Brandon Sanderson
Brandon Sanderson
Fantastik İnceleme Makale Yazar İncelemeleri

Fantastik Kurgunun Parlayan Yıldızı: Brandon Sanderson

Bazı yazarlar vardır serinin son kitabını bitirmesi için senelerce beklersiniz, mesela Patrick Ruthfuss ve George R.R. Martin. Bazı yazarlar da vardır ki senede ortalama 370.000 kelime yazar ve hayranlarına hep yeni bir şeyler sunar. İşte Brandon Sanderson böyle üretken bir yazar. 15 yılda 50’ye yakın eser vermiş, birçok kez New York Times’ın çok satanlar listesini girmiş ve ayrıca en iyi kısa roman dalında Hugo kazanmıştır.

Sanderson da yola yazar olmak için çıkanlardan değildir. Önce biyokimya okur. Bir dönem okula ara verip Kore’ye misyonerlik yapmaya gider. Döndükten sonra aslında ona keyif veren şeyin yazmak olduğunu fark eder ve biyokimyayı bırakarak, İngiliz Dili bölümüne geçer. Bu süreçte gündüzleri okula giderken, geceleri de bir otelde resepsiyonist olarak çalışır. Bu işi tercih etmesinin sebebi çalışırken yazmasına izin vermeleridir. Bu süreçte 7 tane roman yazmıştır. O da birçok yazar gibi çalışmaları reddedilse de vazgeçmemiştir. 2005 yılında ilk romanı olan Elantris basılmıştır.

Elantris

Roman, birçok fantastik kurguda olduğu gibi bilmediğimiz bir dünyadaki Arelon Krallığı’nda geçiyor. Bu krallıkta insanlardan bazıları Shaod adı verilen bir değişim geçirip muhteşem güçler kazanıyorlardı. Bu tanrısal insanlar mevcut hayatlarını bırakıp kendileri gibi olanların yaşadığı Elantris şehrine gidiyorlardı. Elantrisliler kendilerine özgü Aon diliyle sihir yapar ve bilim geliştirirlerdi. Fakat bir gün beklenmedik bir şey oldu ve şehrin sakinleri güçlerini kaybettiler. Bir nevi yaşayan ölülere döndüler. Şehir viraneye döndü. Ama virane tamamen boşalmamıştı çünkü artık Raod adını alan dönüşüm insanları zombilere çevirmeye devam etmekteydi. Normal insanlar, dönüşenleri Elantris’e atıp kapıları üstlerine kapattılar. Ama işler kralın oğlu Raoden’in de dönüşmesiyle değişecekti.

Sanderson din, politika, macera ve aşkı güzel bir uyum içinde karıştırmış ve roman olarak önümüze sunmuş. 510 sayfa olmasına rağmen roman hızlı akıyor ve heyecanı canlı tutuyor. Özellikle sonuna doğru tırnaklarınızı yiyerek okuyabilirsiniz.

Sissoylu

2006 yılında ikinci romanı Sissoylu (Mistborn) basılmıştır. Aslında Sanderson daha büyük olan Fırtına Işığı Arşivi ile devam etmek istemiş ama yayıncısı daha az riskli olan Sissoylu serisi ile ilerlemek istemiştir. Sanderson’ın her kitap serisinde farklı bir büyü sistemi bulursunuz. Hiçbir kitabında kolaya kaçmamıştır. Sissoylu’da da metaller üzerinden bir büyü sistemi kurmuştur. Belli metalleri yutan insanlar onları yakarak büyü gücü elde etmektedir. Tek bir metali kullanabilenler “siskan”, tüm metalleri kullanabilenleri ise “sissoylu” olarak adlandırılmaktadır. Kitabı farklılaştıran diğer özellik ise romanın geçtiği dünyadır. Bu dünyada gökten sürekli kül yağmakta ve geceleri her yer bir sis altında kalmaktadır. Toplum Skaa’lar ve Asiller olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Son İmparatorluk diye adlandırılan bu feodal toplumun başında yaşayan tanrı Lord Hükümdar vardır. Vin ve Kelsier isimli kahramanlarımız ise Lordu yerinden etmeye kararlıdır.

Alcatraz

2007 yılında ise genç yetişkin türündeki Alcatraz serisinin ilk kitabı olan “Alcatraz Kötü Kütüphanecilere Karşı”  piyasaya çıkmıştır. Bu seride “Alcatraz Smedry” isimli gencin ona miras kalan ilginç bir obje sebebiyle, kendini dünyaya hâkim olmaya çalışan Kötü Kütüphanecilerle karşı karşıya bulmasını okuruz.

Kariyerinde Dev Adımlar

Jordan, kahramanlarını haritada oradan oraya gezdirirken bense onları tek bir şehirde tuttum, o kral olan köylülerin hikâyesini anlatırken ben köylü olan kralların hikâyesini anlatma yoluna gittim.
2007 yılının aralık ayı için Sanderson’ın kariyerindeki dönüm noktası denilebilir. Zaman Çarkı serisi fantastik eserler arasında en popüler ve en uzun soluklular arasında yer almaktadır. Fakat yazar Robert Jordan seriyi tamamlayamadan vefat eder. Bunun üzerine Jordan’ın eşi ve editörü bu muhteşem seriyi kalan notlar ile tamamlaması için Sanderson’ı seçerler. Bu seçimde en etkili olan şey ise Sanderson’ın, Jordan’ın arkasından yazdığı yazı olmuştur. Bu yazıda Zaman Çarkı’na hayranlığını ve bunun kendi yazımını nasıl şekillendirdiğini anlatmıştır. Jordan’ın epik maceraları çok iyi anlattığına inandığı için kendisinin bundan daha iyisini yapamayacağını düşünmüş ve aksi bir yöne gitmeye karar vermiştir. “Jordan, kahramanlarını haritada oradan oraya gezdirirken bense onları tek bir şehirde tuttum, o kral olan köylülerin hikâyesini anlatırken ben köylü olan kralların hikâyesini anlatma yoluna gittim.” Diyerek kendi farklılaşma çabasını aktarmıştır. Zaman Çarkı serisini tamamlarken bir yandan da kendi romanlarını yazmaya devam etmiştir. Alcatraz ve Sissoylu serilerine yeni romanlar eklemiştir.

Robert Jordan
Robert Jordan

Fırtına Işığı Arşivi

Zaman Çarkı’ndaki başarısından sonra artık Fırtına Işığı Arşivi’nin basılması için doğru zaman gelmiştir. 2010’da serinin ilk kitabı “Kralların Yolu” piyasaya çıkmıştır. Sanderson, Kralların Yolu’nu otelde çalıştığı dönemde yazmıştır. Fakat ilk hali mevcut halinden daha farklıdır. Sanderson, ilk halinde karakteri için daha kolay yolu seçtiğini ama sonrasında bunun yanlış olduğunu fark edip düzelttiğini söylemiştir. Roman 3 ana kahraman üzerinden ilerler; Kaladin, Dalinar Kholin ve Shallan Davar. Onların hikâyelerini okudukça büyülü fırtınalarla dolu Roshar gezegeninin sırları açığa çıkar. Roman 10 kitaplık bir serinin ilkidir.

İkinci kitap Parlayan Sözler 2014 yılında yayımlanır. Bu kitap için beklentiler yüksektir çünkü Sanderson çıtayı çok yukarı taşımıştır. Fakat yazar hayal kırıklığına uğratmamıştır. Çünkü bu seriyi yazarken aklında ulaşmak istediği bir nokta vardır: Epik fantastik türünü kendi vizyonuyla yeniden yaratmak. Kitaplarının bu kadar uzun olması da bu vizyonun bir parçasıdır. Onun için epik fantastik kitapları sert kapak formunda, kapak görseli özel tasarlanmış ve uzun olmalıdır. Ancak bu uzunluktaki bir çalışma ile okuyucuya istediği deneyimi verebileceğine inanmaktadır.  Mesela Parlayan Sözler tek bir kitap olsa da aslında yazılırken üçleme gibi yazılmıştır. Romanda 3 olay örgüsü ile hepsini birbirine bağlayan bir ana olay örgüsü bulunmaktadır. Ama Parlayan Sözler sadece bir üçleme de değildir der Sanderson, bir kısa hikâye derlemesidir, yeni bir dünya yaratımıdır, şiirler, şarkılar içerir. Doğrusal olmayan geri dönüşler üzerinden anlatımlar, paralel giden hikâyeler ve epik fantastikte olması gereken her şey bu romanda vardır. Kendi gençliğinde okuduğu epik fantastikler gibi bir roman yaratmak istemiştir. O romanların tamamen aynısı değil der yazar, onlardan biraz daha farklı ama her şey olması gerektiği gibi.

Fırtına Işığı Arşivi henüz tamamlanmadı. Serinin üçüncü kitabı “Oathbringer” Ağustos 2019’da ülkemizde piyasaya çıktı. Yazarın dördüncü kitap üzerinde çalışmaya devam ettiği biliniyor.

Sanderson, Fırtına Işığı Arşivi’nin iki kitabı arasına Alcatraz ve Sissoylu gibi önceden başladığı serilerden 2 kitap, ayrıca Rithmatist, Infinity Blade, The Reckoners ve Lejyon isimli yeni serilerinden de 6 kitap sığdırmıştır. Üretken olduğunu söylemiştim değil mi?

Diğer seriler içerisinden Türkçede de basılan Lejyon, 2011 yılının yazında Sanderson’ın Fransa’dan Amerika’ya dönerken uçakta yazdığı kısa bir romandır. Stephen Leeds, diğer adıyla “lejyon” nadir görülen bir rahatsızlığa sahiptir; çoklu kişilik bozukluğu. Fakat Lejyon’un bu kişiliklerinin her birinin kendine özgü yetenekleri vardır. Lejyon bu romanda diğer kişilikleri ile birlikte Balubal Razon isimli mucidi aramaya başlar. Çünkü onun icadı toplumun yapısını değiştirebilecek güçtedir.

2017’de Türkçeye çevrilmiş olan Beyaz Kum ise Sanderson’ın çizgi roman olarak basılan ilk eseridir. Aslında roman olarak yazılan bu çalışma, Dynamite Yayıncılık Sanderson’a çizgi roman teklifi ile geldiğinde uzun zamandır yazarın elinde beklemektedir. Yazarın bu romandaki büyü sisteminin görselliğe daha uygun olduğunu düşünmesi de çizgi romana dönüştürme kararında etkili olmuştur. Eser, bir tarafı gündüz diğer tarafı da hep gece olan bir gezegende geçmektedir. Başkahraman Kenton babası gibi Kum Ustası olmak istemektedir ama yeteneği sınırlıdır. Bir gün babası ve tüm diğer kum ustaları öldürülünce, Kenton intikamını almak için yemin eder ve macera başlar.

Birbirine Bağlı Hikâyeler ve Cosmere Evreninin Sırrı

Şimdiye kadar okuduklarınızdan sonra Sanderson’ın her serisi için farklı bir dünya ve büyü sistemi kurguladığını anlamışsınızdır. Peki, size bu dünyaların birçoğunun arasında bağlantılar olduğunu söylesem ne düşünürsünüz? Kendi yarattığı dünyaları bu şekilde bağlama fikri Sanderson’ın aklına iki yazarın eserleri sayesinde gelmiş. İlki Michael Moorcock ve onun “Multiverse” isimli evreni, ikincisi ise Isaac Asimov’un zaman içinde parça parça yazdığı ama sonunda birbirine bağlanan Vakıf Serisi. Sanderson’ın her romanı Cosmere evreninde yer alan bir gezegende geçiyor. Gezegenler başka bir boyut üzerinden birbirlerine bağlılar. Sadece bazı özel kişiler bunlar arasında geçiş yapabiliyorlar. Bu evrenin sırları henüz çözülmüş değil. Hayranlar her kitapta ipuçlarını ve ortak karakterleri arayıp bularak ve çeşitli teoriler geliştirerek Cosmere’i anlamaya çalışıyorlar.

Peki, Sanderson nasıl bu kadar üretken olabiliyor?

Sanderson, günde yaklaşık 2000 kelime yazdığını ama bunu çok hızlı yazdığı için değil, istikrarlı ve sistemli yazdığı için başardığını söylüyor.

Her projesine başlamadan önce iyi bir taslak yaratıyor. Çünkü hedeflediği bir nokta olduğunda daha iyi yazıyor, üstelik o hedefi kitabın yazım aşamasında değiştirmek zorunda kalsa bile. Daha da şaşırtıcı olanı ise taslağı da tersten yazması. Önce kitaptaki ana sahnelere karar veriyor sonrasında ise her sahneye ulaşmak için neler yapması gerektiğini belirliyor. Her romanda anlatımı amacına göre değiştirebiliyor. Yazar, Sissoylu serisinde okuyucunun her şeyi hemen anlayıp onun asıl odaklanmasını istediği yere onu yöneltecek şekilde yazdığını ama Fırtına Işığı Arşivi’ni okuyanların “Bu daha önce gördüklerime benzemiyor, zaman ayırıp bu dünyayı daha yakından tanımalıyım.” demelerini istediğini belirtmiştir.

Brandon Sanderson, hem üretkenliği hem de dünya yaratımı konusundaki başarısıyla son 15 yılın en iyi fantastik kurgu yazarları arasına girmeyi başardı. Ama burada durmayacağı ve kendi epik fantastik vizyonu ile bu türü daha da ileriye taşıyacağı çoktan belli oldu.

 

Okuduğunuz için teşekkürler

Fikirlerinizi paylaşmanız bizi çok sevindirir.
Yorum yazarak bizi daha iyi içerikler hazırlamak için destekleyebilirsiniz.

Düşüncelerini Paylaş



avatar

Müge İNCE

1983 yılında Adapazarı’nda doğdu. Liseyi İzmir’de okudu, üniversiteyi İstanbul’da. Spekülatif kurguya olan aşkı Alice Harikalar Diyarında ve Jules Verne ile başlayıp Yüzüklerin Efendisi ile devam etti. Şiir ve makale yazmayı çok sever. Diğer gizli kimlikleri; anne, pazar araştırmacı, bira ve viski aşığı.

3 Yorum

Yorum yazmak için tıklayın

Mehmet KARDAŞ için bir cevap yazın İptal

  • Ne yazsa okurum dediğim, yaşayan en sevdiğim yazarlardan. Ben kendisiyle Writing Excuses podcasti ile tanışmıştım uzun zaman önce. Hem yazdıklarıyla, hem de yazarlar için ürettiği öğretici materyallerle çok değerli bir insan. Ellerinize sağlık.

  • Çok detaylı ve bilgilendirici bir yazı, Çok teşekkürler Müge Hanım.
    Sevdiğimiz yazarların farklı kitaplarında, yazarın kurgu dünyasının izini sürmek ve bağlantıları bulmak her zaman çok heyecan verici olmuştur. Bu yazıdan öğrenmiş olduğum Cosmere evreni de, keşfedilecek kocaman bir evren olarak önümüzde duruyor.

  • Biraz ihmal ettiğim bir tür olduğunu utanarak söylemeliyim ama bu yazı sayesinde senelerden sonra ilk kez bir fantastik edebiyat yazarını merak ettim. Yeni heyecan için teşekkürler Müge İnce 🙂

Kayıp Dünya Aylık Arşivi