Bilimkurgu Hikaye Hikayeler

Umut Hep Var

“Canavarlar! Bunca karıştırmasalar ne güzel yaşayıp giderdik yurdumuzda!”

Nefret dolu mavi bakışlarına değen rüzgâr gözünde biriken yaşı indirivermişti yanağına Beril’in. 12 yaşına kadar yaşadığı bu ilden böylesine boş bir hasretle ayrılmak hayli adaletsizdi. Şimdi bütün mutluluklarını, anılarını, gözyaşlarını, umutlarını, yürek kıpırtılarını, hepsini orada bırakıp gidiyordu işte. Hınçla kaplıydı kalbi. Başa gelen doğal bir afet, felaket ya da kıyamet olsa yine iyiydi, baş üstüneydi. Fakat şu Amerikalıların açtıkları dev çukurlar yüzünden bölgede depremler artmış, olası bir patlamaya karşı bölgenin boşaltılması istenmişti.

Magmayı harekete geçiren yeryüzündeki bu çatlaklarla fay hatlarıyla başlayan sismografik devinimlerden volkanik dağlardaki beklenmedik patlamalara kadar bölgeyi kontrolsüzce uyarmışlardı. Ağlayan ninesine bakarak,

“Evim, odam, kitaplarım… Hepsini alev yutacak şimdi. Biz de buna kader diyeceğiz… ” dedi.

Öfkesini kime, nasıl ifade edebileceğini bilemedi Beril. Ninesi sessizce ağlıyordu ama Beril toprağın, bulutun, yerin, göğün ve zerrelerin duyacağı bir haykırışla döküyordu gözyaşını. İçin için ağlıyordu. İnsanlar alabilecekleri en temel ihtiyaçlarını sırt çantalarına alıp araçsız terk ediyorlardı yurtlarını. Araçların gürültüsü ve basıncından korkulmuş olacak ki araç giriş çıkışı kesinlikle durdurulmuştu. Ellerinde kutsal kitaplarını okuyarak çıkanlar dua ediyorlardı. Yarabbi, biz düzeni bozduk. Biz kendimize ettik. Biz izin verdik, biz engel olmadık ama sen bağışlayansın. Sen bizi bağışla yarabbi. Sen bize merhamet et. Araştırmacıların yurtlarına girmelerini engellemedikleri için kendilerini suçlu hissediyorlardı. Buna engel olabilirler ve bu gidişata ulaşmadan sıkıntıları bertaraf edebilirlerdi. Olayların böyle bir noktaya geleceğini tahmin etmemişlerdi. Etselerdi, ölmeleri pahasına onları yurtlarına almazlardı.

“Araştırmak, öğrenmek, okumak, bunlar çok değerli edimler. Çıkıyorsak da yüce bir gidişle gidiyoruz yurdumuzdan. Benim alnım açık. Yarın bir gün kendimi sorguladığımda bilim dediler, araştırma dediler; bu yolda evimizi kaybettik, diyebileceğim. Feda ettiğimiz evlerimizin karşılığında bilime katkı sağladık nihayetinde…” diye uzun bir açıklama yaptı saçları uzunca, sarışın genç.

Yanında yaşça büyük, epey insan başını salladı. Derin düşüncelerle yere bakarak yürümeyi sürdürdüler. Rüzgâr bir şehri eğiyordu. Gözlere, yüzlere, ellere, sırtlardaki çantalara çarpıp hızını kesiyordu. Rüzgarın amacı neydi ki acaba… Gücünü onlara ispat etmek mi, yoksa ilerlemek daha da ilerilere gitmek mi…

Kimsenin bilmediği bu gerçeği ceketlerine daha sıkı sarılarak karşıladı insanlar… Gencin söylediği fikirler birçok kulak bulmuştu ama sadece biri ona yeni bir mânâ katarak geri bildirimde bulunmuştu.

‘İlim bir nokta idi, cahiller onu çoğalttı.’diye söylemişler. Bir noktadan alemin bilgisini göremeyenler isterlerse alem önlerine serilsin, hiçbir işaret göremeyecek, bilgilerini artıramayacaklardır. Bir kere bilme eyleminin amacı hunharca aramak olamaz ki… Nazikçe, bilgece, insanca bir yaklaşımı olmalı arayışın. Bunu nereden bilsin cedsiz, köksüz Amerikalı…”

Sözlerinde öfke değil hüzün vardı. Gözünde biriken yaşı kimseye fark ettirmeden sildi. Gözyaşı acıya akardı. Geride kalanlar duvarlar ve içinde bulunan işimize yarar alet ve edavat değildi ki sadece… Beril’in doğduğu oda, büyürken oynadığı sokakla, bastığı toprak, yürüdüğü yol, annesinin ve babasının mezarları, ninesinin dantellerle döşeli odası, uykusuzluğunu paylaştığı cam kenarındaki ufak divanı, sarışın gencin sevdiği kızı gördüğü o asırlık çınarlarla kaplı park, en sevdiği sütlaçları yapan köşedeki pastaneci Faik Amca, sözlerinde hüzün olan kızın okuduğu ve altını çizdiği yüzlerce kitabı, bahçeye babasıyla ektikleri limon fidanı, annesiyle alışveriş yaptıkları semt pazarı ve daha niceleri…
Devletin göç edenler için hazırlattığı geçici mülteci çadırlarının kurulduğu mevkiye nakledilmek üzere gelen otobüslere binme alanına akşam üzeri varmaya başlamışlardı. Bu bölgeyi araçlar için güvenli bölge olarak duyurmuşlardı.

Bir iki otobüs nakle başlamıştı bile. Hayatlarında böyle bir günle karşılaşacaklarını hiçbiri tahmin etmemişti. Keşke bugün sabah erkenden uyansaydı Beril, canı çikolatalı taze ekmek isteseydi… Bakkala ekmek almaya giderken Feride Teyzesi başını okşayıp ne güzel, ne akıllı bir kız olduğunu söyleseydi… Çikolatalı ekmek yemeye onu da davet etselerdi… Sonra sarışın genç sevdiği kızı görecek olsaydı markette, ‘Günaydın’ deyip gülümseseydi ona… O da ‘Günaydın’ deyip o yüzünü aydınlatan gülümsemesiyle karşılık verseydi ona… Sonra sözlerinde hüzün olan kız bütün gününü kütüphanede geçireceğini söyleseydi babasına kahvaltıda… Annesi bu kadar okursa evlenemeyip evde kalacağını söyleseydi kızına… Gülüşselerdi… Beril otobüs sırası beklerken göğe baktı. Yurdunda baktığı yıldızlar yine aynıydı gökyüzünde.

“İşte,” dedi içinde kalan ufacık umut kırıntısıyla, “Yıldızlarımı götürüyorum ya da onlar da benimle geliyorlar.”

Avundu. Sarışın genç derin bir nefes aldı. Nefesini verirken kalbindeki nefrete yol vermedi. Derin nefes alabildiğim ciğerlerimi de götürebiliyorum hiç olmazsa, diye düşündü.

Hava iyiden iyiye kararmaya başlamıştı. Akşam rüzgarı sakinleşmişti biraz. Sözünde hüzün olan kız çantasındaki defterlerini düşündü. Mekanları bırakmak zorunda kalsa da duygularını, düşüncelerini aktardığı, anılarını damıttığı satırları, sözcükleri, kaybetse bir daha yazması imkansız olan hayat yansımaları… Onları götürebilmesi elinde kalan biricik tesellisiydi. Göğe baktı. Uçan kuşlar bir şeyler mi söylemeye çalışıyordu… Belki onlar da göç ediyordu… Onlar da geliyordu belki… Gülümsedi. Umut hep vardı. Görünmese de gözlerine umut hep vardı.

Okuduğunuz için teşekkürler

Fikirlerinizi paylaşmanız bizi çok sevindirir.
Yorum yazarak bizi daha iyi içerikler hazırlamak için destekleyebilirsiniz.

Düşüncelerini Paylaş



Konular
avatar

Emine VİLDAN

İzmir doğumluyum. İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümü mezunuyum. İki çocuk annesiyim. Kamuda çalışmaktayım. Bilim ve uzayla kendimi bildim bileli ilgiliyim. Kurgusal anlamda sürekli üretsem de bilim kurgu öykü yazmaya son birkaç yıldır ağırlık veriyorum.

Yorum Yapılmamış

Yorum yazmak için tıklayın

Kayıp Dünya Aylık Arşivi