Bilimkurgu Ön Okuma Ön Okuma

Ön Okuma: “Ahitler” – Margaret Atwood

Ahitler

Yazar: Margaret Atwood
Orijinal Adı:The Testaments
Çevirmen : Canan Sılay
Sayfa Sayısı : 504
Doğan Kitap – Mart 2020

Genel İnceleme Puanı

 

DAMIZLIK KIZIN ÖYKÜSÜ DEVAM EDİYOR

“HENÜZ BİTMEDİ. AMA BU BİR BAŞLANGIÇ.”

Damızlık Kızın Öyküsü’nde isyan var. Teyzeler, Damızlık Kızlar ve onların kızları, canları pahasına savaşıp Duvar’ı yıkarak totaliter Gilead rejimini tarihin derinliklerine gömüyorlar. Ve Ahitler yazılıyor: Köleleştirilmiş kadınların öfkesiyle, özgürleştirilmiş bir nesil için…

Ön Okuma

“Her kadının birtakım amaçları olmalıdır, yoksa bir canavara dönüşür.”
George Eliot, Daniel Deronda

“Birbirimizin yüzüne baktığımızda, nefret ettiğimiz bir yüz görmüyoruz sadece, bir aynaya bakıyoruz… Bize bakarken kendinizi görmüyor musunuz gerçekten?”
Obersturmbannführer (SS Yarbayı) Liss’ten, eski Bolşevik Mostovskoy’a, Vasily Grossman, Yaşam ve Yazgı

“Özgürlük, ağır bir yüktür; ruhun yükleneceği ağır ve garip bir sorumluluktur… Bahşedilmiş bir armağan değil, bir tercihtir, ve zor bir tercih olabilir.”
Ursula K. Le Guin, Atuan’ın Mezarları

I

Heykel

Ardua Elyazmaları

1

Sadece ölü insanların heykelinin yapılmasına izin verilir ama benim hayattayken bir heykelim oldu. Şimdiden taşlaştım. Heykelin altında, “Pek çok katkılarının anısına, takdirle” yazıyordu. Vidala Teyze yüksek sesle okumuştu bunu. Heykeli açma görevi, üstlerimiz tarafından Vidala Teyze’ye verilmişti ama kendisi hiç de takdirkâr görünmüyordu bunu yaparken. Mümkün olduğu kadar alçak gönüllülükle teşekkür ettim ona ve beni saran örtünün ipini çektim, örtü dalgalanarak yere düştü ve ben ortaya çıktım. Ardua Binası’nda yaşayan bizler yüksek sesli sevinç gösterisi yapmayız ama birkaç ihtiyatlı alkış duyuldu. Başımı eğerek selam verdim.

Heykelim insan boyundan büyük, heykellerin genelde olduğu gibi. Ve beni epey zamandır olmadığım kadar genç, ince ve formda gösteriyor. Omuzlarımı geriye atmış, dimdik duruyorum; dudaklarım katı ama müşfik bir gülümsemeyle kıvrılmış. Gözlerim, idealizmimi, yani görevime sarsılmaz bağlılığımı ve tüm engellere karşın ileri doğru yürüme kararlılığımı temsil ettiği anlaşılan –her ne kadar heykelim, Ardua Binası’na giden patikanın kenarındaki kasvetli bir küme ağaç ve çalının önüne dikilmiş olduğu için gökyüzündeki herhangi bir şey tarafından görülemese bile– kozmik bir referans noktasına dikilmiş. Eh, biz Teyzeler, taş halimizle bile haddimizi bilmeliyiz.

Sol elimle, bana güvenle bakan yedi-sekiz yaşlarında bir kız çocuğunun elini tutuyorum. Sağ elim, yanı başımda çömelmiş, başı örtülü, bana ürkek veya minnettar gözlerle bakan dört kadının –yani Damızlık Kızlarımızın– birinin başının üstünde duruyor. Arkamda İnci Kızlarımızdan biri var, misyonerlik yolculuğuna çıkmaya hazır. Belimdeki kemerden Sopam sarkıyor. Bu silah bana eksikliklerimi hatırlatıyor: Daha etkili olabilseydim, böyle bir alete ihtiyacım olmazdı. Sesimdeki inandırıcılık yeterli olurdu.

Bir grup heykeli olarak pek başarılı bir çalışma sayılmaz, fazla kalabalık. Bana daha fazla vurgu yapılmış olmasını tercih ederdim. Ama hiç değilse aklı başında görünüyorum. Başka türlü de görünebilirdim, zira bunu yapan -şimdi vefat etmiş bulunan– yaşlı kadın heykeltıraş tam bir mümindi ve heykellerinde yer alan kişilerin dindarlığını göstermek için onları patlak gözlü tasvir ederdi. Helena Teyze’nin büstü çok öfkeli görünür mesela. Vidala Teyze aşırı heyecanlı, Elizabeth Teyze patlamaya hazırmış gibi.

Heykeltıraş hanım açılış töreninde gergindi. Heykelim yeterince gönül okşayıcı mıydı acaba? Takdirimi kazanmış mıydı? Takdir edermiş gibi görünse miydim? Örtü açılırken kaşlarımı çatsam mı diye düşünmüştüm bir an ama hemen vazgeçmiştim: Ben merhametten yoksun bir insan değilim.

“Çok canlı olmuş” demiştim.

Bu dokuz yıl önceydi. O günden bu yana heykelim solmaya yüz tuttu, üstüme güvercinler pisledi, nemli kalan çatlaklarımı yosunlar bürüdü. Koyu dindar kadınlar ayaklarımın dibine sunular bırakır oldular; doğurganlık için yumurtalar, gebeliğin tamamına ermesi için portakallar, Ay’a atıfta bulunan ayçörekleri. Hamur işi yiyeceklere iltifat etmem, zaten çoğunlukla yağmurda ıslanmış olurlar ama portakalları cebime atarım. Portakallar zindelik verir, ferahlatır beni. Bunları Ardua Binası’nın kütüphanesindeki özel odamda yazıyorum.

Bu kütüphane, ülkemizde yaşanan coşkun kitap yakma furyasından sonra geriye kalan sayılı kütüphanelerden biridir. Geçmişin yoz ve kana bulanmış parmak izleri, gelecekte ahlaken arınmış saf bir nesle yer açmak için temizlenmeliydi. Teoriye göre böyleydi. Ama bu kanlı parmak izlerinin arasında kendimizinkiler de vardı ve bunlar kolayca silinemezdi. Yıllar içinde pek çok kemik gömdüm, pek çok şeyi sakladım. Şimdi bunları tekrar ortaya çıkarmaya istekliyim –sadece seni, kim olduğunu bilmediğim sen okuyucumu– bilgilendirmek için olsa bile.

Eğer bu satırları okuyorsan, demek ki yazdıklarım hayatta kalmış, geleceğe ulaşmış olmalı. Ama belki de hayal kuruyorum, belki hiçbir zaman bir okuyucum olmayacak. Belki sadece duvara konuşuyor olacağım, birden fazla anlamda “duvara”. Bugünlük bu kadar yeter. Elim ağrıdı, sırtım sızlıyor ve her akşam içtiğim sıcak süt beni bekliyor. Yazdıklarımı gizli bir yere, kameraların göremeyeceği bir köşeye saklayacağım, kendi yerleştirdiğim kameraların gözlerinden uzak bir yere. Tüm önlemlerime rağmen, aldığım riskin farkındayım: Yazmak tehlikeli bir iş. Kimlerin bana ihanet edeceğini, kimlerin beni ihbar edebileceğini önceden kestirmek zor. Ardua Binası’nda bu sayfaları ele geçirmeye can atacak birileri olduğunu biliyorum.

“Bekleyin” diyorum onlara içimden, işler daha da kötüleşecek.

Okuduğunuz için teşekkürler

Fikirlerinizi paylaşmanız bizi çok sevindirir.
Yorum yazarak bizi daha iyi içerikler hazırlamak için destekleyebilirsiniz.

Düşüncelerini Paylaş



avatar

Kayıp Dünya

Kayıp Dünya Editörleri tarafından yayınlanmaktadır.

1 Yorum

Yorum yazmak için tıklayın

  • Ilk kitabi okurken ilerledikce daha cok begenmistim. Ikinci kitap cikar cikmaz okudum ve yine begendim. Türkce’ye cevirisi tamamlandiginda Türkce okumak isteyen pek cok okurun begenecegini tahmin ediyorum. Okurken totaliter bir rejimin ipligi nasil pazara cikar göreceksiniz.

Kayıp Dünya Yazarlarından

Evren Vangül - Rüzgar