BÜYÜCÜNÜN GÜNLÜĞÜ – 3

0

Genç elf kızı mektubu baştan aşağıya üç kez okudu. Okuması bitince sessizce ustasının konuşmaya başlamasını ve ona gitme iznini vermesini bekledi. Beş dakika kadar büyücüyü izledi, usta gözlerini dikmiş kendine bakıyordu ama gözlerindeki anlam ve devamlı değişen imgeler ustanın aslında çok uzaklarda olduğunu gösteriyordu.

Büyücü ustasını, çıktığı o uzun yolculuktan döndürmek için hırıltıyla öksürük karışımı bir ses çıkarmaya çalıştı büyücü adayı. Ama ırkının ona bağışlamış olduğu o efsanevi sesi istese de kötü ve uyarıcı bir tonda çıkamıyordu. Onun yerine sakinleştirici bir melodi tınısı çıkardı. Kızın hiç ummadığı bir şey oldu ve yaşlı adam aniden gözlerinin kırpıştırıp kendisine daha da dikkatle bakmaya başladı. Yaşlı büyücü o sırada mı dönmüştü yoksa kız mı onu çağırmıştı, elf bir türlü karar veremedi. Adamın gözlerindeki soru işaretleri ise ayrı bir muammaydı. Ya bulunduğu yeri ve zamanı algılamaya çalışıyordu ya da kızı tanımaya.

Büyücü gözlerini birkaç kez daha kırpıştırdıktan sonra kızın elindeki mektubu gördü. Sesinin olanca sakinliği ve akıcı bir elfçeyle “evet kızım istediğin zaman buradan ayrılabilirsin. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra bana bir daha uğrarsan sevinirim” dedi.

Kız başıyla selam verdikten sonra bir hayalet sessizliğiyle odadan çıktı. Kapıyı da aynı yavaşlıkta kapattı. Odada daha önce hiç elf görmemiş biri olsaydı, kızın yere basmadan yürüdüğü konusunda hayatta sahip olduğu herşey üstüne iddiaya bile girebilirdi.

* * *

Yarım saat boyunca yaşlı büyü kullanıcısı sessizce yerinde oturdu ve geçmişini düşünmeye devam etti. Başından geçen onca olayı, onca serüven ve savaşı düşündü. İlk defa yola çıkışı geldi aklına. Kendine ve büyüsüne ne kadar da güveniyordu. Kendi hocası Marcus’un odasına gelip ona verdiği nasihat aklına geldi. Ve birden kendisininde uzun bir nasihat listesiyle kızın odasına gitmesi gerektiği geldi aklına.

Ayağa kalktı cübbesinin kat yerlerini düzeltti. Sakince odasından çıktı. Kapıyı kapattıktan sonra sessizce şu güç kelimelerini mırıldandı:

Kalis-an budrunin kara-emarath” ve parmaklarını şıklattı. Artık okuldaki çırakların, onun odasını rahatsız etmeyeceklerinden emin bir şekilde kızın odasına gidebilirdi. Kızın odasının kapısında bir an için durdu ve derin bir nefes aldı. Böylesi konuşmalarda her zaman zorlanmıştı.

Kapıyı çalıp usulca odaya girdi. Kız eşyalarını toplamış büyülerini okuyordu. Hocasının geldiğini görünce kafasını kaldırdı ve soran gözlerle Efendi Chantalandilus’a baktı.

“Sana uzun ve sıkıcı bir hikaye anlatmak istiyorum” diye söze başladı Chant ve devam etti “tabii ki yaşlı bir adamı dinleyecek kadar zamanın varsa”.

“Sizin bilginiz benim için sahip olduğum herşeyden daha önemlidir efendim. Sözünüz bana ışık olur karanlıktaki yolculuklarımda.” diye cevapladı genç kız.

“Öyleyse şöyle bir kenara otur ve beni dinle tatlım. Sana uzun bir nasihat listesi getirmiştim ama onun yerine sana ilk yolculuğumu anlatmaya karar verdim. Sana ne kadar tavsiyede bulunursam bulunayım olaylardan çıkardığın dersler seni daha çok etkileyecektir. Hatta bunları bizati kendin yaşasan daha iyi anlarsın” diye konuşmaya başladı yaşlı büyücü ve kollarını havayı kaldırıp kadim dilde bazı kelimeleri fısıldamaya başladı parmaklarını açtığında parlak yüzüklerinin etrafında bir rüzgar dolanmaya başladı. Bu rüzgar bir sise, sis de pembe renkli bir buluta dönüştü yavaşça ve gidip elf kızını sarmaladı. Bir anda genç çırak kendini başka bir vücutta bir erkek insanın vücudunda buldu. Bu kişinin düşüncelerini hissedebiliyor ama ne onun zihnine ulaşabiliyor ne de hareketlerini kontrol edebiliyordu. Önceleri çok korkan kız belli bir süre sonra bu duruma alıştı. Ve eşyalarını toplamış olan genç yüksek büyücülük kulesinin kapılarından çıkarken içinde bulunduğu vücudun bir büyücü çırağına ait olduğunu hayretle anladı.

* * *

Arkasına dönüp bakan genç Chant, geride bıraktığı mucizelerin farkındaydı. Ama aşması gereken bir yol, gitmesi gereken bir köy ve yardım etmesi gereken insanlar vardı. Bir daha belki de buraya hiç dönemeyeceğim diye geçirdi içinden. Her ne kadar zekasına ve büyü yeteneğine güvense de ilk adımlarının titremesini engelleyemedi genç adam. Ama adım attıkça ve kuleden uzaklaştıkça adımlarının yere daha sağlam bastığını hissetti Chant ve bir süre sonra kendini yolun zorlukları ve güzellikleri içinde başka bir şey düşünemez halde kaybetti.

Elf kızı, büyücü çırağının ruhundaki değişimleri hayretle izliyordu. Yaklaşık olarak kendi kafasını karıştıran soruların aynıları bu genç adamın kafasını da kurcalıyordu. Yine de benim bacaklarım titremezdi diye geçirdi içinden ve çok derinlerden yaşlı bir adamın gülen bir sesle “göreceğiz” dediğini duyar gibi oldu.

İki gün boyunca kolay bir yolculuk yaptı üç yolcu. Kimi zaman manzaranın güzelliği içinde kayboldular kimi zaman yırtıcı hayvanlardan ve soğuktan korunmak için bir ateşin etrafında birbirlerine sokuldular. Genç Chant kendisiyle beraber yol alan iki yolcudan, elf kızı ise kendisini izleyen Ustasından habersizdi. Ve yaşlı usta Chantalandilus sessizce bu iki yolcuyu izlemeye ve olanları anlatmaya günler boyunca devam etti.

İkinci günün sonunda büyük ağaçların olduğu ormandan yeni çıkmış olan Chant yeni ulaştığı ovada bir mola daha verdi. Sadece bir kişiyi ısıtacak küçük bir ateş yaktı. İlerde gördüğü kara bulutlar güneşin batmasıyla beraber sessizce ve yanlarında nemi ve basıncı getirerek Chant’ın üstüne ulaştılar. Bulutları görür görmez bir fırtınanın kopacağını anlayan genç adam keskin kokulu iki otu karıştırarak yaptığı iksiri, tadı hoş olmasa da, yudumladı. Ertesi sabah bu otları yaratan tanrıya dua edecekti çünkü o yağmur altında soğuk algınlığı almasını engelleyeceklerdi. Büyü kitabı ve yazı takımlarının ıslanmasını önlemek için onları kalın bir battaniyenin içine sardı. Bu yağmurda büyü çalışamayacağını biliyordu ve gecenin çoğunu çakan şimşekleri izleyerek ve onların doğasını anlamaya çalışarak geçirdi.

Genç kız yağan yağmurda çırıl çıplak gezmek, toprağı ve yağmuru içinde hissetmek istiyordu. Ancak ne içinde bulunduğu vücudu hareket ettirebiliyordu ne de bu vücuttan kurtulabiliyordu. Bir an lanetlendiğini düşündü genç elf ve çılgınca bir korkuya kapıldı bu korkunun oluşmasıyla kafasından silinmesi bir oldu. İçinden gelen dinlendirici bir ses “sadece izle” diye emir verdi ve beyni diğer bütün işlerden elini ayağını çekti.

Sabahın ilk ışıklarıyla uyanan Chant’ın burnuna yoğun bir toprak ve yabani gül kokusu geldi. Derin derin içine çekti bu kokuyu ve eşyalarını toplayıp kahvaltı bile yapmadan yola koyuldu. Ova birden bire derin bir vadiyle kesildi. Aşşağıya bakan Chant kırmızı ve pembenin her tonuna bulanmış bir gül denizi gördü. Vadiden aşşağıya inip bu ender bulunan yaban güllerinden toplamaya başladı. Gül yaprakları için ayırdığı kese ağzına kadar doldu. Uyku büyüsü için kullandığı bu malzemeyi toplarken umarım bu büyüyü yapmam gerekmez ve bu kesedeki gül yapraklar bana ömrüm boyunca yeter diye düşünüyordu.

Kendisi bile bu düşüncenin ne kadar saçma olduğunu biliyordu. Çok yakında bu yapraklardan bolca harcayabileceğini söylemek için medyum olmaya gerek yoktu. Genç adam ne kadar deneyimsiz olsa da bunları öngörebiliyordu ve ikinci bir keseyi de önlem olarak gül yapraklarıyla doldurdu.

Buradaki koku sarhoş ediciydi. Birazcık ıslak toprak üzerinde oturup kahvaltısını yaptı. Yola çıkmadan önce yarım saatini bu gül havuzu içinde günlüğünü yazarak ve büyülerini tekrar ederek geçirdi. yeniden yola koyulduğunda güneş vadiyle otuz derecelik açı yapacak kadar yükselmişti bile.

Paylaş

Yorum yapın