KayipDunya.com alan adı satılıktır. Teklifleriniz için: editor@kayipdunya.com
Marta Colmenero
Bilimkurgu Ön Okuma Ön Okuma

Ön Okuma: “Dönüşüm Hastanesi (SL4)” – Stanislaw Lem

Dönüşüm Hastanesi

Yazar: Stanislaw Lem
Orijinal Adı: Szpital Przemienienia (Hospital of the Transfiguration)
Çevirmen : Sevil Cerit
Sayfa Sayısı : 272
Alfa Yayınları – Mayıs 2020

Nazilerin Polonya’yı işgal ettiği dönemde genç bir doktor olan Stefan Trzyniecki, katıldığı bir cenazeden sonra yakın bir bölgedeki akıl hastanesinde çalışmaya başlar. Dışarıda yaşanan vahşetten ve insanlık dışı suçlardan kaçmak isteyen Stefan için ilk başlarda hastane oldukça güvenli bir sığınaktır.

Fakat içeride yaşanan deliliğin, yanı başlarında süregelen savaştan hiçbir farkının olmadığını öğrenmesi uzun sürmeyecektir. Kendisi de tıp eğitimi almış Lem’in ilk romanlarından olan Dönüşüm Hastanesi, hiçbir bilimkurgu ögesi taşımamakla birlikte yazarın kimliğini en çok gözler önüne seren en otobiyografik romanı kabul edilmektedir.

Ön Okuma

KÖY USULÜ BİR CENAZE TÖRENİ

Tren Nieczawy’de kısa bir süre durdu. Stefan kalabalığın içinden zar zor geçmiş ve tam dışarıya atlamıştı ki, lokomotifin düdüğü öttü ve tekerlekler homurdanmaya başladı. Stefan bir saat boyunca ineceği durağı kaçırmaktan endişe etmişti; bu sorun bütün diğer sorunların, hatta yolculuğun amacının bile önüne geçmişti. Şu anda, trenin sıkışıklığından sonra soğuk ve temiz havayı ciğerlerine çekerken, gözlerini güneşe karşı kısmış, sarsak adımlarla yürüyor, sanki derin bir uykudan sıçrayarak uyanmış gibi, kendini aynı anda hem özgürlüğüne kavuşmuş, hem de çaresiz hissediyordu.

Şubatın son günlerinden biriydi ve gökyüzü solgun kenarlı açık renk bulutlarla yol yol örtülmüştü. Havanın ısınmasıyla kısmen erimiş olan kar çukur yerlerde ve boğazlarda yığılmıştı, böylece çalı kümeleri ortaya çıkmış, yol çamurla siyahlaşmış ve tepelerin killi yamaçları çıplak kalmıştı. Bir zamanlar bembeyaz olan manzarada değişikliğin habercisi olan karmaşa ortaya çıkmıştı.

Bu düşünce Stefan’ın dikkatsiz bir adım atmasına neden oldu ve ayakkabısına su girdi. Tiksintiyle ürperdi. Lokomotifin homurtusu Bierzyniec Tepeleri’nin ardında kayboluyordu; Stefan çevresinde cırcır böceğinin sesine benzeyen şaşırtıcı sesler duydu: Eriyen karın tekdüze sesi. Reglan kollu yünlü paltosu, yumuşak süet şapkası ve alçak topuklu şehirli ayakkabılarıyla uzanıp giden tepelere karşı aykırı bir görüntü sergilediğinin farkındaydı. Köye giden yol boyunca göz alıcı dereler dans edip parlıyordu.

Bir taştan diğerine atlayarak sonunda dört yol ağzına varabildi ve saatine bir göz attı. Neredeyse saat bir olmuştu. Cenaze için belli bir zaman verilmediği halde, acele etmesi gerektiğini hissetti. Naaş tabutuyla Kielce’den dün ayrılmıştı. Bu yüzden şimdiye kadar kiliseye varmış olmalıydı, çünkü telgrafta bir dini ayin lafı vardı, yoksa cenaze duası mı denmişti? Hatırlayamadı ve dini konularda kafa yoruyor olması canını sıktı. Amcasının evine on dakikalık bir yol vardı, mezarlığa gitmek de bir o kadar alıyordu, ama ya cenaze alayı kilisede mola vermek üzere uzun yoldan gitmiş ise? Stefan yolun kıvrımına doğru yürüdü, durdu, geriye doğru birkaç adım attı ve yeniden durdu.

Tarlaların arasındaki patikadan. genellikle cenaze alayının başında taşınması adet olan cinsten bir haçı omuzlamış gelen yaşlı bir köylü gördü. Stefan ona seslenmek istedi ama cesaret edemedi. Dişlerini sıkarak mezarlığa doğru yürüdü. Köylü mezarlık duvarını aşıp ortadan kayboldu. Stefan adamın köye doğru mu gitmiş olduğunu anlayamadı; umutsuzluk içinde, paltosunun eteklerini yaşlı bir kadın gibi topladı ve su birikintilerinin üzerinde yürüdü. Mezarlık yolu, fındık ağaçlarının dal budak saldığı küçük bir tepenin yanından geçiyordu. Stefan ayaklarının kara batmasına ve dalların yüzüne çarpmasına aldırmadan koşarak tepeye çıktı.

Çalılık ansızın bitti. Tam mezarlığın önünde yeniden yola geçti. Yol sessiz ve ıssızdı, köylüden eser yoktu. Stefan’ın aceleciliği hemen kayboldu. Çamurlu pantolon paçalarına üzüntülü bir şekilde baktı ve zorlukla nefes alarak mezarlık kapısının üzerinden içeriye bir göz attı. Mezarlıkta kimse yoktu. İterek açtığı kapının çıkardığı korkunç çığlık, daha sonra kederli bir iniltiye dönüştü. Kirli ve üstü kabuk tutmuş kar, mezarların üzerini dalga dalga örtmüş ve haçların dibinde tümsekler oluşturmuştu. Tahta haç sıraların sonunda yabani bir leylak fidanı vardı. Gerisinde Nieczawy prenslerinin taş anıtı ve Trzyniecki ailesine ait daha büyük ve ayrı olarak inşa edilmiş yeraltı mezarlığı bulunuyordu. Adlar ve tarihler siyah zemin üzerine altın harflerle yazılmıştı ve granit mezar taşının yanında üç adet kayın ağacı vardı.

Anıtmezarı mezarlığın diğer kısmından ayıran ve kimseye ait olmayan boş toprak parçasında yeni kazılmış bir mezar açık duruyordu, toprağı çevresindeki beyazlığı lekelemişti. Stefan hayretten donup kaldı. Görünüşe bakılırsa, anıt mezar dolmuştu ve onu genişletecek zaman veya imkân olmadığı için, bir Trzyniecki herkes gibi toprağa gömülmek zorunda kalacaktı. Anzelm amcanın bu konuda neler hissedebileceğini tahmin etti, ama yapılacak başka bir şey yoktu. Nieczawy bir zamanlar Tzyniecki ailesine ait olduğu için, bütün ölüler buraya gömülüyordu ve artık sadece Ksawery amcanın evi kalmış olması na rağmen gelenek devam ediyordu. Her ölüm olayında Polonya’nın dört bir yanından aile temsilcileri cenaze için gelirlerdi.

Kristal buzlar haçların kollarından ve yabanı leylak fidanının dallarından sarkıyor, sessizce damlayan su karın içinde oyuklar açıyordu. Stefan bir an için açık mezarın karşısında durdu. Eve gitmesi gerekiyordu ama bu fikir o kadar tatsız geldi ki, bunun yerine köy mezarlığının haçları arasında dolaşmaya başladı. Tel ile tahtalara yakılmış artık siyah lekelere dönüşmüştü. Adların bir çoğu tamamen ortadan kaybolduğu için geride pürüzsüz bir tahta kalmıştı. Stefan ayaklarını üşüten karın içinde yürüyerek mezarlıkta dolaşmaya devam etti, sonunda kayın ağacından yapılmış büyük bir haçla işaretlenmiş ve üzerine bir metal parçası çivilenmiş bir mezarın karşısında ansızın durdu. Metal parçasına süslü bir yazı kazılmıştı:

Yolcu, Polonya’ya söyle evlatlan burada yatıyor
Ölüm anına kadar ona sadakatten ayrılmadılar.

Okuduğunuz için teşekkürler

Fikirlerinizi paylaşmanız bizi çok sevindirir.
Yorum yazarak bizi daha iyi içerikler hazırlamak için destekleyebilirsiniz.

Düşüncelerini Paylaş



avatar

Kayıp Dünya

Kayıp Dünya Editörleri tarafından yayınlanmaktadır.

Yorum Yapılmamış

Yorum yazmak için tıklayın