Mitoloji Ön Okuma Ön Okuma

Ön Okuma: “Yunan Mitleri 2 Cilt” – Robert Graves

Yunan Mitleri 1. Cilt

Yazar: Robert Graves
Orijinal Adı: The Greek Myths
Çevirmen : Uğur Akpur
Sayfa Sayısı : 447
Kolektif Kitap – Nisan 2020

Anadolu, Girit, Mezopotamya, Fenike ve Mısır’daki sözlü geleneklerin ürünü Yunan mitleri tarih boyunca hiç durmadan konu edilip işlenmiş, işlendikçe değişmiş, değiştirilmiş, yeni biçimlere dönüşmüş ve bütün dünyada sanatı, edebiyatı, masalları, toplumsal yapıları ve gelenekleri etkilemiştir. Bu yolla tekrar tekrar karşımıza çıkan mitolojik karakterlerin, tanrıların, kahramanların; Zeus, İkaros, Metis, Kirke, Artemis ve bunun gibi yüzlercesinin asıl hikâyesi nedir? İnsana, tanrıların dünyasında dünyevi olana dair ne söylerler?

Robert Graves muazzam bir kaynak yelpazesinden faydalanarak tamamladığı bu kapsamlı çalışmasında Yunan mitlerinin tamamını basit bir anlatı formunda, maddeler halinde bir araya getiriyor, onları tarihteki çeşitli mit yazarlarının farklı anlatımlarıyla ve farklı kültürlerin mitolojileriyle ilişkilendirerek aktarıyor. Her bir maddeye düştüğü kendi ayrıntılı notlarında, mitlerin yorum sorunlarını, zaman içinde uğradıkları değişimleri tarihsel, politik ve antropolojik açılardan ve çağdaş araştırmalar ışığında eleştirel bir incelemeye tabi tutuyor.

Yunan mitolojisini konu alan ilk modern ansiklopedik çalışma olarak kabul edilen iki ciltlik Yunan Mitleri ilk yayımlandığı tarihten bu yana çevrildiği yirmiye yakın dilde alanın uzmanları kadar mitolojiye ilgi duyan okurlar için de klasikleşmiş bir kaynak haline gelmiştir.

Robert Graves’in Yunan Mitleri Türkçede ilk kez 2004 yılında Say Yayınları tarafından Uğur Akpur’un çevirisiyle yayımlanmıştır. Bu yeni baskısının hazırlık aşamasında mevcut çeviride önemli miktarda editöryal değişiklik ve düzelti yapılmıştır. Yirmiye yakın dile çevrilmiş, Yunan mitlerinin ölümsüz hikâyelerini eksiksiz bir araya getiren bu klasikleşmiş çalışmayı yenilenmiş baskısıyla okurlarla buluşturmaktan mutluluk duyuyoruz…

Ön Okuma

“Yunan Mitleri 2 Cilt” – Robert Graves
Ön Okuma PDF

PELASGLARIN YARATILIŞ MİTİ

Başlangıçta Her Şeyin Tanrıçası Eurynome, Khaos’tan çırılçıplak ortaya çıktığında, ayaklarını basacak sağlam bir yer bulamayıp gökyüzünü denizden ayırdı ve dalgalar üzerinde tek başına dans etmeye başladı. Dans ederek güneye doğru gitti ve onun ardından hareket etmeye başlayan rüzgâr, yaratılışa başlamak için yeni ve farklı bir görünüm aldı. Eurynome dönüp duran bu Kuzey Rüzgârı’nı yakaladı, elleriyle ovaladı ve aniden onun büyük yılan Ophion olduğunu fark etti!

Ophion şehvete kapılıp o tanrısal kollara ve bacaklara dolanarak onunla birleşmeyi arzulayana kadar, Eurynome aşka gelmek için çılgınca dans etti. Böylece Boreas [Poyraz] olarak da bilinen Kuzey Rüzgârı tohumlarını verdi; kısrakların arkalarını rüzgâra dönerek aygıra ihtiyaç duymaksızın üremesi bundandır. Eurynome de bu şekilde gebe kaldı.

b. Daha sonra Eurynome bir güvercin kılığına girerek dalgalar üzerinde kuluçkaya yattı ve vakti geldiğinde ‘Evrensel Yumurta‘yı bıraktı. Tanrıça’nın buyruğuyla, çatlayıp ikiye ayrılana dek yumurtanın etrafında yedi kez dolandı. Parçalanan yumurtadan çocukları, yani var olan her şey ortaya çıktı: Güneş, Ay, gezegenler, yıldızlar; içinde yaşayan yaratıkları, bitkileri, hayvan sürüleri, ağaçları, dağları ve nehirleriyle birlikte yeryüzü.

c. Eurynome ve Ophion evlerini Olympos Dağı’nda kurdular. Burada Ophion, evrenin yaratıcısının kendisi olduğunu iddia ederek Eurynome’u kızdırdı. Tanrıça bunun üzerine Ophion’u derhal cezalandırdı; ökçesiyle kafasını ezip dişlerini kırdı ve onu yeraltındaki karanlık mağaralara sürgüne gönderdi.

ç. Daha sonra Tanrıça Eurynome, yedi gezegen yaratıp her birinin başına bir erkek ve bir dişi Titan yerleştirdi: Güneş’e Theia ve Hyperion’u; Ay’a Atlas ve Phoibe’yi; Mars’a Dione ve Krios’u; Merkür’e Metis ve Koios’u; Jüpiter’e Themis ve Eurymedon’u; Venüs’e Thetis ve Okeanos’u ve Satürn’e Rhea ve Kronos’u gönderdi. Fakat ilk insan Pelasgların atası Pelasgos’tu. Kendisini takip edenler gibi o da Arkadya topraklarında ortaya çıktı, diğerlerine meşe palamuduyla beslenmenin ve kulübe yapmanın yanı sıra, Euboia ve Phokis’te ya şayan fakir köylülerin hâlâ giydikleri gibi domuz derisinden giysi yapmayı öğretti.

1. Eski çağlara ait bu dini sistemde henüz tanrılar ve onların yeryüzündeki temsilcileri olan rahipler yoktu, sadece tanrıçalar ve onların rahibeleri vardı. Baskın cinsiyet kadındı, erkekse karşı cinsin korkuttuğu bir kurban görünümündeydi. Üreme rüzgâra, fasulye yemeye ya da kazayla bir böceğin yutulmasına atfedilen bir fenomen sayıldığından, babalık kavramı kabul görmemişti. Miras anneden geçiyor ve yılanlar, ölülerin yeniden hayata gelmiş halleri olarak kabul ediliyordu. Eurynome (Çok Gezen), görünen ay olduğuna inanılan Tanrıça’nın unvanıydı; Eurynome’nin Sümercedeki adı İahu’dur (Uçan Güvercin) fakat bu unvan daha sonraları Yehova’ya “Yaratan” olarak geçmiştir. Yeni dünya düzenini başlattığı Babil Bahar Festivali’nde Marduk tarafından sembolik olarak ikiye bölünen de, bir güvercindir.

2. Boreas olarak da bilinen Ophion, Musevi ve Mısır mitolojilerinde kendisinden sık sık bahsedilen ve Akdenizlilerin eski sanat eserlerinde genellikle Tanrıça’yla birlikte tasvir edilen, yılan bedenine sahip yaratıcı güçtür. Ophion’un dişlerinden dünyaya geldiklerini iddia eden, topraktan doğma Pelasglar, belki de MÖ 3500’lerde Filistin üzerinden Yunanistan’a göç eden neolitik “Boyalı Çömlek” halkıydı. Helladlar – yani Kykladlar yoluyla Küçük Asya’dan Yunanistan’a gelen göçmenler– bu halkı yedi yüzyıl sonra Peloponnesos’un işgali sırasında buldular. Ne var ki zaman içerisinde “Pelasglar”, Yunanistan’da Hellenlerden önce yaşayan tüm halklara verilen bir isim haline geldi. Euripides (Strabon’un alıntısı v. 2. 4) bundan dolayı Pelasgların, Danaos ve elli kızının egemenliğindeki Argos’a geldikten sonra “Danaolar” ismini benimsediğini ileri sürer (bkz. 60 e). Bu insanların şehvet düşkünü yönelimlerine karşı duyulan tepki (Herodotos, vi. 137), muhtemelen Hellen öncesi dönemin cinsel içerikli eğlence âdetleriyle ilişkilidir. Strabon aynı metinde Atina yakınlarında yaşayan insanların, Pelargi (leylek) adıyla bilindiğini söyler. Belki de leylek bu halkın totem kuşuydu.

3. Kutsal dünya haftasının yedi gününü yöneten tanrılar olarak Erkek (Efendiler) ve dişi Titanların, Erken Babil ve Filistin astrolojisinde de karşılığı vardır. Bunlar MÖ 2. binyılın başlarında Korinth Kıstağı’na yerleşen Kenan ya da Hitit kolonisi (bkz. 67. 2), hatta ilk Helladlar tarafından benimsenmiş olabilir. Bununla birlikte Titan kültünün Yunanistan’da zamanla ortadan kalkması ve yedi günden oluşan haftanın resmi takvimdeki yerini kaybetmesiyle birlikte sayıları, muhtemelen Zodyak işaretlerine uyum sağlaması için bazı yazarlar tarafından on iki olarak ifade edilmiştir. Hesiodos, Apollodoros, Stephanos, Pausanias ve daha birçok yazar tutarsız isim listeleri vermiştir. Babil mitolojisinde haftanın dünyevi yöneticileri Şamaş, Sin, Nergal, Bel, Beltis ve Ninib erkekken, yalnızca Aşk Tanrıçası Beltis dişiydi. Keltlerin Doğu Akdeniz’den aldığı Cermen haftasına göreyse pazar, salı ve cuma günleri, diğer günlerden farklı olarak erkek yerine dişi Titanlar tarafından yönetiliyordu. Aiolos’un birbirleriyle evlenen kız ve erkek çocuklarının tanrısal konumlarına ve Niobe mitine dayanarak tanrıçanın çıkarlarını korumak amacıyla bir erkek ve bir dişi Titan’ın eşleştirilmesine, sistemin Filistin’den Hellen öncesi Yunanistan’a geldiği zamanlarda kararlaştırıldığı görülür. Ancak çok geçmeden “on dörtler”, “yediler’in” içinde eriyip gitmiştir. Gezegenin güçleri şöyledir: Güneş aydınlanmayı; Ay büyüyü; Mars gelişmeyi; Merkür bilgeliği; Jüpiter adaleti; Venüs aşkı ve Satürn de barışı yönetiyordu. Klasik çağ Yunan astrologları, Babil astrologlarıyla temelde uyumlu görüşler öne sürmüşler ve söz konusu gezegenleri Helios, Selene, Ares, Hermes (veya Apollon), Zeus, Aphrodite ve Kronos arasında paylaştırmışlardır, ki bunların yukarıda verilen Latince karşılıkları hâlâ Fransızca, İtalyanca ve İspanyolcada haftanın gün isimleri olarak geçer.

4. Sonuç olarak söylenceye dayalı bir ifadeyle Kudüs Yahudileri haftanın, gezegen güçlerinden oluşmuş aşkın tanrıya tapınmaya başladıkları için Zeus, kendisinin önceki benliğiyle birlikte Titanları da yutmuştur: yedi kollu şamdan ve Bilgeliğin Yedi Sütunu’yla simgelenen bir kuram. Sparta’daki At Mezarı’nın yanında bulunan yedi gezegen sütunu, Pausanias’ın aktardığına göre (Pausanias, ii. 20. 9), eski devirlerin izlerini taşıyan bir tarzda süslenirdi, bu da Pelasgların getirdiği Mısır ritleriyle alakalı olabilir (Herodotos, ii. 57). Söz konusu teoriyi ilk olarak, Yahudilerin mi Mısırlılardan yoksa Mısırlıların mı Yahudilerden aldığı tam olarak bilinmiyor. Ancak A. B. Cook’un Zeus (Zeus, s. 570-576) adlı çalışmasında bahsettiği Heliopolisli Zeus, taşıdığı özellikler açısından Mısırlıdır. Burada Zeus, zırhının ön kısmında gezegenin yedi gücüne, arka tarafında ise genel olarak yaşayan Olymposlulara ait büstlerin resmedildiği süslerle tasvir edilmiştir. Bu tanrının, biri İspanya’daki Tortosa’da diğeri ise Fenike’deki Byblos’ta birer küçük bronz heykelciği bulunmuştur. Marsilya’da bulunan mermer kalıntılarda, muhtemelen astroloji biliminin mucidi olarak bilinmesinden dolayı Hermes’e ait –ki bu da heykelciğe büyük önem kazandırır– tam boy bir figürün yanında, gezegenin altı gücüne ait büstlere rastlanmıştır. Her ne kadar Biblos, (muhtemelen) Tortosa ve Marsilya’da gözlemlenen haftayla Roma’da karşılaşılmasa da Byblos Quintis Valerius Soranus, Jupiter’in aşkın bir tanrı olduğunu iddia etmiştir. Ne var ki gezegen güçlerinin hiçbir zaman resmi Olympos Kültü’nü etkilemesine izin verilmemiş, hatta bunlar tamamen Yunanistan’a yabancı kavramlar olarak görülmüştür: Aristophanes’in (Peace [Barış], s. 403) Trygalos’a söylediğine bakılırsa, Ay ve “şu alçak Güneş”, Yunanistan’ı barbar Perslerin hâkimiyeti altına sokmak için hain bir plan kurmaktadır.

5. Pausanias’ın Pelasgların ilk insanlar olduğu şeklindeki ifadesi, neolitik kültürün Arkadya’da klasik çağlara dek varlığını koruduğunu gösterir.

Yunan Mitleri 2. Cilt

Yazar: Robert Graves
Orijinal Adı: The Greek Myths
Çevirmen : Uğur Akpur
Sayfa Sayısı : 430
Kolektif Kitap – Nisan 2020

 

Ön Okuma

101
PHAİDRA ve HİPPOLYTOS

Theseus, Phaidra’yla evlenince Antiope’den olan gayrimeşru oğlu Hippolytos’u Pittheus’un hüküm sürdüğü Troizen’e gönderdi. Pittheus da onu Troizen tahtının varisi yaptı. Böylece Hippolytos’un, Phaidra’nın oğulları yani yasal kardeşleri Akamas ve Demophoon’la Atina tahtı için mücadeleye girişmesi için bir nedeni kalmamış oldu.

b. Annesi Antiope’den, Artemis’e özel sadakati miras alan Hippolytos, Tanrıça onuruna Troizen’de tiyatro binasının hemen yanında yeni bir tapınak inşa ettirdi. Bunu kendine yapılmış bir saygısızlık olarak gören Aphrodite onu cezalandırmaya karar verdi ve Hippolytos Eleusis gizemlerine katıldığında, Phiadra’nın ona âşık olmasını sağladı. Hippolytos gizemlere beyaz keten giysilerle, saçlarında çiçeklerle geldi ve tavırlarındaki haşin ifade Phaidra’yı hayran bıraktı.

c. Theseus’un Peirithoos’la birlikte Tesalya’ya gidişini –bu yolculuk Tartaros’a da olabilir– fırsat bilen Phaidra, Hippolytos’u Troizen’e kadar takip etti. Kraliçe burada, spor alanına bakacak şekilde Gözetleyen Aphrodite onuruna bir tapınak inşa ettirdi, böylece Hippolytos’u çıplak halde koşarken, sıçrarken ve güreşirken gözetleyebilecekti. Tapınağı çevreleyen parmaklıkların bitişiğinde yaşlı bir mersinağacı vardı; beyhude bir tutku içinde, üzerine mücevherler işlenmiş saç iğnesiyle bu ağacın yapraklarına delikler açıyordu, ağacın yaprakları hâlâ delik deşiktir. Hippolytos Bütün Atinalılar Festivali’ne katılmaya gelip Theseus’un sarayında kaldığı sırada da, Phaidra Akropolis’teki Aphrodite Tapınağı’nı da aynı amaç için kullanmıştı.

ç. Phaidra bu ensest arzusunu içine hapsetti, kimseye tek kelime etmedi ama gitgide iştahtan düşmeye, yarım yamalak uyumaya başladı. O kadar zayıf düştü ki sonunda yaşlı dadısı gerçeği idrak etti ve işgüzarlık edip Hippolytos’a bir mektup yazması için ona yalvardı. Phaidra da bunu yaptı; aşkını itiraf etti, ayrıca artık Artemis kültüne inandığını, Girit’ten getirdiği iki tahta Artemis heykelini kısa süre önce ona Tanrıça’ya ithaf ettiğini söyledi. Bir gün avlanmak için gelmez miydi? “Biz, Girit kraliyet ailesinin kadınları, kaderimizde hep aşkımıza karşılık görmemek vardı: Büyükannem Europa, annem Pasiphae ve son olarak da kız kardeşim Ariadne’nin başına gelenlere bak! Ah, zavallı Ariadne, vefasız Theseus’un terk ettiği ve sonunda öldürdüğü asil öz annen Ariadne –Kader Tanrıçaları gösterdiği bu kadar büyük vefasızlığı, umursamazlığı neden cezalandırmazlar ki?– ve bir gün öldüreceği ben! Babandan onun intikamını alacağına ve benimle birlikte Aphrodite’e biat edeceğine inanıyorum. Uzaklara gidip birlikte yaşayamaz mıyız? Bir av partisini bahane edip uzaklara gitsek… Kısa süreliğine bile olsa birlikte yaşayamaz mıyız? Hem zaten hiç kimse bizim birbirimize karşı duyduğumuz gerçek hislere dair şüphe duymaz. Zaten daha önce aynı çatı altında yaşadık, yakınlığımız masum bir ilişki olarak görülecektir, hatta bize gıptayla bakacaklardır.”

d. Hippolytos mektubu okuyunca dehşete kapılarak yaktı, Phaidra’nın odasına gidip bağıra çağıra onu kınadı. Ancak Phaidra kendi giysilerini yırtmaya başladı, odanın kapılarını açıp yaygarayı bastı: “İmdat! İmdat! Tecavüz ediyorlar!” Daha sonra arkasında Hippolytos’un korkunç suçlarla itham eden bir mektup bırakıp kendini odasının pervazına astı.

e. Theseus haberi aldığında Hippolytos’a lanet okudu ve derhal Atina’yı terk edip bir daha da dönmemesi emrini verdi. Daha sonra babası Poseidon’un ona bağışlamış olduğu üç dilek hakkını hatırlayarak, ısrarla Hippolytos’un hemen o gün ölmesi için dua etti: “Baba, Troizen’e giderken Hippolytos’un yoluna vahşi bir hayvan çıkar!” diye yakardı.”

f. Hippolytos olanca hızla Atina’dan ayrıldı. Hâlâ uğradığı haksızlığı düşünüp Theseus’a bu durumu açıklamanın yollarını arıyordu. Kıstağın dar kısmından geçerken devasa bir dalga Moluria Kayalığı’nın üzerinden aşıp kıyıya vurdu, dalganın içinden böğürerek ve su püskürterek koca bir fok (ya da bazılarına göre beyaz bir boğa) peyda oldu. Hippolytos’un arabasını çeken dört at dehşetten deliye dönmüş halde yoldan sapıp kayalıklara doğru koşmaya başladı. Araba sürme konusunda usta olan Hippolytos onları tekrar yola sokarak aşağı düşmekten kurtardı. Bunun üzerine yaratık tehditkâr biçimde dörtnala arabanın peşine düştü, Hippolytos atlarını düz yolda tutmayı daha fazla başaramadı. Hippolytos’un dizginleri; Saronialı Artemis Tapınağı’nın yakınındaki, Kıvrılmış Rhakhos adı verilen (Rhakhos, Troizenlilerin meyve vermeyen zeytin ağacına koydukları isimdir) ve bugün hâlâ görülebilecek yabani zeytin ağacının dallarından birine takıldı. Araba bir kaya yığınına savrulup paramparça oldu. Dizginlere dolanan Hippolytos önce bu ağacın gövdesine, sonra da kayalara çarptı; atları tarafından ölüme sürüklenmişti, yaratık da bu sırada ortadan kayboldu.

g. Gel gelelim beklenmedik bir şekilde Artemis, Theseus’a gerçeği anlatır ve onu göz açıp kapayıncaya kadar Troizen’e ulaştırdığından bahseder. Theseus ölmekte olan oğluyla barışmak için tam zamanında oradadır. Artemis de Adonis’in ölmesini sağlayarak Aphrodite’ten intikam alır. Güya kati şekilde, Hippolytos’a tanrısal saygı gösterilmesini emreder; o gün bu gündür Troizenli gelinler saçlarından bir tutam keserek Hippolytos’a adarlar. Troizen’deki antik tapınağı ona ithaf eden ve bir heykelini yaptıran, Hippolytos onuruna yılda bir yapılan kurban törenini ilk gerçekleştiren Diomedes’tir. Phaidra ve Hippolytos’un –Hippolytos’unki bir toprak tepeciğiyle belirlenmiştir– mezarları, delik yapraklı mersinağacının bulunduğu söz konusu tapınağı çevreleyen parmaklıkların ardındadır.

ğ. Troizenliler Hippolytos’un atları tarafından ölüme sürüklendiğini, hatta mezarının kendi tapınağında olduğunu reddeder; gerçek mezarının nerede olduğunu sır gibi saklar. Dahası tanrıların onun imgesini Arabacı namıyla yıldızlar arasına koyduğunu iddia ederler.

h. Hayatını bir lanetten ötürü kaybettiği için Atinalılar Hippolytos’un anısına, Themis Tapınağı’nın yakınına bir toprak tepeciği yaptı. Bazıları Theseus’un cinayetle suçlandığını, suçlu bulunduğunu, toplumdan dışlandığını ve hayatının son günlerini utanç ve acı içinde geçireceği Sykros’a sürüldüğünü söyler. Ancak genelde, Persephone’ye tecavüz etmeye kalkışması üzerine sonunun geldiğine inanılır.

ı. Hippolytos’un ruhu Tartaros’a indiğinde, öfke içindeki Artemis onu diriltmesi için Asklepios’a yalvardı. Asklepios fildişi ecza dolabının kapağını açtı ve Giritli Glaukos’u hayata döndüren otu buldu. Bazı büyü sözlerini tekrarlayarak bunu üç kez Hippolytos’un göğsüne sürdü, üçüncü seferde ölü adam başını yerden kaldırdı. Ancak Hades ve Üç Fatalar ayrıcalıklarının çiğnenmesi dolayısıyla infiale kapılıp Zeus’u, Asklepios’u yıldırımla öldürmeye ikna ettiler.

i. Latinlerin anlattığına göre Artemis daha sonra Hippolytos’u kalınca bir buluta sardı, yaşlı adam kılığına soktu ve yüzünü değiştirdi. Uygun saklanma yeri için Girit ve Delos arasında bir süre tereddüt yaşadıktan sonra, onu İtalya’daki Arikia’da bulunan kutsal mağarasına götürdü.10 Hippolytos burada Artemis’in onayıyla Nympha Egeria’yla evlendi, hâlâ dimdik uçurumlarla çevrili, karanlık meşe ormanının içindeki gölün kenarında yaşar. Kimse onun ölmüş olduğunu hatırlamasın diye Tanrıça Hippolytos’un ismini, Vir bis yani “iki kez yaşayan” anlamına gelen Virbios olarak değiştirdi ve civara atların girmesi de yasaklandı. Arikia’da rahiplik makamı sadece kaçak kölelere açıktı. Artemis’in mağarasında yaşlı bir meşe ağacı vardı, bu ağacın dalları kırılmaz özellikteydi. Ancak bir köle bunu yapmaya yeltenirse; selefini öldürüp yerine geçmiş olduğu için daima korku içinde yaşayan halihazırdaki rahiple, rahiplik makamı için kılıç kılıca dövüşmesi gerekiyordu. Arikialıların söylediğine göreTheseus Hippolytos’a kendisiyle Atina’da yaşaması için yalvardı ancak o bunu reddetti. Asklepios’un Epidauria’daki tapınağındaki bir tablette Hippolytos’un Asklepios’a, onu hayata döndürmesinin şükran nişanesi olarak yirmi at sunduğu yazar.

Okuduğunuz için teşekkürler

Fikirlerinizi paylaşmanız bizi çok sevindirir.
Yorum yazarak bizi daha iyi içerikler hazırlamak için destekleyebilirsiniz.

Düşüncelerini Paylaş



avatar

Kayıp Dünya

Kayıp Dünya Editörleri tarafından yayınlanmaktadır.

Yorum Yapılmamış

Yorum yazmak için tıklayın

Kayıp Dünya Yazarlarından

Evren Vangül - Rüzgar