MAHEO VE YARATILIŞ

0

Editör’ün notu: Bu yazı Kayıp Dünya’nın ilk sayısında, 1 Mayıs 2001′ tarihinde yayınlanmıştır.

– – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – –

Mitoloji üzerine yazı yazma kararı alınca, öncelikle hepimizin en merak ettiği ve en eğlenceli konu olarak gördüğüm ‘Evren Nasıl Yaratıldı’ sorusuna cevap aramak istedim. Bu sorunun cevabını merak ediyorsanız işte size en sevdiğim Evrenin Yaradılış hikayesi…

Kızılderili Mitolojisine göre, başlangıçta evrende sadece Büyük Ruh Maheo yaşarmış. Maheo boşlukta yapayalnız, etrafında hiç kimse ve hiç bir şey olmaksızın yaşamanın mutsuzluğu içindeyken, sahip olduğu gücü kullanması gerektiğini keşfetmiş bir gün…

Maheo, dokunabileceği, sesini duyabileceği onu hissedebileceği bir şeylerin varlığını o kadar istiyormuş ki, bir gün, göle benzeyen ama tuzlu olan bir şey yaratarak kendini mutlu ettiğini düşünmüş böylece…Artık Maheo, yarattığı bu suyun sessizliğini dinleyebiliyor, ona dokunabiliyormuş. Ama düşündükçe bunun onu yeterince mutlu edemediğine karar vererek ve suda yaşayan canlıların da olması gerektiğine kanaat ederek gücüne seslenmiş. Önce suda yaşayan balıklar, sonra çamurda yaşayan midye ve salyangozlar…

Daha sonra, istediği zaman dokunabileceği,konuşabileceği ve gözlemleyebileceği bir şeyler yaratmak isteği ile tekrar gücünü kullanmış.Suyun üzerinde birden bire pek çok kaz, yaban ördeği, kaplumbağa ve su tavukları belirince hayatın anlamını bir kez daha keşfetmiş. Onları görebilmek, ayaklarıyla suda çıkardıkları şapırtıları duyabilmek…İşte mutluluk ve güç!

Bir gün beyaz bir kaz, uçsuz bucaksız gölde yüzerken, Büyük Ruh Maheo’ ya seslenmiş.

– Maheo, sen bizi görebiliyorsun ama biz seni göremiyoruz. Üstelik bu sınırsız gölde yüzmek bizi yoruyor. Çünkü biz balıklar gibi değiliz.Yorulunca sudan çıkmak istiyoruz. Oysa…

‘Öyleyse uç’ demiş Maheo, kollarını açarak. Böylece suyun üstünde duran tüm kaz,ördek ve su tavukları gökyüzüne doğru havalanmaya başlamışlar. Artık uçabiliyorlarmış. Bu onlara verilen en özel yetenek kuşkusuz. Uçmak, yüzmek harika. Peki sonra!? Bir süre sonra uçan kazlardan bir tanesi göremediği Maheo’ya seslenmiş.

– Maheo demiş.Yüzmemiz için suyu,uçmamız için gökyüzünü yarattın.Ama biz yorulunca üzerinde durup dinlenebileceğimiz, yürüyebileceğimiz katı ve sert bir şey istiyoruz.

(Bunun üzerine Büyük Ruh, yarattıklarının yalnızca kendisini mutlu ettiğini fakat yarattıklarının asla tam olarak mutlu olmadığını anlayarak düşünmeye başlar.) Bunu gerçekleştirebilmek için herkesin yardım etmesi, herkesin elinden geleni yapması gerekiyor çünkü Maheo, yarattığı bunca şeyden sonra çok yorulmuş. Yarattığı tüm canlılar yardıma hazır olduklarını söylediklerinde ise Maheo, en güçlü ve en hızlı olanının ona bir parça toprak bulup getirmesini istemiş.

Önce kendine güvenen ve asla az ile yetinemeyen beyaz kaz denemek istemiş şansını. Ne de olsa onun burnu büyük ve istekleri hiç bitmiyor… Gökyüzüne doğru havalanmış, havalanmış…aynı hızla göle, gölün en derinliklerine dalmış. Uzun bir süre görünmeyerek herkesi merakta bırakmayı başarmış beyaz kaz. Cesur ve beyaz kaz….

İşte… işte görüyoruz onu. Gölün yüzeyine çıkmak üzere nihayet. Bu beyaz kaz az sonra gölün yüzeyine çıkacak ve hiçbir şey bulamadığını söyleyerek herkesi üzecektir.

Sonra yaban ördeği talip olmuş toprağa…O da gökyüzüne doğru öyle havalanmış ki, sanki beyaz kaza haddini bildirmek ya da ‘kaza göre daha çeviğim ve hızlıyım’ı kanıtlamak istiyor gibiymiş… Aniden büyük bir hızla göle dalmış.Gagası bir ok gibi delmiş suyu.Herkes merakla yaban ördeğini bekliyor, aralarında konuşmalar yaparak tahmin yürütüyorlarmış. Evet yaban ördeği çok daha hızlı. O bunu başarır. Uçsuz bucaksız sandığımız bu gölün en derinliklerine ulaşarak bize gerekli olan hayat kaynağımızı bulur… Hayır bulamamış… gölün yüzeyine çıkan yaban ördeği üzüntüyle başını sallarken bunun imkansız olduğunu ifade eder gibiymiş.

İçlerinden en ufak tefek ve çelimsiz görünen su tavuğu Maheo’ya seslenmiş, sesi titreyerek…

– Ben arkadaşlarım gibi uçamam ve suya iyi dalamam.Ama iyi yüzerim, bende deneyebilir miyim?

Maheo bu teklifi kabul etmek zorunda.Çünkü bu çirkin şey onlar için son umut…Veee Maheo dan onay gelmiş…

Su tavuğu başını suya sokarak var gücüyle gölün derinliklerine doğru yüzmeye başlamış. Herkes su tavuğunun hiçbir şey bulamadan dönmesini bekliyor. Hele kaz ve ördekten sonra..Su tavuğu mu? Gerçekten komik…Aradan dakikalar geçmiş, ama öyle 60 saniyelik dakikalar değil. Sanki her biri 100, 200 saniye…uzadıkça uzuyor yani. Su tavuğunu gölde belirirken görenler bir anda tüm karamsarlıklarını unutarak heyecan içinde fısıldaşmaya başlamışlar..Ta ta ta taaaam. İşte su tavuğu…

Gölün yüzeyine zar zor ulaşmayı başaran su tavuğu nefes almak için gagasını açtığında kimse gözlerine inanamamış. Çünkü gagasında duran şey, bir tutam çamur parçasından başka bir şey değilmiş. (Mecbur kalmadıkça, hiçbir canlının yemediği su tavuğunun tadının çamur gibi olmasının sebebi budur.)

Maheo bu çamur parçasını ellerine almış (Maheo istediği zaman istediği şekle girebiliyor çünkü) ve avuç içinde yuvarlamaya başlamış. Bunu yaparken çamur parçası büyümüş, büyümüş…O kadar büyümüş ki elinde tutamayacağı bir kara parçası haline gelmiş. Bu kara parçasını bir yerlere koymak zorunda ama ortalıkta yalnızca su ve hava var. (zor bir durum…)

Sonra yine yarattığı tüm canlılardan yardım istemiş Maheo. Ama fark etmiş ki ona yardım edebilecek tek canlı sırtında taşıdığı sert kabuğu nedeniyle yaşlı kaplumbağaymış…(Arkadaşları ona çok yaşlı olduğu için büyükanne diyorlar) Maheo büyükanneyi yanına çağırarak ellerinde tuttuğu toprak yığınını üzerine koymaya başladığında zavallı kaplumbağaya zor anlar yaşatmış. (Kaplumbağa zor anlar yaşamış ama serde erkeklik var tabi…) (Günümüzde kaplumbağaların yavaş hareket etmelerinin sebebi atalarının üzerinde taşıdığı büyük yüktür.)

Sonrada bu toprakları elleriyle düzelterek düzleşmesini sağlamış Maheo. Kaplumbağanın üzerindeki bu kara parçası nedense yıkılmıyor sabit duruyormuş. (very interesting) Bu yardımından dolayı onu mükafatlandırmak isteyen Büyük Ruh ona ve onun soyuna hem suda hem de karada yaşayabileceği özel bir yetenek vermiş. Büyükanne ve toprak böylelikle hayat var oldukça birlikte yaşamlarını sürdürecekmiş. (Toprağın canlı olması, altındaki canlıya(kaplumbağaya) bağlıdır. Ve günümüzde kara parçasına ‘toprak ana’ denmesinin nedenini, nedense büyükanneye bağlamak istedim.) Maheo yarattığı toprak anayı öyle sevmiş ki onu daha anlamlı kılmak için diğerlerinden farklı ve çok daha özel bir şey yaratmak istemiş. Ona sevgisini göstermenin yolu, toprak anayı şımartmakmış. Ve Maheo bunu iyi biliyor…

Bir süre düşündükten sonra sağ tarafına doğru yönelerek oradan bir kaburga kemiği çıkarmış. Ona nefes katarak toprak ananın üzerine bırakmış. Bu kemik canlanmaya ve hareket etmeye başlayıncaaa, hepinizin tahmin ettiği gibi ilk ‘adam’ dünyaya gelmiş. Sonra Maheo yarattığı bu mükemmel varlığın yalnız kalmaması gerektiğini düşünmüş. Bir zamanlar kendi yalnızlığını ve çektiği büyük mutsuzluğu anımsayınca da elini çabuk tutması gerektiğine karar vermiş ve işte aynı hikaye…

Sol tarafına yönelerek bir kaburga kemiği daha çıkararak onu canlandıran Maheo böylelikle ilk ‘kadını’ da yaratmış oluyormuş. Sonra bu canlıların bir yıl sonra çocukları olmuş. Sonraki yıl bir tane daha…

Böylece insanlar çoğalmaya ve gelişmeye başlarlar. Tabi bütün canlılar hayatlarının her döneminde Büyük Ruh Maheo’ya ihtiyaç duymuşlar. Maheo ise her zaman onların isteğini yerine getirmeye, onlara yardım etmeye devam etmiş. (ortak mutluluklar söz konusu:P)

Unutmayın! Ve Bir şeye ihtiyacınız olduğunda çekinmeyin.Çünkü Maheo her zaman sizlerle ve her zaman yardıma hazırdır.

Paylaş

Yorum yapın