R. A. SALVATORE İLE RÖPORTAJ

1

Sevgili okuyucular, forumda okumuş olan bazılarınız da büyük bir heyecanla bekliyordu sanırım. Kayıp Dünya’da Unutulmuş Diyarlar yazarlarıyla röportajlar revaçta bu aralar…

R.A. Salvatore (Robert Anthony Salvatore) ile yaptığım bu hoş röportajı beğeneceğinizi düşünüyorum. Ayrıca bu ay, ayrı olarak hikaye yazamadım. Ama harika bir hikayeyle devam edeceğim (ne zaman bende bilmiyorum).

İyi eğlenceler!

salvatore-2Yasemin: Her şeyden önce, röportaj isteğimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Yeni bir röportaja başlamanın zor olduğunu düşünüyorum; eh, ama bir yerlerden başlamak gerek! Sanırım bir röportajın en kaçınılmaz ve en uygun başlangıç sorusu yazı yazmaya nasıl başladığınızı / kendinizi yazarken bulduğunuzu sormak olur?

Salvatore: İster inanın, ister inanmayın, ama sanırım çoğu asilikten. Üniversiteden 1981’de “teknik yazı”dan mezun oldum (JRR Tolkien beni bilgisayar biliminden tekrar edebiyata sardırdıktan sonra). Dışarı çıkıp harika, iyi para veren bir iş alacağımı düşünürken, gündüzleri bir plastik fabrikasında ve akşamları da bir gece kulübünün kapısında görevli çalıştım. Ölesiye sıkılmıştım ve asileşmiştim. Ayrıca da çok kızgındım çünkü elimde okuyacak başka fantastik bir kitabım kalmamıştı; 80’lerin başında ortalıkta pek fazla yoktu. Bunun üzerine ben de kendiminkini yazdım.

Yasemin: Aslında Türk okuyucuları “Unutulmuş Diyarlar” ile uzun bir zaman önce tanıştılar, Drizzt ve dostlarıyla da öyle. Sanırım bu biraz klasik bir soru olacak ama, gerekli de bir soru; isyankar bir karakter, bir ruh hakkında yazma fikri size nereden geldi, yoksa içinizdeki bir parçayı yansıtıyor olabilir mi?

Salvatore: Sanırım, Drizzt’te benden bir parça var, ya da en azından, benim olmayı isteyeceğim gibi birisi o. Keşke, onun inançlarına göre davranabilme cesareti bende de olsaydı! Onu ilk yarattığımda, bu adamın kimin nesi olduğuna dair hiç bir fikrim yoktu. Hiç bir zaman bir fikrim olmaz, röportajın devamında bunu açıklayacağım. Ama evet, sanıyorum ki onun davranışlarının gelişme yönü en azından, biraz olsun iç sesimden kaynaklanıyor.

Yasemin: “Unutulmuş Diyarlar” hakkında yazmaya nasıl oldu da başladınız, Wizards of the Coast’a nasıl dahil oldunuz?

kristal-parcasiSalvatore:Echoes of the Fourth Magic” isimli ilk kitabımı 80’lerin başında yazıp, baskıya hazırladım ve 1987’de birçok değişik yayınevine yolladim. Bu yayınevlerinden birisi de TSR’dı (Zindanlar ve Ejderhalar ve Unutulmuş Diyarlar‘in yanında birçok başka şeyin sahibi olan şirket). TSR’ın editörü kitabı beğendi, ama sadece Unutulmuş Diyarlar‘ın grubunda bir kitaba yerleri vardı. Bunun üzerine, kitabı Diyarlar’a uydurup, uyduramayacağımı sordu, ama fark ettik ki bunun imkanı bile yoktu. Böylece, TSR Unutulmuş Diyarlar‘ın ikinci kitabını yazmaya gönüllü olup olmayacağımı sordu. “Kristal Parçası” doğmuş oldu.

Yasemin: Başka bir dünya hakkında yazma planlarınız var mı, yada hiç yazdınız mı?

Salvatore: Bu soru beni her zaman güldürüyor, üzücü bir yönde! Kendi yarattığım dünyada gecen dört seri roman yazdım: “The Chronicles of Ynis Aille“, “The Spearwielder’s Tales“, “The Crimson Shadow” ve en çok tanmış olan “DemonWars“. DemonWars gerçekten de dünya-yaratmadaki en büyük başarım. Yedi kitaplık destanın en son kitabi bu yılın Mayıs ayı içinde piyasaya çıkacak, ama gerçekten, yarattığım dünya, Corona, sadece bir başlangıç. CrossGen Comics, aylik DemonWars sayısı çıkaracak ve Corona’da geçen başka hikayelere doğru genişletmeyi de umuyor. Fast Forward Games, (çoğu TSR’da çalışan eski isimler) d20 oyun sistemine uygun, Corona’da gecen bir oyun yaratıyorlar ve ben de bu dünyada geçen daha fazla kitap yazmaya devam edeceğim. Belki de bu dünyayı “paylaşacak” başka yazarları da kendimle getirebilirim.

Yasemin: Karakterlerinizi nasıl yaratıyorsunuz? Takip ettiğiniz belli bir yol var mı?

Salvatore: Aslında, karakterler kitaba iki türlü girerler. Ya belli bir rolü doldurmaları için kullanılırlar (örnek olarak, Drizzt’in Wulfgar’a arkadas olarak getirilmesi); ya da hiç beklenmeyen bir şekilde geliverirler (Artemis Entreri) ve bir daha da gitmezler.

Yasemin: Duyduğuma göre, Drizzt’in ilginç bir yaratılma hikayesi varmış. Nasıl yaratılmıştı ve belki de yaratılışında bir “çünkü” vardır?

Salvatore: Drizzt hiç öncesinde planı yapılmadan yaratılmıştı, büyük bir baskı altında. Editör, Wulfgar için yeni bir arkadaş gerekli olduğunu söyledi. Beni işten aradı ve ortaya bir karakter getirmem için baskı yaptı. Kitabın pazarlamasıyla ilgili bir toplantıya giderken, acilen benden bir yanıt bekliyordu. Bir yerden, bir şekilde, hop diye, “bir kara elf” dedim. “Kolcu bir kara elf”.
Durdu ve “bir drow?” dedi.
“Evet.”
“Adı ne?”
Yine, kafadan hop diye, “Menzoberranzan’ın dokuzuncu ailesi olan Daermon Na’chezbaernonlu Drizzt Do’Urden” dedim.

Çok içten söylüyorum ki, ne bu fikrin nereden geldiğini, ne de karakterin, adının, evinin veya Menzoberranzan’ın nereden geldiğine dair hiç bir fikrim yok. Sadece omuz silktim ve bunların gerçekten olduğunu iddia ettim.

Yasemin: Yeni bir hikaye yazmaya basladiginizda, konu bulmakta zorlanıyor musunuz? Eğer öyleyse, bunun için bir çözüm yolunuz var mı? (Ben şahsen bu konuda büyük sorunlar yaşıyorum da!)

Salvatore: Elbette zorlanıyorum, hangi yazar zorlanmıyor ki? Sürekli “neden” hikaye yazıyorum diye düşünüyorsunuz. İnsanlar, neredeyse 40 tane kitap yazmış olduğumu duyunca çok etkileniyorlar; ama şu var ki, eğer aynı karakterlerle devamı gelen hikayeler yazıyor olmasaydım bunu asla bu kadar kuvvetli yapabilmiş olamazdım. Eğer geriye dönüp, her şeyi tekrar tekrar yaratıyor olsaydım, yaratıcılığımı çoktan tüketmiş olurdum.

Yasemin: Bir şey yazdığınız zaman, yazacağınız şeyi en başından, başlamadan önce mi düşünüp planlıyorsunuz; yoksa her şey siz yazarken, o anda mı aklınıza geliyor? Yani, yazmaya başlamadan önce olayların nasıl gelişeceğini ayarlıyor musunuz?

Salvatore: Her zaman gelen bir fikrim oluyor. Yazara, hikayenin neresinde olduğuna dair fikren yardımcı oluyor. Herkes kitaba başlayabilir; asıl test onu bitirmektir. Dış hatları bilmek bu duruma imkan verir. Ama şu da önemli ki, hiçbir yazar hikayenin genel dış hattının kölesi olmamalıdır.

Yasemin: Bazen olur da, aklınızda yepyeni bir fikir oluşur. Sonra bir kaç not yazıverirsiniz bununla ilgili ve detaylarınızı toparlarsınız. Ama asıl şu var ki, bütün bunları nasıl bir araya getiriyorsunuz?

100-orkSalvatore: Eh, işin bu kısmı bir yazar olmanın iç güdüsüyle gelişir. Bu olayın içinden çıkmak için ne bir formülüm, ne de bir fikrim var. Tamamen iç güdüsel. Tamimiyle yazarın doğru yeri bulmasıyla alakalı (çok fazla detay olmasın!) ve doğru iç ses ve stil. Gercekten de içinizdeki o sese kadar gidiyor. Ben hızlı okunan kitaplar yazıyorum. Aksiyon ağırlıklı, karakterlerin gelişimine ağırlık verilen, fiziksel tanımlamaların az olduğu (savaş sahneleri dışında). Robert Jordan bunun tam tersini yapanlara iyi bir örnek olur, tasfirlere büyük ağırlık veren biri olarak. Yazarın ve okuyucunun damak zevkine kalmış bir şeydir kesinlikle. Harika dünyanızın bir ansiklopedisini yazmıyorsunuz. Dünyanın, arkadaki sahne perdesi olduğu bir hikaye yazıyorsunuz ve sadece siz, okuyucuya sunmak istediğiniz detayların yoğunluğuna karar veriyorsunuz. Benim önerim, olayların doğalca gelişmesine izin verin, dünyayı hikayeleriniz aracılığıyla gösterin.

Yasemin: Dergimize hikayelerini yollayan yazarlarımız var, bazılarının gelecekle ilgili daha büyük planları da olabilir. Benim gibi, yazarlığı profesyonel olarak yapmayı düşünenlere ne önerirsiniz? Ne tür engelleri beklemeliyiz?

Salvatore: Yazar olmak için… öncelikle bir kitap yazın. Tamamlayın ve yayınevlerine götürün. Aslında bayağı kolay bir iş. Kitabı yazın! Kitabı BİTİRİN! Önceden söylemiş olduğum gibi, herkes başlayabilir, ama çok azı bitirebilir. Sonra nasıl yayımlayacağınıza bakın, nasıl ve nereye yollayacağınızı bulun. Sonra dua edin. Hem de bayağı edin.

Yasemin: Bazı hikayeler rol-yapma oyunlarından geliyorlar, sizin kitaplarınız önceden oyunmuydu, yoksa en başından beri sizin fikirleriniz miydi?

Salvatore: Ben de oyunlar oynuyordum, 20 yıl sonra bile hala devam ediyorum. Vay be, yaşlıymışım! Ama oyunları ve kitapları ayrı tutuyorum. Tamamen değil; bazen oyunda olan bir şey, bir de bakarsınız ki, kitapta geçiyor (“Gümüş Damarları“nda, yanan cücenin Titrekkasvet’in üzerine atlaması, deli bir oyuncu arkadaştan esinlenilmişti mesela). Ayrıca en son isteyeceğim şey de, kitabımı okuyan birinin “yuvarlanan zarların sesini duyması”dır.

Yasemin: İlk yazmaya başladığınızda, etkilendiğiniz şeyler var mıydı?

Salvatore: Tolkien, James Joyce, Fleetwood Mac, genel hayat. İlhamımı nerede bulursam kullanırım.

Yasemin: Şu anda bir proje üzerinde çalışıyor musunuz, gelecek için planlarınız nedir?

Salvatore: Şu anda “The Hunter’s Blade” üçlemesinin ikinci kitabı üzerinde çalışıyorum, yeni Drizzt serisi. Neredeyse bitti! Ayrica “Immortalisa“nın son eklemelerini yapıyorum ve DemonWars‘ın bir sonraki Corona kitabinin genel konusunu hazırlıyorum.

Yasemin: Neden fantazi? Sadece fantezi romanları mı yazıyorsunuz?

Salvatore: Fantezi yazmakla başladım çünkü okumayı sevdiğim bir türdü. Hala fanteziyle devam ediyorum, çünkü konunun gidiş hattıyla ilgili söylemek istediğim şeyi söyleyebiliyorum ve ayrıca, dürüstçe söylemeliyim ki, fantazi yazmam için bana para verdikleri için ve okuyucuların benden beklediği şey bu olduğu için. Eğer vitesi değiştirir de, korku veya romantik romanlar yazarsam, bir kaçtan fazla okuyucuyu kızdıracağımı düşünüyorum! Belki yazarım, ama sanırım başka bir yazar adı altında.

Yasemin: Sorularım burada bitiyor. Zaman ayırdığınız için yeniden teşekkür etmek istiyorum ve – oh! Size bir son an sorusu sorabilir miyim? Olaylar Drizzt için nasıl gelişecek, bütün hikayelerini okuyup bitirecek vaktim olmadı, ama onun çok büyük bir hayranıyım! (Not: Aslında kendisinden bayağı etkilendiğimi söyleyebilirim, hehe!)

Salvatore: Hehehe, bu konuda yorum yok. Okumaya devam et!

Paylaş

1 Yorum

Yorum yapın