'Reality'-Eran Fowler
Bilimkurgu Hikaye Hikayeler

Yeni Hayat

-Parara’da fazla zaman geçirenlere ek haklar tanınsın.

“Tabi. Sen hiçbir katkı sunma, para verme, sonra ek hak talep et.”

-Sevmediğim insanların bana ulaşmaları engellensin.

“Çalış, güçlen kendin engelle. Bilmiyor sanki.”

-Hata yaparsak geri dönme olanağımız olsun

“Senin için tüm tarihi yeniden yazarız, lafı mı olur?”

Talep değerlendirme bölümünün ilk adımında görevli memur, kendi kendine konuşmayı alışkanlık haline getirmişti. Okuduğu isteklerin neredeyse tamamı yerine getirilemez saçmalıklardı. Çöpe gidecek taleplere kendince mırıldanarak yanıt verince, sahiplerine karşı görevini yapmış olduğunu düşünüyordu. Ücretsiz ve halka açık olan bu ileti kanalında görevini tamamlayıp elit müşteri bölümüne geçeceği günü hayal etti. Oradaki istekler nispeten anlamlıydı ve değerlendirilmek üzere bir üst aşamaya aktarılma ihtimalleri daha yüksekti. Belki biraz daha aklını kullanabilir, yaptığı iş anlamlı gelebilirdi. Gerçi elit müşteri isteklerinin de pek azı tüm aşamaları geçip üst kurulda değerlendirme şansı bulurdu. Yine de ayda bir kez toplanan üst kurul ile dolaylı da olsa daha sık iletişim kurmak kendisini önemli hissettirecekti.

Talep değerlendirme üst kurulu, bugün Molre Kaha’nın başkanlığında toplanacaktı. Parara ya da çoğunlukla “Yeni Hayat” ismiyle anılan çevrim içi dünya, devasa boyutlara ulaşmış olmasına rağmen büyümeye devam ediyordu. Milyonlarca katılımcı, Yeni Hayat’ı şekillendirilirken kendi isteklerinin de göz önünde bulundurulması için sürekli talep iletiyorlardı. Ne var ki, Parara’nın duyurusunun yapıldığı gün kural belirlenmişti. Gerçek çaba ve somut katkı olmadan talepler değerlendirilemezdi. Bununla beraber o gün sadece kurallardan bahsedilmemişti. Molre Kaha, sadece bir iki yerel gazeteci ve her türlü oyunu takip eden meraklıların bulunduğu salonda kendinden emin konuşmuştu;

“Bazılarınız Parara’yı bir oyun diye tanıtacak. Belki haklısınız, belki de değil. Kesin olan şu ki, nasıl tanımladığınızın hiçbir önemi yok. Doğru işler yaparak başarılı olmak ya da hatalar nedeniyle kaybetmek. Ama başkası için değil, kendiniz için. Tıpkı hayat gibi, yeni bir hayat gibi. Parara size bunu vaat ediyor. Çabalayın ve Yeni Hayat’ı daha güzel bir yer haline getirin. Hem kendiniz, hem ötekiler için. Sonsuza dek.”

Molre Kaha’nın tüm iddiasına karşın Parara’yı kâle alan olmamıştı. İşin aslı, piyasadaki ikinci hayat temalı oyunlardan pek de farkı yoktu. İnsanlar zamanlarını bu sanal dünyada geçirerek ikinci bir hayat yaşıyorlardı. İlk kademe için canlandırma son derece gerçekçiydi. İnsanlar arası ilişkiler, başarı kriterleri, sınırlı özgürlük, ekonomik sistem, siyaset ve diğerleri. Dünyada olup biten her şey Parara’ya aktarılmıştı.

Ancak Yeni Hayat’ta insanlara üst düzey yaşam vaat edilen bir alan daha vardı. Çevrim içi çaba ya da gerçek para ile ikinci aşamaya geçmek mümkündü. Bu seviyede sınır yoktu. İnsanlar fiziksel ya da zihinsel olarak gerçekte sahip olamayacakları özellikleri edinebiliyorlardı. Toplum ve çevre de farklıydı. İdeolojiler şekillendirilmemiş, sosyoloji ya da ekonomi ile ilgili kriterler tanımlanmamıştı. Bulutların üzerinde ya da denizlerin altında bir yaşam sürdürmek mümkündü. İkinci aşamanın sınırları çizilmemişti, hayal gücünün ötesine uzanıyordu. Yine de temel kısıtlama bu seviyede de geçerliydi; tüm katılımcılar ortak bir dünyada yaşamalıydı.

Vasat bir simülasyon olmaktan öteye gidemeyen Yeni Hayat’ın kaderi beşinci kuruluş yıl dönümünde değişiverdi. Adı dışında her şeyin sır gibi saklandığı bir araştırma grubu, tüm insanlığa yeni bir dünya sunduğunu iddia etmişti. Yıllar süren çabanın sonunda insan zihnini Parara’ya aktarabildiklerini söylüyorlardı. Bu hizmet sadece Yeni Hayat kullanıcılarına özeldi. Algoritma simülasyonla birlikte çalışıyordu. Parara’da yeterince zaman geçiren kullanıcılar, benliklerini oyuna aktarabileceklerdi. Gereken süre on bin saatti. Oyun esnasında Puhaka araştırma şirketinin geliştirdiği özel kaskların takılı olması şarttı. Kullanıcılar hayatta olduğu sürece transfer gerçekleşmiyor, ölümün kesinleşmesi sonrasında katılımcının zihni Parara’daki yerini alıyordu.

Yeni Hayat’ın güncel versiyonunun tanıtımı, beş yıl öncekinden çok daha büyük bir salonda yapıldı. Bu defa Molre Kaha’nın yanında Puhaka’nın temsilcisi Doktor Manglet de vardı;

– Size ölümden sonra yaşamı sunuyoruz. Nasıl olduğunu bildiğiniz, kendi ellerinizle şekillendirdiğiniz bir yaşam. Gözleriniz Parara’da bir daha kapanmamak üzere açılacak. Üçüncü aşama sonsuz yaşama özel olarak yapılandırıldı. Şimdiden şekillendirebileceğiniz bambaşka bir dünya. İkinci aşamaya geçin, dünyanızı şekillendirin ve öldükten sonra bunun kopyası olan üçüncü seviyede sonsuz yaşama kavuşun. Gerçek dünyadan kontrol edilen karakterlerle bir arada olmayacaksınız. Farklı ve sonsuz bir yaşam sizi bekliyor.

Söylenenlerin yalan olduğunu iddia edenler diğerlerinden kat kat fazlaydı. Ancak inananların sayısı da küçümsenmeyecek seviyedeydi ve şirketin değeri kısa sürede onlarca kat arttı. Yine de Molre Kaha’nın dünyanın en zengin kişisi olmasına neden olan sıçrama, üçüncü aşamanın duyurulmasından dört yıl sonra yaşandı. Gününün büyük bir kısmını Parara’da geçiren Burken isimli gencin zihni, ani ölümü sonrasında Parara’ya aktarıldı.

Kısa bir süre ikinci aşamada kalan gerçek Pararalı ile ailesinin iletişimine izin verildi. Anne, sorduğu sorulara gelen yanıtların gerçekliğine inanamamıştı. Dahası Burken de öyle özel konularla ilgili konuşmuştu ki aile karşılarındakinin biricik evlatları olduğuna yeminler etmiş, Parara’ya, Molre Kaha’ya ve Doktor Manglet’e övgüler yağdırmıştı. Gerçek dünyadan Paralalılar ile iletişim kurulmasının yasaklanmasına kadar geçen sürede buna benzer onlarca örnek gerçekleşti. Dünya artık farklı bir yerdi.

Olaylar, Molre Kaha ve Doktor Manglet için baş döndürücü bir hızla gelişiyordu. Bakanlara, dini liderlere randevu verir olmuşlardı. Hayallerinde bile göremeyecekleri görüşmelerden bazıları önemli güncellemelerle sonuçlanmıştı;

Versiyon on bir: Bir an önce gerçek Parara’lı olmak için intihar edenlerin sayısının korkunç boyutlara çıkması nedeniyle, yaşamını kendi sonlandıranların zihin aktarımının yasaklanması.

Versiyon yirmi: Kutsal kitaplarda anlatılan cennet tanımı ile örtüşen geliştirmelerin kısıtlanması.

Versiyon yirmi sekiz: Turizm sektöründeki gerileme nedeniyle, çalışanların yıllık izin döneminde simülasyona girişinin sınırlandırılması.

Versiyon yirmi dokuz: Öğrenci ve çalışanların raporlu olduğu dönemlerde Parara’ya girişinin durdurulması.

Versiyon otuz beş: Özgür ve eşit bir dünya için karakter gelişiminde harcanan paraya üst limit getirilmesi.

Versiyon otuz dokuz: Sadece orijinal kask ile oyuna giriş yapılabilmesi.

Benzer güncellemelerden birine aday üst kurul toplantısı öncesinde, Molre Kaha ve Doktor Manglet ellerindeki talep listesine göz gezdiriyorlardı. Elit üye isteklerinin hiçbiri bu toplantının gündemine alınmamıştı. Dini otoritelerin ve hükümetlerin bitmek bilmez talepleriyse her zamanki gibi sayfalarca yer kaplıyordu. Bazıları birbiri ile çelişen taleplerin içinden çıkmak her geçen gün zorlaşıyordu. Doktor düşünceliydi;

“Bu işin hükumetler ve dinler arası kriz çıkartabilecek seviyelere geleceğini asla tahmin etmezdim.”

Molre Kaha bir puro yaktı. Her zamanki gibi kendisine güvenerek konuşuyordu;

“Kriz çıkarsa çıksın, onların bileceği iş. Ben yatırdıkları paraya bakıyorum.”

“Peki ya gün gelir de Parara’ya kendileri sahip olmak isterlerse?”

“Yapmak isteyeceklerini sanmıyorum. Bir hükumetin ya da taraflı başka bir gücün ele geçirmesi durumunda eski güvenirlik ve popülerlik kalmaz. Bu devletler için altın yumurtlayan tavuğu kesmek olur, yapmazlar.”

“Doğru. İnsan hayatları üzerinde sonsuz denetim verdik onlara. Hayal bile edemeyecekleri şekilde hem de. Yöneticiler artık hem daha zenginler, hem de daha güçlü. Algoritmadaki bir tek dokunuşla kitleleri yönetebiliyor, yönlendirebiliyorlar. Buraya itirazım yok. Peki ya halk? Hayatlarını Parara’ya adadılar. Kazançlarını yeni hayatlarını güzelleştirmek için harcıyorlar. Onlar adına üzülüyorum bazen.”

“Biz onlara umut verdik dostum. Eskiden de cılız bir umut vardı ama bu defa gerçek olduğundan eminler. Kontrol edilebilmeleri için kullanılan diğer yöntemlere benziyor, sadece daha zararsız. Yıllarca zaten umutla güdülmediler mi? Havuca ulaşmak için çırpınıp durmadılar mı? Ellerine geçen ne? Hiç! Bizim yaptığımız da farklı değil. Umut onları mutlu ediyor. Hele ki gerçekleşmesine dair güvenleri tamsa.”

Doktor Manglet de puro yaktı. Zaman zaman bu görüşler zihninde belirir, vicdan azabı ile vurdumduymazlık arasında kalırdı. Hep böyle oluyordu. Molre Kaha ile konuşunca vicdanı düşünce dehlizlerinde yok olup gidiyor, bir sonraki sefere kadar da ustaca saklanıyordu. Molre devam etti;

“Tüm bilgilerini, hayatlarını Parara’ya verdiler. Artık gizli hiçbir şeyleri yok. Yaşamların aktarıldığı bir algoritmanın verdiği yanıtlar, onları zihin aktarımı konusunda ikna etti. On bin saat, bir insanın tanınması için yeter de artar bile. Bu kadar bilgiden sonra algoritmanın şaşırmasının sürpriz olacağının farkında mı değiller yoksa umudun cazibesine mi kapıldılar? Bilmiyorum. Düşünmüyor ya da düşünemiyorlar. Ama sanırım artık düşünmelerine gerek de yok.”

Doktor Manglet’in vicdanı tamamen görünmez olmuştu. Hafifçe sırıtarak sordu;

“İnsanların bu aktarım yalanına inanacağından gerçekten emin miydin, hiç şüphe duymadın mı?”

“Bir an bile tereddüt etmedim. Aralarında Dünya’nın düz olduğuna inananlar var, bizimki ne ki?”

Okuduğunuz için teşekkürler

Fikirlerinizi paylaşmanız bizi çok sevindirir.
Yorum yazarak bizi daha iyi içerikler hazırlamak için destekleyebilirsiniz.

Düşüncelerini Paylaş



avatar

Özgüç BAYRAK

Doğduktan sonra hayal etmeye, okula başladıktan sonra okumaya, kırk yaşından sonra da yazmaya başladım. Çoğu durumda öykülerimin sonunu ben de merak ediyorum ve bundan çok keyif alıyorum. Asıl mesleğim mühendislik; özel bir bankanın Bilgi Teknolojileri bölümünde çalışıyorum. Evli ve iki çocuk babasıyım.

2 Yorum

Yorum yazmak için tıklayın

  • Bilimkurgunun popülist bilim kısmını ve ekonomik düzenin vahşi yönünü ortaya koyan bir öykü okudum. Öykünüzün inovasyon peşindeki bilim insanları ya da teknolojiyi yıldızlar ötesine taşıyan çok uluslu şirketler hegemonyasının geçtiği klasik bilimkurguya yönelik bir antitez olduğunu düşünüyorum. Bugünün yükselişteki sektörleri, istisnaları saymazsak sosyal medya ve internetten iletişime yoğunlaşmış, buna yönelik yapay zeka ve arttırılmış gerçeklik üzerine çalışan firmalardan oluşuyor. Bunların nispeten yeni jenerasyon patronları da karı azami düzeye çıkarmak için daha pragmatist davranabiliyor. İnsan doğasını taklit eden bir algoritma geliştirip cebi doldurmak varken neden bilinç aktarımıyla, zihin transferiyle zaman harcasınlar? Böyle bir sorumluluğu yüklenmek, efor harcamak yerine filtrelerle süslenmiş dekorlara başvurmak fırsatçılar için her zaman daha kazançlı oluyor. Kaleminize sağlık.

    • Değerli görüşlerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ederim. Bu konu uzun süredir kafamı kurcalıyor. İnsanlık ve insan, kelime olarak birbirine yakın görünmesine rağmen kavramsal olarak o kadar uzak ki… Ezilen bir çok insan “insanlık” için çabaladığını düşünüyor ama aslında bir avuç “insan” için emek harcıyor. Bu öyküde de yapılan aynı. Hatta daha da kötüsü; insanlık için ilerleme bile yalan üzerine kurulmuş.

Kayıp Dünya Aylık Arşivi