Mitoloji Ön Okuma Ön Okuma

Ön Okuma: “Viking Ruhu: Nors Mitolojisi ve Dinine Giriş” – Daniel McCoy

Viking Ruhu:
Nors Mitolojisi ve Dinine Giriş

Yazar: Daniel McCoy
Orijinal Adı: The Viking Spirit. An Introduction to Norse Mythology and Religion
Çevirmen : Cumhur Atay
Sayfa Sayısı : 320
İletişim Yayınları – 2019

Odin, Thor, Freya, devler, cüceler, valkürler, Hel, Valhalla, Ragnarok… Dünyada en çok ilgi uyandıran mitolojilerden biri olan Viking mitolojisine dair 34 hikâye, bu kitapta bir araya geliyor.

Daniel McCoy sadece bu alandaki benzer kitaplardakine kıyasla daha fazla sayıda mitolojik öyküyü bir araya getirmekle kalmıyor, bize Norsların dünyasını daha iyi anlamamızı sağlayacak geniş bir tarihî arkaplan da çiziyor; Hıristiyanlık öncesi dönemde Avrupa’nın kuzeyinde yaşayan bu pagan halkın dünyaya, insanlığa, kadere bakışını, günlük hayatlarını, dinî ritüellerini ve tüm bunları dile getirişlerini yansıtan mitolojilerini farklı kaynaklardan karşılaştırarak okura sunuyor.

Viking Ruhu: Nors Mitolojisi ve Dinine Giriş, benzersiz bir mitoloji el kitabı…

Ön Okuma

Viking Ruhu: Nors Mitolojisi ve Dinine Giriş –
Ön Okuma PDF

 

İçindekiler
BİRİNCİ KISIM
Nors Dini
Tanrılar ve Tanrıçalar
Diğer Tanrısal Varlıklar
Kozmoloji
Kader
Ahlâk
Benlik ve Parçaları
Ölüm ve Öbür Dünya
Resmî Dinsel Uygulama
Büyü ve Şamanlık

İKİNCİ KISIM
Nors Mitolojisi
Nors Mitolojisi Nedir?
Evrenin Yaratılması
İlk İnsanların Yaratılması
Heimdall Toplumsal Sınıfları Oluşturuyor
Tanrıların Savaşı
Şairlik Şarabı
Tanrıların Hazineleri
Asgard’ın Surları Nasıl İnşa Edildi?
Odin’in Rünik Yazıyı Keşfetmesi
Odin Neden Tek Gözlüdür?
Kurdun Bağlanması
Thor Büyük Yılanı Avlıyor
Idun’un Kaçırılması
Njord ile Skadi’nin Evlenmesi
Thor ile Geirrod
Freya’nın Gerdanlığının Çalınması
Odin’in Sürgün Edilmesi
Frey’in Gerd’e Kur Yapması
Kukuletalıya İşkence Edilmesi
Gefjun’un Zealand’ı İsveç’ten Koparması
Thor’un Hrungnir ile Düellosu
Aksakallı Kayıkçı
Odin ile Billing’in Kızı
Thor ile Utgarda-Loki
Odin ile Vafthrudnir
Gelin Thor
Thor’un Alviss ile Yarışması
Balder’in Rüyaları
Balder’in Ölümü (Birinci Versiyon)
Balder’in Ölümü (İkinci Versiyon)
Loki’nin Alayları
Loki’nin Cezası
Andvari’nin Laneti
Sigurd Destanı
Ragnarok
Sonsöz
Sonuç
“Efsaneler ebedidir, ama asla değişmeden kalmazlar”
Viking ruhu
Kaynakça
Dizin

Nors Dini
GİRİŞ
Viking dünyası

Kadırga rüzgârlı denizde transa girmiş bir kâhin gibi salınıyor. Yağmurda ve çalkantılı dalgalarda kürek çekilen zorlu günlerden sonra tayfa yorgunluktan harap. Kaba, boz bulanık yün giysileri sudan ağırlaşmış ve yağmur yerini nihayet az bulutlu bir sabaha bırakmış olsa da, ağustos havası sırayla kürek çekip zar oyunlarıyla kendilerini eğlendiren ıslanmış adamları ürpertecek kadar serin. Birkaç gün önce İskandinavya’nın batı sahilinden, komşu kral ve klan reislerinin önderliğindeki Vikinglerden zenginlikleri hakkında harika masallar işittikleri bir ülke olan İngiltere’nin doğu sahiline yelken açmışlardı.

Kralın beş gemilik etkileyici filosundaki adamların hiçbirisi daha önce bu büyük adaya ayak basmadı. Ama onlar uzman gemicidir ve gökte, denizde kendilerini batıya götürecek işaretleri gözlemeyi bilirler. Sverrir, torbasından nemli bir arpa somunu çıkarıp ısırdı. Taşta öğütülmüş ekmek kum ve toz kırıntısıyla doluydu. Daha onlu yaşlarının sonunda olduğu halde, hayatı boyunca bunun gibi kaba ekmek yemekten dişleri epeyce aşınmıştı. Zaten birkaçı da düşmüştü. Ancak bu somun hiç değilse iskorbütün engellenmesinde çok gerekli olan vitaminleri sağlamak için biraz çam ağacı iç kabuğu katılarak pişirilmişti. Yavan somun karnını doyurmaya yetmese bile, hem besleyici olduğu hem de açlığını yatıştırdığı için şükretti.

Sverrir, hali vakti yerinde bir çiftçinin çocuğu olarak yetişmişti. Daha küçük bir çocukken zorlu, tehlikeli ve hiç bitmeyecek gibi görünen çiftlik işlerine verilmiş ve onun olması gerekenden daha az boy atabilmesine sebep olan iki ayrı şiddetli kıtlık görüp geçirmiş olduğu halde, sık sık kendisini o günlerin göreceli kesinlik ve güvenliğini özlerken bulmuştu. Hep babasının çiftliğini miras almak istemiş, ama babası Sverrir on yedisindeyken öldüğünde dördüncü ve en küçük oğul olarak babasının mülkünden herhangi bir miras alma şansının az olduğunu fark etmişti. Haklıydı da. Böylece heves kadar zorluk yüzünden gidip kralın savaşçı ve akıncı takımına katılmıştı. Artık nihayet ilk akınındaydı. Daha on sekizindeydi, korku içindeydi, ama bu maceraların ona yurtta getireceği mutlak şeref için can atıyordu. Önderi Kral Harald ise şimdiye kadar asil, cömert ve son derece akıllı biri olduğunu göstermişti. Sverrir ona hizmet etmekten gururluydu.

Sverrir yukarı baktı ve teknenin önünde dikilen kralının göğü gözleyip dümenciye talimat verdiğini gördü. “Tanrıları devlere karşı savaşa götürürken Odin de böyle görünüyordu herhalde” diye düşündü Sverrir. Sverrir Thor’a inanır ve evden ayrılmadan önceki gün, bu akında kendisine şans bahşetmesi için baş tanrısına bir keçi kurban etmiştir. Yukarıdan uçan bir martı çığlık atıyor. Mürettebatın hepsi bir an için işini bırakıp dikkat kesiliyor. Bu, karaya yaklaştıkları anlamına geliyor. Ve kısa bir süre sonra, dağılan siste İngiltere’nin yeşil beyaz sahilinin ilk soluk çizgileri görünüyor. Savaşçılar silahlarını toparlarken çıkan metal tangırtıları teknenin her yerinden işitiliyor. Birkaç parça zırhı olan az sayıda kişi bunları kuşanıyor. Sverrir de baltasını hazırlıyor. O ve yine kralın savaşçılarından biri olan en iyi çocukluk arkadaşı Hauk, birbirlerine cesaret verici güzel sözler söylüyorlar. Eşlik eden teknelerdeki klan reislerinin kendi adamlarına yaptığı gibi, kral da onlara coşku veren bir konuşma yapıyor.

Gemiler baştankara ediyor ve mürettebat karaya çıkıyor. Görünürde kimseler yok, ama eğer muhbirlerinin anlattıkları doğruysa kıyıdaki kumsalın çeperini oluşturan kum tepeciklerinin hemen ilerisinde zengin bir ticaret şehri olmalı. Kralın kuvvetleri tepelerin zirvesinde dolaşırken, ortasında birçok kule bulunan muhteşem, şatafatlı bir yapı gördüler. Ortalıkta hâlâ kimse yoktu. Fakat şehrin kıyısındaki çiftliklerin içinden asıl şehri kuşatan surlara doğru yol alırlarken masaların üzerinde duran yarı yoğrulmuş ekmekleri ve ocaklardaki yarı kor ateşi fark ettiler. Bu çiftlikleri sakinleri daha yeni terk etmişti; hem de çok hızlı şekilde…

Akın ordusu şehir kapılarına ulaştığında savaşçıların birçoğu kendini coşkun bir çılgınlığa kaptırmıştı ve kurt gibi, ayı gibi havlayıp, uluyup, hırlıyorlardı. Herkes bağırıyor ve silahlarını kalın tahta kalkanlarına vuruyordu. Büyük kapıların üstündeki taş duvarların yarıklarından üzerlerine ilk ok sağanağı yağdı. Bunları savuşturmak için akıncılar kalkanlarını kaldırdı. Birkaç acı haykırış duyulduysa da takım ilerlemek için bastırdı. Şaşılacak kadar kısa bir süre içinde kapıları parçalayıp şehre girdiler. Yine ortalıkta kimse yoktu. Okçular bile kaçmış gibiydi. Adamlar yolları üstündeki her şeyi yağmalayarak, bulabildikleri –tuhaf biçimde az sayıdaki– değerli şeyleri toplayarak ilerlediler.

Sonunda şehrin merkezindeki görkemli binaya ulaştılar. Sverrir, binanın ona bu ülkede var olduğu anlatılan, tek başına hüküm sürdüğü ve diğer tüm tanrı ve tanrıçalardan nefret ettiği söylenen bir tanrıyı onurlandırmak için inanılmayacak kadar tuhaf törenlerin yapıldığı büyük tapınaklardan birine benzediğini fısıldadı Hauk’a. “Hatta efsaneler doğruysa,” dedi, “burada tapınan insanlar kendi kahramanlarından birinin etini yiyip kanını bile içerlermiş!” Daima şüpheci olan Hauk homurdandı, bunların masaldan ibaret olduğunu söyleyerek reddetti. Önce, binanın içinde hiçbir ses duymadılar. Ama yaklaşınca, konuşan bir adamın kısık sesini fark ettiler. Ses tonunda ve ahenginde otorite ve liderlik vardı, fakat sesi sanki ölüm korkusundan çatallaşıp bozuluyordu. Vikingler kapıları parçalayıp yüksek, karmaşık renkli pencereleri kırdılar.

İlk savaşçılar içeri dalarken içeride toplanmış erkek, kadın ve çocuk kalabalığından çaresiz çığlıklar yükseldi. Binanın içi, Sverrir’in şimdiye kadar gördüklerinden çok daha gösterişliydi. Sverrir’in etrafında görebildiği en pahalı eşyaların çoğu binanın kendi demirbaşları olsa da, şehir halkının yanlarında taşıyabilecekleri bütün değerli şeyleri buraya getirmeleri bu etkiyi arttırmıştı… Vikingler, kendileriyle ganimetleri arasında duran –erkek, kadın ya da çocuk– herkesi kesmeye başlayınca, şehir halkı da ellerinden birini bedenlerinin ve başlarının dört değişik yerine dokundurmayı içeren tuhaf bir işaret yapmaya başladı. Bazıları spor olsun diye, belki de bastırılamayan coşkun öfke dürtüsüyle öldürüyor gibiydi.

Sverrir, bir tarafına sıska bir adam vücudu oyulmuş, altından yapılma, balta büyüklüğünde bir haçla kaçmaya çalışan uzun, zengin süslü bir cübbe giymiş bir adama yaklaştı. Onu omzundan yakalayarak, bakışlarında toplayabildiği tüm gaddarlığıyla ona üstten bir bakış fırlattı ve “Tuttuğun altını bana ver, ben de canını bağışlayayım,” dedi. Adam ağlayarak duraksadı, ama Sverrir baltasını kaldırınca boyun eğdi. Sverrir gitmesine izin verdi ve adam, pervasız cesaretiyle ünlü, birçok akının gazisi bir başka Viking savaşçısı haykırarak saldırıp kafasını boynunun yarısına kadar kestiğinde, cesedi yere düşüp başı bir tarafa sallanmadan önce, hem rahatlama hem de çaresizlik içinde son bir nefes aldı.

Genç dövüşçü midesindekilerin ağzına geldiğini hissetti, ama bunları geri bastırmak için tüm gücünü topladı. Etrafındaki anlamsız acı ve kanın memleketindeki şarkılarda ve konuşmalarda ona sunulmuş olan parlak muharebe ülküsüne pek az benzediği ortaya çıkmıştı. Ancak kendisine daha genç ve tecrübesiz olduğunu hatırlattı; belki de bir şeyi kaçırıyordu. Ayrıca sonuçta o ve akıncı yoldaşları, kazanmak için yola çıktıkları zenginliği ve sonrasında da kendi kasabalarında şan ve şerefli bir ismi kazanmıyorlar mıydı? Bu, gerçekten gayet zalimce ve iğrenç olan bu sefere değmez miydi? Katliam arbedesinin ötesinde, Sverrir’i kısa dalgınlığından çıkaran bir savaş borusu işitildi. Bazıları, lânetin gelmiş olduğu taraftaki pencerelere koştular.

Kent halkı yüzlerinde bir umut, Vikingler ise büyük bir endişeyle döndüler. Bu, kente yanında takviyeyle gelen, Viking kuvvetinden katbekat büyük, heybetli İngiliz ordusuydu. Kral Harald, haykırarak yağmaladıklarıyla beraber derhal gemilere dönülmesini emretti.. Adamlar ganimetle birlikte ellerinden geldiğince hızlı bir şekilde koştular, fakat kumsala erişmelerinden hemen önce yakalandılar. Korkunç bir çatışma çıktı.

İki taraf da çok kayıp verdi. İngiliz ordusu, iyi eğitimli eratına ustalıkla komuta eden bölge kralı tarafından yönetiliyordu. Sonunda Vikingler gemilerine dönüp yanlarında ganimetlerin çoğuyla yurda yelken açsalar da ağır kayba uğradılar. Sverrir için en acısı, Hauk’un yiğitçe çarpıştıktan sonra ölmesiydi. Denizde büyüklü küçüklü yaraların tedavi edildiği, daha da bayat ekmeklerin yendiği ve daha da sert havalarla uğraşılan günlerin sonunda, Kral Harald’ın adamları nihayet anayurtlarının ufukta beliren dağlarını ve onları çağıran fiyortlarını fark ettiler.

Kasabalarına vardıklarında akıncı takımı iftiharla karşılandı. Sverrir, biraderleri ve akına çıkmadan önce bir süre kur yaptığı, kendi yaşlarında alımlı bir kız olan Thordis tarafından sıcak bir şekilde selamlandı. Evlilik üzerine konuşmuşlardı, ama Sverrir onunla ya da başka birisiyle yuva kurmadan önce, yağmacılıkla yeteri kadar para biriktirip bir çiftlik satın almak istiyordu. Kızın, yetenekli bir eşin yapması, hem de iyi yapması beklenen eğirme, dokuma, dikiş, yemek pişirme, süt sağma, süt ürünleri yapma ve sonsuz gibi görünen işler listesindeki diğer her şeyde iyi olduğunu duymuştu.

Ona karşı derin hisler besliyordu, ama bir çiftliğin sadece aşkla yürümediğini de biliyordu. Ertesi gün kral, salonunda savaşçılarına muhteşem bir ziyafet verdi. Uzun, yüksek, ahşap binanın pencereleri yoktu. Ortalığı aydınlatan tek şey yanan ateşti ve çoğu yerinde altın ve gümüş süslemeler bulunan en güzel elbisesiyle zırhını giymiş olan kral diğerlerinin arasında belirgin şekilde parıldıyordu. Savaşçılar, ziyafet esnasında Kral Harald’ın başta oturduğu yere doğru dikine uzanan dar ve uzun iki masaya rütbe ve başarılarına göre sıralanmışlardı. Kraliçe büyük, süslü bir bal şarabı testisi getirdi ve kraldan başlayıp sırayla devam ederek savaşçılara merasimle şarap servis etti.. En son katılanlardan biri olan Sverrir masanın sonlarına oturmuştu ve en son servis yapılacaklar arasındaydı.

Herkesin boynuzu içkiyle dolunca tokuşturma ve ant içme turları başladı. Nihayet kadınlar yemeği getiriyorlardı. Ana yemek, (çoğunlukla) başarılı olan akına şükretmek için önceden kurban edilmiş bir boğa olurdu. Adamlar sarhoş oldukça, önlerine konan mükellef ikramla karınları doydukça hava daha da neşeleniyor ve arkadaşlıkları güçleniyordu. Yemek bitince, Kral Harald’ın çok sayıdaki şairlerinden biri küçük bir harp çıkarıp koruyucusu kralı şerefine yeni bir parça yazdığını bildirdi.

Parmaklarıyla uygun bir ritim tutturarak, artık epey sarhoş olmuş basit savaşçıların bir kısmının isteseler de anlamayacakları kadar karmaşık ve bilgece sözleri olan bir şarkıyı söylemeye başladı. Sverrir’in anlayabildiği, kralın Odin’in soyundan olduğu, insan olan diğer tüm krallardan daha fazla savaştığı ve daha çok düşmanı yendiği, cömertliğininse savaşçılık maharetleri gibi eşsiz olduğunun söylendiğiydi. Son akın ise tam bir şanlı zafermiş gibi sunuluyordu. Sverrir, içinden, akının gerçekten de şu an şairin anlattığı gibi olup olmadığını sorgularken buldu kendisini.

Hauk, kralın diğer birkaç savaşçısı gibi ölmüştü, ayrıca şair buna bizzat şahit olmamıştı bile. O ne bilirdi ki? Yine de, Sverrir kendini bu sanat dolu, heyecan verici ânın büyüsüne kapılmış halde buldu. Bu tepki savaşçılar arasında çok yaygın görünüyordu ve sonrasında, şiirin bir kısmı boylarını aşsa bile, bunun harika bir parça olduğu konusunda hepsi hemfikirdi. Şiirden sonra, Kral Harald akının ganimetini dağıttı. Kralın şaire verdiği hediyeler gerçekten gayet boldu, adeta onun övgülerini karşılıyordu. Adamların hepsi, önderlerine olan sıcak sadakat duygularını güçlendiren paylar aldılar yağmadan. Sverrir’e gelince, o da pahalı birkaç ıvır zıvır aldı; “O çiftlik için biriktirmeye başlamaya yeter” diye düşündü. Takip eden günlerde, ölen arkadaşının onuruna dikilen büyük anıt taşının karşılığı olarak altının bir parçasını kullandı.

 

Viking Ruhu: Nors Mitolojisi ve Dinine Giriş –
Ön Okuma PDF

 

Okuduğunuz için teşekkürler

Fikirlerinizi paylaşmanız bizi çok sevindirir.
Yorum yazarak bizi daha iyi içerikler hazırlamak için destekleyebilirsiniz.

Düşüncelerini Paylaş



avatar

Kayıp Dünya

Kayıp Dünya Editörleri tarafından yayınlanmaktadır.

Yorum Yapılmamış

Yorum yazmak için tıklayın

Kayıp Dünya Yazarlarından

Evren Vangül - Rüzgar