PROMET – 3

0

Pilot kendine geldi, aceleci bir ses tonuyla “Burada bir ekibiz Hal,” diyebildi. İçinde amansızca kabaran kurtuluş umudu karşısındaysa şaşırdı. Sevinç duyamadı, daha çok inanılmayacak kadar büyük bir olayın karşısındaki şaşkınlıktı yaşadığı. Yeniden doğan bir insan bu sefer ağlayarak doğabilir miydi?

Hal, bir çaresini bulmuş olabilir miydi?

Yaşlı adam kendi kendine bir şeyler mırıldandı; ama Slate bunu duymadı. Bir süre sonra Halias, siyah bir örtüyle örtülmüş, fazla büyük olmayan bir akvaryumla ayrıldı dolaptan. Ardından hemen arkasında, Slate’in de dikkatini çekmiş olan, elektroliz küvezlerinden birinin başına gitti.

“O zaman buraya gel,” dedi ve Slate Halias’a yaklaştı.

Küvezde basit bir düzenek kuruluydu.

Halias anlatmaya başladı “Burada gördüğün şu iki yumru senin elbisenden alınma, sıvının içinde bunları çözebilen hiçbir şey yok. Ama gözümden kaçan ayrıntı da buydu. Elbiselerimizin kalkanı bildiğin gibi gemininkiyle neredeyse aynı ve kimyasal reaksiyonlara imkan vermeyecek şekilde geliştirildiler. Bir nevi asallar yani.”

Slate yukarıda bir tutacağa tutunmuş dinliyor ve başıyla onaylıyordu. Bunlar zaten bildiği şeylerdi ama Halias’ta ders vermeye herkes gibi meraklıydı.

Yaşlı adam devam etti “Haliyle herhangi bir çözünme imkansızdı bana göre. Yani şeker gibi eriyoruz burada ama bu yine de imkansız olmalı öyle değil mi?! Ama hiç de öyle değil. Sıvıya onlarca asit kattım, kalkanı çözebileceğine inandığım her şeyi denedim ama bir sonuç elde edemedim. Yani bugüne dek bildiklerimizde bir hata yoktu,” dedi. Sesi kendi kendine konuşur gibi monoton bir hale gelmişti. “Ama… manyetizma Slate, manyetizma… bunu hiç düşünmemiştim. Sıvının içine ferromanyetik partiküller bıraktım. İlk başta hiç bir şey olmadı ve sinirimden buradan çıktım. Sabah geldğimdeyse sıvının içinde bir akıntı odluğunu gördüm. Santrifüj de kendini kapatmıştı ama sıvı hareket halindeydi. Kendi içinde manyetik bir alanı var bunun. Ama sadece su içinde kısıtılı. İçeri kattığım parçacıkları birbirilerini itip ve çekip bir hareket sistemi oluşturmuşlardı. Başta tamamen kaotik olan bu durum zamanla bir düzene oturmuştu.” Halias’ın gözleri parlıyordu.”Bir süre bunu gözlemlemeye çalıştım. Bunun adı elektroliz değil Slate, yeni bir sistem bu. Yük taşımacılığı gibi ama partiküller taşınıyor burada, her şeyin partikülleri. Sıvının, kalkanın… Her şeyin! Elektrolizde kimyasal bağlar koparılırken burada çok daha farklı boyutlardaki manyetik bağlara saldırılıyor. Bunu zamanla keşfettim… O zamana kadar da akla karayı seçtim ama neyse…” bir süre düşüncelere daldı ardından biraz heyecanlı bir sesle devam etti “Gerçekten de hiç farkedilmeyen bir çözünme yaşanıyor. İlk zamanlar bu parçanın küçüldüğünü anlayamadım bile. Ancak şu anda gördüğün yerde, birikmeye başlayınca anlayabildim bunu.”

Havuzda iki tane yumru vardı. Slate onlara bakarken sorunu anlamış olabileceklerini düşünüyordu ama bu kurtuluş anlamına geliyor muydu?

Halias parlayan gözlerle devam etti “Maewyn’in sırrı bu. Bunu bulduğumda ne yapacağımı şaşırdım. Aklımı paralarcasına bir çare aradım ve de buldum Slate! Buldum! Buradan kurtulabilmenin bir yolunu buldum!”

Slate’de heyecanlanmıştı. “Nasıl?”

Yaşlı adam hemen devam etti “Yükler Slate, yükler! Taşınan parçacıklar çok küçük ve aynı zamanda da yüklü! Bu tuhaf düzeneğe potansiyel farklarıyla müdahale edebiliriz diye düşündüm. Ancak doğru oranı bulmam bayağı zaman aldı. Çözüme çabuk ulaşmak için bu dolapların hepsine aynı düzeneği kurdum ve çeşitli oranlarda kalkanları yükledim.” Sonra masanın üzerine koyduğu örtülü akvaryumun yanına gitti. Slate onu izliyordu.

Hal, akvaryumun başına geldi ve gülümseyerek “Voila!” dedi, örtüyü çekti. Slate örtüyle gizem yaratılmasını gereksiz bulsa da bilimadamlarının sunular konusundaki meraklarına yordu bunu.

Bu, küçük bir akvaryumdu. Benzer bir sistem içindeydi ancak burada kalkanın düzgün olmasa da hatları belli oluyordu ve sıvının içinde, yüzeye yakın bir yerde asılı kalmış küçük yumruya dikkatlice baktı.

Slate görüntüyü incelerken, Halias masadaki konsola bir şeyler girdi ve “Bunun dört gün önceki hali böyleydi,” dedi.

Slate ekranlardan birine yerleşen videoya bakarken, kalkan olması gereken küçük bir parçayla, sıvının dibine yakın bir yerde duran büyük yumruyu gördü. Halias filmi hızlandırdığında da gözleri kocaman açıldı.

* * *

Bip! Dıt!

“Kikikiki…. Bir defa daha böyle yaparsan seni doğduğuna pişman edeceğim,” diye homurdandı Şale. Günler geçiyor muydu artık o bile bilmiyordu. Sadece durumun kötüye gittiğini farkediyordu; çünkü Spintroza’yı programlamak gün geçtikçe zorlaşıyordu.

Morarmış gözaltları, delilikle boyanmıştı. Şale bu döngüde delirdiğini biliyordu; ama bu his onun korktuğu kadar “saçma” olmadığından fazla takmıyordu deliliği. Sadece burada duruyor ve sevgilisinin nazını çekmeye çalışıyordu. Bu kadardı işte. Ama gün geçtikçe işin suyu çıkıyordu ve her aklı başında koca gibi onun da kendini, cinnet geçirerek “Bay Hyde” kocaya çevirmek gibi bir hakkı vardı.

Uzakta aydınlanan bulutlar gibiydi bu, yıldırımlı, zalim bir fırtınanın gelişini, görerek duymaktı.

Dengesiz bir bekleyişin ardından, ekrandan gökgürültüsü geldi.

Geçersiz İşlem, ve fırtına başladı.

Şale gözlerini devirdi ve yavaşça kapadı. Başını da eğmişti bu sırada. Bir süre nefes almadı… İçinde bir şeyleri durdurmaya çabalıyordu-ama neye karşı çabaladığını kendine soruyordu-; fakat hatasını yapmıştı bir kere. Saçmalıktan korkmamıştı, saçmalamaktan da korkmayacaktı. Kendini sıktı ve vücudu kaslarında dolaşan gerginlikle birkaç defa sarsıldı. Son derece öfkeliydi ama boğazından yükselen şey sevinç dolu bir kahkahaydı. Şale, bilinicinin yerini başka bir şeye bırakıyordu.

Dıt! Dit!

Sıcaktı bu ve sıcak bir karşılama gördü.Gözlerini açtığındaysa her şey farklıydı artık. Karşısında sessizce yeni bir işleme hazır olduğunu belli eden sisteme baktı, sevgilisine, Spintroza’ya…

Öfkeli bakışına ters düşen bir gülümsemeyle tekrar algoritmasını yazmaya başladı. Bu sefer hiç homurdanmadı ve sevgilisine hiç küfür etmedi; çünkü yakında ona haddini bildirecekti.

Bip!

Ve bu harika bir şeydi.

* * *

“Ama bu işlemi geri döndürdüğünde kalkan eski haline göre biraz bozuk görünüyordu. Yani kütle düzensiz toplanıyor gibi öyle değil mi? Bu durumda bunun bize zararı da olabilir,” dedi Slate. O da en az Halias kadar çoşkuluydu gerçekten bir çözüm bulunmuş gibiydi ancak soruları vardı ve tabii sorunları da.

Halias bu soruyu bekliyordu. Hemen cevap verdi. “Haklısın Slate. İyi bir dönüşüm olmamış. Ama dikkat edersen o parçadan geriye pek bir şey olmamasına rağmen bayağı eski haline yakın bir geri dönüş yapılabiliyor. Bunda tek sebep potansiyeli düzgün dağıtamamış olmam ancak Promet için böyle bir sorun yok. Kabuk hala eski halinin iskeleti gibi davranabilir. Anladın mı?” Halias birden gençleşmiş gibiydi. Bildiklerini bir başkasına anlatması ve ondan da sevinçli bir tepki alması onu birden canlandırmıştı. Bu bilginin büyüsüydü, bilimin sihriydi.

Slate hala inanamıyordu, bu pekala yapılabilirdi! Yerinde duramıyordu; fakat mutluluğu mükemmel değildi. Halias’ın yaptığı ve bu işi bütün olumsuz baskı, gizlilik ve umutsuzluğa rağmen tek başına çekmesi akıl alacak gibi değildi. Birr his onun bu yüzden lider olduğunu söylüyordu ama hala içinde kıvranan bir parça zehir vardı ve onu atmalıydı.

“Şey, Hal bu harika hatta diyecek söz bulamıyorum. Bunu için her şeyi yaparım ama sana söylemek istediğim bir şey var,” yutkundu “Özür dilerim Halias, çok ama…”

Hal, sözünü kesti, yüzü ciddileşmişti “Slate, bunu yapma. Hepimizin hataları oldu. Şimdi bu beladan kurtulmaya bakalım ve gerisini zamanın merhemine bırakalım. İnan bana, zamanın yumuşatamayacağı bir acı yok.”

Slate, Halias’ın dolu gözlerine bakarken içindeki son öfke kırıntılarının da yok olduğunu hissetti. Üstelik aklına, Halias’ın intihar eden karısı da gelmişti. Bu, kendisini büsbütün kötü hissetmesine yol açtı.

Yaşlı adamsa düşüncelerini bunlardan uzaklaştırmak için akvaryuma bakıyordu. Kendi kendine konuşur gibi “Rufus, Phy ve Garwyn’le çalışacağız. Hesaplar konusunda Rufus’un yardımı dokunabilir diğerlerininse….”

Slate, elini Halias’ın omzuna koydu “Elimden geleni yapacağım.”

Yaşlı adamsa havuza bakarken acı acı gülümsedi “Başka çaremiz yok zaten, elimizden geleni yapacağız,” iç geçirdi “Tanrım, ne kadar da körmüşüz.”

Slate de kendi kendine konuşur gibi cevap verdi. Halias, pilotun söyledikleri karşısında şaşırmıştı. Kaşlarını kaldırarak pilota bakıyordu.

Slate “Yengeçler gibi,” demişti.

* * *

Halias, ekibi toplamıştı ve mutlak ölüm şokunu biraz zorla da olsa atlatmışlardı. Yine her şey gizlilik içinde yürüyecekti. Özellikle Phy bu konuda çok duyarlıydı ve bu yüzden Halias’a sitem edip duruyordu. Hal’sa gemide en son istediği şeyin ölüm korkusunun vereceği kaos olduğunu söyleyip duruyordu.

Altıncı gündeyse hepsi proje üzerindeki çalışmalarını bitirmiş sayılırdı. Köprüde, Rufus Cisimciğinin ekranlar üzerindeki görüntüsüne bakarken Promet’in kurtuluş yolları için ilk -ve başarısızlık durumunda büyük ihtimalle son hamleleri için- hareket geçmeye hazırdılar.

Halias, ana pencerenin önünde kollarını kavuşturmuş bir halde bekliyordu. Karşısındaki grupla teker teker göz teması kurdu.

“Pekala, umarım herkes iyice dinlenmiştir. Yeterince bekledik ancak son kez planı toparlayacağım ki herkes ne yapacağını iyice bilsin ve olay biraz daha netleşsin,” dedi ve derin bir nefes aldı.

“Öncelikle potansiyeli ayarlayabilmek, kontrol altında tutabilmek adına üçüncü jeneratörü ve onun kapasitörlerini kullanacağız. Bunun için Rufus jeneratörü sistemden ayıracak ve yönlendirecek. Tahminlerimiz cismin de yüklü olduğu ve potansiyelini bu yolla kontrol altına tutabileceğimiz yönünde. Rufus yönlendirmeyi yaptıktan sonra Slate, yük aktarımı için kullanacağımız enerji kablosunu cisme kuracak. Rufus yük dengesini kontrol ederken Garwyn Slate ile iletişim halinde olacak ve talimatları ona verecek, Phy da bu sefer Slate’in sağlık verilerini kontrol edecek. En ufak bir hata, çılgınlık istemiyorum. Ondan sonrası önceden hesapladığımız değerlerin doğru olduğunu ummak olacak. Her şey yolunda giderse birkaç güne kadar iyileşme göreceğiz ve bu süre içinde diğerlerine cismi araştırmak için manyetizmadan etkilenmeyen bu sistemi deneyeceğimizi söyleyeceğiz.”

Herkes susuyordu ve hepsi heyecanlıydı .Bu durum Halias ve Slate dışındakiler için daha sarsıcıydı. Önce ölmek üzere olduklarını öğrenmişler sonra da kurtuluş için bu ümide çarpmışlardı.

“Herkes anladı mı?”

Kimseden ses çıkmadı ve bunun anlamı ekşi bir evetti.

Halias hiç beklemeden “Pekala,” dedi. “İş başına.” Bu sözün ardından meydana gelen hareketlilik çoşkulu değildi.

* * *

“Bu odaya bir kez daha gireceğimi düşünmezdim,” dedi Slate.Garwyn ile bu konu hakkında konuşmuşlardı. O zamanlar acısı tazeydi ve Garwyn ona bir cevap verememişti. Şimdi durumun ne kadar farklı olduğunu düşünüyordu ve bu garip bir biçimde kendisini suçlu hissetmesine sebep oluyordu. Düşüncelerine ihanet etmiş gibiydi, o zamanlar acı çeken Slate’i bir köşeye cansız bir elbise gibi fırlatmıştı sanki.

Değişimin belki de en acımasız sonucuydu pişmanlık.

Elbisesini giymişti. Bu sefer ki de hafif bir kıyafetti ancak arkasındaki iticileri, Vural’ın peşinden gittiği sırada giydiği elbiseden daha güçlüydü ve sırtında Vural’ın ki kadar olmasa da bir sorun anında kullanılabilecek olan küçük bir yaşam destek ünitesi vardı. Hem daha güvenli olması açısından hem de kollarına çeşitli aletlerin takılabilmesi açısından bunu tercih etmişlerdi.

Garwyn’in sakin sesi başlığının içinde duyuldu ve onun bu sefer susmayacağını anladı. Belki de karşısında “çok daha anlayışlı bir Slate” olduğu içindi bu. “Felaketlerin ya da umudun insanın içini boşalttığını gördüm Slate. Burada yaşadıklarımızdan son zamanlarda şunu anladım. Herkes bir şeyler veriyor; ama bazılarıysa her şeyini veriyor…

Slate, kemerindeki ışıklara bakarken Garwyn’i dinlemeye devam etti.

“… ve bu yüzden yüceltme dediğimiz şey var Slate. Sevdiklerimizi kaybettik ve kim bilir daha kimleri kaybedeceğiz; ama biliyor musun?…”

Slate başlığını sağa sola zorlayarak oturup oturmadığını kontrol etti. Garwyn de devam…

“…Eğer onların adını uzaklarda bir yerde duyurabileceksek ve öldükleri şeylerin uğruna onlardan hız alıp yürüyeceksek ben varım. Gerekirse, onların katlandığı acıların, bizi boğdukları acıların, çok çok altında kalan kendi isyanımı çiğnerim.”

Slate’in boğazında tuhaf bir acı vardı, gözyaşları gözlerinde değildi sanki, boğazına kadar yükseliyor ve orada tıkanıyorlardı. Gırtlağını acıtan titrek bir solukla gözlerini kırpıştırdı. Garwyn konuşmasını bitirirken kolundaki bilgi ekranında son kontrollerini yapmaya çalışıyordu.

“Slate, şunu bilmeni isterim ki yerinde olamadığım için üzülüyor ve seni kıskanıyorum.”

Pilot, koluna bakarken aslında oradaki yazıları düşünmüyordu. Mırıldandı “Teşekkür ederim Garwyn.”

Kulaklığından cevap gelmedi ve Slate kollarını iki yanına bırakırken, boğazından kaynaklanan acı bir sesle “Hazırım,” dedi.

* * *

Garwyn, başıyla Rufus’a hazır işareti verdi. Rufus’ta konsolunun başında enerji alt sistemindeki işlemlerine başladı. Phy, Garwyn’in hemen yanında, bir yandan Slate’in sağlık verilerini göz atarken diğer yandan da Garwyn’in önündeki ekrandan Pilotun hareketlerini takip ediyordu.

Halias’sa bu üçlüden biraz uzakta, pilot koltuğuna yakın bir yerde dikiliyor ve arada ana pencereden dışarı göz atıyordu. Kollarını göğsünde kavuşturmuştu. Yüzü biraz solgun olmasına rağmen eski Halias’ın mermer soğukluğuna sahipti.

Rufus’un parmakları çalışırken ağzı da durmuyordu “Pekala, üçüncü enerji birimini birazdan sistemden çıkaracağım. Kısa bir anlığına elektrik kesintisi yaşayabiliriz.”

Halias, bir süre düşündü ardından “Peki bu kesinti bilgisayarlarda herhangi bir soruna sebep olur mu?” diye sordu.

Rufus biraz düşünceliydi “Spintroza’da bir sorun olmaması gerekir, alt sistemde çalıştığımdan onu buradan kontrol edemiyorum. Yine de bir terslik olacağını sanmam sadece bir kesinti. Sosyal odadakiler müziklerini tekrar seçmek zorunda kalacak o kadar.”

Halias cevap vermedi.

Garwyn, “Platformu harekete geçirebilir miyim?”

Rufus hemen cevap verdi, “Bence kesintiyi beklesen iyi olur.”

Garwyn yine başıyla onayladı ardından Slate’e “Slate? Birazdan bir güç kesintisi yaşayacağız. Oralar kararabilir ama endişelenme tamam mı?” dedi.

Cızırtılı bir ses Garwyn’in kulaklığında duyuldu “Sorun değil.”

“Hal?” Rufus koltuğunu çevirmiş, yaşlı adama bakıyordu. Onunla göz teması kurunca ”Ayırmaya hazırım,” dedi.

Halias başıyla beklemesini işaret etti. Ardından yakınındaki pilot konsoluna geçip duyuru yapmak için kanalı açtı. Bir anons yapılacağını belirten tınlamadan sonra konuştu.

“Halias Aylbin konuşuyor. Birazdan, Rufus Cisimciği olarak tanıdığımız cismi araştırmak için bir yeni bir yöntem deneneyeceğiz. Bunun için gidilen bir dizi değişikliğin sonucunda kısa süreli bir güç kesintisi yaşanacağını tahmin ediyoruz. Bütün personler, özellikle araştırma personeli, bunun yolaçacağı bir bilgi kaybını önlemek için gerekli tedbirleri almakla sorumludur. İşlem, beş dakika içinde başlayacaktır. Tekrar ediyorum. Beş dakika içinde bir güç kesintisi beklenmektedir,” ve oturduğu yerden konsola uzanıp anonsun bittiği sinyalini verdi.

Diğerleri Halias’a bakıyorlardı, ancak yaşlı adam pilot koltuğuna oturmuş, ana penceredeki bulutsu manzarasını izlemeye koyulmuştu.

Bekleyeceklerdi.

* * *

Slate, anonsu duydun mu?

Pilot “duydum,” diye yanıtladı ve Promet Mürettebatının duvarlarda asılı olan yürüyüş kıyafetlerinin arasında beklemeye başladı.

* * *

Dıt! Diiiit!

Şale’nin içinde bulunduğu fırtınanın bir gözü yoktu maalesef. Savrulurken bir an için konaklanacak hiç bir şey yoktu ve delilik her zamanki gbi gürültülüydü. Yanında, havada asılı duran, sosyal odadan yükleyip okumak için getirdiği PDA’ya arada göz atıyordu. Ancak okuduğu falan yoktu. Amaçlarına sahip olmanın, onlara ulaşmaktan daha önemli olduğu bir evrimdi delilik, üstelik hedeflere doğru yürümek günahtı, aforozluktu.

Deliliğin en kötü yanı da yalnızlığa ihtiyaç duymasıydı. Tek başına bir odada dururken sürekli alnına düşen damlalar onu delirtebilirdi, ama eğer yalnız değilse, sadece rahatsız edici olurlardı ve Tanrı’da biliyordu ki Şale yalnızdı

Sevgilisi Spintroza’ya dikkatlice eğilmek –ve kuşkusuz onunla yalnız kalmak- için bilgi işlem merkezinin dışarıyla ilişkisini tamamen kesmişti. Bunun sonucu olarak Halias’ın anonsunu duymamıştı; ama o kadar dalmıştı ki işine, anons burada duyulsa bile onu farkedecek miydi belli değildi.

Spintroza için saatlerdir bir algoritma yazıyordu ve neredeyse sonuna gelmişti. Yine geçersiz olacağını biliyordu ama buna alışmıştı, aslında eğleniyordu da! Tanrı onu affetsin, delilik gerçekten eğlenceliydi ve kindardı da.

Kıkırdadı.

Parmakları klavyenin üstünde hızla gidip gelirken ortalık birden bire karardı. Şale, şaşkınlıkla karışık bir korkuyla nefesini tuttu.

Bir anda sessizleşmişti burası. Sadece PDA’nın ekranından yayılan yumuşak bir ışık vardı.

Karanlıkta yine bir kıkırtı duyuldu. Bunun neşeyle alakası yoktu.

Şale saatlerdir yazdığı şeyin kaybolduğunun bilincindeydi ve bunun üzerinde düşündükçe etrafındaki karanlık daha da koyulaşıyordu sanki.

Güç geri geldiğinde burası yine aydınlanacaktı ve Spintroza hazır olacaktı; ama Şale’nin bilincinde sigortalar atmıştı ve orasının ne zaman aydınlanacağı belli değildi.

Kıkırdaması, hıçkırığa, hıçkırığı da çığlıkla kahkahanın görülmemiş bir karışımına dönüştü. Boğazından yükselmeye çalışan şey serbest kalmıştı.

* * *

1 2 3 4 5
Paylaş

Yorum yapın