Bilimkurgu Hikaye Hikayeler

Kolektif Hikayeler: #6

Kolektif Mini Hikaye oyunumuz 6. tur ile devam ediyor. Kurallar yine farklı.

Yeni Oyun – Yeni Kurallar:

  1. Seçilen bir görsel üzerinden hikaye oluşturulacak.
  2. En az 2 cümle – en fazla 600 kelime sınırımız var.
  3. Hikayeler birbiri ile alakalı ya da alakasız olabilir.

Siz de katılmak isterseniz, aşağıdaki yorumlarda buluşalım.

#6 numaralı oyunumuzun katılımcıları; İlker , Pınar, Gürkan, Melissa, Fatmagül, Mehmet, Müge, Altuğ.

İlker

Ben Khabbi Kvaman. Çift güneşi doğuran, bir gözü Umkal dağının zirvesinde, diğer gözü Pernem dağının zirvesinde olan tanrı. Sizler benim için kuleler diktiniz. Adıma kitabeler yazdınız, şarkılar söylediniz. Hükümdarlığım yayılsın diye tapınaklar inşa ettiniz. Gündönümünde ve ekinoks zamanında öfkemi dindirmek için bana kurbanlar sundunuz. Kan akıttınız, can verdiniz. Benliğinizle soframda ziyafetler verdim. Şimdi neredesiniz ey faniler? Çift güneşin şahitliğinde soruyorum sizlere. Neden terk ettiniz beni? Şehirleriniz boş, sunaklar kuru, tapınaklarımın koridorlarında tozdan başka bir şey kalmadı. Sizi yaratan, size bakan, size soluyacağınız havayı, midenizdeki aşı veren tanrınız Khabbi Kvaman’ı nasıl geride bıraktınız? 

Diğer yıldızlardan gelenlere kandınız. Onların parlak kıyafetleri, fildişi renkli, arkasından mavi ateşler çıkaran uçan arabaları aklınızı aldı. Size düşünmeyi öğrettiler diye onların peşinden gitmeye nasıl cesaret edersiniz? Bana, yüce tanrınıza tapınmak, onun için üremek, hizmet etmek ve ölmek varken düşünmek, akıl erdirmek sizin neyinize ey faniler? Makineden insan yaptığınızı iddia edip bana meydan okudunuz. Sizlere kum fırtınaları gönderdim, seller gönderdim, başınıza yıldırımlar indirdim. Yine de vazgeçmediniz. Dediniz ki ben varken bu topraklar yaşam için elverişli olmuyormuş. Fakat beni de öldürmek sizin ifadenizle “etik” değilmiş. Kendi uçan araçlarınıza binip yıldızların ötesine gittiniz. 

Şimdi sadece leş yiyici kuşlar dönüyor gözlerimin üzerinde. Terbiyesizler, umursamayıp pisletiyorlar beni. Sizleri lanetliyorum faniler. Beni kendi kumlarımda boğulmaya terk ettiğiniz için yok olmanızı istiyorum. Unutmamalısınız beni. Geri gelin. Geri gelin…

Pınar

Atlas yeryüzüne düşeli dört hafta oldu. Bin yıldır gökkubbenin tüm yükünü omuzlayan uydu yavaş yavaş değil bir anda bozuldu ve kozmik bir misket gibi oturdu toprağa. Öyle ani öyle acımasız biçimde geldi ki soğuk dünyanın her yanı kardan bir yorganın altına kıvrılıverdi… Hayatta kalmak dışında hiçbir şey yapamaz olduk. Atlas’ın bizim için tatlı ve yavaşça değiştirdiği mevsimler anında terk etti dünyamızı.

Artık sıra bende.

Atlas’ın içine sığınabilen bir avuç insandan geriye kalan son kişi olarak, o bembeyaz hiçliğe bırakacağım kendimi. Bana yardım edebilecek ne bir tanrı ne de bir teknoloji var. Yapayalnız olduğumuz bu galakside sesimi duyurabileceğim bir türdeşim yok. Hiç olmadı.

İnsanlığın kaderinin tek başına ölmek olduğunu düşünürdüm hep.

Şimdi biliyorum.

Gürkan

O sırada paralel evrende…

Son 20 yıldır Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği görevini yöneten ve yeni görevi nedeniyle yeni unvanı, Dünya Toplulukları Temsilcisi Teyop Rodogan, Ay’a yerleşme kararı vermiş ve zoraki olarak yeni komşularımız olan Muzaylıların kendisine tahsis ettiği muzay aracı ile ilk görüşmesine giderken düşünceliydi. Altında giderek ufalan turuncu mavi dünyayı ilk kez bu açıdan seyrederken, aklından insanın tek düşmanının yine insanlar olduğu eski güzel günlerin artık geride kaldığı geçiyordu.

Melissa

Geldikleri 643’üncü m tipi gezegendi. Gezegenin etrafında dönen uyduları, küçük uzay istasyonunu ve gezegenin yüzeyinde görünen ışıkları görünce umutlandılar. Kıtalardan birinin üzerinde upuzun eğri büğrü bir çizgi uzanıyor; gezegen sanatına önem veriyor olabileceklerini düşündürüyordu. 

Bilim adamı yüzeye inmek için küçük bir yerleşkenin yakınlarını tercih etmişti. Hakim renk yeşil ve maviydi. Hayvanlar aleminin çıkardığı sesler uzayın sessizliğine alışmış kulaklarına birden gürültülü geldi. Ses alıcılarını kapattı. İşine konsantre olmalıydı. Etrafındaki hava ve topraktan numuneler aldı. 

Sonuçlar iyi değildi. 644’üncü gezegenin yolu görünmüştü.

Gemiye döndüğünde kontamine olmuş koruma giysilerini imha edilmeleri için çıkardı. İletişim uzmanı gezegendeki yayınları deşifre etmişti. Mürettebat iletişim istasyonunun etrafına toplanmış çeşitli yayınlardan toplanmış klipleri izliyordu. Kaptanla göz göze geldiklerinde hafifçe başını salladı. Yayını izlemeye devam ettiler.

Farkındaydılar. Herpes, ebola, su çiçeği, korona gibi isimler koymuşlardı ve uzun zamandır mücadele ediyorlardı.

Kaptanın bir işaretiyle keşif uzmanı bir sonraki gezegen için koordinatları girdi. Belki 644’üncü gezegende şansları dönerdi. Mürettebat günlük hayata geri döndü. Bilim adamı yeşil mavi gezegenin gürültücü sahiplerine acıdı, uzaklaşırlarken gezegenin ne kadar vakti kaldığını düşünüyordu.

Fatmagül

Survivor, güneş sisteminin en popüler yarışma programı. Yayınlanmaya başladığından beri milyarlarca insanı holoekrana kilitliyor. Yarışma her yıl farklı grupları yarıştırıyor. Mesela geçen yıl holoartistlere karşı emekli mekik pilotları yarışmıştı.

Yarışma hiç kolay bir yarışma değil çünkü yarışmacılar kum fırtınalarına direniyor, dikenli kurt veya boynuzlu Ambopteryx gibi canlılara yem olmamaya çalışıyor bir yandan da rakip grubun ölümcül saldırılarına karşı hayatta kalmaya çalışıyorlar. Her yıl yarışmacıların en az yarısı hayatlarını kaybederek eleniyor. Sadece bir iki uzvunu kaybeden şanslılar da var tabii. Mesela geçen sene yarışmayı sadece 5 kişi sağ tamamlamıştı. Bu beş kişiden biri solar fırtınada gözlerini kaybetmiş, bir diğeri ise sol kolunu dikenli kurdun birine kaptırmıştı. Yarışmanın kazananı en düşük bahis oranlarına sahip Venüslü bir holoartist olmuştu. İki dün dayanamaz diye düşünülen ufak tefek kadın, akıllıca bir saklanma stratejisi ile hayatta kalmayı başararak 4 hafta süren zorlu mücadeleyi kazanmıştı.  

Yarışma, Satürn’ün uydusu Titan’da yapılıyor. Katılmak için neredeyse bir yıl önceden başvurmanız lazım. Başvuru koşulları sözde fiziksel ve psikolojik yeterlilik. Ama herkes biliyor ki önemli olan reyting getirecek sıradışı bir özelliğinizin olması. Bu fiziksel görünüşünüz de olabilir, hayat hikayeniz de. Az önce bahsettiğim holoartist çok güzel bir kadındı ama bence seçilmesini sağlayan şey, bir kölesel olmasıydı. Kimse bir köleselin milyarlarca seyirci önüne çıkacak cesarete sahip olmasını beklemez değil mi? Yani tabii ki kaçıncı dereceden büyük babası asteroit madenlerinde kölelik yapmıştı bilmiyorum ama soyadı Loci ile başladığına göre soyu hala temizlenmemiş olmalı.  

Daha önceki sene düzenlenen Survivor ise Ganymedeli çiftçiler ve avcılar arasındaydı. On yıllardır birbirlerine saldıran çiftçi ve avcı kabilelerini bir de zorlu Titan koşullarında hayat mücadelesi verirken izlemekten daha heyecan verici ne olabilir ki? O sene organizatörler kesin ceplerini hatırı sayılır miktarda ünikredi ile doldurmuşlardır.

Bu seneki yarışmanın adı Survivor Dünyalılar-Aylılar. Ay kolonistleri dünyalıları her zaman küçümsemişlerdir. Bizi köylü, kendilerini asil görürler. Eğer, “Siz de bir zamanlar dünyalıydınız”, diyecek olursanız sanki hakaret etmişsiniz gibi tiksintiyle başlarını çevirirler. İyi bir rating için oldukça bereketli bir malzeme değil mi? Yarışmaya neden başvurdum bilmiyorum. Parası cazip geldi elbette ama galiba şu götoş aycılara bir ders vermek fırsatını da kaçırmak istemedim. Nasıl olduysa seçildim. Öyle çok yakışıklı veya kaslı da değilim üstelik. Sıradan bir kod-yazarım sadece.

Kabul yazısı geldikten bir ay sonra bizi yörüngedeki Sırçaköşk Uzay Üssü’nden aldılar. 12 yarışmacı ve mekik mürettebatı ile 2 ay boyunca rahat bir yolculuk geçirdik. Yol boyunca kazanacağım kredilerle ne yapacağımın hayalini kurdum. Derken iki hafta kadar önce kamaramda uyurken sarsıntıyla uyanıp yere yuvarlandım. Her yer kırmızı acil durum ışıkları ve alarm sesleri ile dolmuştu. Hemen dolabımda bulunan zırhlı uzay kostümümü giydim ve kendimi emniyete aldım. Sonra düştük.

İki haftadır buradayım. Benim dışımda herkes öldü. Titan’ın kumul bir bölgesine düştük. Yemek ve su olanakları kısıtlı ama beni bir müddet daha idare edecek miktarda erzağa sahibim. Artık biliyorum, beni dış görünüşüm için seçmediler. Ne de olsa mekik sistemlerini takip edilemez bir kodla ele geçirip herkesin öleceği ama benim sağ kalacağım bir kaza yaratmak kolay iş değil.

Sadece iki hafta daha dayanmam gerekiyor. Sonra beni almaya gelecekler ve kazandığımı ilan edecekler.  O zamana kadar yaşamak için ne gerekiyorsa yapacağım.  Mekik iyi bir barınak. Beni fırtına ve yaban hayvanlarından koruyor. Tek sorunum kimseyle iletişim kuramamak. Ama nasıl olsa nerede olduğumu biliyorlar. Kazayı Titan’a iniş yaparken gerçekleşecek şekilde ayarlamıştım ama yine de sessiz geçen ilk haftanın sonunda bir şeyler yapmaya karar verdim. Sonunda telsiz sistemini depodan çıkardığım parçalar ile gezegenlerarası yayına ulaşabileceğim şekilde ayarlayabildim. Ben sinyal gönderemeyeceğim ama onları dinleyebileceğim. Bakalım son iki haftada neler olmuş. Uzun süren cızırtıların ardından nihayet sesler anlaşılır hale geliyor.

“Titan’a doğru yola çıktıktan sonra bilinmeyen bir sebepten ötürü düşen mekikten hala bir haber yok sayın dinleyiciler. Kazanın, mekiğin bir asteroit kümesine çarpmamak için rota değiştirmesinden sonra bilinmeyen bir lokasyonda gerçekleştiği düşünülüyor. İki haftalık arayıştan sonra arama kurtarma çalışmaları sonlandırıldı. Organizatörler bir sonraki Survivor için başvuruların açıldığını açıkladılar. Sıradaki haberimiz moonstagram fenomeni Ayla’nın nefes kesen krater dalışı hakkında. Bizden ayrılmayın!”.

Mehmet

Kutsal usturlap ezelden beridir gezegenlerin konumlarını gösteriyordu.

Bir gün üzerinde yaşadıkları gezegende gece gündüz döngüsü karıştı, ayların ve diğer gezegenlerin periyotları birbirine girdi.

Tüm gözler hemen kutsal mekanizmaya çevrildi. Ama anlaşıldı ki, usturlap gezegenlere göre değil, gezegenler usturlaba göre hareket ediyordu ve cihaz sonunda bozulmuştu.

Müge

Uzun zamandır bu anı bekliyordu. Babası başka bir iş için çalışma odasından çıkmış, çıkarken de kapıyı kilitlemeyi unutmuştu. Parmak ucuna basarak yavaşça odaya süzüldü. İşte orada, camın önündeki iki berjer koltuğun ortasında duruyordu.

Kaidesi ahşaptandı, dört ayağın her birinde tuhaf yaratıklar oyulmuştu. Kanatlı aslan, keçi kafalı at, yılan kuyruklu zürafa, üç başlı köpek… Bu canavarlar o daha da küçük bir çocukken rüyalarına girerdi. Usturlabın üzerine eğildi, küçücük dört gezegen kocaman bir güneşin etrafında dönüyorlardı.  “Dokunma!” diye bağırmıştı bir kez babası ona, tam elini güneşe sürecekken. O zamandan beri de odaya girmesi yasaktı. Ama bu sefer dokunmaya kararlıydı. Parmağını yavaşça güneşe değdirdi. Mekanizma takılır gibi oldu ve güneş ilerleyemedi. Korkup hemen elini çekti. O sırada koridordan sesler geldiğini duyunca hızla odadan kaçtı.

* * * * *

Gün ortasında güneşin birdenbire kararıp geri gelmesi üzerine saray büyücüsü Şef’in ayağına çağırıldı. Şef, arkalığına kanatlı aslanlar oyulmuş tahtından önünde yerlere kapanmış olan büyücüye sordu. 

“Güneşe ne oldu?” 

Altuğ

Odamda uyandığımda yalnızdım.

Kapıya yaklaşıp bir kulp aradım ama yoktu. zorlamak için biraz daha yaklaştığımda kendiliğinden, sessizce kayarak yana açıldı. Havadaki steril koku başta hoşuma gittiyse de birkaç dakika içinde bu yeni teknoloji kokusu beni huzursuz etmeye başlamıştı. Çünkü geçtiğim koridorlarda ne bir insan, ne de droid görebilmiştim.

Birkaç koridor daha ilerlemiştim ki geniş bir açıklığa ulaştım. Burada birkaç ağaç, yürüyüş yolları ve banklar vardı. İleride bir fıskiye benim büyük alana gelmemle birlikte, su püskürtmeye başladı. O sessizlikte irkilmiştim. İnsansız alanlara dair bir korku türü varsa onu hissetmek üzereydim. Kalbim kulaklarımda atarken tekrar tekrar seslendim.

“Kimse yok mu?”

Karnıma ağrılar giriyor, sırtımdan soğuk soğuk terliyordum. Meydanın sonundaki duvar camdandı sanki. Yaklaşıp dışarıyı görme dürtüsüyle o tarafa seğirttim. Ben yaklaşırken şekilli duvarlar adeta bir şeye odaklanan göz gibi genişleyip dışarıyı daha çok görmemi sağladı. 

İki beyaz cüce yıldızın çevresinde dönen Xaria’yı ilk defa o zaman gördüm. 

Işıl ışıl güzel Xaria.

Asla ulaşamayacağım ve burada olduğumu yüz yıl daha bilemeyecek güzel medeniyet.

Lanet olasıca görünmezlik teknolojisi! Turistik bir gemiye görünmezlik teknolojisi ekleyip, onu tespit edemeyecek bir gezegenin yörüngesine sokan ahmak pazarlamacılara iki kez lanet olsun!

Son iki haftayı odalardan ceset toplayıp hava kilidine atarak geçirdim. Neredeyse tamamını gezegenin çevresinde dolaşıp duran şu deniz anası gibi şeyler yutup duruyor. 

Artık ceset bile kalmadı. O derece bir yalnızlık.

Bu mesajı alacak sevgili kâşif dostum. Artık çok bitkin düştüm. Uyumak istiyorum.

Odamda son defa yatıyorum. Yine yalnızım.

Okuduğunuz için teşekkürler

Fikirlerinizi paylaşmanız bizi çok sevindirir.
Yorum yazarak bizi daha iyi içerikler hazırlamak için destekleyebilirsiniz.

Düşüncelerini Paylaş



avatar

Kayıp Dünya

Kayıp Dünya Editörleri tarafından yayınlanmaktadır.

Yorum Yapılmamış

Yorum yazmak için tıklayın

Kayıp Dünya Aylık Arşivi

Kayıp Dünya Yazarlarından

Evren Vangül - Rüzgar