Bilimkurgu Ön Okuma Çeviri Ön Okuma

Ön Okuma: “Cibola Burn” – Enginlik Serisi 4. Kitap

Bu kitap henüz Türkçe’ye Çevrilmemiştir.
Yazarımız, Sevgili Melissa Sezin SCHANZ tarafından Türkçe’ye çevrilen bu ilk kısmını, ön okuma amaçlı, beğenilerinize sunuyoruz. Görüşlerinizi aşağıdaki yorum kısmında belirtmeyi lütfen unutmayınız.

Cibola Burn (Enginlik Serisi 4. Kitap)

Yazar: James S. A. Corey
Sayfa Sayısı: 624
Orbit; 5 Haziran 2014

Cibola Burn, New York Times çoksatarı ‘Enginlik Serisi’nin dördüncü kitabıdır.

Geçitler binlerce yeni dünyanın yolunu açtı ve kolonileşme telaşı başladı. Yerleşimciler, insanlığın ana gezegenlerinin dışında, yeni bir yaşam şansı arıyor. Bu uçsuz bucaksız yeni sınırdaki ilk insan kolonisi, Illus, kan ve ateşle doğuyor.

Bağımsız yerleşimciler, sadece kararlılıkları, cesaretleri ve uzun süren savaşlarda öğrendikleri becerileriyle kurumsal bir koloni gemisinin ezici gücüne karşı duruyor.

Masum biliminsanları, yeni ve yabancı bir dünyayı araştırmaya çalışırken katlediliyor.

James Holden ve mürettebatı, savaşın ve kaosun tam kalbine, barışı sağlamak için gönderilir…

Ve ölü bir adamın fısıltıları ona, bir zamanlar bu topraklarda kök salan heybetli galaktik uygarlığın yok olduğunu hatırlatıyor…

Ön Okuma

 

Giriş: Bobbie Draper

Binlerce dünya diye düşündü Bobbie vagonun kapıları kapanırken. Sadece binlerce dünya değil. Binlerce sistem. Güneşler. Gaz devleri. Asteroid kuşakları. İnsanlığın yayıldığı her şeyin binlerce katı. Ön koltuğun üstündeki ekranda haber kuşağı yayınlanıyordu ama hoparlörler bozuktu ve adamın sesi kelimeler seçilemeyecek kadar boğuk geliyordu. Adamın yanında bir yaklaşıp bir uzaklaşan grafikler haberleri takip etmesi için yetiyordu. Geçitlerden giden keşif modüllerinden yeni bilgiler gelmişti. İşte etrafındaki gezegenlerin yörüngelerini belirten çizgilerle birlikte bilinmedik bir güneşin görüntüleri. Hepsi boş. Protomolekülü yapıp zamanın derinliklerinde dünyaya fırlatanlar her kim idiyse artık aramalara cevap vermiyordu. Köprü kurucu yolu açmıştı ve açılan yoldan büyük tanrılar akın etmemişti.

‘Bu muazzam mucizeleri nasıl bir akıl almaz zeka’ yaptı sorusundan ‘madem sahibi burada değil, ben alabilir miyim’ sorusuna insanlığın ne kadar hızlı geçiş yapabildiği Bobbie’i hayrete düşürmüştü.

Ciğerleri doluymuş gibi hırıltılı bir erkek sesi,

“Özür dilerim, bir gaziye verecek bir kaç kuruşunuz var mıdır?” diye sordu.

Gözlerini ekranlardan çevirdi. Adam zayıf, gri yüzlüydü. Bedeni düşük yerçekiminde geçmiş bir çocukluğun izlerini taşıyordu: Uzun gövdeli, koca kafalıydı. Adam dudaklarını yalayarak öne doğru eğildi.

“Gazisiniz öyle mi?” dedi. “Nerede hizmet verdiniz?”

Adam başını evet manasında eğdi ve gururlu görünme çabasıyla bakışlarını uzak bir noktaya çevirip,

“Ganymede” dedi. “Patlak verdiğinde oradaydım. Döndüğümde, hükümet yüzüme bile bakmadı. Ceres’e gidecek kadar para biriktirmeye çalışıyorum. Orada ailem var.”

Bobbie göğsünde bir öfke topunun oluştuğunu hissetti ama sesini ve yüz ifadesini sakin tutmaya çalıştı.

“Gazilere yardım derneğine gitmeyi denediniz mi? Belki size yardım edebilirler.”

Hırçınlaşan bir sesle “Alt tarafı biraz yiyeceğe ihtiyacım var.” dedi.

Bobbie vagonu baştan aşağı süzdü. Normalde bu saatte vagonlarda mutlaka birkaç kişi olurdu. Aurorae Sinus’un altındaki mahallelerin hepsi boşaltılmış metroyla birbirine bağlıydı. Metro Bobbie doğmadan önce başlamış ve o öldükten çok sonra da devam edecek olan Mars’ı dünyalaştırma projesinin bir parçasıydı. Şu anda vagonda başka kimse yoktu.  Dilencinin gözünden nasıl göründüğünü düşündü. İri yarı bir kadındı, hem enine hem boyuna, ama oturmuş pozisyondaydı ve bugün için seçtiği kazak biraz bol geliyordu. Adam kazağın altında fark edilen şişkinliğin şişmanlık olduğunu sanmış olabilirdi. Değildi.

“Hangi tümende savaştın?” diye sordu.

Adam gözlerini kırpıştırdı. Başkası olsa adamdan korkardı ama o korkmamıştı ve bu da adamı tedirgin etmişti.

“Tümen?”

“Evet, hangi tümende savaştın?”

Adam yine dudaklarını yaladı “Aslında bunu söylemek istemiyorum.”

“Çünkü işin özü şu: Savaş başladığında Ganymede’de olan hemen hemen herkesi tanıdığıma yemin edebilirim. Bilirsin, böyle bir deneyim yaşadığında etrafındakileri hatırlarsın. Çünkü o arkadaşlarının çoğu ölür. Rütben neydi? Ben topçu çavuştum.”

Gri yüzündeki ifade değişmiş, bembeyaz kesilmişti. Adamın dudakları büzüştü. Ellerini ceplerinin derinliklerine sokarak bir şeyler mırıldandı.

“Ve şimdi?” diye devam etti Bobbie, “Şimdi haftada otuz saat gazilere yardım derneğinde çalışıyorum ve senin gibi mağrur, güçlü bir gaziye yardım edebileceğimizden zerre kadar şüphem yok.”

Adam dönmeye çalıştı ama Bobbie adam kaçamadan onu hızla kolundan yakaladı. Adamın yüzü acı ve korkuyla büzüldü. Kadın adamı kendine yaklaştırdı. Tekrar konuşmaya başladığında sesi dikkatliydi. Her kelime açık ve net.

“Başka. Hikaye. Bul.”

“Peki Efendim.” dedi dilenci. “Evet, öyle yapacağım.”

Vagon vites değiştirdi, Breach Candy birinci durağına yaklaşırken yavaşlamaya başladı. Adamı bıraktı ve ayağa kalktı. Kadın ayağa kalkınca adamın gözleri faltaşı gibi açıldı. Genleri Samoa’ya kadar gidiyordu ve adamın tepkisi onunla ilk kez karşılaşan insanlarda  beklenmedik bir tepki değildi. Bazen kendini bu tepkiye neden olduğu için kötü hissediyordu ama bu sefer değil.

Erkek kardeşi Breach Candy’de aşağı üniversiteye yakın orta sınıf bir yerde yaşıyordu. Mars’a döndüğünde hayatını tamir etmeye çalışırken bir süre onun yanında kalmıştı. Tahmin ettiğinden daha uzun süren bir süreç olmuştu. Arkasından kardeşine borçlu kaldığı hissine kapılmıştı. Ailecek birlikte yenen akşam yemekleri bu borcun bir parçasıydı.

Breach Candy’nin tünelleri neredeyse boştu. Yaklaştığı duvarlarda yüz tarayıcılar yüzünü tespit edip isteyebileceğini düşündükleri ürün ve hizmetler için reklam oynatmaya başladılar. Çöpçatanlık hizmetleri, spor salonu üyelikleri, paket döner, Mbeki Soon’un yeni filmi, psikolojik danışmanlık. Bobbie üstüne alınmamaya çalıştı. Yine de keşke yalnız olmasaydım diye düşündü, reklamların çeşitliliğini arttıracak birkaç kişinin etrafta olmasını diledi. Böylece reklamların onlar için olduğunu düşünebilirdi. Kendi için değil.

Ancak Breach Candy eskiden olduğu gibi kalabalık değildi. Metro istasyonlarında ve tünellerinde daha az insan vardı, gazilere yardım programına gelen daha az kişi. Yüksek üniversiteye kayıt yaptıranların sayısının yüzde altı azaldığını duymuştu.

İnsanlık yeni dünyalarda tek bir yaşanabilir koloni bile kurmamıştı ama keşif modüllerinin gönderdiği veri yetiyordu. İnsanlığın ufku değişmişti ve Mars’taki şehirler rekabete yenik düşüyordu.

Kapıdan girer girmez bir taraftan yengesinin yaptığı gumbo yemeğinin baharatlı kokusuyla ağzı sulanmaya başlarken diğer taraftan kardeşi ile yeğeninin yüksek sesle konuştuklarını duydu. İçi bir tuhaf olmuştu ama onlar ailesiydi. Onları seviyordu. Onlara borçluydu. Paket döner ısmarlama fikrini cazip hale getirseler bile.

Yeğeni “Benim kastettiğim o değil.” dedi.

Artık yüksek üniversiteye gidiyordu ama ailede tartışma çıktığında Bobbie’ye yeğeninin sesi hâlâ altı yaşındaymış gibi geliyordu.

Kardeşi cevap verirken sesi gürledi. Bobbie tespitlerini yaparken yine parmak uçlarını masaya vurduğunu gördü. Dinleyicinin dikkatini çekmek için parmaklarıyla davul çalıyordu. Babası da aynısını yapardı.

“Mars opsiyonel değil.” Pat!

“İkincil de değil.” Pat!

“Bu geçitler ve ötesindekiler her neyse bunlar bizim evimiz değil. Dünyalaştırma çabaları− ”

Bobbie odaya girerken yeğeni “Dünyalaştırmaya karşı değilim.” dedi.

Yengesi mutfaktan başıyla sessizce selam verdi. Bobbie selama aynı şekilde karşılık verdi. Yemek odasının sonunda sesi kısılmış bir haber programında ekranın iki yanında bilinmeyen gezegenlerin uzaktan çekilmiş görüntülerinin arasında  altın çerçeveli gözlükleri olan, yakışıklı bir zenci ciddi bir edayla konuşuyordu.

“Ben diyorum ki şimdi bir sürü yeni verimiz olacak. Veri. Tek söylemek istediğim bu.”

İkisi sanki aralarında görünmez bir satranç tahtası varmış gibi bir masada öne eğilmiş oturuyorlardı. Bu konsantrasyon gerektiren, entelektüel oyun sırasında etraflarında olanı biteni görmüyorlardı. Bir çok açıdan bu gözlem doğruydu. Koltuğa geçtiğinde ikisi de onun geldiğinin farkına varmadılar.

“Mars en iyi araştırılmış gezegen.” dedi kardeşi. “Mars dışındaki gezegenlerden ne kadar veri toplandığı önemli değil. O veriler Mars’a ait değil. Bu binlerce masa resmine bakarak esas oturduğun masanın neye benzediğini söylemeye benziyor.”

“Bilgi her zaman iyidir.” dedi yeğeni. “Bunu bana sen öğrettin. Şimdi neden bu kadar sinirleniyorsun anlamıyorum.”

Yengesi abartılı bir sesle “Sende işler nasıl gidiyor Bobbie?” diye sordu ve elindeki kaseyi masaya koydu.

İçinde yemeğin yanında yenecek biberler ve pilav vardı. Evde misafir olduğunu hatırlatmak istemişti. İki adam konuşmalarının bölünmesinden rahatsız olmuşa benziyordu.

“İyi gidiyor.” dedi Bobbie. “Doklardaki sözleşme imzalandı. Bir çok gaziye iş imkanı çıkacak.”

“Çünkü keşif gemileri ve taşıyıcılar üretiyorlar.” dedi yeğeni.

David.

Taviz vermeden “Üzgünüm ama öyle anne.” dedi David. Bobbie tabağına biraz pilav aldı.

“Eski gemileri modifiye ediyorlar ve insanlar yeni sistemlere gidebilsinler diye yeni gemiler inşa ediyorlar.”

Kardeşi oğlunun fikirlerine değer vermediğini belli eden bir homurtuyla pilav kasesini ve servis kaşığını eline aldı.

“Daha ilk defa, gerçek bir inceleme ekibi, bu yeni yerlerden birine  gitti.”

“Baba, Yeni Terra’da şimdiden yaşayanlar var! Ganymede’den bir grup sığınmacı –” Yeğeni Bobbie’ye suçlu gözlerle bakarak aniden sustu. Ganymede yemekte konuştukları bir konu değildi.

“İnceleme ekibi yüzeye bile inmedi daha.” dedi kardeşi. “Oralarda gerçek koloniler kurulmasına daha yıllar var.”

“Ama birisi buranın yüzeyinde yürüyene kadar da kuşaklar geçecek. Burada lanet magnetosfer yok işte!”

“Küfürlü konuşma David!”

Yengesi geri geldi. Gumbo yemeği simsiyah ve güzel kokuluydu, üstünde bir yağ tabakası parlıyordu. Kokusu Bobbie’nin ağzını sulandırdı. Yemeği taş nihaleye koydu ve servis kaşığını Bobbie’ye uzattı.

Bobbie’ye “Yeni dairen nasıl?” diye sordu.

“Güzel.” dedi Bobbie, “Pahalı değil.”

Kardeşi “Innis Shallows’da yaşamamanı tercih ederdim.” dedi, “Orası berbat bir mahalle.”

“Bobbie Hala’ya kimse bir şey yapamaz.” dedi yeğeni, “O onların kafasını kopartır.”

Bobbie sırıttı. “Yok canım, kötü bir bakış fırlatıyorum yetiyor.”

Oturma odasından kırmızı bir ışık huzmesi geliyordu. Haber kuşağının renkleri değişmişti. Ekranın üstüne ve altına kırmızı haber şeritleri gelmişti. Geniş gerdanlı, dünyalı bir kadın ciddi bir ifadeyle kameraya bakıyordu. Arka planda eski bir koloni gemisinin örnek resmi vardı.

Siyah fon üstüne beyaz harflerle “YENİ TERRA’DA FELAKET.” yazıyordu.

“Ne oldu” diye sordu Bobbie, “Şimdi ne oldu?”

 


Mini Anket

Bu kitap Türkçe’ye çevrilip basılırsa;

Okuduğunuz için teşekkürler

Fikirlerinizi paylaşmanız bizi çok sevindirir.
Yorum yazarak bizi daha iyi içerikler hazırlamak için destekleyebilirsiniz.

Düşüncelerini Paylaş



avatar

Melissa Sezin SCHANZ

Keyif icin eğlenceli bir roman okumaktan daha güzel bir fikir olamaz. Bürodaki stresli hayatını kentsel fantazi, doğaüstü varlıklar ve gelecekte bir gün olabilecekleri anlatan hikayelere dalarak dengeleyen Melissa herkese iyi okumalar diliyor.

4 Yorum

Yorum yazmak için tıklayın

Pınar KARACA için bir cevap yazın İptal

  • Elinize sağlık! Çok başarılı bir çeviri olmuş. Hem bizi nasıl bir dördüncü kitap beklediğini de görmüş olduk. Yayınlanmasını sabırsızlıkla bekliyorum.

  • Merhaba. İlk 3 kitabı okumuş, 4. sezonu seyretmiş biri olarak bu ön okumaya BA-YIL-DIM! Neden çevirmiyorlar hala? 6 kitap daha yazıldı yanlış bilmiyorsam. Tadı damağımda kaldı Melissa 🙂

Kayıp Dünya Yazarlarından

Evren Vangül - Rüzgar