BİLİMKURGU EDEBİYATI

0

Bu makale Kayıp Dünya’da yazarı Eğitim-Sen Kitap Komisyonu üyesi Sn. Mehmet KAYA ve Eğitim-Sen‘in izniyle 10 Mart 2011’de yayınlanmıştır. Kendilerine bu yazı ve sitemize verdikleri destekler için teşekkür ederiz. Makale ilk olarak Çocuk Edebiyatı Ölçütleri adlı yayında yer almıştır. PDF dosyasının tamamını okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Kayıp Dünya Editörü.

Bilimkurgu edebiyattır, iyi bilimkurgu iyi edebiyattır.” Bülent SOMAY

Bilimkurgu bir büyüteçle gerçeğe yaklaşır, onu birtakım sayılarla abartarak gözümüzün içine sokar.” BAURDRİLLARD

Bilimkurgu Türü

Bilimkurgu, geleceğin dünyasını düşgücüyle tasarlarken, pozitif bilimleri ve edebiyatın ölçülerini temel alan bir edebiyat türüdür.

Bilim ve teknolojideki gelişmeler bilimkurgunun ana dayanağıdır. Asıl kaygısı ise mantıksal tutarlılık ve neden-sonuç ilişkisi içinde geleceği yorumlamaktır. Bilimkurgu, bilimsel verilerin sağladığı olanaklarla düşsel ve mantıklı tahminler yapar, bilimsel buluşların gelecekte nelere yol açacağı üzerinde durur. Bilimkurgu, gerçek dünyada karşılaşılan sorunları geleceğin değişik dünyasında tartışır; yeni düşünceler ve çözümler üreterek çoğu zaman bugünün eleştirisini yapar.

Bilimkurgu, uzak ve olasılık dışı dünyaların değil, tam da içinde yaşadığımız dünyanın adeta bir büyüteç merceğinden yansıtılmış halini sunar bizlere. Gözümüzün fazlaca önünde olduğu için göremediklerimizi alıp bizlerden uzaklaştırır, büyütür ve görünür kılar.” (Güney, 2007:8)

Bilimkurgu, yaşanan dünyanın alışılmış algılama biçimlerine karşı kuşkucudur. Alışılmış algılama biçimlerinin dışına çıkmak ister. Bunu yapabilmek için, (…) yabancılaştırıma başvurur; olağan algılama içinde gördüğümüz ve anlamlandırdığımız olguları, onlara karşı kendimizi yabancılaştırarak, onları alışılmış algılama kalıplarının dışında algılamamızı amaçlar.” (Oskay, 22)

Bilimkurgu, içinde bulunduğumuz dünyayı buradan değil, gerçek dünyadan saparak uzayın ya da zamanın farklı noktalarından betimler. Anlatımda sürprizlere yer verir, okuyucuyu şaşırtır. “Bilimkurgu yazarı Jüpiter’i, ortaçağ ressamlarının tasvir ettiği kolaylıkla tasvir edebilir. İkisi de bu yerlere gitmemiştir ama önemli olan bu değil.” (J. Russ)

Bilimkurgu romanlarında alışıldık dünyadan ve günlük yaşamdan farklı bir dünya yaratılır. Bu alışıldık dışı dünyanın, kendine özgü yasalara ve ilkelere göre işlediği okura inandırılarak onun merakı ve heyecanı artırılır. Olağanüstü buluşlar, keşifler ve teknolojik yenilikler gibi temaların (konuların) işlendiği öykülerde, açıklanması mümkün olmayan durumlar akla ve mantığa uygun bir biçimde açıklanır. “Esrarengizin ve açıklanmaz olanın ortaya atılması ve sonunda yadsınması (…) biçimindeki oyun, bilimkurgunun asıl itici gücünü (motorunu) meydana getirir.” (F. Leiner – J. Gutsch) (…) “Dünyanın muhtemel tehlikelere karşı korunabileceği anlayışı, bilimkurgu türünün temel mantığını yansıtır.” (Roloff – Seeplen, 1995:74)

Bilimkurgunun yansıttığı başka dünyalardaki yaşam biçimleri, biyolojik olarak insana benzer. Bitki ve hayvan tasarımları farklı olsa bile insan dünyasındakilere aykırı değildir.

Çağdaş bilimkurguda yaratılan tiplerin başında robotlar, siborglar ve androidler gelir.

Robot sözcüğü, ilk kez 1920’de Çek yazar Karel Capek tarafından kullanılmıştır.

Robot, Çekçe sürekli çalışan, başka dillerde de otomatik ve kendi kendine işler yapanlar için söylenmiştir. Bilimkurguda başlangıçta metalden ve insan biçiminde tasarlanmış, belli oranda da zekâya sahip olmuştur. “Düşünen ve eylem yapan makineler olan robotlar gelecekteki fantastik bir teknolojinin anlatımında vazgeçilmez, avantajlarla dolu, öteki deyişle tematik olanakları zengin bir öğe oluştururlar. Robotlarla beslenen öyküler, bilimkurgu türünün aynı zamanda ayağı en yere basmış, en güvenilir tahminleri sunan öykülerdir.” (Roloff – Seeplen, 1995:62)

Siborg (ya da Cyborg), “sibernetik orgonizmanın” kısaltılmış biçimi olarak kullanılır. Bir bölümü metal ve elektronik sanayinin ürünü olan siborg gelişmiş bir yaratıktır. İnsan, duygusal ve sinirsel gelişmemişlik nedeniyle hata yapabilmektedir. Suni organ ve diğer vücut parçalarıyla oluşturulmuş siborglar, dünya dışı ortamlarda yaşamlarını sürdürebilmek amacıyla üretilmişlerdir.

Android, bilimkurguda insana benzeyen bir tiptir. İnsanlara yardımcı olmak amacıyla üretilmiştir.

Bilimkurgu, Gelecek ve Gerçeklik

Bilimkurgu, bugün ortaya çıkan ya da gelecekte ortaya çıkması mümkün olan bilimsel ve teknolojik gelişmeler üzerinden anlatısını gerçekleştirir. Bunu yaparken abartıya başvursa bile gerçekleri anlatır. Michel Butor’un dediği gibi, “Bilimkurgu, ‘gerçeklikle sınırlandırılmış düşçülük’tür. Çünkü bilimkurgu, aslında çağdaş birtakım gerçeklerden başlayarak, bunları gelecekte ya da başka dünyalarda uzatır ve düşsel yöntemlerle geliştirir. Bu nedenle bilimsel gerçeklerden ya da günümüz gerçeklerinden tam olarak uzaklaşması doğasına aykırıdır.” (Güngör, 2008:4)

İnsanoğlu, yaşanan bugünden yaşanamayacak geçmişe değil, yaşanabilecek geleceğe doğru ilerlemektedir. Bu süreçte, geleceği zihninde canlandırmak ister. Bilimkurgu gelecekle ilgili çok sayıda seçenek ve çözüm üretir. Geleceğe doğru yürürken, bilimkurgunun hareket noktası bugündür, bugünün gerçekleridir ve bu gerçeklerin geleceğe yansıtılmasıdır.

Bilimkurgunun amacı, geleceğin bilinmezlikleriyle ilgili mantığa aykırı olmayan öngörülerde bulunmak, çözümler üretmektir. Zamana hükmetmek, mekânı fethetmek de bilimkurgunun işlevleri arasındadır. Bilimkurgu, bugün var olmayan ama gelecekte var olabilecek bir düzenin betimlemesini yapar. Bu düzen sadece geleceği değil, kimi zaman da şimdiyi ya da geçmişi kapsar. Tarihten de beslendiği olur.

Geleceği önceden görmek, olup biteni tahmin etmek bilimkurgunun sorunu değildir. (…) Bilimkurgunun derdi, tutarlı bir gelecek tahmini yapabilmek değil, içinde yaşanan dönemin sorunlarının kendince üstesinden gelebilmektir.” (Roloff – Seeplen, 1995:67)

Bilimkurgudan peygamber kehanetleri beklemek olanaksızdır. Bilimkurgu olsa olsa, yaşanan zamanın bu alanlardaki alışılmış algılamaları değiştirmeye yarayacak yeni bakış açıları getirebilir; geleceği bilimsel bir biçimde kestiremez.” (Oskay, 43)

Bilimkurgu öngörülerde bulunurken, bir değil birden çok sayıda farklı dünyalar olabileceğini söyleyen bir bakış açısını yerleştirmeye çalışır. Böylece insanları, içinde yaşanılan sistemi tartışmaya ve eleştirisini yapmaya yöneltir. Yeni dünyalar tasarlarken de olabilecek sonuçlar üzerinde durur.

Göremediklerimize baktığımız zaman gördüklerimiz, kafamızın içindekilerdir. Düşüncelerimiz ve düşlerimiz, iyi olanlar ve kötü olanlar. Ve bana öyle geliyor ki, bilimkurgu gerçekten işini yaptığında ilgilendiği şey tam da budur. (Ursula K. Le Guin – Akt. Güney,2007)

Bilimkurgu çocuklar için ilgi çekici bir türdür. Çocuklar serüveni sever; gelecekle ilgili yolculuklar ve yorumlar yapmak çocuk ruhuna uygun düşer. Bilimkurgu, bilimsel mantığa uygun olmayanı dışladığı için bilimi sevdirir.

Bilimkurgunun Ortaya Çıkışı

İnsanoğlunun doğaüstü ve doğadışı olaylara duyduğu merak, bilimkurgunun ortaya çıkmasının önkoşullarından biridir. Tarih boyunca, insanın görülmeyene ve olağanüstüne olan ilgisi fantastik öyküler kurgulamasına ve yaratmasına yol açmıştır. Ayrıca insanoğlu her zaman geleceğin dünyasını öngörebilme, başka dünyaları keşfetme isteği içinde olmuştur. MS II. yy.da Lukianos’un yazdığı “Olmuş Bir Öykü“den 17. yy.a kadar pek çok yazar başka dünyalara düşsel yolculuklara çıkmıştır; fakat bunlar bilimsel temelli anlatılar değildir.

17.yy.da toplumsal devrimlerin, keşiflerin ve bilimsel buluşların yoğunlaşması, türün ortaya çıkışının asıl zeminini oluşturmuştur. Kepler, 1634’te “Sommirium” adlı kitabında ayda yapılan geziyi anlatır. İngiliz papaz Badwin, 1638’de “Ayda İnsan“ı, Cyrano de Becrac 1650’de “Ayda Gezi“yi yazar. 18. yy.da ise, ayla ilgili düşsel geziyi konu edinen bir başka yazar Voltaire’dir. Türkçeye “Yıldızdan Yıldıza Seyahat” (1909) olarak çevrilen “Micromegas“ta Voltaire, evrensel ölçekte insanın küçüklüğünü işler.

Bütün bu gelişmeler Batı’da aydınlanma dönemine denk düşmektedir. Aydınlanma aklın yüceltilmesine dayanıyordu. Buradan hareketle aklın çıkarları için (Batı’nın ve uygar(!) olanların), “uygar olmayanları” yola getirmesi gerekmektedir. Geçmiş de örnek oluşturuyordu. Daha önce tanrı ve imparatorluk adına gerçekleştirilen cinayetler şimdi de aklın çıkarları adına meşru gösteriliyordu. Gezi edebiyatında evden ve memleketten bu amaçla uzaklaşılır. Robinson Cruzo elinde baltası ve İncil’iyle bir adaya çıkar. Akıl adına, yetişmekte olan kimse evden uzaklaşacak ve dünyayı fethedecektir.

19.yy.da ise bilimkurguya Victoria çağı (1837 – 1901) eğlence edebiyatı kaynaklık yapar. John Baxter, Victoria çağının ruhunu şöyle tarif ediyor:

Victoria çağının insanları için dünyanın araştırılması ve keşfi sadece hak değil, aynı zamanda bir görevdi. Emperyalist mistik ile birleşmiş bilme, öğrenme arzusu iki şeyi de birlikte körükledi: Sömürgeciliği ve bilimsel araştırmayı. Yeni karaların, yeni ülkelerin incelenip tanınmasının yanısıra, yeni doğal ve doğaüstü fenomenlerin (olgu, olay, görüngü) keşfi de gündeme geldi.(…) Misyonerler Afrika’nın içlerine dalarak onu araştırdılar, botanikçiler en yüksek dağlara tırmandılar ve fizikçiler spritualist (idealist felsefenin bir koluna bağlı) güçlerle deneyler yaptılar. 19. yy.ın İngiliz’i için bütün bunlar birbiriyle çelişmeyen şeylerdi. Dünya devasa bir sırlar deposuydu, gizli köşe bucaklarda keşfedilmek için nelerin beklediğini kim bilebilirdi ki. Kuşkusuz bütün bunlar, her türlü araştırmaya verilen destek, araştırma özgürlüğü ve cesareti, asıl tek bir amaca, İngiliz imparatorluğunun egemenlik amacını güçlendirmeye hizmet etmekteydiler. (…) Araştırma ve keşfe düşkünlük, (…) Victoria çağı emperyalizminin kendini meşru kılma ideolojisinin araçları arasında yer almaktaydı. (…) Sömürgelerin kaybedilmesi, bu bağlamda manevi kayıpların da bu sürece eşlik etmesi anlamına gelir. Eski sosyalizasyon ve kimlik modelleri işe yaramaz hale gelince, ‘eğlence sanayii’ devreye girip bu boşluğu kısmen doldurmaya çalışır. Bundan böyle sömürge bölgelerine yapılan (edebiyattaki) araştırma gezilerinin yerine, denizlerin diplerine, uzaydaki gezegenlere yapılan yolculuklar geçmiştir.” (Roloff – Steeplen, 1995:119)

Bilimkurgunun ortaya çıkışı ve etkili oluşundaki en büyük etken, bilim ve teknoloji alanındaki baş döndürücü gelişmelerdir. Sanayi devrimiyle birlikte, bilim ve teknolojiye duyulan hayranlıktan dolayı, teknolojik ütopya kurma mümkün olmaya başlamıştır.

Teknolojik ütopya öncesinde fantastik edebiyat, serüven ve gezi edebiyatı bulunmaktadır.

Bilimkurgu romanlarında teknoloji bir yerlere ulaşmak, bir yerlere adım atmak için kullanılmaya başlanmıştır. 19 ve 20. yy.da ise bilimkurgu, görülmeyenin ve olağanüstünün bilimsel bir temelde olabilirliği iddiasıyla ortaya çıkmıştır.

Bilimkurgu, öteki edebiyat türlerindeki cinayet öyküleri, casusluk gerilimleri, sosyal taşlamalar, anti-militarist siyasi hicivler gibi öğeleri kullanabilen, ama yine de kendine özgü niteliğini koruyabilen bir türdür.

Mitoloji ve füturoloji gibi türlerin yanısıra bilimkurgunun ortaya çıkışını besleyen asıl kaynaklar arasında fantastik ve ütopik edebiyat eserleri bulunur.

Bilimkurgu ve Fantastik

Düşünce tarihi açısından bakıldığında, XVIII. yy. sonunda ortaya çıkan bir tür olarak fantastik, akıldışı olanın yeniden doğuşunu temsil eder, Aydınlanma’nın zaferine karşı bir tepkidir.(Pierre – Paolo, 2003) “Bilimkurgu, ütopik edebiyatla gotik fantezinin kaynaşmasından oluşmuştur.” (Roloff – Steplen, 1995:112)

Bilimkurgu ile fantastiği birbirinden ayıran temel özellik, gerçeklik karşısındaki tutumlarıdır. Fantastik romanlar, olayları gerçekdışı dünyada bilimsellikle bağdaşmayan, bilimin karşısına doğaüstü öğeleri (büyücülük vb.) çıkararak gerçekdışı olarak anlatır.

Bilimkurgunun ise ana kaygısı, bilim temelli olması ve bunun sonucu olarak da gerçekliğe bağlı kalmasıdır. “Bilimkurgu yazınının (edebiyatının) fantazyalara ve mitolojiye benzer tüm öğelerine karşın temelde onlardan farklı olarak insanın bilimsel yeteneğine seslenen bir söylem biçimi, bir kurgu niteliği taşımasıdır. (…) Mitolojiler bir topluluğa ait ve o topluluk için bir tüm alarak geçerli sayılan, kolektif nitelikte, durağan bir dünya ve kozmos anlayışını yansıtırlar. Bilimkurgu ise, bu kolektif ve durağan kozmos ve dünya anlayışının aşılması için geliştirilmiş bir kurgu türüdür.” (Oskay, 12, 28)

Bilimsellik göz ardı edilirse, bilimkurgu bilimkurgu olmaktan çıkar, biçim değiştirir, fantastik olur. “Yadırgatıcı bir kurgu metni eğer kendini bugün var olan bilimsel kabullerle temellendirmeye çalışıyorsa bilimkurgudur, böyle bir kaygısı yoksa fantezidir. (…) Bilimkurguda kurgunun üzerine dayalı olduğu varsayım, yazarın ‘bugün, burada’sında geçerli olan bilimsel tezlerle çatışmamalıdır. Bir bilimkurgu romanında ışık hızını aşarsın; ama bunu açıklamak zorundasın. Fantezide böyle bir sorun yok. Fantezi, okura ‘inanma duygusunu askıya al!’ diyor. ‘Ben sana bir öykü anlatacağım, bitene kadar inanıyormuş gibi yap.’ Bilimkurgu bu ‘inanma duygusu’nu yenmek zorunda.” (Somay, 2000:98)

Bilimkurgu öyküleri androidler, robotlar, uzay gemileri, zaman makineleri, dünya dışı varlıklar, uzaydan gelen virüsler, galaktik imparatorluklar gibi olabilirlik, gerçekleşebilirlik duygusu yaratan öğeleri içerir. Fantastik öyküler ise büyücüler, cadılar, vampirler, kurtadamlar, sihirli prensesler gibi pozitif bilimlerin kabul edemeyeceği öğeleri kullanır.

Gerçekdışılık, hem bilimkurguda hem de fantastik romanlarda vardır. Aradaki en önemli fark, bilimkurgudaki gerçekdışılığın bilim ve teknoloji üzerinde yükselmesidir.

Düşsel (Fantastik) türde olayları, durumları bilimsel ya da bilimsi yolla açıklama kaygısı yoktur. (…) Olağanüstü ama gerekçesiz olaylarla karşılaşırız düşsel yazın (fantastik edebiyat) türünde. (…) Bilimkurgu türünde de inanılmaz yaratıklar, teknik olağanüstü buluşlar yer alır. Fakat bilimkurgu türünde her zaman bilimsel ya da bilimsi gerekçe bulma yaygındır.” (Duru, 1973)

Bilimkurgu gelecekle ilgili olmasına karşı, fantastik geçmiş ya da bugünle ilgilidir.

Bilimkurgu ve Ütopya

İçinde ütopya bulunmayan bir dünya haritası, göz ucuyla bile bakılmaya değmez.Oscar WILDE

Bilimkurgunun ortaya çıkışında ütopyalar da etkin rol oynamışlardır. “Ütopya terimi genelde hayale dayanan, ideal ve arzulanır düşünce biçimleriyle, bu düşünce biçimlerinin kurgulandığı ülkeler ve toplum yapısı anlamına gelmektedir. Grekçedeki ‘ou – hiç, yok’ anlamına gelen sözcükle, ‘topos – ülke, yer, bölge’ anlamına gelen sözcüklerin bitiştirilmesiyle oluşmuş (yokülke). (…) Edebiyat terimi olarak ütopya ise mutlu ve refah içinde bir toplum düzeni tasarlayan ve bu tür toplumları anlatan yarı felsefi ve yarı yazınsal (edebi) ürünleri kapsar.” (Bayar, 2001:23,286)

Bir ‘tür’ olarak tam da edebiyatın içine oturmaz ütopya; ‘olan’ı değil de, ‘olursa iyi olur’ diye inanılanı anlatmaya kalkışan edebiyatın, yani ‘tezli/taraflı’ edebiyatın taşıdığı bütün sakıncaları yüklenmeye hazırdır. Öte yandan, ‘daha iyi bir dünya’nın ne olduğuna ve nasıl oluşturulacağına dair düşünceleriyle hem siyasete ve siyasi sosyolojiye, hem de siyaset felsefesine çok yakındır tabii. İlginçse, ‘edebi/estetik’ özelliklerinden ötürü değil, bu ‘düşünsel’ yapısıyla ilginçtir.” (Belge, 2009)

İnsanoğlu kaygılarını ve hoşnutsuzluklarını, kusursuz bir toplum öngören ütopik öykülerle gidermeye çalışmıştır. 2500 yıldan beri kurgulanan ütopyalar da çoğunlukla geleceği konu alır.

Ütopyaların kesintiye uğradığı dönemler yok değildir. 15. yy. öncesi, dinselliğin ağır bastığı dönemlerde, dinin dışına çıkarak ütopya üretmek çok tehlikeli bir iştir. Ayrıca din, cennet ve cehennemle bir anlamda ütopya ihtiyacını karşılamaktadır. İnsanoğlu cennet kavramıyla bir yandan ölüme karşı teselli bulurken, bir yandan da eşitlikçi düzenin burada gerçekleşebileceğini düşünmektedir. Rönesansla birlikte oluşan kültürel atmosfer (14.yy.ın sonu, 15 ve16.yy.lar), matbaanın icadı, Amerika’nın keşfi gibi gelişmeler insanları toplum ve devlet konusunda yeni tasarımlara zorlamıştır. Kapitalizmle birlikte ise sömürü, baskı ve eşitsizlikçi ilişkilerin daha görünür olması, onları eşitlikçi düzeni tasarlayan ütopyalara yöneltmiştir.

17. yy.dan günümüze uzanan sürecin ütopyaları ‘İyi Hal ve Hareket Ütopyaları’ndan ziyade ‘Düzen Kurma Ütopyaları’dır. Campanella’nın kaleme aldığı ve Platon’un Devlet’inden sonra alenen sosyalist açılımlar getiren Güneş Kent ile gerçekten olmayan bir yeri anlatan ilk ütopya olan Thomas More’un Ütopya’sını Düzen Kurucu Ütopyalar arasında sayabiliriz. Ütopya işsizliği ele alıyordu. More’ un Ütopya’sı, uzak bir adaydı; zaten yolculuklarla, keşiflerle dolu 17. ve 18. yüzyıllarda bütün ütopyalar adalarda ve uzak ülkelerde geçerdi.” (Wells, Akt. Güney, 2007:66)

Ütopyalar, ” ‘Donmuş’ özelliği ve ‘kuralcı/normatif’ karakterlerinde ötürü eleştirilmesi gerekir.” (Belge, 2009) Ütopyalar, felsefi açılımlarını “Guliver’in Gezileri“nde olduğu gibi pozitif bilimlere dayandırmasalar da, insanoğlunun geleceğe umutla bakmasını sağlaması yönünden bilimkurguya kaynaklık yapmışlardır.

‘Keşke’; işte budur ütopya nın sol anahtarı.” (Wells, Akt. Güney, 2007:62)

Bilimkurgu ve Sistem Eleştirisi

Ünsal Oskay’a göre (12, 38) kimi anlatı türleri, içinde bulundukları zamanın ve toplumun doğal saydırttığı algılama biçimlerini aşmak istedikleri, dünyayı alışılmış dünyadan ibaret saymanın körlük olduğunu fark etmelerine karşılık yeni bir bilişsel yapı oluşturamamışlardır. “Bilimkurgu görünümündeki yaygın (popüler) türler; örneğin ‘uzay operası’ dediğimiz tecimsel (ticari) yönden ‘başarılı’ türler ise mitolojideki mitler gibidir. Mitler gibi çağının toplumsal dinamiklerini açıklamak yerine, değişmez şeyler olarak algılanan motifleri mutlaklaştırırlar. (…) Bu alt türden bilimkurgular (…) insanlığın mitolojiden çıkışını değil, mitolojiye dönüşünü amaçlamaktadır.”

Bilimkurgunun da, öteki yazın (edebiyat) dallarında olduğu gibi, iyi ve kötü örneklerinin bulunduğunu söylemek mümkündür.” (Güngör, 2008)

Nitelikli bilimkurguyla içinde yaşadığımız sistemin eleştirisi yapılır. “Mitlerin ‘dağıtılması’ insan’ın, aklın ve bilimsel bilginin önemini kavrayabilmesi için günümüzde her şeyden çok önem taşımaktadır. Bu, bilimkurgu alanı, bu nedenle, doğru iş yapmaktadır.” (Ü.Oskay:41)

Bazılarının öngördüğü gibi bir ‘gerçeklerden kaçış’ edebiyatı değil, tam da bastırılan, susturulan, yok sayılan on binlerce farklı gerçekliğin, düzinelerce farklı siyası tahayyülün, onlarca farklı toplumsal ve kişisel ilişki biçiminin ifade alanı bulduğu ve böylece gerçekliğin çoğullaştığı bir alandır bilimkurgu.” (Güney, 2007:11)

Kadınlar, bilimkurgu romanlarında yönetici kesimde yer alıyorlar, komutan oluyorlar. (…) Bilimkurgu filmlerinde kadınlar erkekleri kurtarıyor. Aslında bilimkurgu azınlıklara, kadınlara, ikinci sınıf görülen ötekilere, kendilerini ifade etme özgürlüğü tanıyor. Ben bilimkurguyu bu anlamda çok da özgürleştirici buluyorum.” (Ş. Yücel, Akt. Güney)

Ursula K. Le Guin, eserlerinde doğanın bir kaynak olarak algılanması fikrini eleştirir ve insanla doğa arasındaki hiyerarşik algılamanın yerine, doğanın insanla beraber aktif bir özne olarak algılandığı yatay bir ilişkiye dair tasavvuru dillendirir. (…) Onun için bilimkurgu ne sadece geleceğe dair bir tahayyül ne de bilim ve teknoloji fetişizmidir, bilakis hemen yanıbaşımızda olup da göremediklerimizi bize gösteren yadırgatıcı bir edebi formdur. (…) 50’li, 60’lı yılların bilimkurgusunda doğa bir ‘kaynak’ olarak tanımlanır. Bu yaklaşım 70’li yıllarda değişmeye başlar. Doğanın kaynak olarak değerlendirilmesi şiddetle eleştirilir. (…) 80’li yıllardan sonra, doğanın ve insanın kontrol altına alınmasının tahakkümcü etkilerine değinen, bunu eleştiren ve bu bağlamda teknolojik belirlenimciliğe şüpheyle yaklaşan sayısız bilimkurgu eseri yayımlanmıştır.” (Güney, 2007)

Bilimkurguda Gerçekleşen Hayaller

Bilimkurgu hayal kurma becerisinin ürünüdür. İnsanlar hayal kurarak gerçekliğe ulaşır. Bugün kabul ettiğimiz ve yaşadığımız gerçekliklerin temelinde, geçmişte kurulan hayaller vardır. Bilimkurgu eserleri, insanoğlunun sınırsız hayalgücü sayesinde bilim ve teknoloji üstünden geleceğin dünyasına sayısız olabilirlikler, olasılıklar önerir. Bilimkurgu tarihi, geçmişteki hayal ve tasarımların bazılarının daha sonra gerçeğe dönüştüğünü göstermiştir.

İnsanoğlunun uçmayla ilgili düşleri, bilimkurguyu besleyen kaynaklardan biri olan mitolojik öykülerde önce dillendirilmiş, aradan yüzyıllar geçtikten sonra düş gerçeğe dönüştürülmüştür. Efsaneye göre labirente kapatılan Daidolos ve oğlu İkaros, kurtulmak için uçmayı düşünürler. Baba oğlu için kanat yapar ve balmumuyla bunları İkaros’un vücuduna yapıştırır. Havalandığında yüksekten uçmamasını söyler. Babasının öğüdünü dinlemeyen ve yükseldikçe yükselen İkaros, güneşe yaklaştıkça kanatları tutan balmumu erir ve Sisam Adası yakınlarında denize düşerek ölür. Bu öyküde yer alan insanoğlunun uçma isteği, 19. yy.ın sonu ile 20. yy.ın başında gerçekleştirildi.

Fransız yazar Cyrano de Bergerac, 1650’li yıllarda “Ay Devletlerinin ve İmparatorluklarının Gizli Tarihi” adlı kitabını yazar. Yazar, paraşüt ve gramofon gibi araçlara, henüz bu araçlar icat edilmeden kitabında yer verir. Kitabın kahramanı uçmayı da gerçekleştirir.

İngiliz yazar Mary Shelley, 1817 tarihli öyküsü “Frankeştayn“da çılgın bilim adamının tanrıya öykünerek canlı (yapay insan) yaratmasını anlatır. Yarattığı canlının denetimden çıkmasının yol açacağı felaketler üzerinde durulur. Günümüzde genetik mühendisliğini geldiği aşama, hayvan kopyalaması gibi gelişmeler düşünüldüğünde, kitapta yazılanlar insanlara artık düş olarak görülmemektedir.

Jules Verne ve H. G. Wels’in söz ettiği aya yolculuk düşü 20 Temmuz 1969 tarihinde astronotların ay yüzeyine ayak basmalarıyla gerçeğe dönüşmüştür. Jules Vern’in anlatılarıyla, sonradan gerçekleştirilen ay yolculuğu birbirine çok benzer. Böylece aya yolculuk ve ay, bilimkurgu yazarlarının ilgi odağı olmaktan çıkmış, yazarlar başka gezegenlere ve yıldızlara yönelmişlerdir.

İlk kez 1920’de Çek yazar Karel Capek’in yazılarında geçen robot, otomatik ve kendi kendine sürekli çalışan anlamına gelmektedir. Bilimkurguda metalden ve insan biçiminde tasarlanan robotlar günümüzde de bu biçimleriyle sanayide kullanılmaktadır. Kimi sektörlerde insanların yerini robot işçiler almakta, ayrıca insana zarar verecek ortamlarda robotlar iş görmektedir.

ABD, II. Dünya Savaşı yıllarında atom bombası üretme çalışmalarına sürdürürken, bir bilimkurgu dergisinde çıkan bir öyküde atom bombasının nasıl yapılacağı anlatılır. Telaşlanan istihbarat örgütleri bir soruşturma yürütürler. Atom bombasını gerçeğine yakın bir biçimde betimleyen yazarın, devletin bu çalışmasından habersiz olduğu anlaşılır. Bomba yapma çalışmaları sürdürülür, Nagazaki ve Hiroşima’ya atıldığında, öyküde benzeri anlatılan bombanın niteliğini tüm insanlık acı bir biçimde öğrenmiş olur.

John Brunner’in “Şok Dalgası Süvarisi” adlı eserinde, insanlar telefon tuşlarını kullanarak kredi işlemleri yapabilmektedir. Dünyada iletişim, bir ağ sayesinde olmaktadır. Yazar bu kitabını 1974 yılında yazmıştır. (…) O zamanlar ‘internet’ kavramının sadece akademik düzeyde incelendiğini sanıyorum. Ancak günümüzde internet ile istediğimiz her türlü bilgiye ulaşabiliyor, posta gönderebiliyor veya herhangi bir ürünü sipariş edebiliyoruz.” (Ünlü, 2000)

Çoğu kimse bugün kullanmakta olduğumuz cep telefonları ile TV uydularını Artur C. Clarke’nin düşlerine borçlu olduğumuzu bilmez.” (Bayar, 2001:16)

Artur C. Clarke ‘2061′ adlı kitabında Jüpiter’den ve onun uydularından bahsediyordu, hatta birinde buz kitlesi olduğunu bile söylüyordu; kitabın yazıldığı tarihten sonra teknoloji gelişince bu araştırmalar yapıldı ve kitapta söylenenler doğrulandı.” (Uludağ Sözlük)

Ursulla K. Le Guin’in ‘The Left Hand of Darkness’ yapıtı, genetik mühendisliğinin etkilediği bir dünyada, hem kadın hem erkek olabilen insanları anlatır. Roman, kadın ve erkek tiplerine ve cins ayrımcılığına karşı bir deneme niteliğindedir.” (Güngör, 2008)

Yukarıdaki bilimkurgu kitaplarında önce söz edilen, sonra da gerçekleştirilenler, yazıldığı dönemlerde hayal edilmesi bile zor olan bilimsel konulardır. Zühtü Bayar‘ın (2001:16) dediği gibi, “insanın düşü gerçekleşmeden önce bilimkurgu, gerçekleştikten sonra ise artık bilimsel ve teknolojik bir olgudur.” Bilimkurguda gerçekleşenlerin yoğunluğuyla ilgili olarak Bülent Somay, “Her şey bilimkurgu oldu, yani gerçeklikle bilimkurgu arasında fark kalmadı, o yüzden insanlar fanteziye yöneldi.” demektedir.

Türkiye’de Bilimkurgu

Türkiye sanayi devrimi yaşamadığı için bilimkurgunun burada doğması ve gelişmesi beklenemezdi. Bilimkurgu türünde Türkiye’de yeteri kadar üretimin olmamasının nedeni, bilimsel temel eksikliğidir.”Bilimkurgu pozitivist geleneğin çocuğu. (…) Batı ve Orta Avrupa kültüründe pozitivizm var; çünkü onlar Aydınlanma dönemini yaşamışlar. Bilimkurgu bu yüzden yazılamaz Türkiye’de.” (Somay, 2000:98,99)

Kimi yazarlara göre ise 80’li yıllardan itibaren iletişim araçlarının ve bilgisayarın gündelik yaşama girmesi, globalleşen dünyada farklılıkların azalması, bilim ve teknolojinin bir ucundan tutulmuş olması bilimkurgunun dikkat çekmesine yol açmıştır. “Bugün Türkiye’de 650’ye yakın kitap yayımlanmıştır (Nisan 2004’e kadar). 1943’ten bu yana bizim bilimkurgu yazarlarımızın yazdığı 71 diye bir rakam elde ediyoruz. ” (U. Güney) Dr. Vedii Bilgin Hataylı’nın “Rüya mı Hakikat mi?” adlı kitabını ilk yerli bilimkurgu eseri olarak kabul edebiliriz.

Türün Geleceği

Bilimkurguda gerçekleşenler göz önünde bulundurularak, hem dünyada hem de ülkemizde türün geleceğiyle ilgili ilginç yorumlar yapıldığına tanık olmaktayız. Stanislw Lem (Akt. Güney, 2007:37), “Teknolojik gelişmenin, yaşamın tüm alanlarında yol açtığı büyük ve kökten değişimlerin varlığının ve sürekliliğinin bilimkurguyu belki de çoktan başlamış olan bir krize sürükleyeceğine inanıyorum.” demektedir. Bülent Somay’a göre, “Bilimkurgu sona erdi artık; çünkü bilimkurgunun ortaya koyabileceği yeni bir şey yok. Zaten her yer, her şey bilimkurgu oldu, yani gerçeklikle bilimkurgu arasında fark kalmadı, o yüzden insanlar fanteziye yöneldi. (…) Eğer bilimkurgu 20. yy.ın türüyse, fantastik 21. yy.ın türü olacak demek mümkün.” Yazar, bu yönelişi olumlu bulmaktadır: “Fantastiğin her türlü temeli var Türkiye’de. Sonuçta masal kültüründen geliyoruz. 1001 Gece Masalları, Dede Korkut Masalları. Bunlar üzerine fantezi kurulabilir. Her türlü malzeme var.” demektedir. (Somay, 2000:99)

19. yy. ve sonrasında bilimkurgu, geleceğin bugünden daha iyi olacağı inancını geliştiriyor, insanoğlunun mutluluk arayışına cevap veriyordu. Günümüzde bilimlerin ilerlemesiyle öyle bir aşamaya gelindi ki Mars’a, Merih’e gitmek, artık insanlarda “Acaba olur mu?” duygusu yaratmıyor. II. Dünya Savaşı’ından sonra teknolojik ürünlerin üretiminin artması, yoğun olarak kullanılması, teknolojiye hemen uyum sağlanması sonucunda artık bilimkurguda hayal edilenler hayretler uyandırmıyor, eskisi kadar etkileyici olmuyor. Çünkü hayaller hemen gerçeğe dönüşüyor.

Bilimkurgu romanları yazan Bülent Akkoç da türün geleceğiyle ilgili benzer görüşler ileri sürerken, bilimkurgunun alanına girebilecek iki yeni gelişmeden söz etmektedir:

Günümüzde eski günlerdeki gibi bir hedef olmadığını görüyoruz. Bir hedefi olmayan insanoğlunun bir hayali de olamaz. Ayrıca günümüzde bilim bir noktada bilimkurgu ile kesişti ve artık eskiden hayalleri süsleyen tüm o düşler birer gerçek halini aldı. Ekonomik dünya anlayışı da ‘al ve tüket’ felsefesi ile tüm bu yenilikleri değersizleştirip birer meta haline getirdi.

Bugünlerde bilimkurgu yazınını etkileyebilecek iki yeni olay dikkatimizi çekiyor.

Bunlardan biri nanoteknoloji (maddeyi atomik ve moleküler seviyede kontrol etme bilimi), bir diğeri ise genetik. Her iki alan da önümüzdeki on yıllırda büyük buluşlara imza atacak ve yaşantımızı değiştirecek. Bu bilimsel buluşların ortaya koyacağı değişikliklere hazırlıklı olabilmemiz için bilimkurgu eserlerinin bizi hazırlaması gerek.” (Akkoç, 2007:38)

* * *

Bilimkurgu romanları, anlatılanların bir yanıyla hayali olduğunu bilen ve bir yanıyla da bilim temelli olması nedeniyle okuyucuda olabilirlik hissi, gerçekleşebilirlik düşüncesi yaratmalıdır.

Bilimkurgu yazarı, uzay ya da başka evrendeki geziler, zamana yolculuk, dünyanın olası geleceği ya da sonu, başka yıldızlardan gelen canlılarla karşılaşma gibi konuları işlerken, her şeyi bilime ya da bilimsel teorilere dayandırmalıdır. “Bilimkurgu öyküsünün önde gelen özelliği bilimsel verilere, güçlü varsayımlara, geçerli görünen kavramlara ters düşmemeye özen göstermesi olmalıdır.” (Güngör, 2008)

Bir bilinenlerin sınırında dolaşan bilimkurgu vardır, bir de bilinenleri görmezden gelen bilimkurgu.” (J. Russ) Kötü olarak nitelendirilecek ikinci tür bilimkurgu romanları okuyucuya sunulmamalıdır.

Bilimkurgu romanları, şimdi ya da gelecekteki alternatif hayatın nasıl olacağına ışık tutmalıdır.

İnsanların içinde yaşadığı fiziksel, biyolojik ve sosyal evren sürekli değiştiği gibi, bu alanlara ilişkin kavramlar da değişmektedir. Bilimkurgu, durağan dünyanın kavramlarıyla ilgili önyargıları aşarak vereceği umut ve getireceği önerilerle, geleceğin dünyasına ilişkin sayısız olasılıklar ortaya koymalıdır.

Bilimkurgu, emperyalist politikaları meşrulaştırmanın aracı olarak kullanılmamalıdır. Fetişleştirilen (yüceltilen) bilim ve teknolojiyle uzayın fethedilip sömürgeleştirilmesi bir hakmış, bir çözümmüş gibi gösterilmemelidir. Bilimkurgu, baskı ve tahakküm politikalarının bir parçası haline getirilmemelidir.

Hayatı, insan ve dünya dışı nedenlerle açıklayan kimi sözde bilimkurgu romanlarının (‘kahraman-prenses-canavar’ üçlüsüne dayanan popüler ‘uzay operaları’- Ü. Oskay), onu anlamayı zorlaştırdıkları için özgürleştirici etkisi olmamaktadır. Bunlar, tıpkı mitolojilerde olduğu gibi durağan bir dünya anlayışını ve bu anlayışın değişmezliğini yansıtmaktadırlar. Bilimkurgu, okuyucusuna ‘kaçış’ı önermemeli, onun bilişsel ve düşünsel yeteneklerini körelten, dünyanın ve insanın sorunlardan kurtuluşunu inanca yönelmeyle ya da dünya dışı güçlerle gerçekleşebileceğini söylememelidir.

Bilimkurgu, dinsel öğretilerin gelecekle ilgili öngörülerini pekiştirmeye değil, bu alanlardaki inançlarla ilgili bilim dışı algılamalara karşı çıkmalıdır.

Bilimkurgu romanları, günümüzün toplumsal dinamiklerinin açıklanmasına ve değişmez, durağan dünya ve evren anlayışının aşılmasına yönelik olmalıdır.

Bilimkurgu romanları, insanın yanlış bilincini okşayıcı olmamalıdır. Hayatı anlama konusunda edilgin olan, onun zorluklarından kaçan insanın hayalciliğini desteklememelidir.

Bilimkurgu ürünleri, bütün zorluklarına karşın hayatın, insan eliyle değiştirilebileceğini ve yeni değerlere göre yeniden kurulma olanağının bulunduğunu okuyucusuna sezdirmelidir.

Bilimkurgu romanları, ilgi çekici olmak için yeni öğelere yer verirken, bu öğelerin aklı gölgeleyecek düzeyde olmamasına özen göstermelidir.

Bilimkurgu, spekülatif ve bilim dışı örnekleri temel alarak yazılan romanlar ya da mistik olaylar, cinler, periler, yıldız falcılarıyla ilgili bir tür olarak değerlendirilmemelidir. Bu romanlar bilim temelli hayalgücü ile toplumsal eleştiriyi birleştirebilmelidir.

Bilimkurgu romanlarında “uygarlık”, “demokrasi” gibi değerlerden yola çıkarak “uygar olmayan”ları yola getirmek adına sömürgecilik ve yayılmacılık meşru gösterilmemelidir.

Amerikan bilimkurgusunda sunulan zengin ve saldırgan erkeklerin en tepede, yoksul kitlelerin ve kadınların da en altta olmaları gerektiği varsayımına günümüz bilimkurgusunda yer verilmemelidir.

Bilimkurgu romanlarında teknolojik ilerlemeyi gerçekleştiren en iyi ortamın savaşlar olduğu savunulmamalıdır.

Bilimkurgu romanları, militarist felsefeye ve savaşa karşı çocuk ve gençlerde barışçıl duygu ve düşünceleri geliştirmelidir.

Bilimkurgu, gençlerin daha iyi ve daha adaletli bir dünya özlemlerine cevap vermelidir.

Bilimkurgu çocukların hayalgücünü geliştirmeli, onlara sorunları görme ve bu soruları çözme becerisi kazandırmaya çalışmalı, onlara umut aşılamalı ve onlarda güzel bir gelecek umudu yaratmalıdır. Çocuklara düşünme, öğrenme, buluş yapmaya istekli olma, iyi ve kötüyü kestirebilme yetenekleri kazandırmalı.

Ek: Bilimkurguyla İlgili Saptamalar

Bilimkurgu pozitivist geleneğin çocuğu, bu yüzden kendini pozitivist bilime, fizik bilimlerine daha ziyade bağlamak ve kendini onunla gerçekleştirmek zorunda.

Bülent SOMAY

* * *

Bilimkurgu bana göre her şeyden önce sanattır. Öyle bir sanat ki bir ayağı bilim ve teknolojide, öbür ayağı estetikte. (…) Bir konunun bilimkurgu olup olmadığının çok basit bir ayrımı vardır. Bilim ya da teknoloji temelli bir zihinsel tasarım, henüz gerçekleşmemişse ve bu tasarım bir sanat formu içinde sunuluyorsa; bu, bilimkurgudur. Gerçekleştiği zaman bilimkurgu olmaktan çıkar. (…) Bilimkurgucu ile bilim adamı arasındaki ayrımı da, birincisinin kurguladıklarını, ikinci grubun laboratuarda gerçekleştirmesi olarak tanımlamak hiç de yanlış olmaz.

Zühtü BAYAR

* * *

Bilim ve teknolojideki değişimlere insanın tepkisini inceleyen bir edebiyattır.

Isaac ASIMOV

* * *

Bilimkurguya uygulanabilecek ‘akla yatkınlık’ ölçüleri (…) bilimden alınmalıdır.

Joanna RUSS

* * *

Okurları başka dünyalara, olağanüstülüğe, doğadışına sürüklese de kullandığı dil bilim dilidir ya da bilmsi bir dildir.

Orhan DURU

* * *

Bilimkurgu, bilimin izin verdiği oranda mümkün olabilecek olanı kullanan bir yazındır, gerçekçilikle sınırlandırılmış bir düşçülüktür.

Michel BUTOR

* * *

Bilimkurgu türünün karşıladığı hoş vakit geçirme gereksinmesi, hiçbir zaman bir başına bu türün yeğlediği biricik amaç olmamıştır. (…)

Eğlence ve hoş vakit geçirme amacına yönelik edebiyatın öteki türleriyle (western, aşk hikâyeleri vb.) karşılaştırıldığında, türe sürekli yeni öğeler karıştırma ve bunları kendisiyle bütünleştirme yeteneği olan biricik tür, bilimkurgudur. (…) Bilimkurgu mutfağının heterojen yapısı, türün her türlü fikir ve biçime açık, geçirgen yapısını ve geniş okur kitlelerine seslenebilme olanağını da açıklamaya yeter. (…) Eğlendirici ve hoş vakit geçirici edebiyat türleri içinde, bilimkurgu kadar konularını ciddiye alan bir tür bulunmamaktadır.

Bernhard ROLOFF – Georg SEEPLEN

KAYNAKÇA

Akın Mazlum

Türk Çocuk Edebiyatında Bilimkurgu, Bizim Kitaplar, İstanbul, 2009.
Akkoç Bülent

“Bilimkurguda Robotlar, Androidler ve Siborglar”, http://www.bilimkurgu 2000. com.

“Günümüzde Bilimkurgu”, Lacivert / Öykü ve Şiir Dergisi, Sayı: 14, Ankara, 2007.
Bayar Zühtü

Bilimkurgu ve Gerçeklik, Broy Yayınları, İstanbul, 2001
Belge Murat

“Türkiye’de Ütopya”, Taraf, İstanbul, 5.5.2009.
Duru Orhan

“Bilimkurgu Nedir?”, Türk Dili, Sayı: 334, Ankara, 1973.

“Bilimle Düşsel İletişim”, http:/www. bilimkurgu 2000. com.
Güney K. Murat

Başka Dünyalar Mümkün, Varlık Yayınları, İstanbul, 2007.

“Yemek Kültürünün Bilimkurgudaki Temsilcileri”, www.davetsizmisafir. org.
“O. Makal, M. Acar, M. Gürsoy, Ş. Yücel, D. Yücel’le Bilimkurgunun Türkiye Durumu Söyleşisi”, http:/www.

davetsizmisafir. org.
“B. Somay ile Bilimkurgu ve Fantezi Edebiyatı Üzerine”, www. edebıyatsozluk. com.
Güney Uğur

“B. Akkoç, M. Özdeş’le Söyleşi: Türkiye’de Bilimkurgu Edebiyatı”,http:/www. davetsizmisafir. org.
Güngör Aşkın

Bilimkurgu Edebiyatı, Eğitim – Sen için haz. makale, 2008.
Kesmez Necdet

“Fantezi, Ütopya, Bilimkurgu, Gelecekbilim”, Lacivert/Öykü Ve Şiir Dergisi, Sayı:14, Ankara, 2007.
Le Guin Ursula K.

“Bilimkurgu ve Gelecek”, http:/www. bilimkurgu 2000. com.
Oskay Ünsal

Popüler Kültür Açısından Çağdaş Fantazya, Der Yayınları, İstanbul.
Pierre J.- Paolo T.

“Fantastik Mantık İçinde Bir Skandal”, Kitap-lık, Sayı:66,İstanbul, 2003.
Roloff B.-Steeplen G.

Ütopik Sinema / Bilimkurgu Sinemasının Tarihi ve Mitolojisi, Alan Yayıncılık, İstanbul, 1995.
Russ Joanna

“Bilimkurgunun Estetiğine Doğru”, http://www.davetsizmisafir. org.
Sencan Sedat

“Bilimkurguda Görmezden Gelinenler”, http://canımalbama.com.
Somay Bülent

“Fanteziyle Dalga Geçmek Kolaydır”, Şöyleşi, Evireçevire, Sayı: 6, İstanbul, 2000.
Tok Gökhan

“Bir Gelecek Tasarımı”, Lacivert, Sayı:14, Ankara, 2007.
Uludağ Sözlük

“Bilim ile Bilimkurgu Arasındaki Etkileşim”, http:/www.uludagsozluk. com.
Ünlü Hakkı

“Bilimkurguya Genel Bir Bakış”, http:/bilimkurgu 2000.com


Bu makale Kayıp Dünya’da yazarı Eğitim-Sen Kitap Komisyonu üyesi Sn. Mehmet KAYA ve Eğitim-Sen‘in izniyle 10 Mart 2011’de yayınlanmıştır. Kendilerine bu yazı ve sitemize verdikleri destekler için teşekkür ederiz. Makale ilk olarak Çocuk Edebiyatı Ölçütleri adlı yayında yer almıştır.

Paylaş

Yorum yapın