Douglas Adams Üzerine

2

Bazı yazarlar var, asla tanışma şerefine eremediğimiz için biraz boynumuzu bükerler. Onlarla bir yaz gecesi terasta sohbet ederken canlandırabiliriz kendimizi ve bunun son derece hoş bir sohbet olacağından eminizdir. Bu yüzden Douglas Adams’ı sevenler bilirler ki 11 Mayıs 2001’den beri yaşamımızdan bir şey eksik. Bu  yazımda biraz Douglas’tan, biraz da yazdıklarından bahsedeceğim. 

11 Mayıs 1952’de Londra civarında doğan Douglas Noel Adams, Cambridge Edebiyat Bölümünden mezun oldu. Senarist olarak radyo ve televizyonda görev aldı. Bunların yanında değişik tiyatro topluluklarında da çalıştı ve bu sayede İngiliz mizahına damga vuran “Monty Python” üyeleriyle temasa geçti.

Gerçekten üne kavuşmasıysa 1979 yılında, BBC yapımı radyo tiyatrosu “Otostopçunun Galaksi  Rehberi” oyunuyla oldu. Star Wars yüzünden başka gezegenler ve galaksilere duyulan merakın zirvede olduğu bir anda, o da bu dalgayla beraber sörf etmeye başladı diyebiliriz. Zaten sonradan tüm hayatının istinat noktası bu hikaye oldu.

“Otostopçunun Galaksi Rehberi” o kadar popüler oldu ki roman ve sinemaya uyarlandı; bilgisayar ve tiyatro oyunları çıktı. Ölmeden önce bile Otostopçu ile ilgili senaryo uyarlamaları üzerinde çalışıyordu. 2005’te çıkan film onun çalışmasına dayanır.

Bu popülerlik anlaşılır bir şey. Sonuçta Otostopçunun Galaksi Rehberi serisi Petunyalarından, çölün ortasına düşen balinasına, oradan da Ford Prefect, Zaphod Beeblebrox ve Android Marvin gibi karakterlerine kadar kült statüsüne sahip.  Bu yüzdendir ki Bilim Kurgu’nun ağır topları Asimov, Bradbury, Verne , Clarke gibi isimleri hiç duymamış insanlar bile bir durak kenarında Douglas Adams’ın anlattığı yıldızlar arası macerayla sürüklenirken otobüslerini kaçırabiliyorlar.

Diğer yandan Douglas, roman yazmaktan hiç hoşlanmıyordu. Röportajlarında defalarca belirttiği gibi o oyun yazmaktan büyük keyif alıyor ama roman biçiminin getirdiği zorunluluklardan yılıyordu. Romana uyarlayacağım diye depresyonlara bile girdiği oluyor,  biçare editörleri romanın çıkış tarihini üç kez erteleyen Douglas’ı otel odasına kapatıp sadece koşu için çıkmasına izin vermek gibi ekstrem yaptırımlarla kitapları tamamlatıyordu. Bunu öğrendikten sonra Douglas ile özdeşleşen “Don’t panic!” (Panikleme!) cümlesine bakış açım değişti.

Peki Otostopçu serisini bu kadar popüler yapan neydi?

Dile kolay,  daha ilk anlarında yok edilen Dünya’nın; evrenin sonundaki bir Restoranın bulunduğu tekin olmayan bir hikaye bu. Yine de dikkat!  Oldukça iyimser bir tabirle evsiz kalan Arthur Dent,yakın arkadaşı Ford Prefect, manik depresiv robot Marvin’le ve daha uçuk bir kaç karakterle beraber galaksiyi absürt bir macerayla boydan boya katederken kendinizi sık sık yeni gelin gibi kıkırdarken bulabilir, meraklı bakışları üzerinize çekebilirsiniz.

Yine de yazdığım programların, öykülerin içine durduk yere 42 sayısını sokuşturmamı açıklamıyor bütün bunlar. 25 Mayıs’da  (Douglas Adams’ı anma günü) İngiltere’den şehir metropollerinde havlularını yeldirerek dolaşan insanlardan bahsedersem açıklaması daha da ilgi çekici olmaya başlıyor.

Bunda Otostopçu’nun kelimenin tam anlamıyla bir kaçış edebiyatı olması yatıyor. Hem de öyle klasik fantezi veya bilim kurgu edebiyatındaki diğer romanlardaki kaçış gibi değil. Kaçış her ne kadar farklı bir zamana ve mekana yapılsa da insan kendini, kendi içinde tutarlı bir evrende bulur. Hatta tanıdık kurallar bile hüküm sürebilir burada. (Yüz yıl savaşları ve Taht oyunları serisi mesela)

Otostopçu ise kelimenin tam anlamıyla absürt. Diğer romanlar sizi bir atlıkarıncaya bindirirken o, bir coaster’a bindirir. Bu şekilde eşsiz bir kaçış sunar Otostopçu. İlişkiniz de problemler mi var mesela? Bir anda kendinizi dünyanın ve evrenin cevabını bulmaya adamış bir bilgisayarın ağzına bakarken bulursunuz.

Douglas Adams’ın bildiğim kadarıyla Türkçe’ye çevrilmeyen kitabı “The Last Chance to See” ile üniverstenin ilk yıllarında tanıştım. Eğer içime wanderlust kaçmışsa bunun müsebbibi bu kitaptır. Gezi günlükleri şeklinde yazılmış bu kitapla Douglas Adams’a (ve arkadaşı Mark Carwardine) soyu tükenen türleri görmek için çıktığı dünya turunda eşlik etmek mümkün. Otostopçudaki espri anlayışını buraya da yansıttığı için eşsiz bir macera haline geliyor bu. Kah gülümsüyor, kah da o hayvanlarla karşılaşılan anlarda hüzünleniyorsunuz (Senden bahsediyorum sevgili kakapo). Bu noktada, Douglas Adams’ın pek tanınmasa da kişisel olarak üzerinde çalışmaktan en fazla zevk aldığı çalışması olduğunu hatırlatıp ilginizi cezbedeyim.

Douglas Adams’ın tamamlayamadığı üçüncü Dirk Gentley romanı “The Salmon of Doubt” kitabında (Ölümünden sonra çıktı) tamamlandığı yere kadar okunabiliyor. Diğer yandan yine bu kitapta Douglas Adams’la ilgili anektotlar, röportajlar bulunuyor ve onun sağlıklı-süpheciliğe dayanan doğasını yakından tanımamızı sağlıyor.

Douglas Adams eşsiz bir espri anlayışına sahipti. Çok yönlü bir yazar, çevreci ve yazılım geliştirme uzmanıydı. Soyut ve ampirik düşünebilen ve bu analiz yeteneğini eşsiz absürt durumları göstermek için kullanmaktan çekinmeyen korkusuz biriydi. Bunlar sadece bir kaç özelliği. Çok sevdiğim bir başka yazar olan Neil Gaiman, bu eşsiz insan için “Dont Panic” isimli, kendi deyimiyle yoldaş bir kitap çıkardı.

Bu yüzden 25 Mayıs’ta elinizde havluyla dışarıya çıkın. Belki bir başka Otostopçuyla karşılaşır ve eşsiz bir maceraya başlayabilirsiniz.

Yazılı eserleri ve kisaca düşüncelerim:

1979 – The Hitchhiker’s Guide To the Galaxy (Otostopçunun Galaksi Rehberi): Her şeyi başlatan hikaye. Mutlaka okunmalı.

Bütün hayatının bir düş olduğunu hissetti ve bazen kimin rüyası olduğunu ve bu rüyadan hoşlanıp hoşlanmadığını düşündü

Şaşırtıcı biçimde, düşen saksıdaki petunyaların aklından geçirdiği tek şey ‘Hayır, olamaz! Yine mi?’ düşüncesiydi.Pek çok insan, saksıdaki petunyaların neden böyle düşündüğünü tam olarak anlayabilseydik evrenin doğası hakkında şimdikinden fazla haberdar olacağımız konusunda spekülasyon yaptı.

Hiç bir şey ışıktan hızlı yayılamaz, kötü haberler dışında. Onlar kendi kurallarına uyar.

Panik yapma!”

1980 – Ther Restaurant at the End of the Universe (Evrenin Sonundaki Restoran): Macera kaldığı yerden devam ediyor burada. Evrenin eski başkanı Zaphod başını beladan kurtaramazken bir anda evrendeki en önemli kişi olduğunu öğreniyor (işin ilginci bunu zaten biliyor ama bu nasıl oluyor diye merak ediyorsanız okuyun efendim.)

’Eğer kendimle karşılaşacak olursam,” dedi Zaphod, ‘Kendime öyle bir vuracağım ki neyin vurduğunu anlayamayacağım.’”

Kısaca özeti özetleyecek olursak, insanlar sorun teşkil ediyor.”

Ve böylelikle Evren bitti.”

1982 – Life, the Universe and Everything (Otostopçu Hayat, Evren ve Herşey): Aslında altı bölümlük bir Doctor Who hikayesi olarak düşünülmüş ilk anda. Arthur ve Ford bu sefer evrenin tamamını görüp bundan son derece hoşnutsuz olan ve onu yok etmeye karar veren Krikkitlerin tutuldukları hapisten kaçmalarını engellemeye çalışıyor.

Ölümden sonraki yaşam için dua etti. Sonra buradaki mantıksızlığı farkedince durdu ve ölümden sonra yaşamın olmamasını ummaya başladı.”

’Özgürlük!’ diye bağırdı ‘Onunla başedemiyorum!’” (Bıyık altından Cesuryürek referansı)

’Herşey yolunda’ dedi, büyük patlamayı bile sakinleştirebilecek bir sesle.

1984 – So Long, and Thanks for All the Fish (Elveda ve Bütün O Balıklar İçin Teşekkürler): Arthur’un gönül hayatına eğilen bu kitap maalesef çoğunlukla Dünya’da geçiyor (“Yokolmamış mıydı orası?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Uzun hikaye deyip geçeceğim bunu.)  Kitap serinin öncesinden son derece farklı. Pek bir macera havası yok ve üstüne üstük Dünya’da geçiyor. Serinin en zayıf kitabı bence.

1987 – Dirk Gently’s Holistic Detective Agency (Kutsal Detektiflik Bürosu): Bu kitapta yine bir Doctor Who macerası olarak düşünülmüş. Zaten benzerlikler konuda kendini belli ediyor. Dirk detektiflik kariyerinin en çetinceviz davasına bir kedinin peşindeyken rastlıyor. İnsanlığın ortaya çıkışının sırrını aralıyor ve nesillerdir insanlar arasında dolaşan bir ruhun içerisinde bulunduğu absürt ve düşündürücü bir maceraya kapılıyor.

Olduğu aşikar olan bir şey hakkında imkansız kelimesine kullanmanın bir anlamı yok.

Susan ne kadar çok beklemişse, kapı zili veya telefon da o kadar çalmadı.”

1988 – The Long Dark Teatime of the Soul (Ruhun Uzun Karanlık Çay Saati): Her şeyin her şeyle bağlantılı olduğuna inanan Dirk Gently’nin yeni macerası. Bu sefer “Hangi Tanrı Oslo’ya gidecek 15:37 uçuşunu yakalamak için Heathrow Havalimanında takılır ki?” sorusunun peşinden sökün ediyor. Biraz Neil Gaiman’ın Amerikan Tanrıları’nı andırmıştı bana. Güzel ve ilahi mantığı sorgulatıyor. Diğer yandan sonu aceleye gelmiş gibi olmasaydı daha iyi olacaktı. Olaylar bir detektifin hikayesine yakışmayacak kadar hızlı ve basit bağlanıyor.

Mistik yerlere yabancılarla gitmem.”

1990 – The Deeper Meaning of Liff : Okumadığım için bir fikrim yok. Bir çeşit ilginç kelimeler sözlüğü.

1991 – Last Chance to See : Okuduğum en güzel kitaplardan biri. Bir şekilde edinip okumanızı isterim. Dünyayı ve yaşamın değerini vurgulamakla kalmıyor, insanın içine bunların sevgisini de yerleştiriyor.

1992 – Mostly Harmless (Çoğunlukla zararsız): Otostopçunun son durağı. Şu ana kadar alabildiğinde absürt ve çılgınca şeylerin yaşandığı serinin en temel sorusunu cevaplamaya çalışıyor. Bütün bunların bir mantığı var mı? Sebebi ne? İşin doğrusu bunu da çok doğrudan yapıyor. Hatta 42’nin üstündeki sır perdesi bile aralanıyor diyebilirim. Diğer yandan Douglas’ın bilimsel temele oturtma çabası tempoyu oldukça düşürüyor yine de bu kitapta espritiüel yeteneğini yansıtmadığını iddia edemem. Yine güldürüyor ama bu sefer bayağı bir hüzünlendiriyor. En sonunda da kitap karakterlerinin aksine pek kahkaha atamıyorsunuz.

1997 – Douglas Adams’ Starship Titanic : Okumadığım bir başka romanı. Bir bilgisayar oyununa uyarlandığını biliyorum sadece.

2002 – The Salmon of Doubt: Hitchhiking the Galaxy One Last Time: Ölümünden sonra yayınlanan  ve yarım kalmış Dirk Gently bölümlerini bulabileceğiniz, saygı duruşu niteliğindeki son kitap.

 

Sizin de Douglas Addams üzerine söylemek veya eklemek istedikleriniz varsa lütfen aşağıdaki yorum alanını kullanmaktan çekinmeyin.

 

 

Paylaş

2 yorum

  1. avatar

    Serdar bey merhabalar. Ben Douglas Adams’ı Orostopçunun galaksi Rehberi serisini okurken tanıdım, daha doğrusu tanıdığımı sanmıştım.

    Bu makale için teşekkür ederim. Diğer yazarlar hakkında da yazmayı düşünür müydünüz?

    Saygılarımla.

  2. avatar
    Serdar Burak Yildiz -

    Merhabalar Gülsüm Hanim, begendiginize cok sevindim. Keske edinebilseniz de “Last Chance To See”yi okuyabilseniz.

    Sadece gönül bagim olan yazarlarla ilgili bir seyler hazirlamayi dusunuyorum, diger turlu samimi bir calisma olacagina inanmiyorum.

    Sevgiler!

Yorum yapın