James Tiptree Jr.; Bir Kadının Ardındaki Erkek

1

1968 yılında “Analog Science Fiction” dergisinde “Birth of a Salesman” adındaki ilk öyküsü yayımlanır James Tiptree Jr.’ın. Ama asıl patlamasını “The Last Flight of Dr. Ain” hikayesi ile yapar. Dünyaya aşık olan bir bilimadamının dünyanın yaşaması için tüm insanları yok edişini konu alır. Bu öyküsü ile Nebula’ya aday gösterilir. Kimseye benzemeyen bir üslubu vardır. Fakat ününün arttığı bu süreç sırasında kimse onunla tanışamaz. Yazışmalarını bir posta adresi üzerinden yapmaktadır. Kendisiyle ilgili soruların çok azına cevap verir. Çocukluğunda Afrika’ya seyahat ettiğini, annesinin doğa bilimci ve yazar olduğunu ve kendi asker kökenini paylaşır. Bu sırada bilim kurgu camiasında merak büyümektedir. Kimdir aslında bu kişi? Bazıları onun devlet görevlisi ya da gizli ajan olduğunu iddia eder, bazıları ise J.D. Salinger veya Henry Kissinger olduğuna inanır.
1975 yılında Robert Silverberg Tiptree’nin kısa hikayelerinden oluşan kitabına yazdığı giriş yazısında şöyle demiştir; “Tiptree’nin kadın olduğu öne sürülüyor, ki benim saçma bulduğum bir teori bu, çünkü bana göre onun yazılarında kaçınılmaz derecede erkeksi bir hava var. Ne Jane Austen romanlarının bir erkek tarafından, ne de Ernest Hemingway hikayelerinin bir kadın tarafından yazılabileceğini düşünüyorum. Aynı sebepten James Tiptree hikayelerinin yazarının da erkek olduğuna inanıyorum.

1976 yılında Tiptree’nin 61 yaşında Virjinya’da yaşayan bir kadın olan Alice Sheldon olduğu ortaya çıkar.

Afrika Macerasi

Alice 24 Ağustos 1915’te Chicago’da doğar. Annesi başarılı bir yazar olan Mary Hastings Bradley’dir. Babası eski bir taksidermi uzmanı ve doğa meraklısıdır. Babası Amerikan Doğa Tarihi müzeisi için yeni bir sergi hazırlamak amacıyla Kongo’ya gitmeye karar verir. Etraftakilerin itirazına rağmen annesi Alice’i el değmemiş Afrika’yı saf çocuk gözleri ile görmesi için yanında götürür. Güzelliklerin yanında çarmıha gerilen yerlileri ve üzerlerinde gezen sinek ve kurtları, öldürülen gorilleri ve aslanları, ve Amerika’ya geri götürmek için formaldehit içinde yatağının altında bekletilen yavru gorili de görür Alice. İlk seyahatini 6 ikincisini ise 9 yaşında gerçekleştirir. 15 yaşındaki son seferinde ise ailesi ile birlikte çölün ortasında ölüme terk edilmekten zor kurtulur.

alice-afrika

Alice’in kafası bir anlamda hep ölümle doludur. Ergenliğinde bileklerini keser, yatılı okuldayken tren raylarında bir trenin çarpmasını bekleyerek dolaşır…

İlk Evliliği

Sosyeteye tanıtılma partisinde tanıştığı Bill Davey ile kaçar ve evlenir. Korkunç bir evlilik yaşar. Alice aslında kadınlara ilgi duymaktadır. Bu ilgi de zaten kötü olan evililiğinin daha da kötüye gitmesine yol açar. Kocası ile birlikte uyuşturucu ilaç kullanırlar, cinsel hayatları yok gibidir, 6 yıl böyle geçer. İlk eşi için “Sarhoş ve kızgınken size silah doğrultan birisi edebiyat zevkine rağmen koca kumaşından yapılmamıştır.” demiştir. İlk evliliği sırasında yaptırdığı kürtaj sebebiyle çocuk sahibi olamaz. Bu evliliği süresince ressamlık ve sanat eleştirmenliği ile hayatını sürdürür.

Ordu ve İkinci Evliliği

Boşandıktan sonra soluğu askeriyede alır. İkinci Dünya Savaşı sırasında cephe gerisinde görevlendirilir. Sert tavırları ve disiplini ile hızlıca yükselir. Burada ikinci eşi Huntington Denton “Ting” Sheldon ile tanışır. Ting ile sosyal olarak uyumlu olsalar da Alice’in ilk evliliğinde yaşadığı cinsel problemler devam etmektedir. Savaş bitince ordudan ayrılırlar. Bir müddet bir kuluçka çiftliği işlettikten sonra birlikte CIA’de çalışmaya başlarlar.

Bilim Kurguya Başlangıç

Alice 1957 yılında CIA’i de bırakır ve akademik kariyere atılır. 1967 yılında deneysel psikoloji alanındaki doktora tezini tamamlar. Gençken okuduğu Weird Tales’dekine benzer pulp stilinde bilim kurgu hikayeleri yazmaya başlar. Doktorasının ciddiyetinden uzaklaşmayı sağlamaktır asıl amacı. Hikayelerini yayımlatır, ancak akademik kariyerini korumak için takma bir isim tercih eder.

Takma ismini bir gün markette gördüğü bir reçel markasından (Tiptree Reçelleri) alır. “Jr” kısmını ise eşi Ting eklemesini ister. Erkek ismi seçmesini ise; “Erkek ismi iyi bir kamuflaj gibi görünüyordu. Bir erkeğin fark edilmeden yazması daha kolaymış gibi hissetmiştim. Hayatımda, her şeyi ilk yapan kadın olma deneyimini çok fazla yaşamıştım.” diyerek açıklamıştır.

Aslında fark edilmeden yazmak isteyen Tiptree, özgünlüğü sebebiyle fazlasıyla tanınan bir isim haline gelir. Yavaş yavaş birçok yazar ile mektuplar aracılığıyla bağlantıya geçer. Bu yazarlar arasında Philip K. Dick, ki kendisine ortak bir çalışma yapmayı önermiştir, Harlan Ellison ve Craig K. Strete de bulunmaktadır.

allice1

Tiptree’nin iki yazarla olan mektuplaşmaları çok daha dikkat çekicidir. Le Guin’e ilk mektubunu 1971 yılında Rüyanın Öte Yakası, Metis Yayınları (The Lathe of Heaven) kitabını okuduktan sonra gönderir. Yazışmaları biraz flörtöz ama çoğu zaman ciddidir. Le Guin onunla yapılan röportajda Tiptree’nin büyüleyici bir karakteri, iyi bir espri anlayışı, parlak bir zekası olduğunu ve onunla yazışmanın çok keyifli olduğunu söylemiştir. Le Guin onun kadın olabileceğinden “Love is the Plan The Plan Is Death” hikayesi ile ilk Nebula ödülünü kazandığında verdiği tepki üzerine şüphelendiğini söyler. “Bir ödülü hak etmediğini düşünen bir erkek çok olasılık dışıdır.

Bir diğeri ise feminist yazar Joanna Russ’tur. Russ’un Dişi Adam, Ayrıntı Yayınları (The Female Man) kitabı bilim kurgu klasikleri arasında yer almaktadır. Yazışmaları süresince Russ, Tiptree’ye kadın yazarların edebiyat dünyasında yaşadığı sıkıntıları ve kendi lezbiyenliğini yazmaktan çekinmez. Tiptree’nin de aynı sıkıntılar sebebiyle vücud bulması ise ironiktir. Fakat Tiptree ve Russ feminizm konusunda birebir aynı görüşleri taşımamaktadır. Russ daha kızgınlık ve öfke içeren bir feminizm anlayışına yakın dururken Tiptree kadının doğası gereği vahşi olamayacağını ve böyle bir temele dayanan feminizmin çalışmayacağını düşünür.

allice2

Bunun yansımalarını da hikayelerinde görürüz. “The Women Men Don’t See” hikayesinde bir karakter şöyle demektedir;

Kadın hareketi ölmeye mahkumdur. Erkeklerin izin verdikleri dışında kadınların hiçbir hakkı yoktur. Erkekler daha saldırgan ve güçlüler, ve dünyayı onlar yönetiyorlar. Sıradaki kriz onların keyfini kaçırırsa her zaman olduğumuz şeye geri döneriz: Mal” Bu karakter hikayenin devamında uzaylılarla kaçıp yaşamayı, alışkın olduğumuz erkek kahramanın korumasında yaşamaya tercih eder.

Tiptree’nin bizzat söyledikleri de kadınların geleceği ile ilgili ne kadar umutsuz olduğunu yansıtır. “Kadın hareketi medenileşmiş erkeklerin kabulü ile sınırlıdır (Feministler) biraz.. biraz… avlanmanın geçici olarak durdurulduğu doğal hayat parkındaki güzel geyikler gibiler. Bunun gibi çok az park var ve bu sezonun ne kadar süreceğini ancak tanrı bilir!

Cinselliğinin Yazılarındaki Etkisi

Hiçbir zaman cinsel tercihini açıkça ifade etmemiştir. Ancak Ölü Kuşlar (Dead Birds ) isimli bir dosya tutar. Bu dosyada platonik aşık olduğu kadınlar yer alır. Alice’in cinsel tercihi konusunda kendisiyle barışamamasının etkisi direkt olarak hikayelerinde görülür. Pek çok kez okuyucunun cinsellik ve cinsiyet konusundaki kalıplaşmış görüşlerine meydan okur.

Houston, Houston, Do You Read?” hikayesinde geleceğin dünyasına giden astronotların erkeklerin tamamen yok olduğunu ve kalan kadınların hayatlarını gayet rahat sürdürebildiklerini görmesini anlatır. 1975′ten bir romancık olan “A Momentary Taste of Being”de ise bir uzay keşif timinin beyinlerinin yıldızlararası sperm olacağını öğrenmelerini konu alır.

Okuyucuyu hiçbir girizgah yapmadan hikayenin ortasına atıverir. Bunu da kendisi şöyle ifade etmiştir. “Hikayeye sondan başla, tercihen yerin 5.000 feet altında karanlık bir günde ve bunu onlara söyleme.

allice-imzalar

Alice Tiptree adıyla yazmaya devam ederken bir takma ad daha yaratır: Racoona Sheldon. Onu bilim kurgu camiasına hikayelerini desteklediği bir arkadaşı olarak tanıtır. Racoona, “The Screwfly Solution” hikayesi ile 1978 Nebula en iyi romancık (novelette) ödülünü kazanır.

Sırrının Ortaya Çıkışı

Alice’in annesi onun için bir imkansızlığın rol modeli olmuştur. Yazardır, hikayelerinden biri O. Henry ödülü almıştır, Afrika’yı keşfe çıkmıştır, avcılık yapmıştır. 1976 yılında birkaç mektubunda annesinin öldüğünü ve ne kadar üzgün olduğunu arkadaşlarıyla paylaşmış, bunun üzerine gazetelerdeki ölüm ilanlarını yakından inceleyen bazı kişiler bağlantıları kurarak Tiptree’nin aslında Alice Sheldon olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Bununla ilgili ölümünden kısa süre önce şöyle yazmıştır; “Gizli dünyam işgal edildi ve çekici Tiptree figürünün – birkaç kişi tarafından çekici bulunmuştu – Virjinya’daki yaşlı bir kadından başka bir şey olmadığı ortaya çıktı.

Tiptree’nin arkasındaki gerçek insan ortaya çıktığında Alice yıkılır. Tiptree aslında Alice’in ruhunun bir parçasıdır ve bunu söküp atmak zorunda kalır. Bazıları bu olaydan sonra Alice’in eskisi kadar iyi yazamadığını iddia etmiştir.

Eşi Ting ondan 10 yıl daha yaşlıdır ve sağlığı gittikçe kötüleşmektedir. Alice büyük ihtimalle manik­depresiftir ve zaman ilerledikçe depresyon sebebiyle daha fazla ilaç bağımlısı olur ve sıklıkla intihardan bahsetmeye başlar. Ting ile bir intihar anlaşması yaparlar, bakıma muhtaç kaldıklarında intihar edeceklerdir. Alice 19 Mayıs 1987’de eşi uyurken onu başından vurur. Sonrasında kendi başına bir havlu sarar, yatağa eşinin yanına uzanır ve intihar eder.

1991 yılında Karen Joy Fowler ve Pat Murphy feminist bilim kurgu kongresi Wiscon’da James Tiptree Jr. Adına bir yarışmanın düzenleneceğini açıklar. Bu ödül her yıl cinsiyet anlayışını genişleten ve araştıran hikaye veya romana verilecektir. Bu ödüle sahip, geçmiş yıllarda Türkçe’ye çevrilmiş eserlerden bazılarının isimlerini aşağıda bulabilirsiniz:

  • Mary Doria Russell – Serçe (Sparrow)
  • Ursula K. Le Guin – Dünya’nın Doğum Günü’nden The Matter of Seggri hikayesi (The Birthday of the World)
  • Patrick Ness ­ Umut Bıçağı (The Knife of Never Letting Go)
  • Dubravka Ugrešic ­ Baba Yaga’nın Yumurtası (Baba Yaga Laid an Egg)
  • Caitlín R. Kiernan – Boğulan Kız (The Drowning Girl)
Paylaş