KELT MİTOLOJİSİ: TUİRENN OĞULLARININ KAN BEDELİ

0

Gece, anlatılmayı bekleyen hikayelerle dolu ve ben bu eski zamanların öykülerden birini daha anlatmak için karşınızdayım, dostlarım.Eski öykülerde her zaman insanın içini burkan bir taraf vardır;çünkü onlar bize bir zamanlar dünyanın nasıl olabildiğini anlatır.O hikayelerde ki aşklar, tutkular ve acılar daha saftır ve bize modern hayatımızda kaybetiklerimizi hatırlatır.

İnsanlar, unutkandır;sahip oldukları modern ve güvenli dünya uğruna nelerden vazgeçtiklerini çok çabuk unuturlar.İşte, biz ozan ve hikayecilerin görevi;insanlara eski zamanların sihrini hatırlatmaktır.Çünkü o sihir, çoğu zaman gri ve soğuk dünyamızda kalplerimizi ısıtan yegane şeydir.Onu unutursak, nereden geldiğimizi ve hangi yollardan geçtiğimizide unuturuz;Tıpkı periler ülkesinin yiyeceklerini tadınca, kim olduklarını unutan insanlar gibi.

Bu seferki öykümüzde tutkular üzerine;belkide en kuvvetli tutkular olan kin ve intikam üzerine, Tuirenn oğullarının ödedikleri o ünlü kan bedelini anlatacağız.Neyse lafı daha fazla uzatmıyalım ve “Tepelerin altlarındaki ülkenin kralı Mider’in sevgilisi Etain’e söylediği şarkıdan bir parça ile öykümüze başlıyalım.

“O fair lady!will you come with me
To a wonderful country which is mine,
Where the people’s hair is of golden hue,
And their bodies the colur of virgin snow?”

Geçen öykümüzde Güneş Tanrısı Lugh’un Tuatha Dé Danann’ın (Tanrıça Danu’nun halkı) başına geçişini ve onları, kötü ve şekilsiz devler olan Fomorlara karşı savaşa hazırlayışını anlatmıştık, kaldığınız yerden devam edelim.

Lugh, Fomorlarla yapılacak savaş için Tanrıça Danu’nun halkının büyük bir bölümünün yardımını almayı başarmıştı;fakat hala Fomorları yenicek yeteli güç elde edememişti.Bunu üzerine Lugh, babası Kian’nı , Ulster’ı dolaşması ve bütün Tuatha Dé Danann’nı savaşa yardım etmeleri için çağırması ile görevlendirdi.Bu sırada Lugh’un iki amcası, Cu ve Ceithin aynı görevle İrlandanın diğer bölgelerine gönderilmişti.

Bütün bunlar olup biterken kötü Fomorlar, sanki Bress krallıktan indirilmemiş gibi Tanrıça Danu’nun halkından yıllık haraçlarını almak için , dokuz kere dokuz tane tahsildarlarını “Balor tepesine” gönderdiler.Tanrıların gelipde, onlara haraçlarını ödemesi için çok uzun bir süre bekledikten sonra, tahsildarlar uzaktan gelmekte olan genç bir adam fark ettiler.Genç adam “Mühteşem Yele”‘ye biniyordu, yani deniz tanrısı Manannán MacLér’in atına, ve üzerinde Manannán’nın zırhı vardı.”Çehresi o kadar görkemliydi ki” der hikaye, “sanki batmakta olan güneşe benziyordu ve görkeminin muazzamlığından kimse onun suratına bakamıyordu.”Tabi hiç kuşku yok ki bu gelen İrlanda’nın yeni Güneş Tanrısı Lugh’tu.Hemen tahsildarların üzerine atladı ve dokuz tanesi hariç hepsini öldürdü ve onların canlarını bağışladı ki ülkelerine dönüp, diğer Fomorlara Tanrıların onları nasıl karşıladığını anlatabilsinler.

Derler ki, hayat kalan tahsildarlar denizin altına dönüp olanları Balor’a anlatınca;Balor karısına korkuyla sormuş:

“Bu korkunç savaşçı kim olabilir ki?” diye.Bir kahin olan karısı,
“Ben biliyorum.” diye cevap vermiş.”O kızımız Ethniu’nun oğludur, ve sana kehanete bulunuyorum ki;babasının insanlarının tarafını tutduğuna göre, biz bir daha asla Erin’i (İrlanda’nın eski adı) tekrar yönetemiyeceğiz.”
Bu sırada Lugh’un babası Kian ise, oğlunun verdiği görev ile Muirthemne ovasından(günümüzde Country Louth’ın bir bölümüdür ve Boyne ile Dundalk arasında yer alır.) geçiyordu.Kian ovanın diğer tarafından üç savaşçının gelmekte olduğunu gördü.Bunlar Tuirenn oğulları diye bilinen üç kardeş, Brian, Iuchar ve Iucharba idi ve Kian’nın ailesi ile aralarında uzun zamandır süren bir kavga vardı.Karşılaştığı tehlikenin hemen farkına varan Kian, kendi kendine:”Eğer kadeşlerim yanımda olsaydı, bu adil bir dövüş olurdu, ama yanlız olduğuma göre kendimi saklamak onursuzluk olmaz.”diye düşündü;ve hemen kendini sihir ile ovada gezinmekte olan domuzlardan birine çevirdi.

Tuirenn oğulları, domuzların yanına gelince Kian’ı aradılar, fakat onu ovada ki diğer domuzlardan ayırt edemediler.Bunun üzerine en büyük kardeş, Brian diğer iki kardeşini sihirle domuza çevirdi, böylece onlar Kian’ı kokusundan bulabilecekti.Gerçektende, Iuchar ve Iucharba, büyülü domuzu diğer sıradan domuzların arasından hemen ayırdetti.Bunu gören Brian mızrağını fırlattı ve büyülü domuzu göğüsünden yaraladı.

Yaralanan Kian, acı içinde dile geldi:”Bu mızrağı atmanız kendi kötülüğünüzedir, “dedi insan sesiyle, “Çünkü ben bir domuz değil, Diancecht’in oğlu Kian’ım;benden uzak durun!”

Iuchar ve Iucharba, bunun üzerine yaptıklarından utandılar ve Kian’nın gitmesine izin vermeye karar verdiler;Ama Brian karşı çıktı, yedi kere hayata dönse bile Kian’ı öldüreceğine yemin etti.Sonunun yaklaştığını anlayan Kian, Tuirenn oğullarından son bir istekte bulunmaya karar verdi.

“Eğer öleceksem, “dedi Kian, “bugün, bu ovada , bırakında bir domuz şeklinde değil bir adam olarak öleyim.”
“Memnuniyetle, “diye cevap verdi Brian, “bende bir domuz yerine bir adamı öldürmeyi tercih ederim.”
Bunun üzerine Kian, sihiri bozup tekrar insan kılığına döndü ve Tuirenn oğullarının karşına dikildi.Onlara acı bir şekilde gülümseyerek şöyle dedi:
“Artık benim yaşamımı bağışlamak zorundasınız.”
“Bunu yapmıyacağız.”dedi Brian.
“O halde, “diye cevap verdi Kian, “bugün yaptığınız bu iş, hayatınız boyunca yaptığınız hataların en büyüğü olucak.Çünkü beni bir domuz şeklindeyken öldürseydiniz sadece bir domuz için kan bedeli ödeyecektiniz fakat şimdi eski halime döndüğüme göre;Sizler kendinizi öyle bir onur borcuna soktunuz ki, dünya üzerinde öldürülmüş yada öldürülecek hiçkimse için istenmeyecek kadar büyük bir kan bedeli ödeyeceksiniz.”

Ancak Tuirenn oğulları, onu dinlemediler ve onu öldürdüler.Cesedini tam altı kere gömmeye çalıştılar, fakat toprak her seferinde dehşet içinde ölü bedeni geri fırlattı.Yedinci defada onun üzerine taşlar yığarak geri çıkmasını önlediler ve oradan ayrılıp, Tanrıların başkenti Tara’ya gittiler.

Bu sırada Lugh, babasının dönüşünü bekliyordu, fakat o gelmeyince Lugh onu aramaya ve izini bulmaya karar verdi.Babasının izlerini Muirthemne ovasına kadar sürdü;oraya vardığında taşların acı ve öfke ile ağlamakta olduğunu duydu.Lugh taşların ağıtlarını izleyerek babasının cesedini buldu ve yaralarından onu öldüren silahların sahiplerini hemen tanıdı.Derler ki Lugh, o ovada babsının yasını tutuktan sonra onu tekrar toprağa yerleştirmiştir ve üzerine bir höyük inşa edip, tepesine isminin yazdığı bir sütun koymuştur.Günümüzde bile Muirthemne ovasındaki bir tepenin adı, halk arasında “Ard Chein”diye anılır yani “Kian’nın Mezarı”.

Sonra Lugh, Tara’ya geri döndü ve büyük salona girdi.Salon, Tanrıça Danu’nun halkıyla doluydu ve onların arasında Lugh, üç Tuirenn oğlununda olduğunu gördü;Ve hemen ziyafet masasının başına geçip, eski günlerde dikkati çekmek için kullanılan “şefin zincirini” salladı ve herkes sesizliğe büründü.

“Ey, Tanrıça Danu’nun halkı, sizlere bir sorum var.”diye gürledi Lugh.”Babası öldürülmüş bir adam, onun katillerinden nasıl bir intikam almalıdır?”
bu soru üzerine salondaki herkes büyük bir şaşkınlığa uğradı;Gümüş Elli Kral Nuada yerinde kalktı ve,
“Eminim ki, öldürülen senin baban değil, öyle değil mi?”diye sordu.
“Evet öyle, “diye cevap verdi Lugh acı içinde, “Ve ben onun katillerine hangi cezayı vermem gerektiğini soruyorum sizlere!”
“O halde, en acımasız intikamı almak senin hakkındır, Lugh”diye cevap verdi kalabalık, bunu diyenlerin arasına korkudan Tuirenn oğullarıda katılmıştı.
“Öyleyse, babam için uzun, yavaş ve kanlı bir intikam istiyorum.Babamın aldığı her yara için onun katillerine kendi kılıcım “The Answerer” ile yüz yara açıcağım, ta ki babamın tüm kemikleri huzura kavuşana kadar.”dedi Lugh öfkeden deliye dönmüş bir biçinde ve devam etti”Hepiniz , bu şekil bir intikamın adilce olduğuna inanıyormusunuz ve bunun hakkım olduğunu onaylıyormusunuz?”diye sordu.

Herkes bunu hep bir ağızdan onayladı, bir kez daha Tuirenn oğullarıda koronun içindeydi.Bunun üzerine intikam ateşi Lugh’u baştan ayağa sardı, öyle ki tüm ziyafet salonu büyük bir ışığa boğuldu.Kendini herkesden yukarı kaldırdı ve öfkeve acı dolu bir ses ile babasının katillerinin şu anda onunla aynı salonda olduğunu haykırdı.Kılıcını çekti ve Tuirenn oğullarına doğrultu.Geri kalan herkes yerine oturdu ve sustu.Sıcak ve korku dolu bir sesizlik, tüm odaya çökmüştü.Lugh devam etti,

“Ellerim, isteyebileceğimden çok daha fazla bağlı.Sizlerden babamın intikamını istediğim şekilde alamam.Çünkü sizler benim sarayıma, benim soframa misafir olarak geldiniz ve Tuatha Dé Danann yasaları birer katil olsanız bile sizleri öldürmemi yasaklıyor.ancak sizlerden intikamımı, kan bedeli olarak isteyebilirim.”dedi.

“Sana istediğin kan bedelini ödemeye hazırız, Lugh”diye cevap verdi Brian, ölüm korkusundan kurtulmak onu rahatlatmıştı.

“Ey, Tuirenn’nin katil oğulları, ” dedi Lugh, “sizlerden babamın kan bedeli olarak üç elma, bir domuz derisi, bir mızrak, iki at ve bir araba, yedi domuz, bir tazı , bir kazan ve bir tepeden atılmış üç çığlık istiyorum; bu yeterli olucak eğer çok olduğunu düşünüyorsanız biraz azaltayım, ama eğer çok bulmuyorsanız, ödeyin!”

“Eğer bunun yüz katı bile olsaydı çok bulmazdık.”diye cevap verdi Brian, “Aslında o kadar az ki, bu işin içinde bir oyun olduğundan korkuyorum.”

“Ben, o kadar da az olduğunu düşünmüyorum.”dedi Lugh, “Bana tüm Tuatha Dé Danann önünde ödeyeceğinize dair sözünüzü verin.Bende başka birşey istemeyeceğime dair kendiminkini vereyim.”

Bunun üzerine Tuirenn oğulları, Lugh’a istediği kan bedelini ödeyeceklerine dair söz verdiler;Ve Lugh devam etti,

“Şimdi sizden istediğim fidyenin, gerçek doğasını açıklıyayım.”diye başladı, “İstediğim üç elma , doğuda okyanusun ortasındaki Işık Bahçesinde yetişenlerdendir;her biri bir bebek kafası büyüklüğünde ve altın rengindedir, yiyenlerin tüm yaraları ve hastalıkları iyileşir ve asla yemekle bitmezler.Başka hiçbir elmayı kabul etmiyorum.”

“İstediğim domuz derisi, Yunanistan kralı Tuis’in domuz derisidir.Dokunduğu her yaralı yada hasta insanı, eğer içinde biraz hayat kalmışsa hemen tedavi eder, ayrıca arasından geçen her su akıntısını dokuz gün boyunca şaraba çevirir.Onu, Kral Tuis’den alabileceğinizi sanmıyorum, rızası ile yada değil.”

“İstediğim mızrak, İran kralı Pisear’ın zehirli mızrağıdır.Şavaşta o kadar dayanılmaz, ucu o kadar keskindir ki her zaman suyun altında tutulmalıdır yoksa şehirleri yokeder.Bu mızrak biz, Tanrıça Danu’nun halkı tarafından Gorias Şehrinden getirilmişti ancak bizden uzun yıllar önce çalındı.Onu elde etmeniz çok zor olucaktır.”

“Ve istediğim iki at ve araba, Sicilya kralı Dobhar’ın harika atları ve arabasıdır.Karada ve denizde aynı hızda giderler.Tüm dünyada onlar gibi iki at daha yoktur.”

“Ve istediğim yedi domuz, Altın Sütunların Kralı Easal’ın domuzlarıdır.Her gece kesilip yenilebilirler ama ertesi gün yeniden canlanırlar ve onların etinden yiyen kimse bir daha hasta olmaz.”

“İstediğim tazı, Ioruaidhe kralının tazısıdır ve ismi Failinis’tir, Gördüğü her hayvanı yakalayabilir.”

“Kazana gelince, istediğin kazan Fianchuivé adasında yaşayan kadınların kazanıdır.Ancak bu adayı bulmanız zor olucaktır, çünkü denizin dibindedir.”

“Ve son olarak bana , bir tepeden atılacak üç çığlık sözü vermiştiniz.Bu tepe Lochlann’ın(efsanevi bir diyar) kuzeyindeki Cnoc Miodchaoin tepesidir.Miodhchoin ve oğulları sizin bu tepeden çığlık atmanıza asla izin vermeyeceklerdir;ayrıca onlar babama kılıç kullanmayı öğretenlerdir.Sizi ben affetsemde, onlar asla affetmeyecektir.”

“Şimdi, bana nasıl bir kan bedeli ödemek için söz verdiğinizi öğrenmiş oldunuz.”dedi Lugh.

Ve Tuirenn oğullarının içini korku ve pişmanlık kapladı, ağır adımlarla üzgün bir biçimde Tara’dan ayrılarak, kendilerini bekleyen zor maceraya doğru yola koyuldular…

Dilerseniz, Tuirenn oğullarının maceralarını gelecek sefere bırakalım. Öykümüzü, Periler prensesi Niau Cinn-Oir’in, Fianna klanından Oisin MacCumhail’a söylediği şarkının bir parçası ile kapatalım. Bana Kelt mitolojisi hakkındaki bütün yorum ve sorularınızı saphena_magna @ hotmail.com adresinden ulaştırabilirsiniz. Hoşçakalın ve sihire inanın.

“No boredom comes to feast or chase,
The music plays as the champions sport,
The light and splendours all increase
Each day in the golden Land of Youth.”

Onur “Saphena” Süer

Paylaş

Yorum yapın