Bilimkurgu Ön Okuma Ön Okuma

Ön Okuma: “Yeryüzü Müzesi” Bilimkurgu Kulübü

Yeryüzü Müzesi

Yazar: Bilimkurgu Kulübü Derleme
Sayfa Sayısı : 312
İthaki Yayınları – 2018

Genel İnceleme Puanı

 

“Bilimkurgu Kulübü’nün, Türkiyeli yazarların bilimkurgu öykülerinden oluşan bir antoloji hazırlıyor olmasına çok sevindim. Bu zor zamanlarda tüm yazarlar, yaratıcılık ilkesine bağlı yaşayan diğer yazarlardan ve bu yazarlara, finansal beklentilerin zincirlerinden kurtulmaları konusunda destek veren yayın evlerinden güç alırlar. Her birimiz, dünyanın dört bir yanında, büyük bir karanlıkta yolumuzu bulmaya çalışıyoruz diyebilirim. Böyle eserler en ihtiyaç duyduğumuz vakitlerde yakılan, etrafımızdakileri ve gitmemiz gereken yolu aydınlatan lambalardır. Bu lambaların yakıtı da hayal gücüdür. Türkiyeli okurlarım, dostlarım ve yoldaş yazarlar, bu ışığın yanmasına vesile olduğunuz için size teşekkürü borç bilirim.”
-Ursula K. Le Guin

 

Ön Okuma

İÇİNDEKİLER
İLK TEMAS – İsmail Yamanol
BÜYÜK PERİ – Selim Erdoğan
DÜNYA UTANÇ GÜNÜ – Ruhşen Doğan Nar
TANRILARIN DOĞUŞU – Orkun Uçar
BİR SOBESKİ DENEYİ – Selin Arapkirli
ANGYRA: GELECEĞİN ÜTOPYASI – Çağrı Mert Bakırcı
HÖRGÜÇ – Murat Doğan
DÜNYANIN GİZLİ SAHİPLERİ – Kadri Kerem Karanfil
Q.I.A.P. – Feraye Şahin
A-T-G-C – Gökcan Şahin
ROBOMORFOZ – İsmail Yiğit
BİN YILIN BULUŞU CİNGÖZ – Sinan İpek
SON YOLCULUK – Mikail Boz
SELFIE – Murat Başekim
RUH – Aşkın Güngör
GAİTA – Tevfik Uyar
MATRUŞKA – Funda Özlem Şeran
AKILLI KAPI – Müfit Özdeş

 

İLK TEMAS
İSMAİL YAMANOL

Odanın içinde yankılanan vakitsiz çağrı sesiyle uyanıp yatağında doğruldu. Boş bakışlarla etrafı süzerken, üç aydır midesine çöreklenen bulantının yine iş başında olduğunu fark edip yüzünü ekşitti. Gemi doktorunun verdiği ilaçlar da fayda etmiyordu. Sonsuzluğun içinde homurdanarak ilerleyen bu yaşlı uzay gemisinin soğuk metal duvarları arasında boğulacakmış gibi hissediyordu. Derin bir bıkkınlıkla yatağından kalkıp lavaboya yürüdü. Duyduğu şiddetli kusma isteği yine fos çıkmıştı. Kanlanmış gözlerle aynadaki yansımasına bakarken,

“Benim burada ne işim var?” diye içten içe hiddetlendi.

Uzay madenciliği alanında yaptığı yüksek öğreniminin ardından dört yıl daha dişini sıkıp öğretim görevlisi olabilecekken, toyca bir kararla iş hayatına atılmayı yeğlemiş ve bilim şefi olarak kendini bu hurda yığınının içinde bulmuştu. Başlarda her şey yolundaydı; ne de olsa o çok merak ettiği uzaya sonunda kavuşmuştu. Her fırsatta geminin seyir terasına koşuyor ve yıldızlara bakmaktan tarifsiz bir keyif alıyordu. Ama bu hep böyle gitmedi. Yıldızlara olan ilgisi zamanla azalınca seyir terası da cazibesini yitirmişti. Geçen beş yılın ardından, kısılıp kaldığı bu 2,5 megatonluk soğuk metal yığının içinde günden güne soluyor, uzayın haşmetli sonsuzluğu karşısında gitgide bitap düşüyordu. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, başına bir de “uzay tutması” denen bir illet musallat olmuştu. Oysa hayal ettiği yaşam böyle bir şey değildi.

Sürüp giden bu iç hesaplaşma seansı, odayı bir kez daha çınlatan çağrı sesiyle bölündü. Apar topar elini yüzünü yıkayıp lavabodan çıktı ve beyhude haplarla midesini doldururken Kaptan’a içinden okkalı bir küfür savurdu. Yıldızları hiç barışmamıştı zaten. Mürettebata saygısı olmayan, sağa sola emirler yağdırmaktan hoşlanan ayyaşın biriydi Kaptan. Ordu Filosundan ihraç edilince kapağı bu maden gemisine atmıştı.

“Askeriye artığı,” diye mırıldandı Şef.

Kendini hala ordu komutanı sanan bu adamdan hoşlanmıyordu. Onun da kendisinden hoşlanmadığının farkındaydı.

“Acaba yine ne tür bir saçmalıkla canımı sıkacak?” diyerek odadan çıktı.

Döküntü uzay gemisinin yarı karanlık nemli koridorlarını geçip bir an önce köprüye ulaşabilmek için adımlarını sıklaştırdı. Bir yandan her nefeste içine hücum eden ağır küf kokusunu umursamamaya çalışıyor, diğer yandan da aldığı zamansız çağrının nedenini düşünüyordu. Çok geçmeden köprü kapısına ulaştı. Üstüne çeki düzen verip, gıcırdayarak açılan kapıdan içeri girdi. Yeni uyandığı her halinden belli olan Kaptan, her zamanki gibi içkisini yudumlamakla meşguldü. Genç konuğunun içeri girdiğini fark edince elindeki kadehi savurarak,

“Merhaba Şef. Gelmeniz uzun sürdü.” diye söylendi.

Bu hesap soran tavırlar çekilir gibi değildi. Yüzüne kondurduğu sahte bir gülümsemeyle,

“Merhaba Kaptan,” dedi şef, “Israrlı bir çağrıya karşı koymak imkansız!”

Kaptan viskiden bir yudum alarak zaman kazanmaya çalıştı. Kadehi indirdiğinde mahçup bir ifade takınmayı başarmıştı.

“Uykunuzun bölündüğünü biliyorum. Lütfen kusura bakmayın, ancak benim de tatlı bir uykudan uyandırıldığımı bilmenizi isterim. Gemi ikimize de otomatik çağrı yollamış. Ben de en az sizin kadar şaşkınım.”

Birkaç nöbetçi görevli rutin işlemlerini yapıyor, köprüdeki sessizliği bilgisayarların elektronik cızırtıları bozuyordu. Şef burayı daha önce hiç bu kadar ıssız görmemişti. Oysa köprü geminin en koşturmacalı yerlerinden biriydi.

“Önemli değil Kaptan. Sorun nedir?”

Kaptan, çenesiyle önündeki bilgisayarları işaret ederek,

“Geminin alıcıları yabancı bir sinyal yakaladığını işaret ediyor.” dedi.

Şef, heyecana kapılmadan önce yaşlı geminin kayıtlarını kontrol etmeliydi. Yanlış alarm değilse yüzyılın keşfinin habercisiydi bu. Soğukkanlılıkla en yakınındaki terminalden kayıtları incelemeye koyuldu. Gerçekten de gemi bir sinyal yakalamıştı. Tekrar yoklayan mide bulantısını kafasından atmaya çalışarak,

“Bu inanılmaz!” diyebildi.

Köprüdeki görevlilerin şaşkın bakışlarına aldırmaksızın coşkusunu salıvermişti. Kaptan sihirli bir anı bozmak istercesine, “Henüz ne tür bir sinyalle karşı karşıya olduğumuzdan emin değiliz. Uzayda böylesi bir sinyalin binlerce doğal kaynağı olabilir. Bilim şefi olarak sizin de beni onaylayacağınızı düşünüyorum.” diye mızmızlandı.

 



avatar

Kayıp Dünya

Kayıp Dünya Editörleri tarafından yayınlanmaktadır.

Yorum Yapılmamış

Yorum yazmak için tıklayın