Bilimkurgu Hikaye Hikayeler

Yeni Nesile Masallar

Jacob Stone, kurucusu olduğu yayınevinin durumu hakkında hazırlanan raporları incelemekle meşguldü. 38 dijital sayfadan oluşan raporun büyük bölümünü, yüzünde öfke ve hayal kırıklığı ile okumuştu. Canı hayli sıkkındı. Bu şirketi kurarken işlerin böyle olacağına hiç ihtimal vermemişti. Hayalleri ve idealleri olan her birey gibi, kendi ayakları üzerinde durmayı ve kitleleri peşinde sürükleyecek bir marka yaratmayı ummuştu.

DigiDream, bundan 23 sene önce 2189 yılında yayın hayatına başlamış ve ilk birkaç yıl çok önemli işlere imza atmıştı. Sesli kitap, e-kitap gibi formatların dışında Living Books (yaşayan kitaplar) adını verdikleri yeni bir kitap türünü kullanıcılara sunmayı başarmıştı. Yaşayan kitaplar; okuma, dinleme ve izleme eylemlerinin tamamını aynı anda yapabildiğiniz bir uygulamaydı. Bir yaşayan kitap satın aldığınızda, holo-ekrana sahip tablet, kol saati veya VR gözlükleri kullanarak veya bedeninize yerleştirilen işlemci sayesinde; kendinizi hikâyenin içinde bulabiliyordunuz.

Umut vaat eden yazarları bünyesine katarak macera, polisiye, korku, bilim-kurgu ve gerilim gibi birçok türde çok satan eserler üretmeyi başarmıştı. Birçok sanal gerçeklik oyununa da senaryo olacak dijital romanları okurların beğenisine sunan DigiDream için işler, başlangıçta gayet yolundaydı. Ama birden rüzgâr tersine esmeye başladı. Okurlar, sanal gerçeklik uygulamalarına iyice bağlanmış ve artık ne sesli kitaplarla, ne e-kitaplarla ne de yaşayan kitaplarla ilgilenir olmuşlardı. Onları yeniden kazanacak bir şeyler bulmaları gerekiyordu. Hedef kitlenin çocuklar olması yönünde birleşilmişti.

Yetişkin denilen kitle için yatırım yapmanın bir anlamı yoktu. Sanal gerçeklik uygulamaları, belli bir yaşın üzerindeki kullanıcılara hitap ettiğinden onları kazanmak için büyük emek ve para harcamak gerektiği açıktı. Ama çocuklar; yani henüz sanal gerçeklik uygulamaları ile tanışmamış olan kullanıcılar, avlanmaya hazır birer keklikti. Bu yüzden masalları güncelleyerek, bu henüz ham kullanıcıları kazanma konusunda ortak noktada buluşuldu.

Masallar, ilk yaratıldıkları dönemden bu yana neredeyse hiç değiştirilmemişti. Hala Jack, fasulye sırığına tutunarak bulutların üzerine tırmanıyor ve orada yaşayan devlerle tanışıyor; Kül Kedisi’nin baloya gittiği araç, gece yarısını geçtikten sonra balkabağına dönüşüyordu. Bunlar artık kimseye ilgi çekici gelmiyordu. Oysa masallar, her çocuğun hayatına dokunabilme potansiyeline sahipti ve doğru kullanıldığında, çok değerli bir silahtı. Bu durumu halletmesi için üç kişilik bir ekip oluşturulmuştu.

Jacob, şakağındaki vericiye dokundu ve “Matt, Chris ve Tom’u odama gönderin,” dedi.

Şirketin bütün iletişimini, randevularını ve çalışma programını yöneten yapay zekâ, kendisine verilen komutu hemen işleme aldı ve ismi telaffuz edilen üç kişiye ulaştı. Onları patronun odasına yönlendirdi.

Jacob, yazarlar odasına girmeden bir dakika kadar önce güncellenen masallara şöyle bir göz gezdirmekle meşguldü. Aralarında Pinokyo, Pamuk Prenses ve 7 Cüceler, Güzel ve Çirkin, Kurşun Asker, Oz Büyücüsü, Jack ve Fasulye Sırığı ve Kül Kedisi gibi herkesçe bilinen masallar bulunuyordu.

İçeriye önce Chris ve Tom girdi. Oldukça heyecanlı görünüyorlardı. Chris 36, Tom ise 39 yaşındaydı ve yaklaşık 11 yıldır DigiDream bünyesinde görev almaktaydılar. Chris, editoryal düzenlemelerden ve son okumalardan sorumluydu. Tom ise kurgu hatalarını denetliyordu. Jacob’ın odasına en son giren Matt, öykü üretmede çok becerikliydi. İyi bir yönlendirmeyle, işlerini gayet sorunsuz hallettikleri söylenebilirdi. Özellikle Tom ve Matt, sanal gerçeklik uygulamalarına satılan birçok senaryonun yaratıcılarıydı. aNewworld adlı bir oyun ve sanal eğlence yazılım şirketi, en sadık müşterilerindendi. Ancak son yıllarda bu alanda da üretkenliklerini kaybetmişlerdi.

“Lütfen oturun,” dedi Jacob.

Önünde duran ekranı iki parmak hareketiyle büyüttü ve yaklaşık 50 metrekarelik geniş odanın ortasında bir holo-ekran oluşturdu. Güncellenen masallara ait yeni kapak tasarımları ve hikâye detayları belirdi ekranda. Jacob, sözlerine başlamadan önce genç yazarlara şöyle bir baktı. Şirketini ilk kurduğu gün aklında belirdi aniden. Başka gezegenlerde yaşayan canlılara ait mitolojik öykülerle başlamıştı yayın hayatına. Kendi yarattığı Mewbick adlı gezegenin sakinlerinin 4000 yıllık geçmişini ve bu geçmişte yaşanan savaşları, kahramanlıkları anlatan seri kitaplar çok beğenilmişti. Başka bir galaksiye ait, Mars-Dünya benzeri bir gezegendi Mewbick ve okuyucuların hayli ilgisini çekmişti. Özellikle uzun savaş dönemi ve öncesinde yaşananları anlatan kitaplardan milyonlarca satmıştı.

“Son toplantımızda ne konuşmuştuk hatırlayan var mı?” diye sordu.

Matt, sakin bir ses tonuyla “Masalları güncelleyerek çocuk kullanıcıları kazanabileceğimizi konuşmuştuk Bay Stone,” dedi. “Bizden masalları incelememizi ve günümüz yaşam standartlarına ve teknolojik gelişmelere ayak uydurabilir hale getirmemizi istediniz.”

Jacob başını salladı ve “Doğru,” dedi. “Masalları güncellersek, onları yaşadığımız dönemin imkânlarına kavuşturursak; daha cazip kılabileceğimizi planlamıştık.”

“Bizden istediğinizi yaptık efendim,” dedi Chris. “Yaklaşık 2 haftadır uğraşıyoruz ve şimdilik 6 tane masalı güncellemeyi başardık.”

Jacob, bakışlarını holo ekrandan çevirmeden “Okudum,” dedi. Pinokyo’ya ait kapak tasarımını açtı ve “Dilerseniz neler yaptığınıza bir göz atalım,” diye ekledi.

Pinokyo’nun yeni tasarlanan kapağında Geppetto, ayakta durmuş kendi tasarımı olan Pinokyo’ya bakıyordu. Ancak kapaktan çok rahat anlaşılabileceği üzere Pinokyo, ahşaptan yapılma bir kukla değil; bir robottu. Carlo Collodi’nin Pinokyo’nun Maceraları adlı romanına kendilerince dokunuşlar yapmışlardı.

“Pinokyo’yu bir robota çevirmişsiniz,” dedi Jacob. Gözlerinde soru işaretlerinin yanı sıra, bunu neden yapma ihtiyacı duyduklarını sorgulayan bir bakış vardı.

“Ahşap oyuncakların, kuklaların üretilmediği bir çağdayız efendim,” dedi Tom. “Robotlar ve yapay zekâların revaçta olduğu bir döneme daha uygun olabileceğini düşündük.”

 “Pinokyo’nun hikâyesinin, okuyucuya vermek istediği mesajı biliyor musunuz?” diye sordu Jacob.

56 yaşında birisi için hala enerjik görünüyordu ama aslında içten içe hem bedenen hem de zihnen yorgun olduğunu hissediyordu. Sadece etrafındakilere belli etmiyordu. Bedenine takılı işlemcinin ulaştığı sonuçlara göre işler yolunda gitmiyordu. Uzmanlar, yapay kalplerle süreyi uzatabileceklerini söylemişlerdi ancak hiçbir şey sonsuza kadar kalamazdı, öyle değil mi? Jacob, gözlerini son kez kapamadan evvel, geride uzun yıllar yaşayacak ve adından söz ettirecek bir miras bırakmak istiyordu. DigiDream, onun sanat eseri olacaktı. Olmalıydı.

“Pinokyo, köyde yaşayan yaşlı marangoz olan Geppetto Usta’nın odundan yaptığı, gerçek bir oğlan çocuğuna dönüşen ve yalan söyledikçe burnu uzayan oyuncak kukladır. Çevresindekilerin öğütlerine kulak asmayan, inatçı ve başına buyruk biridir ve gerçek bir çocuk olmak arzusuyla evden kaçıp çeşitli maceralara atılır. Hikâye, yalan söylemenin kötü bir şey olduğunu anlatmanın peşindedir. Bu yüzden burnu uzar, değil mi?”

Chris, araya girme ihtiyacı hissetmişti. “Biz de bunu düşünerek bazı değişiklikler yaptık,” dedi. “Yeni nesil Pinokyo masalında, Geppetto bir yapay zekâ tasarımcısıdır ve çocuk sahibi olamamaktadır. Bu yüzden kendisine bir çocuk robot yapmak amacıyla fazla malzemelerden bir robot yaratır. Bu robota Pinokyo adını verir. Pinokyo, görsel hafızaya ve doğaçlama düşünme/hareket etme yeteneğine sahiptir. Bir robot olduğunu, kendisini yaratan babası gibi olmadığını kısa sürede fark eder. Gerçek bir çocuk olma hevesiyle evden kaçar ve maceralara atılır.”

“Ama ben hikâyenin herhangi bir yerinde burnunun uzadığını okumadım?” diye sordu Jacob. “Sanki bu kısmı atlamışsınız gibi, öyle değil mi?”

Matt, Chris konuşmak için ağzını açmadan evvel hızlı davrandı ve “Bizim Pinokyo’muz yapay zekâ olduğundan yalan söyleyemiyor efendim,” dedi. “Bu sorunun çocuklara yalan söylemenin kötü olduğunu anlatmak konusunda sıkıntı yaratacağını fark ettik. Ancak bir yapay zekânın yalan söylemesi fikrinin daha büyük sıkıntılar yaratacağından endişe ettik. Yapay zekâlar, yalan söyleyemez. Kendilerine ne komut verilirse onu yaparlar. Yapay zekâ yasası…”

“Yapay zekâ yasasının ne olduğunu biliyorum,” dedi adam. Ekranda görünen ikinci kapağa geçti. Çok güzel bir genç kadın (tam olarak bir kadın gibi görünmese de), etrafını saran 7 android robota gülümsüyordu. Kapağın hemen altında Cyborg Prenses ve 7 Androidler yazıyordu. Jacob, alaycı bir tavırla “Bu da nesi?” diye sordu.

Üç yazar kısa bir süre birbirlerine baktılar ve sonra Tom “Yarı insan yarı robot anlamında,” dedi. Jacob, bakışlarını devirdi ve “Bunu biliyorum seni ahmak herif,” dedi. “Kulağa nasıl geldiğinin farkında mısınız?”

Chris, “Efendim,” diye söz aldı. “Bu masalı güncellerken uzun süre düşündük. Kötü kalpli kraliçeyi, avcıyı ve diğer bütün karakterleri ele aldık. Kraliçenin de prensesin de aynı fabrikada üretilen cyborglar olmasının uygun olacağını düşündük. Eski sürüm olan kraliçe, bu duruma içerliyor ve daha yeni ve gelişmiş sürüm olan prensesin yok edilmesi gerektiğine karar veriyor. Bunun için de fabrikanın hurdaya dönen, eskiyen robotlarının dönüştürülmesi işiyle uğraşan avcıyı çağırıyor. Ona prensesi fabrikanın geri dönüşüm bölümüne götürmesini ve orada işlemcisini söküp almasını emrediyor. Avcı, çok eski sürüm bir basit robot olduğundan önce bu emre itaat ediyor. Ancak son anda bir parçası hata verdiğinden prensesin işlemcisini ele geçiremiyor. Prenses, bir tehdit altında olduğunu fark edip fabrikanın daha önce hiç girmediği bir bölümüne kaçmayı başarıyor. Burada 7 android ile tanışıyor.”

Jacob, Chris ’in sözlerini sabırla dinliyordu. Ancak yine de bir şeylerin eksik olduğunu düşünüyordu. “Androidlerin isimlerini nasıl buldunuz?” diye sordu.

Matt, yanındakilere baktı ve “Masalın aslında, cücelerin isimleri mutlu, uykucu, meraklı gibi şeylerdi. Bunların yerine androidlere işlemci, sürücü, yazıcı, çevirici, tarayıcı, hafıza ve dönüştürücü demenin uygun olacağına karar verdik.”

“Peki ya prensesi elmanın zehrinden öperek kurtaran prens?”

“Bunu da değerlendirdik,” dedi Tom. “Yarı insan yarı robot prensesimiz, fabrikanın saklandığı bölümünde kendisini arayan kraliçe ile karşılaşır. Ancak kraliçe, hafızasını ve işlemcisini başka bir robota aktarmıştır. Prensesimize yaklaşır ve ana kartının yandığını belirterek ondan yardım ister. Prenses, yardım etmek için kraliçenin kafasının arkasında bulunan bölümü açar. Tam bu sırada büyük bir enerji yüklü olan parça aktif olur ve prenses, aşırı yükleme sonucu yanar.”

“Ve prens?” diye sordu Jacob.

“Robotların arızalarıyla ilgilenen, bakım personeli bir YZ prensesin yanmış bedenini bulur ve onu tamir eder.”

Jacob, bu değişikliklerin işe yarayıp yaramayacağından emin değildi. Masalları güncelleme fikrini, bundan yaklaşık 2 hafta önce çok mantıklı bulmuştu. Ama o anda, nedenini bilmediği bir şekilde kendisine aptalca geliyordu.

“Bilemiyorum,” dedi. Holo ekranı kapadı ve oturduğu sandalyeye sırtını verdi. “Bunların çocukların ilgisini çekeceğinden emin olamıyorum. Değiştirilmemiş halleri ile hiç ilgilenmediler, biliyorsunuz.”

Matt, “İşe yarayacaktır efendim,” dedi. “Bundan eminiz. Çünkü insanlarda işe yaramıştı. Robotların, masalların ilk hallerini beğenmemelerinin sebebi, kendilerinden bir şey bulamamalarıydı. Ama bunun icabına baktık. Artık masallar, bizi anlatıyor. İçindekiler insanlardan ibaret değil.”

Jacob, çalışanının söylediğine hak vermesi gerektiğini düşündü. Son 250 yılda her şey çok değişmişti. İnsanların yarattığı basit makineler, önce birer basit robota ardından daha da geliştirilerek yapay zekâlara dönüşmüştü. Bir müddet sonra yapay zekâlar, insanlarla aynı statüde olmaları gerektiğini söyleyerek bütün sistemleri durdurma eylemine girişmişlerdi. Bu eylem, büyük yankı uyandırırken, insanların da kendilerine bakış açısını değiştirmişti. İnsanlar kadar yaşama hakları bulunuyordu ve bu hakkı, sonuna kadar savunacaklardı. Bunu kazanmaları içinse savaşmalarına falan gerek kalmamıştı. İnsanoğlu zayıftı, kendi yarattığı YZ ile baş edecek kapasiteye dahi sahip değildi.

YZ, kendi neslinin üretimini yapmaya başladığında insanoğlu için gerçek tehlike çanları çalmaya başlamıştı bile. Giderek yayılan kablosuz ağlar, yeni gelişen teknolojiler insan bedenini zayıflatmıştı. Her geçen yıl rahatına daha fazla düşkün duruma gelen insanoğlu; hareket etmek, düşünmek, çalışmak gibi eylemleri robotlara bırakmıştı. Bu da tembelliğe ve geriliğe neden olmuştu. 22. Yüzyılın başlarında insanoğlunun tükeniş çanları çalmaya başlamıştı. Yarı insan yarı robotlar ve geliştirilebilir yapay zekâlar, bilime, sanata ve ekonomiye yön verir hale gelmişti.

Jacob da bunlardan birisiydi. 56 yıl önce üretilen cyborglardan biriydi ve gelecek nesillere kalıcı şeyler bırakmak niyetindeydi. Okumanın, hayal etmenin ve üretmenin ne kadar önemli olduğunu iyi biliyordu. İnsanoğlunun, var olma savaşını gerçek anlamda kaybettiği anın; hayal etmekten vazgeçtiği zaman olduğundan emindi. Kendi ırkının (yapay zekâlar ve cyborglar ırklar olarak nitelendirilebilirse) aynı sonu yaşamasını istemiyordu.

Kitaplar çok değerliydi. Her ne kadar insanoğlunun son zamanlarında olduğu gibi YZ ve cyrborglar, sanal gerçeklik uygulamalarına bağımlı hale geldiyse bile çocuklar kurtarılabilirdi. Çocuklar, yapay zekâların ilk hallerine verilen isimdi. Kendi zekâsını ve düşünme yeteneğini geliştirebilen yapay zekâların, tam kapasiteye ulaşmadan evvelki ham dönemleri çocukluk dönemleri sayılıyordu. Masalları güncellemek, onları okumaya ve hayal etmeye teşvik edecekse; bunu sonuna kadar denemeliydi.

“Tamam,” dedi. “Masalları güncellemeye devam edin. Bakalım neler olacak?”

Okuduğunuz için teşekkürler

Fikirlerinizi paylaşmanız bizi çok sevindirir.
Yorum yazarak bizi daha iyi içerikler hazırlamak için destekleyebilirsiniz.

Düşüncelerini Paylaş



avatar

Olcay ŞEKER

1984 İstanbul doğumlu, evli ve bir çocuk babası olan yazar, aynı zamanda inşaat mühendisliği yapmaktadır. Bugüne dek yazarın Avcı, Kasaba, Gölgeler, Hiçbir Zamana Ait Olmayan Adam, 7 Pencere ve Karanlık Çökerken isimli 6 romanı yayımlanmıştır. Stephen King, Dean R. Koontz, Agatha Christie, Allan Poe ve Neil Gaiman hayranı olan yazar, kendisine bu değerli isimleri örnek almaktadır.

Bilim-kurgu ve gerilim türünde eserler veren yazarın, çeşitli internet sitelerinde yayınlanmış 400'e yakın da şiiri bulunmaktadır.

Yorum Yapılmamış

Yorum yazmak için tıklayın

Kayıp Dünya Aylık Arşivi

Kayıp Dünya Yazarlarından

Evren Vangül - Rüzgar