TANRISAL KAPRİSLER

0

Bazen güzel şeyleri özlemek onlarla devamlı vakit geçirmekten daha iyidir. Çünkü bir noktadan sonra güzellikler bile sıradanlaşabilir. Kayıp Dünya verdiği kısa (mı?) bir aradan sonra tekrar bizlere onu seven okurlarına geri döndü. Altuğ beni arayıp mitoloji bölümünü tekrar açıyoruz yazmak ister misin dediğinde ise sevincim birkaç kat daha arttı. Telefonu kapattıktan kısa bir süre sonra ise sevincin içimde oluşturduğu ateş bir anda yok oldu ve aklımdaki soru, verdiğim söz ile bir anda kalakaldım. “Ne yazıcam ben şimdi?”. Kayıp Dünya Ver. 2.0 Mitoloji Level 1 olması dolayısıyla bu ayki yazı biraz kısa ve basit olabilir, (Benim vize dönemim olması da bunda etkili sanırım) şimdiden özürlerimi kabul edin.

Bu ayki yazım iki ayrı bölümden oluşmakta birinci kısmı tamamen şahsi olarak ne zamandır içimde sıkıntı yaratan Truva filmine ayırdım, ikinci kısımda ise kısa bir aşk hikayesi aktarmaya çalışacağım.

Homeros’un İlyada destanını ilk okuduğumda sanırım lise 1’inci sınıf öğrencisiydim ve destan bittiğinde konuşma dilimde biraz faklılaşma oluşmuştu. Bu da ne kadar etkilendiğimin bir kanıtı olmakta sanırım. Truva filimin ilk fragmanını izlediğimde ve denizde yüzen çok sayıdaki Yunan gemisini gördüğümde sinema da resmen tüylerim diken diken olmuştu. Filmi seyrettiğimde ise bu kadar etkileyici olan bir destan ve yeryüzündeki en uzun, en kanlı ve en görkemli savaşlardan birinin bu kadar basit anlatılması beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Bunun birinci nedeni Destanın üzerinde değişiklik yapılmış olması sanırım. Homeros ve İlyada destanı eğer anlatıldıysa bence değişiklik yapılmadan anlatılmalıydı. Yani ufak değişiklikler hoş karşılanabilir ama Achilles’in bile doğru zamanda ölmeyip aşk hikayesi tadında bir sonla ölmesi gerçekten büyük bir değişikliktir. Destanı okuyanlar aslında Achilles’in Hektor’u öldürdükten kısa bir süre sonra öldüğünü ve Truva atında hiç yer almadığını görebilirler. Bir başka önemli nokta da İlyada destanının Tanrıların kaprisleri üzerine kurulmuş olmasına rağmen kısa göndermeler ve Achilles’in annesiyle yaptığı kısa bir konuşma dışında tanrıların konu dışı bırakılmış olması. Hera, Zeus, Poseiddon, Athena, Apollon özellikle bu uzun süreli savaşın kaderini değiştiren etkilerde bulunmuşlardır. Sonuç, sadece Apollon’dan bahsedilmesi ve tapınağına yapılan saldırı.

Bir başka önemli nokta ise 9 yıl süren uzun savaşın, geldim, gördüm, yendim tadında anlatılmış olması, kabul ediyorum bir sinema filminde bu uzun süreyi seyirciye hissettirmek zor olabilir ama yapılabilirdi gibi geliyor. Ayrıca Achilles karakterini fazla duygusal yansıtmışlar bence, sonuçta adının asırlar sonrasına taşınması için destansı bir savaş kahramlığı yaşamayı, uzun, rahat ama hatırlanmayacağı bir yaşantıya tercih etmiş bir karakter var elimizde. Bunların haricinde göze çarpan bir çok değişiklik mevcut ama çok uzatmak istemiyorum. Sadece şunu söylemeliyim filmi izleyen ve konuyla ilgilenen arkadaşlar Homeros’un İlyada destanını okumalılar. Son bir paragraf olarak Truva savaşının çıkış sebebinden biraz bahsetmek istiyorum.

Olimposda, o kutsal mekanda bazen tanrı ve tanrıçalar kendi küçük kaprisleri uğruna tarihi değiştirecek eylemlere kalkışabilirler. İşte bunlardan biri Truva savaşının başlama nedenini teşkil etmektedir. Üç büyük tanrıça; Hera, Athena ve Aphrodite güzellikleri konusunda iddiaya girerlerse ve bunun içinde jüri üyesi bir ölümlü seçerlerse tarihin değişmesi gayet doğal bir sonuç olacaktır. Bu olanlardan habersiz olan genç Prens Paris ise kendisine verilen çobanlık göreviyle ilgilenmekte ve Truva şehri yakınlarında bir arazide ağaç gölgesinde dinlenmektedir. Birazdan üç büyük tanrıçayla karşılaşacağından ise tamamen habersizdir. Üç tanrıça yeryüzüne gözlerini dikip bu yalnız ve yakışıklı prensi görünce güzellikleri konusunda karara varacak olan ölümlüye hemen kendilerini göstermişler ve Paris’e hangisinin daha güzel olduğu konusunda karara varmasını isteyip ufak rüşvetlerle işi garantiye almaya çalışmışlar. Hera eğer kendisini seçerse görkemli bir krallığın uzun süreli sahibi olabileceğini söylemiş, Athena ise sonsuz bilgelik ve kurnazlık önerisinde bulunmuş. Ama en ayartıcı teklif Aphroditeten gelmiş. Hemen hemen hiçbir ölümlü erkeğin geri çeviremeyeceği bir teklif yer yüzünde kendisine en çok benzeyen, güzelliği dillere destan olan ve ölümsüzlerin bile dikkatini çeken bir kadının aşkı. Sonucu söylemeye sanırım gerek yok Helen, Paris’e vaat edilen güzel kadındır. Bu ufak oyunun sonucunda ise günümüze kadar taşınan destan ortaya çıkmıştır. Burada akılları kurcalayan tek bir soru olabilir tanrıçalar bu savaşı önceden öngördükleri için mi Paris’i seçtiler yoksa bu bilinmeden atılmış bir adımıydı?

Truva’dan bu kadar bahsettiğim yeter şimdi ikinci kısma yani anlatacağım aşk öyküsüne gelebiliriz. Bu aslında imkansız bir aşkın hüzünlü öyküsü. Bir ölümlü bir ölümsüze aşık olunca sonu genelde hüzünle biter zaten. Zeus’un kaçamak aşkları sonrasında ölümlü sevgilileri hep Hera’nın sonu gelmez gazabıyla karşılaşmışlardır. Ama burada durum biraz daha farklı oklarıyla ölümlüleri hedef alan ve aşkın günümüzde bile simgesi haline gelmiş bir tanrının aşk öyküsü bu, Eros’un güzeller güzeli ölümlü Psykhe olan aşkı.

Hikaye anlatılanlara göre İ.Ö 2. yy dolaylarında yaşanmakta. Psykhe Yunan krallarından birinin en ufak kızıdır büyüleyici güzelliği sayesinde evlenme çağına geldiğinde bir çok soylunun dikkatini çekmeyi başarmıştır. Tabi bu masum güzellik çok daha tehlikeli birinin kıskançlıkla dolu dikkatini de çektiğinden habersizdir. Aphrodite bu güzeller güzeli genç kıza duyduğu kıskançlık yüzünden onu cezalandırma kararı alır ve oğlu Eros’u çağırıp cezayı vermek için onu yeryüzüne gönderir. Eros’un görevi ise Psykhe’i çirkin bir adama aşık etmek ve böylece cezalandırmaktır. Ama görev kolay değildir ve sonuç ise beklenenden çok daha faklı olacaktır. Eros Psykhe’i ilk gördüğü anda güzelliğine vurulur ve ona aşık olur. Oku kullanmaya çalıştığında ise hedefini vuramaz. Bunun sonucunda Psykhe’i annesinin gazabından kurtarmak ve onunla birlikte olabilmek için bir plan hazırlar ve tanrıların habercisi Hermes’den yardım ister.

Psykhe’in annesi ertesi gece rüyasında tanrı Hermesi görür. Tanrı ona bir haber getirmiştir, kızının kaderi bağlanmıştır. O tanrılar tarafından çirkin bir yılana eş olarak uygun görülmüştür. Ertesi günün alacakaranlığında denize bakan yüksek bir kayanın üzerinde gece karası elbiselerle bekleyecek ve eşi onu gelip alacaktı. Tanrıların isteklerine nasıl karşı çıkabilir ölümlüler, sonuçta zavallı Psykhe kaderine boyun eğerek denilenleri yapar ve kayanın tepesinde yeni eşini beklemeye koyulur. Bulutlar gelip onu sarmaladığında ve büyülü bir uykuya yatmasını sağladıklarında o hala yeni eşini görmeye çalışmaktadır. Psykhe gözünü Eros’un muhteşem sarayında açar ve bulut hizmetkarların sözlerine kulak verir. Eşi akşam gelecektir ama içerde ışık olmasını istememektedir. Psykhe her ne olursa olsun Tanrıların isteklerini yerine getirmekte kararlı bir şekilde mumları söndürüp yeni eşini yatakta beklemeye başlar. Sonunda Eros gelir ve eşine güzel sözler söyleyip kendini tanıtır ama aşk tanrısı olduğundan bahsetmez. Böylece geçen bir süreden sonra Psykhe gündüzleri çok sıkıldığından kocasına dert yanmaya başlar. Eros en sonunda eğer geldiklerinde sözlerine kulak asıp gereksiz bir eylemde bulunmayacağına dair söz verirse kız kardeşlerini saraya getireceğini söyler.

Ertesi sabah Psykhe kız kardeşlerini karşılar ve güzel bir gün geçirirler. Bu bir süre daha böyle devam eder ama insanoğlu içindeki şüphe bir gün ortaya çıkacaktır. Kız kardeşler Psykhe’nin aklını çelerek akşam kocası uyuduktan sonra ona bakmasını ve eğer çirkin bir yaratıksa onu kalbinden hançerleyerek öldürmesini öğütlerler. Küçük Psykhe bir mum ve hançer hazırlayarak akşam kocasını beklemeye başlar. Gece ilerleyip kocası uykuya daldığında ise mumu yakarak kocasını görmeye çalışır. Sonuçta çirkin bir yaratık yerine tanrısal bir güzellik ve beyaz kanatlar görür. Gerçeği anladığında ise mumdan bir damla düşerek kocasını uyandırır. Eros çok üzgün bir şekilde gerçeği kendi ağzından söyler ve Güvenin olmadığı yerde Aşka yer yoktur diyerek zavallı Psykhe bırakıp uzaklaşır. Aphrodite sonunda eline geçen fırsatı kullanır. Kız biricik oğlunu üzmüştür ve affedilmesi için bazı görevleri yerine getirmesi gerekmektedir. Psykhe Aphrodite’in zorunlu görevleriyle geçen uzun bir süre geçirir. Eros olanlardan habersiz, bu süre zarfında aşkından daha fazla ayrı kalamayacağına karar vererek onu aramaya koyulur. Psykhe’i annesinin sarayında bulur ve ona ulaşmaya çalışır ama Aphordite buna müsaade etmemek için kendi oğlunu bile zincire vuracak kadar ileri gidecektir. Psykhe tesadüf eseri sevgilisini bulur ve sonunda onu kurtarmayı başarır. Ve Eros ona olan büyük aşkını bu kez gerçek görüntüsü ile ifade edip evlenmek istediğini söyler ve böylece Tanrıların Kralı Zeus’un karşısına çıkarlar. Zeus’un da onayı alınmıştır. Aphrodite her ne kadar bu birleşmeye karşı çıksa da Tanrıların Kralının gazabından korkarak itiraz edemez ve böylece Eros ile Psykhe’nin aşkı mutlu sona ulaşır.

Paylaş

Yorum yapın