Peşimde olduklarını biliyordum, sonsuza kadar kaçamayacağımı da. Yine de kaçıyordum. Kötü bir şey yapmıştım. Aslında yapmak istememiştim, öylesine kötü biri olmadığımdan eminim. Ama her insanın sınırları vardır ve yeterince tahrikDevamı »

Benim gibi elli yıldır kaçarak ve saklanarak yaşarsanız, zorunlu olarak marjinal gruplarla, toplumda yer bulamayan tiplerle yakınlaşıyorsunuz. Çoğu zaman, normalde iki dakika bile aynı ortamda olmaya dayanamayacağım insanlara hayatımı emanet etmek zorunda kaldım.Devamı »

Milattan sonra 5.000.000 yılında insanoğlu tüm Samanyolu Galaksisi’ne yayılmıştı. Yüz milyona yakın gezegen ve uyduda yaşam vardı. Kimi dünyadan bağımsız evrilmiş, kimineyse hayatı insan getirmişti.Devamı »

Yükselen sesler heyecanla bekleyen merkez salondaki sessizliği yok ediyordu. Prof. Dr. Bilgin, merkez destek ekranına bakarak olanları takip ediyordu, tüm dünyanın şu anda onu takip ettiği gibi. Devamı »

21. yüzyılın belki de en büyük kaybedeni benim. Bütün dünyanın belki de fikir birliği içinde olduğu tek konu bu: Dünyanın yaşayan, en çok nefret edilen insanıyım.Devamı »

“Yarından tezi yok o bilgisayarı kaldıracağım! Yeter artık! Ne uykun kaldı ne düzenin. Burası sadece yemeğini yiyip, uyuyabileceğin bir otel değil!” Salondan gelen sesler yaklaşırken yükseliyordu. “Evladım, ilelebet yanında olamayacağız senin. O zaman nasıl yaşayacaksın? O aptal oyundaki arkadaşların mı sana yardım edecek? Sorumluluklarının farkına var artık ve gerçek dünyaya dön lütfen!”Devamı »

Hayata kavuşmak gerçekten muhteşem bir duyguydu. Her yerini titreten müthiş bir enerjiyle hücreleri sarsılırken hayata ilk kez gözlerini açtı ve üretim bandının sonundaki kalite kontrol uzmanları ile karşılaştı. İşte bu hiç de muhteşem değildi.Devamı »

Yeryüzündeki eski Genel Merkez binasında birleşen bedenlerimiz ne yazık ki ayrılmak zorunda kalıyor. Görev bütün haşmetiyle bizi bekliyor. Bütün gücümüzü toplayıp mücadele etmemiz ve Beyaz Çığlık’ımızı kurtarmamız şart. Bu yansıDevamı »

Rumeli martalozlarının kethüdası Arnavut Cafer Ağa, devasa zindanları andıran koca arz salonunda, Sultan Mehmed’in huzurunda küçülmüş gibiydi. Sultan’ın hışmından korkarak iki büklüm olmuş bedeni ve el pençe divan durmuş haliyle yaramazlığından utanmış küçük bir çocuk gibi duruyordu. Devamı »

Kemal, brifing salonunda yerini alırken on iki yıl boyunca aynı gemiyi paylaşacağı insanları süzdü. Her biri farklı milletlerden, farklı ülkelerden, farklı hayatlardan tek bir amaç için bir araya gelmiş, tekDevamı »

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Fotoğrafa bakmaktan kendini almıyordu kadın. O masum yüze yakışmayacak zalimlikteki gözler onu çekip alacakmış gibi hissetmiş ve isteksizce kenara itmişti resmi. Müzede sergilenen bir eser olmalı bu, başkaDevamı »

Son Perde Patikadan yukarı çıkmak her zamankinden daha zordu. Birkaç dakikada bir durup dinlenmem gerekiyordu ve güneş altında terliyordum. Burayı biraz önce nasıl koşarak indiğimi bilmiyordum. Ya da daha önceDevamı »

İçtiğimin hapın etkisini ne zaman göstereceği konusunda bir fikrim yoktu. Ama diğer haplara biraz benziyorsa, yarım saat ile bir saat arasında başlaması gerekiyordu. Biraz baş dönmesi ve görüntüde bulanıklaşma, baş ağrısı gibi etkiler beklenebilirdi. Tabii bunlar diğer, ‘normal’ haplardaki yan etkilerdi. Bunun ne zaman ve nasıl etki edeceğini bilebil… Menekşe kokusu…Devamı »

3. Perde Yazın gelmesine daha bir kaç ay vardı, ama şimdiden bazı günler gerçekten sıcak olmaya başlamıştı. Beyaz boyalı tek katlı evimizin bahçesinde güneş altında çalışırken, güneşin boynumu ve yüzümüDevamı »

Koordinatlar mı, diye düşündü adam, Tanrı koordinatların belasını versin! Siyaha tutsak ışıltılar geziniyordu başlığının camında. Yıldızlar kavisli cama yansıyor, yer değiştiriyor, parlayıp sönüyordu. Aşağıda bir yerlerde o mavi umutsuzluk dönüp duruyordu…Devamı »

2. Perde Denizden gelen tuz kokulu esinti yüzüme çarptığında, evimizden kasabaya inen patikayı yarılamıştık bile. Henüz ilkbaharın başı olduğu için güneş fazla yakmıyordu, ama Funda’yla ellerimiz terlemeye başlamıştı. Elimi silmekDevamı »

Aznamıc’ın kalın dudaklarındaki kıvrımları hatırlatıyor uçurumun kenarındaki eğimli taş yığını. Onun gibi kavisli, keskin, ürkütücü ve ömrün ansızın noktalanabileceğini hatırlatacak kadar acımasız. Ayağın kayıverir ve hop, yüzlerce metre aşağı, sayısız hurda mekiğin üst üste istiflendiği zemine çakılırsın.

Hava kararıyor. Kentin girintili çıkıntılı siluetinin doğurduğu gölgeler uçurumun kenarından yavaşça süzülerek aşağı, paslı hurdaların üzerine akıyor. Ay gölgeli gözlere sahip yuvarlak yüzüyle usulca parıldıyor kızaran gökte. Yıldızlar bir arada görünmelerine karşın yalnızlığı hatırlatıyor.

Nedense bir romanın son sayfalarını çeviriyormuş gibi hissediyorum kendimi. Efsaneler tanrısı Zeus beyaz sakallı yüzünü bulutların arasından çıkarıp, “Hayat kitabının kapağını kapıyorum, ey faniler!” dese şaşırmayacağım.

Ve böyle hissetmemin nedeni Aznamıc. Daha doğrusu onu tanımış olmam.Devamı »

Badahan Canatan, bu hikayeyi T.B.D’nin bilim kurgu hikaye yarışması için yazmış, fakat başvuru tarihi ile ilgili bir sorundan ötürü, hikayenin yarışmaya katılamadığını ifade ediyor. Hikayede göreceğiniz “MKİM3033” ifadesi de buDevamı »

Gözlerini açtı. Kül rengi naylon bir çuvalı paçavralar ve kâğıt parçalarıyla doldurarak oluşturduğu yer yatağından doğruldu ağır hareketlerle. Elini ağzına kapama gereği duymadan uzun uzun esnedi. Dışarı kulak kabarttı sonra:Devamı »