yayımlanan Çocukluğun Sonu, Arthur C. Clarke’ın bir bilimkurgu yazarı olarak tanınmasını sağlayan, yirminci yüzyıla damga vuran önemli romanlardan biri. 2015’te televizyona uyarlanarak dizi haline getirilen ve bilimkurgu takipçileri için yeniden gündeme gelen bu eserin gücü, insanlığın geleceğine dair en özgün ve düşündürücü yorumlardan birini sergilemesinde gizli.

Dünya üzerindeki uygarlığımızın kaderini, insan neslinin akıbetini irdeleyen Çocukluğun Sonu, ters köşeye yatıran bir “öteki” anlatısı, farklı bir uzaylı istilası öyküsü, ütopya ve distopya arasındaki ince çizgiye dair, kalın harflerle tarihe geçen bir bilimkurgu klasiği…

“Böyle bir kitap yıllardır yazılmadı.”
-C. S. Lewis

“Ürkütücü derecede mantıklı, inandırıcı ve acımasız bir kehanet girişimi. Clarke gerçek bir usta.”
-Los Angeles Times

 

Ön Okuma

“Çocukluğun Sonu” – Arthur C. Clarke
Ön Okuma PDF

Birinci Kısım
DÜNYA VE
HÜKÜMDARLARI

Pasifik’in derinliklerinden Taratua’yı şaha kaldıran yanardağ, yarım milyon yıldır uykudaydı. Yine de Reinhold biliyordu ki, kısa süre içinde doğumundan bu yana hiç görmediği şiddette alevler adayı silip süpürecekti. Fırlatma sahasında şöyle bir gözlerini gezdirdi, başını kaldırarak “Kolomb”u çevreleyen piramit şeklindeki iskeleye baktı. Günün son ışıkları, yerden altmış metre yüksekteki geminin pruvasına vuruyordu. Görüp göreceği sayılı gecesi kalmıştı “Kolomb”un; yakında uzayın ebedi gün ışığında süzülüyor olacaktı.

Adanın kayalık sırtlarında, palmiyelerin altında ortalık epey sessizdi. Arada sırada gıcırdayan hava kompresörü ve işçilerin belli belirsiz bağırtıları haricinde Proje’ye ait hiçbir ses duyulmuyordu. Bu palmiyeleri sevmeye başlamıştı Reinhold; hemen her akşam buraya gelir, küçük imparatorluğunu seyrederdi. “Kolomb” alevler kusarak yıldızlara yükselirken tüm bunların atomlarına ayrılacak olması onu üzüyordu. Kıyıdan bir buçuk kilometre açıkta “James Forrestal” ışıldaklarını yakmış, karanlık suları tarıyordu. Güneş şimdi gözden tamamen kaybolmuştu ve tropikal gece doğu yönünden olanca hızıyla yaklaşıyordu.

Reinhold’un içini buruk bir merak sardı. Gemi gerçekten de kıyıya bu kadar yakın bir yerde Rus denizaltılarına rastlayacağını mı sanıyordu? Rusya deyince aklına her zamanki gibi yine Konrad gelmişti. Bir de o korkunç 1945 baharı. Otuz yıldan fazla olmuştu, ama Nazi Almanyası’nın Doğu ile Batı arasında çapraz ateşe tutulduğu o son günleri aklından çıkaramıyordu. Dört bir yandan mülteciler akın ederken o harap olmuş Prusya köyünde el sıkışıp yollarını ayırdığı Konrad’ın yorgun bakan mavi gözlerini ve çenesindeki altın renkli sakalı hiç unutmamıştı.

Dünya’da yaşanacakların habercisiydi ayrılıkları; hemen ardından Doğu ile Batı da onlar gibi kendi yollarına gitmişti. Konrad Moskova’ya gitmeyi tercih etmişti. Reinhold o zamanlar bunun bir aptallık olduğunu düşünmüşse de, şimdi o kadar emin değildi. Otuz yıldır Konrad’ı öldü biliyordu. Teknik İstihbarat’tan Albay Sandmeyer, Konrad’ın yaşadığı haberini vereli henüz bir hafta olmuştu. Reinhold, Sandmeyer’i sevmezdi ve biliyordu ki Sandmeyer de ondan haz etmiyordu. Fakat bu durumun çalışmalarını aksatmasına ikisi de izin vermezdi.

“Bay Hoffmann,” diye söze başlamıştı Albay, en resmi tavrını takınarak. “Washington’dan endişe verici birtakım haberler ulaştı elimize. Bunlar gizli bilgiler olsa da vaktimizin ne kadar daraldığını daha iyi anlamaları adına mühendislik ekibimize açıklama gereği duyduk.”

Sandmeyer heyecan yaratmak için bir anlık duraksadı, ancak bu bir işe yaramadı. Nedense Reinhold devamında ne geleceğini gayet iyi biliyordu

“Ruslar bize yetişti sayılır. Ellerinde atomik bir cihaz var; bizimkinden daha etkili bile olabilir. Ayrıca Baykal Gölü’nün kıyısında bir gemi inşa ediyorlar. Ne kadar ilerleme kaydettiklerini bilmiyoruz ama bu sene içinde fırlatılması mümkün. Bunun ne anlama geldiğinin farkındasınız, değil mi?”

Evet, diye içinden geçirdi Reinhold. Farkındayım. Yarış başladı… Ve kazanan biz olamayabiliriz. Cevap alamayacağını bilse de,

“Ekiplerinin başında kim olduğunu biliyor musunuz?” diye sordu. Şaşırtıcı bir şekilde Albay Sandmeyer daktilo edilmiş bir kâğıt uzattı Reinhold’a. Kâğıdın üstünde tanıdık bir isim gözüne ilişti: Konrad Schneider.

“Bu adamların çoğunu Peenemünde’den tanıyorsunuz, öyle değil mi?” dedi Albay. “Kullandıkları yöntemleri daha iyi anlamamıza yardımcı olabilirsiniz. Bana onlar hakkında her şeyi anlatmanızı istiyorum: uzmanlık alanları, buldukları parlak fikirler vesaire. Üzerinden bunca zaman geçmişken bu hiç de kolay olmayacaktır, biliyorum; ama yine de elinizden geleni yapmaya çalışın.”

“İçlerinden bahse değer tek kişi Konrad Schneider,” diye yanıtladı Reinhold. “Geri kalanlar da iyi mühendisler ama çok bir özellikleri yok. Konrad ise tam bir dâhiydi… Tanrı bilir otuz yıl içinde neler başarmıştır. Unutmayın; o bizim tüm sonuçlarımızı gördü ama biz onunkilerin hiçbirini görmedik. Bu da ona büyük avantaj sağlıyor.”

Amacı İstihbarat’ı eleştirmek değildi fakat Sandmeyer az kalsın üstüne alınacaktı. Sonra Albay omuz silkti.

“İki tarafın da lehine bu; öyle dememiş miydiniz? Aramızdaki serbest bilgi alışverişi sayesinde daha hızlı ilerleme kaydediyoruz. Her ne kadar bazı sırlarımızı ele versek de… Rus araştırma departmanı kendi çalışanlarının ne yaptığından bile haberdar değildir. Görecekler, Ay’a ilk ayak basan Demokrasi olacak.”

Demokrasi, ha? Saçmalık! diye aklından geçirdi Reinhold.

“Çocukluğun Sonu” – Arthur C. Clarke
Ön Okuma PDF

 



avatar

Kayıp Dünya

Kayıp Dünya Editörleri tarafından yayınlanmaktadır.

Yorum Yapılmamış

Yorum yazmak için tıklayın