PROMET – 2

0

Platform hareket etmeye başladı.

Slate?

Yukarı bakıyordu, cevap vermedi.

Birazdan yükleyeceğim, hafif bir karıncalanma hissedebilirsin.

“Anladım.” Yumruğunu sıkıp gevşetiyordu.

Üst kabine çıktığı sırada, sırtını titreten ve omurgasını rahatsız ederek gıdıklayan elektriği hissetti.

Acaba Vural’da buna benzer bir şey mi hissetmişti? Ya da herhangi bir şey hissetmiş miydi?

Bu düşünce canını yaktı.

Kapak açıktı. İri dostu şu anki görüş açısının kenarlarının dışındaydı. Platforum hafifçe sarsılıp durduğundan sabırsız bir sesle “Tamam mı?” diye sordu.

Cevap hemen gelmedi, “Tamam.

Bir süre kıpırdanarak bekledi “Bırak beni o zaman!”

Rufus, kıskaçları açmayı unutmuştu.Tıng! Kıskaçlar ve halatın makarasını tutan kilit gürültüyle açıldı.

Serbest kalır kalmaz iticileri tam güçle çalıştırıp ileri fırladı.

Vural, kararmış ünitesinin arkasında, Sly’ın görüşünün dışındaydı. Onu saklayan kocaman bir kutuyu andıran yaşam destek ve hareket ünitesinin “BAC” yazan sağ taraftaki ana iticisinden akımın geçtiği belliydi. Orası kararmıştı.

Slate, Vural’ın öldüğünü o an biliyordu, ama bunu anlayamamıştı.

Kötü görünüyor.” Halatla bağlı olduğundan başlığındaki kamera çalışıyordu. Sly gerilmişti, sadece Vural’ı görmekten korktuğundan değil, Promet’in her an onu da bir yıldırımla vuracağı endişesinin de bunda payı vardı.

Bunu yapmalıydı. Bu noktadan sonra korkmak anlamsızdı.

İticileri çalıştırdı ve İlerlediği, partikül, sis, ışık, hale denizinde bir gariplik sezdi. Bunun ne olduğunu anlayamadı, belki de uzun süredir uzaya çıkmamış olmanın sonucuydu bu.

Belki de değildi. Hisleri konusunda o kadar acımasız değildi artık.

Dostu, parçacıklarının arasında salınıyordu. Gölgesi Promet’in ceviz rengindeki kabuğuna düşmüştü.

Sly onu hareketleriyle partiküllerin uyum içinde olduğunu farketti. Sanki artık bir bütündüler.

Aslında, artık bir bütündüler.

Yaşıyor mu?

Onun yanına vardığında, dudağını ısırdı ve kararmış olan elbiseye hafifçe dokunup, onu kendine çevirdi.

Dokunduğu yerden, kurumuş bir yaprağa dokunmuşçasına milyonlarca küçük parçacık saçıldı. Bir süre düzensizce dağıldılar sonra o garip düzene uydular

Vural’ın başlığının camı kararmıştı. Ellerinde bir hareket yoktu, bir dalgayı okşarken donup kalmışlardı.

Yaşıyor mu?

Vural, şimdiden uzayın bir parçası olmuştu. Her hareketinde bütünde farkedilen o ruha rastlamak mümkündü. Aceleci olmayan, neredeyse tembel ve sakin hareketler…

Slate?

Uzaklardaki başka bir kozmik şimşekle ortalık aydınlandı ve Vural’ın kararmış camının bir kısmı, arkasında sakladığı karanlıktaki korkunç yüzü gösterdi.

Çatlamış ve kararmış dudaklar, balmumu gibi erimiş olan burun, ve kömürleşip kırılmış deri, sahibine benzemekten uzak bir mumya…

“Tanrım!”

Üzgünüm Sly.

Slate gözlerini kapadı, kalbini hissetmiyordu. Yabancı bir his onu atmamaya zorluyordu ve zavallı parça yaşamak için mücadele ediyordu. Dudaklarını ilerde hatırlayacağı yaralar açarcasına ısırdı. Gözlerinden aceleyle birkaç damla yaş döküldü. Ağlamak değildi bu.

Kabul etmekti. Boşluğu, hayatına kabul etmek, uzayı kabul etmek.

“Huzur içinde yaşa dostum” diye düşündü. Vural belki yaşama yeni başlamıştı. Bu hafifletici bir düşünceydi. Yüzü korkunç olsa da hareketlerindeki rahatlık ve etraftaki sessizlik belki de bir işaretti. Vural dışarı çıkmıştı, uzun yürüyüşüne başlamıştı ve belki de Düş Kabuğu Sahiline ulaşmıştı.

Komik olan, Sly’ın er ya da geç herkesin o sahile ulaşacağına inanmasıydı çünkü nereye giderse gitsin, onun bir parçası daima orada kalacaktı.

Vural’ın huzuru bulduğuna olan inancı arttı. Onun ölmeden önce son yaptığı hareketleri hatırladı ve bu hareketler sırasında kendisinde oluşan pozitif hissi…

Slate’in yüzünde acı vardı; ama dudakları hafif bir tebessümle kıvrılmıştı. Hayatında bir daha hissedemeyeceği bir duygunun ifadesiydi bunlar.

Sly, iyi misin?

Slate konuşamadı.

Hepimiz üzgünüz Sly.”

Slate eline bakıyordu. Elbisesinde tuhaf bir değişim vardı. Üstü dokusu kurumuş yapraklardaki damarlara benzeyen şeylerle kaplanmıştı.

Sonra Promet’e baktı ve her şeyi anladı.

* * *

Platform aşağı inmeye başladığında onu Garwyn ve Phy bekliyordu. Slate’in başlığı çıkınca, çökmüş yüzünü gördüler ancak kimse bir şey söyleyemedi. Phy elinde garip görünen bir dış iskeletle duruyordu. Bu, hastaları güvenle taşımak için yapılmış sedye gibi bir şeydi.

Slate’in yalnız gelişi yüzünden görülebilecek en hüzünlü sedyeydi elindeki.

Ağızlar değil gözler konuşuyordu ve Sly’ın gözlerinde yüzündeki asıklığa yakışmayan bir parıltı vardı. Bu Garwyn ve Phy’ı endişelendirdiyse de yine ses çıkarmadılar. Hızlıca elbisesini çıkarmasını sağladılar.

Vural uzayda bırakılmıştı. Promet’te ilk kez işleyen bir kuraldı bu; ama Slate bundan rahatsız olmamıştı. Artık, Vural’ın huzuru bulduğuna kesinlikle inanıyordu. Düş Kabuğu sahili bunu gerektiriyordu.

Kemerindeki rahatsız edici halat çıkar çıkmaz platformdan aşağı indi.

Garwyn, dudaklarını bükerek elini Slate’in omzuna koydu ve birbirlerine sarıldılar. Sonra da Phy’a sarıldı.

Phy’ın ağzından birkaç kelime kopacak gibi oldu, ama gırtlağın üstünde bir yere takıldılar.

Slate kabinden çıkarken mırıldandı “Halias ile konuşmalıyım.” Gözleri, endişe verecek şekilde parlıyordu. Ağladığını düşünmek kolay olurdu; fakat yalan.

Phy olduğu yere çöküp kalmıştı. Garwyn onun yanında kalmak istediyse de Phy bunu geri çevirdi.

Garwyn ve Slate köprüye gidiyordu.

* * *Hal, kül gibi bir suratla köprüde bekliyordu. Pencereden Rufus Cisimciğine hülyalı gözlerle bakıyordu. İçeri dalanları farkettiğinde onlara baktı. Bu seferki en uzun bakışmaydı. Herkesin gözleri doluydu. Bunda öfke de vardı.

Halias dolu gözlerle desteklediği buruk bir sesle “Ruhu şad olsun,” dedi ardından da ekledi “Üzgünüm Slate.”

Slate’in yüzündeki tuhaf ifade daha da keskinleşti, neredeyse şeytani bir hal aldı. Aklındaki düşüncelerin zalimce olduğunu biliyordu; ama kendini tutamıyordu.

“Seninle konuşabilir miyiz Halias?” Kabaran bir volkandı bu, aslında bugün canlanan ikinci volkandı.

“Elbette…” Yaşlı adam, kendini anlam vermediği garip bir endişenin ortasında buldu.

Garwyn ve Rufus araya girmek için ağzılarını açmaya yeltenmeden Slate konuştu. “Özel olarak.”

Rufus kalmak için diretecek gibi oldu ama Garwyn’in bakışları karşısında düşüncesi değişti.

Hal, diğerlerine baktığında onların çıkmakta olduğunu gördü. Kapağın kapanma sesinden sonra rahatsız bir bekleyiş başladı.

Halias Slate’in bakışlarına dayanamadı. Alnını ovuştururken bezgin bir sesle “Sanırım beni suçluyorsun,” dedi.

“Hayır Halias, yalnızca… Yalnızca neden Spintroza’nın sapıtığını buldum. Ayrıca neden buradaki şeyin anlamsız olduğunu da öğrendim. Bunlar senin ilgini çekebilir.” Sesi korkunç derecede sakindi.

Hal’ın kaşları kalktı. Slate’in konuyu değiştirmeye çabaladığını sandı bir an için. Gözlerini de sürekli kendisinden kaçırıyordu. “Vural için üzgünüm. Hepimizin başı sagolsun. Bana kızgın olmanı da anlıyorum ama inan ki başka çaremiz yoktu.”

Slate’in gözleri odaklandı “Başka çaremiz mi yoktu? Ne olurdu ha! Ne olurdu o lanet cisim biraz bekleseydi? Biri dışarı çıkmak mı zorundaydı ha!”

“Slate, anlamıyorsun” Yaşlı adam yanına tutunmak zordunda kaldı.

“Ne diyeceğin umurumda değil Halias! Ama dışarıdayken gördüğüm şeyi söylemeliyim. Spintroza hatalı değildi! Kütle kaybediyoruz. Dış kabuk çözülüyor, bütün sistemler sapıtmışken ve biz köstebek kadar körken çözülüyordu.”

Hal konuşabilmek için birkaç saniyeye ihtiyaç duydu.“Buna inanmıyorum.”

Slate, umursamadan devam etti.“Aslında, başta Rufus Cisimciğini nasıl bulduğumu anlamamıştım ama artık biliyorum. Geminden kopan parçacıklar EMP çizgilerine göre hareket ediyordu. Tek yaptığım onların gittiği yönü izlemek oldu.”

Hal’ın aklında karanlık bir ışık yandı.“Yani şimdi bana…”

Pilot, Halias’ın sözünü kesti.“Rufus’un cismi, çözülen kabuğumuzun tuhaf bir kesişmede birikmesinden başka bir şey değil ve dur asıl iyi haber şimdi geliyor.”

Derin bir nefes aldı, gerçekten neşeliydi. “Burdan çıkmamız imkansız, yarı yolda kabuk dayanamayacak kadar zayıflamış olur. Şimdiden çok zayıf görünüyor.” Neşesizce, hatta hafif delice bir gülüşle sustu.

Hal duyduklarına inanmıyordu. “Sana inanmıyorum.”

Slate arkasını döndü “Elbiseme bakabilirsin. Sadece birkaç dakikalığına çıktım ama seninki gibi yaşlı gözlerin bile görebileceği kadar yıprandı.” Çıkışa doğru süzüldü.

Kapağa geldiğinde, yaşlı adama dönmeden konuştu “Dünyaya çıkmaz sokağa girdiğimizi söyleyen özel bir kod varsa onu yollamanı tavsiye ederim ve iyi uykular, tatlı rüyalar.”

“Slate…” Halias’ın sesi titredi.

Slate durdu.

Halias dayandığı yerden “Vural için.. Vural..” cümlesi bir türlü devam edemedi, sonradan başka bir yöne girdi sanki “Sana Vural ile ne için tartıştığımızı hiç söylemedim,” dedi.

Pilot şaşırmıştı, bu doğruydu. Nefesini tuttu.

Halias bir süre bekledi.“Yürüyüşe çıkmak istedi…Lanet olsun! Ne yapabilirdim ki? Gideyim örnek toplayayım işte diyordu! Bütün karşı çıkmalarıma daha şiddetli tepki gösterdi en sonunda kör olan bir araştırma gemisinde olduğumuzu düşünüp….” cümlesine devam edemedi ve gözyaşlarına boğuldu.

Slate bir süre ne yapacağını bilemedi. Bir anda Halias’a öfkesi konusunda kendini suçlu hissetti ancak yine de Vural’ın, o izin vermeseydi ölmeyeceği düşüncesi yüzünden siniri geçmedi. Karmakarışık duygular ve düşünceler arasında bocaladı.

Kapak kapandı.

* * *

Hal olduğu yerden bir süre kıpırdayamadı. Birkaç saat sonra, odasında, Slate’in yürüdüğü elbiseyi incelemiş bir halde oturuyordu. Gözleri kanlanmıştı ve yaşlı adam birdenbire çökmüştü.

Pencerenin dışındaki dünya zaman zaman şimşeklerle aydınlanmaya devam ediyordu.

Kabuk tuhaf bir biçimde çözülüyordu, bu imkansızdı! Hiçbir şekilde ne kimyasal ne de elektriksel bir reaksiyon onu çözülmeye itemezdi! Kurtuluş yollarını taramıştı ancak zaman çok kısaydı ve imkanları kısıtlı. Kısacası sonuna gelmişlerdi.

İmkansızdı, ama oluyordu işte! Bunu sebeplerini araştırmak geldi aklına. Belki dünyaya bu tuzağı bildirmeye başarabilirlerdi. Ayrıca örnekleri toplayıp…

Ne yaptığını farkedince önündeki konsola yazdığı eylem listesine hayatında gördüğü en korkunç şeymişcesine baktı.

Tanrım! Birkaç hafta içinde ölecekti! ve nelerle uğraşıyordu.

Konsolda bir tuşa bastı ve gidip tulumunun üstüne uzandı.Kollarını başının arkasında bağdaştırdı. Gözlerini kapadı.

Mozart’ın Requiem’inin notaları etraftaki sessizliğe uydu. Hal, o gece kabus görebilirdi.

Kendi ölüm senfonilerini besteliyorlardı sanki.

* * *

Slate, bütün yorgunluğuna rağmen Sosyal Oda’ya çıktı. Şale de oradaydı. Kötü haberi daha almamıştı. Yüzünde tuhaf bir gülümseme vardı, siyah saçları dağılmıştı; ancak Spintroza’yı kandırdığı için mutlu olmalıydı.

Slate ona baktı ve dikkatini Şale’nin okuduğu kitabın kapağı çekti, “Mezmurlar Kitabı”. Kitabın ismini daha önce hiç duymamıştı.

Video arşivine gitti ve ekranın başına kuruldu. Filmlerden klasiklere kaydı.

Bu gece Casablanca izleyecekti, sonrasında ne yapacağına dair en ufak bir fikri bile yoktu; ama bunu önemsemedi. Sonuçta, Düş Kabuğu Sahili ne için var ki?

1 2 3
Paylaş

Yorum yapın