Bilimkurgu Ön Okuma Ön Okuma

Ön Okuma: “Katilbot Günlükleri” – Martha Wells

Katilbot Günlükleri 1 – Tüm Sistemler Çöktü

Yazar: Martha Wells
Çevirmen : Cihan Karamancı
Sayfa Sayısı : 128
İthaki Yayınları – Nisan 2019

Genel İnceleme Puanı

 

Hugo, Nebula ve Locus En İyi Kısa Roman Ödülü Kazananı

Kalpsiz bir ölüm makinesi olarak tam bir başarısızlık abidesiydim.

Uzay araştırmalarının kurumsallaştığı bir gelecekte, araştırmalarda kullanılacak tüm malzemelerin Şirket’ten kiralanması gerekmektedir. Buna, araştırma yapacağınız gezegene gitmek için kullandığınız uzay gemisinden, sizi koruması için gönderilen GüvBirim androidi de dahil. Uzak bir gezegende, yüzey testi yapan bir grup biliminsanına da kendine “Katilbot” diyen ve kendi idari modülünü hacklediği için bilinç kazanmış bir GüvBirim androidi kiralanmıştır. İnsanlardan çekinen ve dikkatleri üzerine çekmek istemeyen Katilbot’un tek yapmak istediği görevini başarıyla yerine getirip insanların onu rahat bırakmasıdır.

Ancak komşu bir araştırma ekibinden haber alınamadığında gerçeği ortaya çıkarmak Katilbot’a kalacaktır.

Katilbot Günlükleri, Tüm Sistemler Çöktü ile başlıyor…

“Bu kitabı ne kadar övsem az. Hem güldürdü hem de kalbimi kırdı.” –Patrick Rothfuss

“Katilbot’a bayılıyorum.” –Ann Leckie

Ön Okuma

1

İdari modülümü hacklememin ardından bir toplu katliam gerçekleştirebilirdim fakat sonra şirket uydularının aktardığı eğlence kanallarının tüm yayınlarına erişebildiğimi fark ettim. O andan itibaren 35,000 saatten hayli uzun bir zaman geçti ve pek fazla cinayet işlenmedi ama herhalde, ne bileyim, 35,000 saatin biraz altında bir süre kadar film, dizi, kitap, oyun ve müzik tüketildi. Kalpsiz bir ölüm makinesi olarak tam bir başarısızlık abidesiydim.

Ayrıca yeni bir kontrat doğrultusunda hala işimi yapıyor ve Dr. Volescu ile Dr. Bharadwaj’ın tetkiklerini yakın bir zamanda bitirmelerini, böylece habitata dönüp Mabet Ay’ın Doğuşu ve Batışı‘nın 397. bölümünü seyredebilmeyi umuyordum.

İtiraf ediyorum, dalgındım. Anlaşma şimdiye kadar çok sıkıcı geçiyordu ve durum bildirme kanalını geri plana atmayı, sonra da ilave faaliyeti MerSisteme kaydetmeden eğlence yayınındaki müziğe erişmeye çalışmayı düşünüyordum. Böyle bir şeyi sahada yapmak, habitatta yapmaktan daha çetrefilliydi.

Bu değerlendirme bölgesi, bir adanın yükselip alçalan kısa, düz tepelere ve ayak bileklerime kadar gelen yeşilimsi siyah gür otlara sahip çorak kısmıydı. Farklı boylardaki bir grup kuşa benzer şey haricinde ve bildiğimiz kadarıyla zararsız olan pofuduk, uçuşkan şey haricinde flora ve fauna namına pek bir şey yoktu.

Sahil, Bharadwaj ile Volescu’nun birinden numuneler aldıkları büyük, çıplak kraterlerle bezeliydi. Gezegenin bir halkası vardı ve bu halka mevzut konumumuzdan denize bakıldığında ufuk çizgisine egemendi. Gökyüzüne baktığım ve zihnimden yayını kurcaladığım sırada kraterin dibi infilak etti.

Sesli bir acil durum çağrısında bulunmakla uğraşmadım. Saha kameramdaki görsel yayını Dr. Mansah’ınkine gönderip kraterin içine atladım.  Kumlu yamaçta aşağı doğru seğirtirken Mensah’ın daha şimdiden acil durum telsiz kanalı üzerinden birine hophopu havalandırmasını bağırdığını duyabiliyordum. Adanın on kilometre kadar uzaktaki başka bir bölümünde çalıştıkları için vaktinde yetişip yardım etmeleri mümkün değildi.

Çelişkili komutlar yayınımı dolduruyordu ama onlara aldırış etmiyordum. Kendi idari modülümü bozmasaydım bile öncelik acil durum yayınındaydı ve o da karmakarışıktı. Bir yandan otomatik MerSistem veri istiyor ve bana henüz ihtiyaç duymadığım veriler yolluyor, bir yandan da Mensah bana hophoptan telemetri aktarıyordu. Aslında ona da ihtiyaç duymuyordum ama aynı anda hem cevaplar talep edip hem de onları sağlamaya çalışan MerSisteme kıyasla onu görmezden gelmek daha kolaydı.

Tüm bunların ortasında kraterin dibine ulaştım. Her iki kolumun da içinde hafif enerji silahları vardı ama ben sırtıma takılı ağır mermi silahına davrandım. Az önce topraktan fırlamış olan düşman sahiden de kocaman bir ağza sahipti. O yüzden ağır bir silahın daha uygun olacağı fikrindeydim.

Bharadwaj’ı yaratığın ağzından çekip aldım ve oraya kendim girdim…

Katilbot Günlükleri 2 – Yapay Koşullanma

Yazar: Martha Wells
Çevirmen : Cihan Karamancı
Sayfa Sayısı : 125
İthaki Yayınları – Temmuz 2019

 

Locus En İyi Kısa Roman Ödülü Kazananı
Hugo En İyi Kısa Roman Ödülü Adayı
Nebula En İyi Kısa Roman Ödülü Adayı

Karanlık bir geçmişi vardı. Bu geçmişin bir bölümünde de insanları öldürmüştü. Bu olay kendisini o kadar etkilemişti ki kendine “Katilbot” demeye başlamıştı. Ancak bu katliamla ilgili belleğindeki anılar belli belirsizdi ve artık daha fazlasını öğrenmek istiyordu.

Kısaltma adı GAT olan bir Araştırma Taşıyıcısıyla (“G”nin ne anlama geldiğini inanın ki bilmek istemezsiniz) bir olup her şeyin çığırından çıktığı o madencilik tesisine doğru yola çıkmak niyetindeydi.

Keşfedecekleri ise Katilbot’un bakış açısını tamamen değiştirecekti…

“Daha önce hiçbir kitabın ana karakterine böylesine bağlanmamıştım.” –Patrick Rothfuss

“Katilbot’a bayılıyorum.” –Ann Leckie

Ön Okuma

1

GüvBirimler haber bültenlerini umursamaz. İdari modülümü hackledikten ve yayınlara erişim sağladıktan sonra bile onlara pek fazla aldırış etmedim. Bunun bir sebebi de eğlence medyası indirirken uydu ve istasyon ağlarına kurulmuş olabilecek alarmları tetikleme ihtimalinin daha düşük olmasıydı; siyasi ve ekonomik haber bültenleri farklı, korumalı veri alışverişine daha yakın seviyelerde taşınır. Fakat asıl sebep haber bültenlerinin can sıkıcı olması ve insanların birbirlerine ne yaptıklarına aldırış etmememdi: Tabii a) yapılanları durdurmam veya b) arkasını temizlemem gerekmediği sürece.

Bununla beraber transit halkasının aktarma merkezinden geçerken İstasyon’dan gelen yeni bir haber patlağı hava bir umumi yayından diğerine sekiyordu. Ona şöyle bir göz gezdirmeme rağmen dikkatimin büyük bölümünü dehşet verici bir katilbot değil de sıradan bir geliştirilmiş insan taklidi yaparak kalabalığın arasından geçmeye ayırmıştım. Bu çaba biri benimle kazara göz teması kurduğunda paniklememeyi de kapsıyordu.

Neyse ki insanlar ve geliştirilmiş insanlar gittikleri yere ulaşmakla veya yön tarifi kadar nakliye çizelgeleri için yayında arama yapmakla meşguldüler. Askıntı olduğum bot idareli kargo taşıyıcısıyla beraber solucan deliklerinden üç kargo yolcu taşıyıcısı da gelmişti ve farklı bindirme sahalarının arasındaki büyük aktarma merkezi tıklım tıklımdı. İnsanların yanı sıra her şekilden ve ebattan botlar, kalabalığın üzerinde vızıldayan dronlar ve tepedeki yaya köprülerinde hareket eden kargolar da vardı. Güvenlik dronları bilhassa yönlendirilmediği sürece GüvBirim taraması yapmazdı ve o zamana dek pinglenmemiş olmam iç rahatlatıcıydı.

Şirketin envanterinden çıkmıştım çıkmasına ama burası hala Tüzel Kuşak, ben de hala bir maldım.

Bunun hayatım boyunca içinden geçtiğim ikinci transit halkası olduğu düşünülürse şimdiye kadarki performansımdan epey memnundum. Biz GüvBirimler kontratlarımıza kargo olarak gönderiliriz ve istasyonların yahut transit halkaların insanlara ayrılan bölümlerinden asla geçmeyiz. Zırhımı istasyondaki intikal merkezinde bırakmam gerekmişti ama kalabalığın arasındayken neredeyse onu giydiğim anlardaki kadar anonimdim. (Evet, bu kendi kendime tekrarlayıp durmam gereken bir şey.)

Hala uzun kollu bir tişört ve ceketten, inorganik kısımlarımı örten pantolondan ve çizmelerden teşkil gri ve siyah renkli o kıyafetini giyiyordum ve de bir sırt çantası taşıyordum. Kalabalıktaki çok çeşitli ve rengarenk giysilerin, saçların, derilerin ve de arayüzlerin arasında göze batmıyordum. Ensemdeki veri soketi görünür durumdaydı ama tasarımı, geliştirilmiş insanların sıklıkla taktırdığı arayüzlerinkine şüphe çekmeyecek kadar benziyordu. Ayrıca bir katilbotun bir transit merkezinde sıradan bir insan gibi elini kolunu sallaya sallaya yürüyeceği kimsenin aklının ucundan bile geçmez.

Derken haber yayınını gözden geçirirken bir fotoğrafa rastladım. Fotoğrafta ben vardım…

 

Katilbot Günlükleri 3 – Kaçak Protokol

Yazar: Martha Wells
Çevirmen : Cihan Karamancı
Sayfa Sayısı : 128
İthaki Yayınları – Ekim 2019

 

“Kalpsiz bir ölüm makinesi olmanın bu kadar çok ahlaki ikilem çıkaracağını kim bilebilirdi.”

Locus En İyi Kısa Roman Ödülü Adayı

Bilimkurgunun en sevilen yapay zekâsı yine iş başında. Alaşağı edilmesi mümkün olmayan GrayCris şirketine açılan dava zora girmişti ama daha da önemlisi yetkililer Dr. Mensah’ın GüvBirim’inin nerede olduğuna dair daha fazla soru sormaya başlamıştı.

İnsansı androidimiz maceradan maceraya koşmak zorunda kalıyor olsa da sadece yalnız kalmak istiyordu… insanlardan, gündelik konuşmalardan ve sorulardan uzakta.

Katilbot bu soruların ortadan kalkmasını istiyordu. Temelli…

“Uzun zamandır okuduğum en iyi hikâye.” –Patrick Rothfuss

Ön Okuma

1

Bot idareli taşıyıcılar konusunda çok bahtsızım. İlki hiç art niyet gütmeksizin medya dosyaları koleksiyonuma karşılık içinde kaçak yolculuk yapmama izin vermişti ve işlevine o kadar çok odaklanmıştı ki aramızda, bir nakliye botuyla yapacağımdan daha fazla iletişim gerçekleşmemişti. Yolculuk boyunca tam da istediğim gibi medya hafızamla baş başa kalmıştım. Hergele beni şımartarak  tüm taşıyıcı botların onun gibi olduğunu düşünmeye sevk etmişti.

Sonra karşıma Götoş Araştırma Taşıyıcısı çıkmıştı. GAT’ın resmi tanımı derin uzay araştırma gemisiydi. GAT, ilişkimizin çeşitli noktalarında beni öldürmekle tehdit etmiş, benimle beraber gözde şovlarımı seyretmiş, vücut konfigürasyonumda değişiklikler yapmış, fevkalade taktiksel destek vermiş, beni geliştirilmiş insan bir güvenlik danışmanı taklidi yapmaya ikna etmiş, müşterilerimin hayatını kurtarmış ve bazı insanları öldürmem gerektiğinde arkamı toplamıştı. (Öldürdüklerimin hepsi de kötü kalpli insanlardı.) GAT’ı cidden özlüyorum.

Şimdi de bu taşıyıcıyla cebelleşiyordum.

Bu seferki de bot idareli olup mürettebatsızdı. Fakat başta asgari ila orta düzey kalifiye teknisyenler olmak üzere yolcular taşıyordu. Kimi insan kimiyse geliştirilmiş insan olan bu yolcular geçici iş sözleşmeleri doğrultusunda transit istasyonları arasında gidip geliyorlardı. İçinde bulunduğum durum benim için ideal değilse bile doğru yöne giden tek taşıyıcı gemisi buydu.

Tıpkı GAT olmayan diğer bot idareli taşıyıcılar gibi bu da imgelerle iletişim kuruyordu ve kayıtlı medyamın bir kopyası karşılığında kendisine binmeme izin vermişti. Manifesto, taşıyıcının yanında yer aldığı ve dolayısıyla öbür yolculara da açık olduğu için belki kontrol edilebilir diye beni seyahat boyunca yolcu listesine kaydetmesini istedim. Yolcu formunda mesleğe de yer ayrılmıştı ve bir zayıflık anında ona bir güvenlik danışmanı olduğumu söyledim.

Taşıyıcı bot bunun benden yeni gemi güvenliği olarak yararlanabileceği anlamına geldiğine karar verdi ve beni yolcular arasında sorunlar hakkında uyarmaya başladı. Ben de salaklık edip o uyarıları cevapsız bırakmadım. Hayır, sebebini ben de bilmiyorum. Belki üretim amacım bu olduğu ve herhalde organik kısımlarımı kontrol eden DNA’da öyle yazdığı içindi.

(“Talebini aldım ama seni yok saymaya karar verdim” anlamına gelen bir hata kodunun mutlaka eklenmesi gerek.)

 

Katilbot Günlükleri 4 – Çıkış Stratejisi

Yazar: Martha Wells
Çevirmen : Cihan Karamancı
Sayfa Sayısı : 140
İthaki Yayınları – Mart 2020

 

Katilbot’un Tüm Sistemler Çöktü ile başlayan macerası sona eriyor!

Katilbot umursamaya programlanmamıştı; öyleyse bugüne dek ona değer vermiş tek insana yardım etmeye karar vermesi, kodunda bir hata olması dışında başka nasıl açıklanabilir ki?

Kendi kanlı geçmişinin sırlarını gün yüzüne çıkarmak için galaksiyi boydan boya kateden Katilbot, aynı zamanda GrayCris hakkındaki korkunç gerçekleri de öğrenmişti. Şimdiyse, GrayCris’in daha fazla can almasını engellemek için çabalayan Dr. Mensah’a yardım etmek için geri dönüyor.

Ancak kaçak bir robota kim inanır ki?

Ön Okuma

1

HaveRatton İstasyonu’na geri döndüğümde bir grup insan beni öldürmeye çalıştı. Benim de bir grup insanı öldürmeyi ne kadar çok düşündüğüm hesaba katılırsa, ortada adaletsiz bir durum yoktu.

Gemi yaklaşımdaydı ve HaveRatton’ın yayınını almayı sabırsızlıkla bekliyordum. Asgari yeterlikteki bir bot pilot olan Gemi, bir ısı kalkanı jeneratörünün beyni ile kişiliğini taşıdığı için bütün girdileri gözlemliyordum. O sayede navigasyon ikazını geldiği anda gördüm. (Geminin bana kasten ihanet etmeyeceğinin farkındaydım ama bunu kasıtsızca yapma ihtimali yüzde 84’ü buluyordu.)

İkaz, HaveRatton Liman İdaresi’ndendi ve Gemi’ye, özel ticari rıhtımlardaki alışıldık pistine değil de umumi yolcu bindirme bölgesinin sonundaki başka bir kısma yanaşması emredilmekteydi. Milu’ya giderken burada Gemi’ye bindiğim zamandan kalma istasyon şeması hala hafızamdaydı. Bindirme bölgesinin o kısmının Lİ rıhtımlarının hemen yanında, istasyon güvenlik müdahale timine ayrılan intikal noktasında yer aldığını görebiliyordum.

Tabii bu hiç de şüphe çekici bir durum değildi.

Hedef ben miydim? Belki, muhtemelen? Gemi, GoodNightLander Independent’ın, eskiden GrayCris’e ait metruk dünyalaştırma tesisini ıslah çalışmalarını sabote etmek için gönderilmiş olan Wilken ile Gerth’i taşımıştı; o yüzden hedef onlar da olabilirdi. Wilken ve/veya Gerth’in o sırada GI tarafından bir yerlerde alıkonulduğunu umuyordum. GI’ın delil toplaması için HaveRatton’dan rutin bir arama talep etmiş olması da mümkündü.

Sebebin bir önemi yoktu. Gemi’yi bekleyen birileri varsa, rıhtıma yanaştığında benim içinde bulunmamam lazımdı.

Okuduğunuz için teşekkürler

Fikirlerinizi paylaşmanız bizi çok sevindirir.
Yorum yazarak bizi daha iyi içerikler hazırlamak için destekleyebilirsiniz.

Düşüncelerini Paylaş



avatar

Kayıp Dünya

Kayıp Dünya Editörleri tarafından yayınlanmaktadır.

1 Yorum

Yorum yazmak için tıklayın

Melissa için bir cevap yazın İptal