European Southern Observatory
Bilimkurgu Hikaye Hikayeler

İkinci Randevu

Bu hikâye, ‘Yıldız 2455‘ ile aynı evrende geçmektedir. 

 

Eve dönüş yolculuğumuzun yarısından fazlasını aştık. ‘Eve dönüş’ diyorum ama bu çok ilginç bir duygu. Doğduğumdan bu yana Alfa’yı evim olarak kabul ediyorum. Ama asıl evimin o olmadığını biliyorum. Asıl evimi daha önce hiç görmediğim için bana yabancı. Onun hakkında tek bildiğim Alfa’nın kayıtlarında bulunan video görüntüleri. Çok güzel bir gezegen olduğunu söyleyebilirim. Masmavi bir boncuk tanesi. Alfa’nın görevi boyunca keşfettiğimiz ve incelediğimiz yıldız sistemlerini ve bu yıldız sistemlerindeki gezegenleri hatırlıyorum. Onun gibi güzel olan bir çok gezegen var aralarında. Onların yanında benim asıl evim küçücük bir boncuk tanesi. Orada milyarlarca insanın nasıl yaşayabildiğine şaşıyorum.

İşte böylesi düşünce anlarımda üstlendiğimiz görevin önemini anlıyorum. Artık insanlar o küçücük boncuk tanesinde yaşamak dışında da seçeneklere sahip olacaklar. Hem de ne seçenekler! Mesela Terra Proxima. Ana gezegenimizin yaklaşık beş katı büyüklükte. Orada kalan Alfa ekibi, başarılı bir şekilde Dünya dışındaki ilk koloniyi kurdular. Küçücük bir koloni ve gönüllülerden oluşuyor. Bu önemli. Çünkü artık Güneş Sistemi’ndeki gezegenleri ya da uydularını yaşanabilir hale getirmeye çalışmak zorunda değiliz. Mars günümüzün en kalabalık kolonisi, ancak yaşanabilir hale getirmek için yapılan çalışmalar henüz tamamlanamadı. Tamamlanıp tamamlanamayacağı da belli değil. Oysa bizim keşfettiğimiz ve incelediğimiz gezegenlerin bir çoğunda bildiğimiz canlıların yaşaması için uygun şartlar zaten bulunuyor. Terra Proxima’daki koloniyi kuranlar birkaç yıl içinde oradaki şartlara adapte oldular. Çünkü buranın Dünya ile olan benzerliği çok fazla.

Üstlendiğimiz muhteşem görev, Alfa’nın Dünya’ya sağ salim dönmesi ile tamamlanmış kabul edilecek. Diğer yandan biz uzaklarda araştırma misyonumuzu devam ettirirken Dünya’da da kapsamlı hazırlıkların yapıldığını biliyorum. Alfa’nın Dünya’ya dönüşü, yola çıkmaya hazır iki yeni gemi için yeşil ışık anlamına gelecek. Bu gemilerden biri tanesi bir daha dönmemek üzere Terra Proxima’ya gidecek. Diğerinin ise en az on sefer yapması planlanıyor.

‘Kaptan! Uçuş güvertesinde size ihtiyacımız var.’ – İstirahat saatlerimde geminin seyrinden sorumlu ikinci pilottu arayan. İstirahat saatinde araması önemli bir şey olduğunu gösteriyordu.

‘Hayırdır Muzo! Neler oluyor?’

‘Kaptan, Alfa A ekibi tarafından seyir defterine kayıt düşülen bir yıldız sistemine yaklaşıyoruz. On iki gün sonra bu yıldız sisteminin yakınından geçiyor olacağız!’

‘Seyir defterinde ne deniyor ki böylesine heyecanlandın?’

‘Mevcut bilgileri şahsi komünikatörünüze aktardım. Orada, Alfa’nın gerekli araştırma yapmaya zamanı ve imkanı olmadığı için tam açıklanamayan bir anomali yaşanmış!’

‘Anomali?’ – Kaptan koltuğuma oturdum ve seyir pilotunun aktardığı bilgileri incelemeye başladım. Bu bilgileri yüksek sesle okuyordum.

Yıldız 2455. Yörüngesinde bulunan birbirine benzeyen yüzlerce gezegenden birine keşif indirmesi yapılmış. Araştırma sırasında gezegende meydana gelen tektonik hareketlilik, gezegenin parçalanmasına neden olmuş. Bu sırada nedeni anlaşılamayan bir ışıma anomalisi yaşanmış. Aha, fotoğrafı da var!’

‘Muzo, kayıtları okumuşsundur. Ne diyorsun?’

‘Bu her ne ise bir savunma mekanizmasına benziyor. Aklıma gelen ilk düşünce buydu. Sanki Alfa’nın ziyareti ile bozulan bir denge var ve sistemin merkezindeki yıldız tarafından bu dengenin yeniden kurulmasına çalışılmış.’

‘Çok ilginç! Bundan daha önce neden haberimiz olmadı acaba?’

‘Kaptan olayın üzerinden 140 yıla yakın zaman geçmiş. Yıldız sistemine yaklaştığımız bilgisini alınca hemen seyir defterine başvurdum. Seyir defterindeki ‘uyarı’ işlevinin devre dışı kaldığını tespit ettim. Aradaki zaman dilimi çok uzun. Her şey olmuş olabilir!’

‘Yeni çekilmiş fotoğraflar var mı?’

‘Var! İşlemden geçirilmemiş haline bakabilirsiniz. Analiz çalışması bitince daha fazla bilgi sahibi olabileceğiz.’

Muzo’nun çektiği fotoğrafları ilgiyle inceledim. Hemen yanında Alfa A ekibinin çektiği fotoğraflar vardı. Yeni fotoğraflar anomali öncesinde çekilenlere benziyordu. Güneş benzeri bir yıldız ve etrafında sayısız gezegen. Anomali sırasında ortaya çıkan mavimsi ışımadan ise eser yoktu. Bakışlarımı lombozdan dışarı çevirdim.

‘Kaptan, ne dersiniz? Güzergahımızı değiştirelim mi? Bilgisayar dört seçenek hesabı yaptı.’

‘Acele etme! Dünya’dan bu konuda alınan bir mesaj var mı?’

‘Bir saniye. Araştırıyorum!’

‘Orada bizi tehdit olarak gören bir şeyler varsa ne olduğunu öğrenmemiz gerekir!’

‘Haklı olabilirsiniz. Dünya’dan gelen bir mesaj var. Ancak çok kısa ve bana sorarsanız, anlaşılmaz!’

‘Ne diyorlar?’

‘Şimdi önemli olan Alfa misyonu. Diğer hususlar daha sonra araştırılabilir.’

‘Hepsi bu mu?’

‘Bu!’

‘Çok tuhaf doğrusu. Sanki birileri Alfa’nın başarılı olacağına inanmıyormuş gibi! Peki, Dünya’ya yeniden yaptığımız keşfi aktardın mı?’

‘Hayır kaptan. Bu konuda karar verici olamam. Tek söyleyeceğim, göndereceğimiz mesajın Dünya’ya ulaşması ve oradan gelecek cevap çok uzun zaman alacak. Bizim ise sadece on iki günümüz var!’

‘Yani ne yapacağımıza kendimiz karar vereceğiz! Hemen bir toplantı yapalım öyleyse. Arkadaşları lütfen brifing odasına davet et!’

‘Tamam kaptan, hemen!

* * *

Toplantımız fazla uzun sürmedi. Çünkü oraya kararımı almış olarak gitmiştim. Sadece gemide söz sahibi olan diğer insanların görüşlerini dinlemek istemiştim. Aralarında aldığım kararı değiştirmeme neden olacak kadar ciddi düşünceler olabilirdi. Ama olmadı. Hepsini dinledim. Verdiğim karar ise Dünya’dan aldığımız son talimata uymak idi. Yani Yıldız 2455’in incelenmesini gelecek nesillere bırakacağız. Bu, zaten planlarımızda olan bir şey değil. Gemi kaynaklarının planlanan dışındaki işlerde harcanması konusunda ise tam bir cimriyim denilebilir. Yani yolumuza devam ediyoruz. Tek değişiklik güzergahımızda.

‘Muzo, güzergahımızı beş milyon kilometre daha uzağa çek ve değişiklik hakkındaki kararı Dünya’ya bildir!’

‘Tamam kaptan! Hemen…’

‘Bu arada Yıldız 2455’i de yakın takipte tutacağız. En küçük değişikliğe bakmamız lazım!

Önümüzde bir aya yakın zaman var. Bu süre içinde Yıldız 2455’e en yakın mesafeye varmış ve ondan aynı derecede uzaklaşmış olacağız. Diğer yıldızların yanında en parlak olanı, Yıldız 2455’e bakıyorum. Yörüngesindeki gezegenleri çıplak gözle görmek mümkün değil. Bu bakışımda ‘acaba oradaki gizi çözebilir miyim?’ merakı var. Ancak aklıma hiç bir parlak düşünce gelmiyor. Bir an yıldızın oralarda mavimsi bir ışıma görür gibi oluyorum. Gözümü iyice kısıp bakıyorum. Bu galiba beynimin bana bir oyunu. Karşımda sıradan bir yıldız.

‘Kaptan, herhangi bir değişiklik olur ise haber ver demiştiniz!’

‘Muzo dinliyorum!’

‘Spektrometremiz yıldızda değişiklikler olmaya başladığını tespit etti!’

‘Işıma?’

‘Evet kaptan! Nereden anladınız?’

‘Önemli değil, hemen geliyorum’

Yıldızın beklediğimiz gibi mavimsi ışıma yapmaya başladığı görülüyor kayıtlarda. Her geçen saat ışımanın yayıldığı alan genişliyor. Sistemdeki en uç yörüngeye sahip gezegeni de kapsayacak şekilde yayılacağını düşünüyoruz. Ben içimden ‘Öyle de kalır umarım!’ diye geçiriyorum. Ancak beklentim olmuyor.

Işımanın başlamasını tespit etmemizin üzerinden altı saat geçmemişti ki sistemdeki gezegenlerin ışıma alanı içinde kaldığını öğrendik. Ancak Alfa’nın yoluna çıkma potansiyeli yüksek kalın bir ışın dalı yoluna ilerlemeye devam ediyor. Astrofizikçimiz ışının yönümüzü değiştirmezsek dört, belki beş saat içinde bize ulaşmış olacağını hesap ettiğini söylüyor. Yani hemen harekete geçmemiz gerekiyor.

‘Muzo, saat dokuz, sistemden tam hızla uzaklaştır bizi!’

‘Kaptan Alfa’ya öyle tıp diye yön değiştirtmek mümkün değil. Manevraya başlıyorum, ancak bu zaman alacak! Plansız kaynak sarfiyatımızı da unutmayın!’

‘Muzo, bunu söylemene gerek yok! Emrimi duydun! Yerine getir!’

Alfa’nın manevrasını az olsa da hissediyorum. Ancak bunun bize yardımcı olup olmadığına emin değilim.

‘Kaptan, özür dilerim, ancak ışının hızı artıyor. Yeni hesaba göre birkaç dakika içinde bizi yakalamış olacak!’

Kadın olmasam bu astrofizikçi bozuntusunu şöyle güzelce bir kalaylayacağım, ama ona bile zamanım olmayacak gibi.

‘Muzo, eski güzergaha ve hıza dönüyoruz!’

Muzo işin şakası olmadığını anlamış olmalı ki hep yaptığı gibi içgüdülerime güveniyor. Gemi personeline durumu haber veriyoruz. Alfa daha yeni başladığı manevrayı bitiriyor.

‘Kaptan, çok özür dilerim! Ama,….’ – Bu sinirlendiğimi bilen astrofizikçimiz.

‘Ne o yine hesaplarda değişme mi var? Söyle de güleyim!’

‘Kaptan, ne oluyor anlamıyorum. Ama doğru söylediniz. Işının hızı yine eski seviyeye döndü. Bu durumda dört saat kırk iki dakika sonra bize ulaşmış olacak!

‘Oho, şimdi dakikalara da geldik! Muzo Alfa bilgisayarı ne diyor!’

‘Kaptan onun da aklı karıştı galiba. Karşımızdaki her ne ise ‘akıllı bir canlı’ reaksiyonu veriyor diyor. Böyle bir hesaplamayı nasıl yapabildiğini bilmiyorum.’

Komünikatörümdeki bilgileri inceliyorum. Bilgisayarın vardığı sonuç net.

‘Muzo, ne dersin? Acaba bu akıllı bir canlı ve bizimle bağlantı kurmaya çalışıyor olabilir mi?’ – Muzo işaret parmağı ile sözümü kesiyor.

Spektrometreden alınan verileri değişik dalgalarda analize tabi tutuyor. Gördüğüm tablo beni şoke etti. Alfa çoktan bir ışık huzmesinin içinde bulunuyor. Bu ışık huzmesi Yıldız 2455’e kadar uzanıyor. Bize doğru ilerleyen ışın da bu huzmenin içinde hareket ediyor. O anda yapacak bir şeyimiz olmadığını anlıyorum. Bu şey her ne ise bizi çoktan yakalamış bile.

‘Bilgisayar, seninle temas kuran başka biri var mı?’ – Muzo sorum üzerine şaşkın şaşkın bana bakıyor. Bilgisayar ise sessiz. Birkaç saniye sonra ise soruma cevap veriyor.

‘İşletim sistemine dışarıdan gelen bir enerji etkisi söz konusu. Geminin tüm sistemleri üzerinde hareket eden bir çeşit enerji alanı söz konusu. Şimdilik işlemcide ısı artışına ve işlem hatalarına neden oluyor. Ancak bu çözümleyebileceğim bir komünikasyon türüne benzemiyor. Analize devam ediyorum!’

Güverteye derin bir sessizlik çöküyor. Hiçbirimiz ne yapacağımızı bilmiyoruz. Bilgisayarın artan işlem hacminin çıkardığı sesi duyar gibiyim. Belki de duyduğumu sanıyorum. Sessizliği astrofizikçinin ürkek sesi bozuyor.

‘Işının hızı istikrarlı ve değişiklik yok! Dört saat, otuz bir dakika!’

Muzo’yla ikinci bir kaçış denemesi yapmanın sonuçlarını konuşuyoruz. Alfa’nın planlama dışı bu tür manevralara harcayacak rezerv kaynağı yok gibi. Yolumuza devam edeceğiz. Işının bizi yakalaması halinde olacakları bilmiyoruz, ama her şeye hazırız. Peşimizdeki ışının bir silah olmadığını, bizimle bağlantı kurmak isteyen akıllı bir canlı ile karşı karşıya olduğumuzu umuyorum. Bu olanların Alfa A ekibinin başına gelen olayla ilgisi olduğuna eminim, ama bu ilginin ne olabileceğini çözemiyorum.

On dakikada bir kalan zamanı bildiren astrofizikçiyi güzelce haşladıktan sonra ışının ulaşmasına on dakika kala son bir kere uyarıda bulunmasını istiyorum. Sessizce başını eğerek anladığını belirtiyor.

***

‘Kaptan, on dakika!’

Lombozdan dışarı bakıyorum. Başımıza ne getireceği belli olmayan mavimsi ışın net bir şekilde görünüyor. Çok güçlü ve temiz bir enerji kaynağından geldiği belli oluyor hemen. Görüntüsü o kadar büyüleyici ki ondan gözlerimi ayıramıyorum. Işın gemiye ulaşıyor ve etrafını sarmaya başlıyor. Bunu gözle görünmeyen o ikinci ışık huzmesinin içinde yaptığını biliyorum. Ancak geminin iç kısımlarına girdiğini görünce lombozdan çekiliyorum. Alfa’nın kaptan köşkünde bulunan kim varsa Muzo’nun etrafında toplandık. Tıpkı dışarı karşı savunmaya geçmiş gibi duruyoruz. Mavimsi ışın geminin hemen hemen her yerinden içeri sızıyor ve geri çekiliyor.

Bazı yerlerde bu sızıntı daha uzun kollara ayrılıyor. Bazı yerlerde geminin iç yüzeyi bu ışıma tarafından örtülüyor. Adeta her tarafımızı sarıyor bu ışın. Artık tepeden, aşağıdan, her yandan bize doğru ilerliyor. Bedenlerimize temas ettiğinde ne olacağını bilmiyoruz. Öylece birbirimize tıkılmış seyrediyoruz. Işın örtüsü nedense bize temas etmek istemiyor. Ondan ayrılan kah bir küreye, kah bir damlaya dönüşen huzmeler ayaklarımdan başlayarak yukarı doğru ilerliyor. Önce benim daha sonra diğerlerinin bedenlerinin etrafında dolaşan bu ışın huzmesi tekrar bana dönüyor. Artık göz seviyesine kadar yükseldi. Havada hafif hafif dalgalanıyor. Bu her ne ise bizi incelediğine eminim. Sesimi fazla yükseltmeden herkese hareketsiz kalmalarını söylüyorum. Kulaklarıma inanamıyorum, ama karşımdaki enerji yığınından gelen titreşimler tıpkı benim dile getirdiğim sözlere benziyor.

Hareketsiz kalın!

‘Bizi anlıyor musunuz?’

Bu sefer daha net ve anlaşılır bir şekilde duyuyorum. Sadece ben değil, diğerlerinin de duyduğuna eminim.

Bizi anlıyor musunuz?

‘Kaptan, sadece sözlerinizi taklit ediyor!’

‘Muzo, iyi ya! Bu onlarla konuşabileceğimizi gösteriyor!’

Sözlerim yine bir yankı gibi bana geri dönüyor.

‘Merhaba, bizi anlayabiliyor musunuz? Bizler Dünya gezegeninden geliyoruz!’ – Söyleyecek başka bir şey olabilir miydi bilmiyorum.

İkinci kere sorduğum sorunun da yankısı geldi. Ancak o anda hiç beklemediğim bir şey oldu. Karşımda çıkardığım ses dalgalarını taklit eden ışık huzmesi aniden yerde yayılan ana huzmeye karışıverdi. Kaptan köşküne sızan tüm ışıma hızlı bir şekilde geri çekilmeye başlamıştı. Çok geçmeden bulunduğumuz yer tamamen ışından arındı.

‘Muzo gemiyi tarar mısın?’

Muzo gemiyi baştan aşağı taramaya başladı. Çok geçmeden ışık huzmesinin motor bölümüne doğru yer değiştirdiğini söylüyordu. Geminin diğer bölümlerinden aldığım raporlarda da bizim yaşadığımız deneyime benzer şeyler anlatılıyordu. Etrafımızı saran bu enerji örtüsü insanlara temas etmeden geminin içinde hareket etmekteydi. Örtünün yoğunlaştığı yer motor bölümü idi. Güvenlikten sorumlu personel ile birlikte motor bölümüne doğru ilerleyen ışımanın peşinden gidiyorduk. Ancak ilerleyişimiz ion jeneratörlerinin olduğu yere kadar sürdü. Daha fazla ileri gitmek için özel kıyafet giyilmesi gerekiyordu. Tek yapabildiğimiz bulunduğumuz yerdeki ekrandan içeride olanları izlemekti. Işın örtüsü hiç istifini bozmadan hareketine devam ediyordu. Sanki tüm gemiyi taramaktaydı. Çok geçmeden motor bölümünü de terk etti. O anda Muzo’nun komünikatördeki sesi ile irkildim.

‘Kaptan. Işın gemiyi terk etti. Hızla uzaklaşıyor!’

Bunu duyunca koşarak kaptan köşküne geri döndüm. Ben oraya varana kadar Muzo dış yüzey taraması yapmıştı. Ne mavimsi ışık ne de gözümüzün göremediği o ışık huzmesi kalmıştı. Her ikisi de büyük bir hızla Yıldız 2455’e doğru geri çekilmekteydi.

‘Muzo, geminin durumu hakkında tam bir rapor istiyorum. Bu arada hareketimizde bir değişiklik var mı?’

‘Hayır kaptan. Aynı hızda devam ediyoruz. Rotada sapma yok!’

Şaşkındım. Ne olmuştu? Acaba akıllı bir canlı kendisi için zararlı olup olmayacağımızı mı kontrol etmişti? Öyle zararlı canlılar olmadığımızı anlayınca geldiği gibi geri mi dönmüştü? Bu sorulara cevap vermek için durmamız ve Yıldız 2455’e dostane bir ziyaret yapmamız gerekirdi. Ancak Alfa A ekibi gibi buna ne zamanımız ne de imkanımız vardı. Onlar gibi tuhaf bir randevuya tanık olmuştuk ve elimiz kolumuz bağlı yolumuza devam ediyorduk. Muzo saatler içinde bize ulaşan ışının çok daha hızlı bir şekilde geri döndüğünü haber verdiğinde bu maceranın şimdilik bittiğini anlamıştım.

Ancak bir sonraki randevuya gelemeyecek olduğum için üzgünüm diyemeyeceğim. Öz evimle tanışmak benim için yeterli bir macera olacak. Tek sevindiğim topladığımız bilgilerin bir sonraki gemi ekibinin hazırlıklı gelmesini sağlayacak olması. Bunun için Alfa bilgisayarını ve geminin tüm sistemlerini en küçük detayına kadar tarıyoruz. Bilgisayarımızda akıllı olma ihtimali çok yüksek olan bu canlı türü ile iletişim kurmamıza yardımcı olacak izler bulmayı ümit ediyorum.

‘Kaptan, depo sorumlusunun raporuna bakmanız lazım!’ – Komütatörümdeki mesaj Muzo’dan geliyordu. Hemen depo sorumlusunu aradım.

‘Elis, dinliyorum!’

‘Kaptan, ion motoru jeneratörlerinden biri bomboş! Bu tamamıyla enerji yüklü bir jeneratördü ve bir hafta sonra kullanmayı planlıyorduk. Şu anda enerji ceplerinin hepsi sıfır seviyede. Yeniden şarj edilmesi gerekecek!’

‘Muzo, ne diyorsun bu işe? Eksik jeneratörün şarjı geminin seyahatine olumsuz etki edebilir mi?

‘Kaptan, seyahatimize Güneş Sistemi sınırında son vermek zorunda kalabiliriz!’

‘Dünya’ya maksimum enerji yüklü bir acil yardım mesajı çek! Biz oraya vardığımızda böyle bir yardıma ihtiyacımız olacağını bildir!’

‘Tamam kaptan, hemen’.

Yolculuğumuzun daha sonraki yılları içinde bu olay üzerine çok düşündüm. Sayısız hesaplamalar yaptım. Vardığım en önemli sonuç matematiksel bir ‘oran oldu’. Alfa A inişi sırasında parçalanan gezegenin sahip olması gerektiğini düşündüğüm enerji seviyesi ile gemimizdeki ion jeneratöründen kaybolan enerji arasında tam bir orantı vardı.

Bu hem hiçbir şey hem de çok şey söyleyen bir bilgiydi.

Okuduğunuz için teşekkürler

Fikirlerinizi paylaşmanız bizi çok sevindirir.
Yorum yazarak bizi daha iyi içerikler hazırlamak için destekleyebilirsiniz.

Düşüncelerini Paylaş



avatar

Metin UÇAR

1965 tarihinde doğdum. AÜ DTCF Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunuyum. 1990 yılından bu yana Moskova'da çalışıyorum. Çocukluğumuz Uzay Yolu, UFO, Görevimiz Tehlike, Altı Milyon Dolarlık Adam, Uzay 1999, Savaş Yıldızı Galactica izleyerek geçti. İlk öykümü lise yıllarında yazmıştım. Bir derginin bilimkurgu yarışmasına katılmak içindi. 3. Mansiyona layık görülmüştü. Öykü yazmaya son birkaç yıl içinde hız verdim. Bilimkurgu Klübü ve YBKY gruplarında aktif paylaşımlarım oldu. YBKY'nin ilk derleme kitabında iki öyküm yayınlandı. Tamamlanmış ama yayınlanmamış bir bilimkurgu romanım var. Ayrıca diğer dört roman üzerinde de zaman zaman çalışıyorum.

Yazarlık yanı sıra uzay gemisi dizaynları konusunda uzman oldum. Sayısız fiziksel ve CGI uzay gemisi modeli yaptım. Kendime ait dizaynların sayısı bini geçmiştir. İngilizce model grupları arasında bilinir biriyim diyebilirim.

2 Yorum

Yorum yazmak için tıklayın

Metin UÇAR için bir cevap yazın İptal

  • Öykünüzün ikinci paragrafı aklıma sorular getirdi. Mevcut bir gezegeni insanlar için yaşanabilir hale getirmek mi daha verimli olabilir? Yoksa yaşamaya elverişli yeni gezegenler arayışında olmak mı tercih edilmelidir? Mars gibi çekirdeği güçlü olmayan bir gezegende atmosfer oluşturma fikrini düşündüğümde dünyalaştırma (Terraforming) göründüğü kadar kolay bir süreç olmayacaktır sanırım. Elinize sağlık.

    • Belki bilimsel olmayacak, ancak içimdeki ses bu terraforming olayının, insana özgü kibrin mi dersiniz, başka bir şey mi bilmem, insanı aşan bir hayal olduğunu söylüyor. Dünya’yı berbat eden bir ‘akıllı’ canlı türünün başka gezegenleri yaşanabilir yapmayı düşünmesi ahlaki değil.

Kayıp Dünya Aylık Arşivi