Bilimkurgu Ön Okuma Ön Okuma

Ön Okuma: “Adsız İnsanlık” – Badahan Canatan

Adsız İnsanlık

Yazar: Badahan Canatan
Sayfa Sayısı : 448
Cinius Yayınları – 2009

 

Ben bir insanım.
Bütün insanlıktan sorumluyum.
Ve gereğini yapacağım.

İnsanlık kendi adını arıyor.
Yüzlerce gezegen…
Tek bir yönetim…
Yeni kuralları olan bir demokrasi…
Ve kendi idealleri için kaçmaya çalışan bir grup insan…
5000 yılında başlayan bir hikaye…
Yankıları bugünü sarsacak…

5000 yılında, iki yüz gezegene yayılmış iki trilyondan fazla insandan oluşan Birlik, demokrasi-ötesi yönetim sistemi Üstün Temsil ile yönetiliyor.

Herkesten uzakta, insanlığın adını ve kurtuluşunu arayan bir grup idealist ise kendi Proje’lerini uygulamaya koyuyor. Gidilmeyen bir yere gitmek için… Tertemiz bir başlangıç için…
Adsız İnsanlık’ın herkesten gizli Proje’si başarıya ulaşacak mı?
Adsız İnsanlık’ın içine sokulan Birlik ajanı Juna adlı kadın, geçirdiği değişimden sonra artık kendi kimliğinden bile emin değil. Doğrular nerede bitiyor, yalanlar nerede başlıyor?

Bütün bunların ortasında, gerçek birer insan yanılsaması yaratacak kadar yetenekli, fakat başkaları tarafından fark edilmeyecek kadar dikkatli program parçacıkları olan İd’ler insanların arasında, insandan farksız olarak yaşıyorlar. İd’lerin gerçek amacı ne? Ne kadar ileri gidecekler?
İd’leri ortaya çıkarmaya çalışan bir avuç insan ile İd’ler arasında bir sürek avı başlıyor.
Birlik ile Adsız İnsanlık arasında tansiyon yükselirken, herkes tarafını seçmek zorunda.
Bir komplo ne kadar büyük olabilir? İnsan doğruları için neleri feda edebilir?

Ön Okuma

Bütün,
parçaların toplamından
daha fazladır.

MİLAT

Önce tek bir kıvılcım çaktı.
Yerden bir metre yüksekte. Ne daha aşağıda, ne daha yukarıda.
Tek bir nokta belirdi varlıkta/hiçlikte, uzay-zamana yabancı.
Her şey o nokta ile başladı.
İnsanlık o noktada kurtuldu.

1 – YOLCULUK

Saat: 00:14
Uradia

“Bir şeyler ters gidiyor.”

Uzun süren sessizlikten sonra ilk duyulan yorum buydu. Jeysi’nin sesiydi bu. 250 kişi nefesini tutmuş bekliyordu. Sessizlik birkaç saniye daha uzadı. Plat, gözünü büyük ekrandaki grafiklerden ayırıp, yanındakilere ve arkasındakilere baktı. Bütün yüzlerde, anın büyük beklentisinin hayal kırıklığına dönüşmesini, omuzların çökmesini, gözlerin titremesini görebiliyordu. Bu insanlar için başarısızlık kabul edilemezdi. İkinci bir şans, yeniden deneme söz konusu bile değildi. Ne olacaksa şu anda olmalıydı.

Plat, bunun aslında daha çok sembolik olduğunu biliyordu. Gerçekte denemeyi bitirip, olanları analiz ederek yeni bir deneme yapmak için bol zamanları vardı. Fakat bunun bir seçenek olmadığını da biliyordu. Eğer şu anda başaramazlarsa, hayalkırıklığı kalıcı olacaktı. Sonrasında başarsalar dahi insanların zihninden bu anın anısı silinmeyecekti. Belki sonra kitaplarda bugünle ilgili neler anlatılacağını manipüle edebilirlerdi. Ama bu insanların inancının sarsılmaması çok önemliydi. Bunlar ilk nesildi. Hatta ilk neslin beyin takımı. Kafalarına kuşku girerse, her şey tehlikeye girebilirdi.

Aslında onlar yüzlerce kötü senaryoyu daha önce çalışmışlardı. Buna rağmen, bunun gerçekten olabileceğini kimse beklemiyordu. Plat ise bütün inancına rağmen her olasılığa hazırlıklıydı. Hiç bir şeyi şansa veya kör inanca bırakma lüksleri yoktu. Derin bir nefes aldı.

“Sorun nedir Jeysi?” diye sordu.

Kadın kafasını etrafındaki hologramlardan kaldırmadan cevap verdi: “Bilmiyorum. Yolcu geri bildirim yapmıyor.”

Bu kadarı fazlaydı. Yolcunun bozulmuş olabileceği, hatta bunun telaffuz edilmesi bile karmaşa yaratabilirdi.

Plat, Profesör Rimson’a baktı. Yüzü asıktı, ama kontrollerin başındakilerin bazıları gibi bembeyaz kesilmemişti. Olup biteni uzaktan seyrediyordu, sanki kendisi ile hiç ilgisi yokmuş gibi. Oysa bütün proje onundu. Rimson, Plat’ın bakışını fark etmiş gibi kafasını ona döndürdü. “Bana sorma,” der gibi bakıyordu.

Plat, herkesin önünde bir tartışma başlatmanın bir felaket reçetesi olacağını biliyordu. Bulunduğu yerden yavaş adımlarla yürüyerek Rimson’a yaklaştı. Mümkün olan en düşük sesiyle, “Neler oluyor Rimson?” dedi.

Rimson fısıltıyla, “Sana söylemiştim,” dedi. “Bunun her türlü yanlışa açık olduğunu biliyordun. Henüz hazır değiliz.”

Plat soğuk bakışlarıyla Rimson’un buz mavisi gözlerinin içine baktı. “Bana bak ihtiyar,” dedi. “Sana iki şey söyleyeceğim. Birincisi, suçlamak bizim kitabımızda yoktur. Suçlayanlar da kendi sorumluluğunu kabul edecek kadar yetişkin olmayanlardır.” Sustu.

Ezbere söylemişti bunu. Çerçeve’den direkt bir alıntıydı. Buradaki herkes bilirdi bunu.

Yavaş ve kelimelerin üstüne basarak devam etti: “İkincisi, bunu bugün başaracağız. Alternatifimiz yok. O yüzden, şimdi nasıl yapacağımızı söyle.”

Rimson gözlerini kıstı. Sonra kafasını kontrolörlerin bulunduğu kısma çevirdi. Yirmi iki kişi, önlerindeki cihazlar ve etraflarında değişen hologramların içinde kaybolmuş gibiydi. Çoğu gençti bunların. Görevleri için yıllardır eğitilmişlerdi ve konularında uzmanlardı. Fakat sonuçta bu bir ilkti. Ne kadar hazır olsalar da hiç tecrübeleri yoktu. Ve ilk seferde bir sorunla karşılaşmışlardı. Şu ana kadar son derece koordineli olan hareketlerinde tereddütler başlamıştı. Arada birbirlerine ufak bakışlar atıyorlar, bu durumda ne yapacaklarını kestirmeye çalışıyorlardı.

Rimson onların yanına doğru yürüdü. En kenarda oturan Eveza isimli, yirmi beş yaşlarındaki gencin yanında durdu. Eveza’nın bugünkü yerleşimde izleme, kontrol ve geri bildirim olarak özetlenebilecek bir fonksiyonu vardı. Elini onun omzuna koydu. Eveza başını çevirerek Rimson’a baktı. Entegre olduğu programlardan sıyrılarak onu tanıması birkaç saniye aldı.

Rimson, “Tam bir diagnostik istiyorum, Ev,” dedi. “Bu arada bütün adımların üzerinden beraber geçelim.”

Eveza önüne dönerek bütün diagnostik programlarını çalıştırdı ve konuşmaya başladı. “Bağlantımız hala çalışıyor. Tekilliğin bizim tarafımızda ve diğer tarafında bir değişiklik yok. Teoride Faks’ın da bir sorunu yok.”

Rimson, “Pratikte bir sorunu olduğunu da bilmiyoruz,” dedi. “Yolcu gitti, değil mi?”

“Evet, gitti.”

“Bu tarafta sorun var mı?”

“Hayır efendim.”

“Öyleyse ya gittiği yerde sorun var ya da Yolcu’nun kendisinde.”

Eveza sustu. Sonra, “Bu konuda yorum yapabilmem için elimde veri yok efendim.” dedi.

“Biliyorum.” dedi Rimson. Sonra, “Diagnostik sonuçları belli oldu mu?”

“Bitiyor efendim. Şu ana kadar gelen sonuçların hepsi temiz.”

“Pekala.” dedi Rimson.

Geri dönerek izleyicilerin ortalarında yer alan orta yaşlı siyahi adama yaklaştı. Bu arada herkesin gözünün üzerinde olduğunun farkındaydı. Plat da kalabalığın arasında yer açarak ikisinin yanına geldi.

Plat, “Evet?” diye sordu.

Rimson, Plat’a bakmadan, “Yolcu’da sorun olabilir mi Erut? diye sordu.

“Yolcu’nun kendisinde sorun olması imkânsız,” dedi Erut. “Yaptığı yolculuk da onu etkilemiş olamaz, çünkü bunu daha önce defalarca denemiştik.”

“Tabii bu şartlarda değil,” dedi Rimson. “Ufak denemelerdi onlar. Hepsinde ben de bulundum. Bu düzeyde bir yolculuğu daha önce yapmamıştı.”

“Temelde aynı şey Rimson,” dedi Erut. “Bunu daha önce de konuşmuştuk. Sadece daha uzağa gidiyor bu sefer ve bu yüzden daha fazla enerji harcıyoruz. Ama bu, Yolcu’yu etkilemez. Bunu sen söylemiştin.”

“Suçlamak bizim kitabımızda yoktur,” diye mırıldandı Rimson. Sonra, “Öyleyse koordinatlarda bir sorun var,” dedi.

Hızlı adımlarla tekrar Eveza’nın yanına gitti. Eveza, onun geldiğini fark ederek,

“Diagnostikler tamam. Her şey olması gerektiği gibi çalışıyor efendim,” dedi.

“Tekilliğin öbür ucunu kontrol etmeni istiyorum. Uzay/zaman koordinatlarının doğruluğunu teyit et.”

Eveza şaşkınlıkla kafasını kaldırdı. “Buna gerek ..” Durdu. İçinde bulundukları durumda susmasının daha doğru olacağına karar vermişti.

“Kontrol ediyorum.”

İki saniye sonra yeniden konuşmaya başladı. “Tekilliğin her iki ucu da stabil. Öbür uç, zamanda eksi x’te, bizimle birlikte normal hızda ilerliyor.”

“Bir milyon altı yüz bin yıl geçmişte.” diye mırıldandı Rimson.

Eveza ona şaşkınlıkla baktı. “Aslında efendim, bir milyon beş yüz seksen …”

“Biliyorum Ev,” dedi Rimson. “Biliyorum. Onu ben yaptım.”

Eveza yeniden sustu ve önüne döndü.

“Uzaysal koordinatlar da olması gerektiği yerde. Çapanın yeri sabit. Yerin bir metre üzerinde.”

“Acaba …” Rimson sustu. Sonra, “’Doğru’ yerde sorun var.” dedi. “Hemen ilk sondanın görüntülerini çağır.” Sonra arkaya dönüp gözleriyle Flur’e işaret etti.

Proje’nin Baş Çevrecisi olan Flur, otuzlu yaşlarda kumral saçlı bir kadındı. Rimson’un kendisini çağırmasına şaşırmıştı, ama hemen onun yanına geldi.

Rimson, “Bu görüntüler, bildiğin gibi Flur, yirmi beş yıl önceki iIk sondanın yolladığı, çevre araştırmasının sonuçları,” dedi. “İlk görüntüler uzaydan çekilmiş.”

Mavi-beyaz bir gezegenin, değişik açılardan çekilmiş kısa videolarıydı bunlar.

“Şimdi gezegen içine girelim ve hedef nokta çevresinin görüntülerine geçelim. Evet, burada dur Eveza.”

Flur, “Pardon Rimson, ama beni niye çağırdığını anlayamadım.” dedi. “Hedef noktanın seçilmesi kararı, pek çok disiplinin girdi ve görüşleriyle birlikte verildi. Coğrafya, meteoroloji, astronomi, terraform, jeoloji… Gezegeni değerlendirirken ana disiplinlerden biri bizdik; ama varış noktası belirlenirken bizim herhangi bir değerlendirmemize gerek olmadı. O yüzden, şimdi ne yapacağımı tam anlamadım.”

Rimson, “Belki de hata tam burada,” dedi. Sonra Eveza’ya, “Nokta’nın çevresini genişleterek göster ve anlat,” dedi.

Eveza kuşbakışı görüntüye geçti ve Nokta kırmızı bir sembol olarak görüntünün ortasında sabit kalmak üzere, görüntüyü büyütmeye başladı.

“Burası nispeten düz bir arazi. Gezegenin güney yarımküresinde yer alıyor ve meteorolojik aşırılıklardan uzak bir konumda. Gezegenin yerüstü ve yeraltı sondalarının analizine göre, tektonik ve volkanik aktivitenin olmadığı bir bölge.”

“Bunları biliyoruz ve defalarca tekrarladık,” dedi Rimson. “Şimdi Flur bana bitki örtüsünü kısaca anlat.”

Flur görüntüye baktı ve “Gördüğün gibi, genelde boş bir arazi burası. Otlar ve kısa bitkiler çoğunlukta,” dedi.

Rimson, “Etrafta ağaçlar görüyorum” dedi. “Onlardan bahset.”

“Ağaçların yapısı, çeşitliliği ve özellikleri konusunda çok fazla şey bilmiyoruz. Tek bildığimiz, Dünyadaki gibi fotosentez yaptıkları; bunu da tahmin ediyoruz, çünkü atmosfer yapısı Dünyaya benziyor. Sonda orada kısa süre kaldı ve her şeyi araştırması imkansızdı. Oraya gerçekten gidip inceleme yapmadan bir şey söyleyemeyiz.”

Rimson, Eveza’ya. “Görüntüyü kenardaki ağaç kümesine odakla,” dedi. Sonra Flur’e. “Bu ağaçların son yirmi beş yıl içinde ne kadar yayılmış olabileceklerini tahmin edebilir misin?” diye sordu.

Flur, “Uzun süreli gözlem yapmadan bunu söyleyemem. dedi. “Pek çok faktör var ve …

Rimson sözünü kesti: “Ağaçların dağılımına bak.”

Eveza görüntüyü ağaçların üzerinde gezdirdi. “Görüntü alanımız kısıtlı” dedi. “Belli bir sınıra kadar sağlıklı veri var.”

“Olsun,” dedi Rimson. “Elimizdekilerle yetineceğiz.”

Flur biraz sustu. Sonra, “Ağaçlığın ortalarında yoğun bir dağılım var. Kenarda ise seyrekleşiyor. Ana kümeden uzakta tek tük ağaçlar görüyorum. Bunların birbirleriyle de araları açık. Daha fazla ne söyleyebileceğimi de bilmiyorum.”

Rimson, “Eveza,” dedi. “Ağaçların görüntüsü üzerinde analiz yapmanı istiyorum. Dağılımlarına, aradaki mesafelere, olası merkezlere bakıyoruz.”

Eveza şaşkınlıkla Rimson’a baktı. Daha önce hiç yapmadığı bir şeydi bu. Ne işe yarayacağını da bilmiyordu. Coğrafya ve jeoloji uygulamalarında kullanılan bir küçük alt-programı çağırdı. Ne istediğini kısık sesle söyledi. Sonra kuşbakışı ağaçların görüntüsü üzerine uyguladı.

Görüntünün üzerinde parlak mavi renkte düz ve kesik çizgiler, rakamlar ve daireler belirdi.

“İşte bu.” dedi Rimson. Hala Erut’un yanında durmakta olan Plat’a doğru baktı.

Okuduğunuz için teşekkürler

Fikirlerinizi paylaşmanız bizi çok sevindirir.
Yorum yazarak bizi daha iyi içerikler hazırlamak için destekleyebilirsiniz.

Düşüncelerini Paylaş



avatar

Kayıp Dünya

Kayıp Dünya Editörleri tarafından yayınlanmaktadır.

Yorum Yapılmamış

Yorum yazmak için tıklayın

Kayıp Dünya Yazarlarından

Evren Vangül - Rüzgar