CİNSEL BİR MESELE

5

Uykusunu bölen şeyin ne olduğunu anlamak zordu. Uyuşuk bir şekilde komidinin üstündeki lambayı açtı. Yine de odada kendisinden başka birini göremiyordu.

Kalk! Daha ne duruyorsun!

Gece, dünyada sadece gördüğü şeylerin varolmadığını çocukluğundan beri biliyordu. Gelen Duman’dı. Gece’ye görünmeyeli bir hayli olmuştu. Kadın mırıldandı “Seni dün doğum günüme bekliyordum, nerdeydin?”

İşlerim vardı. Hadi kalksana uyuşuk seni!” Sonra ses yaklaştı ve görünmeyen bir el kadının üstünden yorganını çekti. Gece’nin uykusu kaçmıştı. Doğruldu ve gerindi. “Kendini gösterebilirsin.”

Oda bir anda normalden çok daha fazla parlak olan bir meşale tarafından aydınlanıverdi.  Duman, yatağın ucundaydı. Bir çocuk boyundaydı. Elbette göz alıcı parlaklığından dolayı vücut hatlarını farketmek zordu, daha çok büyük bir mum alevine benziyordu ama daha parlaktı. Gece bir keresinde güneş gözlükleriyle bakmıştı ve bu alevin içinde bir bedenin hatlarını farkeder gibi olmuştu.

Teşekkürler.” Duman, Gece’nin izni olmadan kendini göstermiyordu. Gece etrafına bakındı. “Hediye de getirmemişsin!”

Henüz… Henüz getirmedim ve yatağında durmaya devam edecersen hediyeni kaçıracaksın.

Gece “Anlamıyorum,” diye mırıldandı, gözlerini ovuşturuyordu.

Duman hemen cevap vermedi.“Artık bana olan iyilik borcunu ödemeni istiyorum,” dedi

Duman’ın sözleri hemen etkisini gösterdi. Gecen’nin nabzı arttı ve yutkunma ihtiyacı hissetti. Çok geçmeden yataktan kalkmış, giyinmeye başlamıştı. Göz ucuyla lambanın yanındaki saate baktı. Sabahın dördüne yaklaşıyordu. Duman borcundan bahsetmek için ne kadar tuhaf bir zaman seçmişti.

“Nasıl ödeyeceğim?”

Arabada giderken anlatırım,” dedi. “Bu arada, mutlu yıllar ufaklık.

Duman’a olan borcu hafif değildi. Yaşamını bu cine borçluydu. Gece,  yetimhanede kalırken korkunç bir yangın çıkmıştı. Maalesef hiç bir şeyi unutmayacak kadar büyük , canını kurtarmak için bir şeyler yapabilecek cesareti bulamayacak kadar da küçük bir çocuktu o zamanlar. Alevlerin ortasında tek yapabildiğiyse ağlamaktı. Sonra Duman ortaya çıkmış, Gece’yi sarmakta olan alevleri “yutmuştu”. Çocuğa kaçması için bir yol açmış, ona rehberlik etmişti. Ertesi gün, gazeteler yetimhanedeki korkunç yangından kurtulan tek çocuktan bahsedecekti. Gece o günden bu tarafa Duman’dan başka bir cin görmemişti. Duman bunun iyi olduğunu, her cinin kendisi gibi canayakın ve “cazibeli” (Bununla her ne demek istemişse) olmadığını söylemişti.

Gece hala sersemliğini üzerinden atamamıştı. Cin ona  Derinkuyu mahallesine doğru sürmesini söylemişti. Yan koltukta oturuyordu ama görünmüyordu.

“Evet, şu mesele hakkında bir şeyler duymanın zamanı gelmedi mi?”

Cinsel bir mesele.

“Dalga geçme benimle.”

Geçmiyorum, ama şunu bilmelisin ki  hoşuna gitmeyecek.”

Gece endişelenmeye başlamıştı. Derinkuyu’ya girdiğinde cinin onu nereye yönlendirdiğini anladı. Evet, bu hiç hoşuna gitmemişti.

Işıkları kapalı evlerin arkasında bir yerlerde yükselen karanlık dumanlar, turuncu bir ışıkla aydınlanıyordu. Uğursuz siren sesleri kulağına geliyordu. Ağzı kurumuştu. İtfaye sirenlerini duyması ve dumanı görmesiyle beraber aniden burnuna yanık kokusu gelmeye başladı. Gerçek miydi yoksa sadece böyle kokması gerektiği için mi kokuyu almıştı?

“Neden oraya gidiyoruz Duman?”

Birini kurtarman gerekiyor.

“Yanan bir binanın içine girmekten mi bahsediyorsun?” Daha bunu sorarken cevabı biliyordu.

Yanan yerin dışında olsa pek kurtarılmaya ihtiyacı olmazdı ha?

“Benim yardımıma neden ihtiyacın var?”

Çünkü kendi başına yürüyemeyen birini, bir bebeği, kurtarmamız gerekiyor. İlerde önemli bir insan olacak, bu yangında ölmesi pek çok insan için talihsizlik olurdu. Daha fazlasını söylemek isterdim ama biliyorsun, geleceği bilmek onu değiştirme kudretini getirir. Bu her şeyi anlamsızlaştırır daha da kötüsü tehlikeye sokar.

Gece cevap vermedi. Duman ne zaman bundan bahsetse neden onun geleceği görmesinin bir şeyler tehlikeye sokmadığını merak ederdi. Bir keresinde bu soruyu sormuş ama tatmin edici bir yanıt alamamıştı. Yangın yerine ulaştığında, burasının kendine has bir izleyici kitlesine sahip olduğunu gördü.

Yanan dört katlı eski bir binaydı. Sokağa bakan cephesinin tüm pencerelerinden duman çıkıyor, zaman zaman alevler kendilerini gösteriyordu. Bir itfaye aracı binanın karşısındaydı. İtfayecilerden biri zemin kattaki pencereden içeriye su püskürtüyordu. Kalan itfayecilerse bir güvenlik şeridi oluşturmaya çalışıyordu. Sadece birinin içerdeki yangını söndürmeye uğraşması tuhaftı. Kaldırımdaki kalabalığın yanan evin sakinleri olduğu en başta üzgün bakışlarından sonra da kıyafetlerinden belliydi. Hemen hemen hepsi pijamalarıyla dışardaydı, kimisinin ayakları yalındı. Bunda belki tuhaflık yoktu ama elinde ütüyle bekleyen sıska adamın hikayesini merak etmemek imkansızdı. Anlaşılan itfaye olay yerine ulaşmadan insanlar eşyalarını alevlerden kurtarmaya uğraşmışlardı. Özellikle eski model, katot tüplü televizyonun üstünde oturan teyze dikkat çekiciydi. Başını hafifçe yana eğmiş bakışlarını yerdeki sabit bir noktaya sabitlemişti. Vücudu kimsenin duyamadığı mistik bir ritme kapılmış gibi bir ileri bir geri salınıyordu. Gece, televizyonun onun ağırlığı altında kırılmadığına şaşırdı ve daha geçen hafta tamire giden televizyonunu düşündü “Bu aletleri eskisi gibi yapmıyorlar artık.” Bu anda böyle bir şey düşünebildiğine şaşırdı.

Sonra, yerdeki kadını gördü ve soluğu kesildi. Her zaman bir ölü görmekten korkmuştu ve her ilk gibi o anın da gelip çattığını sanmıştı. Sonra etrafında kolanya ile bekleyen ve kadına bir şeyler söyleyen adamı farkedince onun baygın olduğunu anladı. Daha ambulans gelmemişti demek ki.

Arabadan indiğinde yüzüne sıcak bir dalga çarptı. Binadan  henüz uzak sayılmasına rağmen etrafta sıcaklığın bu derece yükselmiş olmasına şaşırdı. Az önce yalınayaklı insanları gördüğünde üşüdüklerini düşünmüştü şimdi yanıldığını anlıyordu. Onların üşümeyi tercih edeceği belliydi. Lakin yanan evin teselli vermeyen sıcağında çaresizce bakıyorlardı. Birisi de itfayecilerden birine bağırıp çağırıyordu.

İçerde ikinci katta bir bebek var Gece, az önce uyandı.

Gece’nin sırtından bir buz parçası aşağıya kaydı. Hızlı ama küçük adımlarla kalabalığı uzaklaştırmaya çalışan bir memura doğru yürüdü. Adımları ıslak betonda yapışkan bir ses çıkarıyordu. Onu gören itfayeci, bir kızılderili kavminin reisi gibi sağ elini durması için kaldırarak bağırdı. Gece yangının homurtusunu ilk kez o zaman farketti ve çocukken yaşadığı korkunç anlara dönmemek için çabalamaya başladı ama bacakları gücünü kaybetmişti bile.

“Yaklaşmayın! Her an çökebilir!”

Gece de bağırarak cevap verdi “İçerde bir bebek var!” İki adımda adamın yanına varmıştı. Genç memurun yüzü is içindeydi, elbisesinin çoğu yeri kararmıştı. Gözleri dumandan dolayı tahriş olmuş ve kızarmıştı, terlemişti ve bütün bu karmaşanın içinde sıcakkanlı yeşil gözleri endişeyle kadının gözlerine kilitlenmişti. Gece’nin söyledikleri karşısında adamın sesi kesilmiş, eli havada kalmıştı.

“Nerden biliyorsunuz?” diye sordu.

Gece’nin karşılaşmaktan korktuğu soruydu bu. Ne diyecekti? Duman adlı bir cinle arkadaşım ve o da sabahın bu saatinde beni kaldırıp buraya getirdi. Sonra? Merkez, Merkez buraya bir ambulans daha gönderin bir de delimiz çıktı!

“Bakın içerde bir bebek var ve birinin onu kurtarması lazım burada öylece duracağınıza içerde hayat kurtarmanız gerekmiyor mu sizin?”

Adam eskisi gibi gür çıkmayan ve çaresizlikle zayıflayan bir sesle karşılık verdi. “Dediğiniz doğru olsa bile bina yıkılmak üzere, içeriye bu andan sonra giren bir daha çıkamaz. Çevredeki binaları bile boşalttık. Binadan çıkan kimse..” cümlesi bir öksürük nöbetiyle kesildi.

Gece, adamın daha önce bu binaya girmiş olduğunu anladı. Adamın cesaretini takdir ederken bir yandan da söyledikleri karşısında sinirlenmişti. Ortada söz konusu olan bir bebeğin yaşamıydı!

Duman, “Adam haklı, bina yıkılmak üzere,,” diye ekledi. “İçerde bir bebek var. Bu yakışıklıyla sonra çene çalarsın! İçeriye gir ve kurtar şu bebeği!

Gece durumun bu noktaya gelmesinden korkuyordu. Duman ondan hayatının karşılığı olan borcu ödemesini istemişti ve bunu ödemesinin tek yolunun yıkılmakta olan bir binanın içine girmesi olduğuna göre hayatını burada bırakmasıydı. Sonra aklına Dumanın’ın söylediği “Hepimiz er ya da geç ateşle imtihan ediliriz,” cümlesi geldi. Gece o imtihandan bir hayli erken geçtiğini düşünmüştü bugüne dek.

Ölmek istemiyordu. Bir an arkasına dönüp arabaya binip evine doğru araba süreceğinden emin oldu sonra aklına çocukluğundaki o korkunç yangındaki çaresizliği geldi ve bebeğin yerine kendini  koydu. Bu bacaklarını hareket ettirmek için yetmişti. Bir anda onlarda koşu bandına çıkmadan önceki hazır ve gergin bekleyişi hissetti. Bundan sonrasını tahmin etmek zor değildi. Yanan binadan çıkan insanlara bakan memurun bakışları yerdeki baygın kadına kilitlenmişti . O sırada sanki bir anlığına dumanların arasından zorlukla duyulan bir bebeğin  çaresiz ağlaması yangının homurtusunu bastırdı. Memurun şaşkınlığından doğan fırsatı sonuna kadar kullanan Gece yanan binaya doğru fırladı.

Kısa bir şaşkınlığın ardından arkasından fırlayan memurun kovalamacayı birkaç adım sonra bir öksürük nöbetine girip bıraktığını duydu. Pencereye su fışkırtan memurun şaşkın bakışları altında cehenneme daldı.

Daha ilk saniyede üzerine onu daha iyi örten ıslak bir şeyler almadığı için kendine lanet okudu. Koridordan şişmiş ve deforme olmuş posta kutularının olduğu duvarın köşesinden dönerek merdivene ulaştı. Ceketiyle burnunu ve ağzını örtüyordu. Gözleri yanmaya başlamıştı ve görüşü bulanıklaşmıştı. Acele etmeliydi yoksa daha fazla dayanamayacaktı. Sonra alevler içindeki merdivenin ilerisini göremediğini farketti. Kalın bir duman bulutu vardı ve ateş duvarları kemirmeye başlamıştı. Alevin doyuramadığı har, cehennem sıcağını kadının suratına çarpıyordu. “Duman!” diye bağırdı örtülü ağzından ama bir çevap alamadı.

Yine de devam etmeliydi. İlk bir kaç basamaktan sonra ritmini yakaladı ve gözlerini kısarak hızla merdivenlerden çıkmaya başladı. Bu sırada, ayağının altında, bir depremi andıran titreme ve ikinci katın koridorundan yükselen gürültüyle sarsıldı. Bacakları korkudan titriyor ve kalbi gırtlağını dövüyordu. Gözlerinden yaşlar boşanıyordu. Bu kattaki iki dairenin de kapısından alevler merdiven boşluğuna doğru savruluyordu. Basit ama çok etkili bir soru zihninde aydınlandı. “Hangi tarafa gitmeliyim?”

Saniyeler dakikalarla uzunluk konusunda yarışıyordu ama sonra binadan yayılan gürültünün arasında ufaklığın sesini duydu. “Sol!” diye düşündü ve kapıdan içeriye esti.

Bilmediği dairede yolunu bulması bir hayli zordu. İçerde daldığı ilk odanın tuvalet olduğunu yoğun dumandan dolayı zor farketti. Sonra iki büklüm olmuş bir halde eğilince görüşünün biraz olsun düzeldiğini farketti ve öyle ilerleyerek tekrar antreye çıktı. Kapısı kapalı olan odaya girmedi. Çocuğun sesini duyabildiğine göre kapısı açık bir yer olmalıydı.

Sonraki oda salondu orda da kimse yoktu.

Bebeğin sesini duydu ve homurdanarak tekrar antreye döndü. Kapalı kapının ilerisinde, antrenin sonundaki küçük odadan geliyordu ses. Oraya doğru gitti ve mutfağın karşısındaki odada, duvarın dibindeki küçük yatağında ağlamakta olan bebeği gördü ama sevinci kursağında kaldı. Kızarmış gözlerle bakıyordu bebecik. Salya sümük olmuş yüzü morarmaya başlamıştı ama ufaklık öyle bir bağırıyordu ki minik boğazında damarlar beliriyordu. Gece onu kaldırınca sesi kesildi. “Şşşşş!” diye seslendi Gece. “Seni buradan götüreceğim.” Vücuduna bastırdığı ufaklığın çarpan küçücük kalbi Gece’nin kalbini köpürüp taşan bir bardak gibi sevgiyle doldurdu ve bu sırada karşı odada bir tüp patladı. Gece’nin dünyasından ses, amansız bir rüzgarla sökülüp atılmıştı. Sersem edici sessizlikle dolu olan birkaç saniyede Gece’nin ayakları yerden  kesildi. Eğer odanın girişinde dursaydı bebekle beraber ölmüş olacaktı ama onun yerine bebeğin yatağının üstüne fırladı ve onu kırdı. Odanın antreye bakan duvarında bir delik açılmıştı ve buzdolabıyla beraber birkaç büyük moloz odanın kapısına yığılmıştı.

Sol kaburgasından tüm vücuduna yayılan ve yaptığı her hareketle yeniden tetikleniyormuş gibi olan bir sancıyla dişlerini sıktı. Ağzına kan tadı gelmişti. Ciddi bir şey olmadığını düşündü. Dilini de ısırmış olabilirdi değil mi? Şu anda düşünmeye değmezdi.  Bebeğe baktığında korkmuş ama hala canlı gözlerle karşılaştığında sevindi. Aksak adımlarla buzdolabı ve muhtemelen mutfaktaki duvara ait büyük bir parçanın engellediği ve eskiden kapının olduğu yere ilerledi. Buzdolabına baktığında onun patlamanın etkisiyle parçalanmış olduğunu farketti ancak hala ağırdı ve yerinden kımıldamıyordu. Çok sıcak olmasıysa içerdeki tehditkar havayı daha da arttırıyordu. Birkaç başarısız ve artık tanıdık olan o korkunç sancıyla biten çabadan sonra buzdolabını yerinden oynatamayacağını anladı. Çaresizlik içinde duvarda açılmış olan küçük deliğe baktı, oradan geçmesi imkansızdı. Ancak belki ufaklığı antreye itebilirdi. Peki sonra?

Başka bir yolu olmalıydı. Odanın penceresine yöneldi. Başı artık iyiden iyiye dönmeye başlamıştı ve bebek ürkütücü bir biçimde sessizdi.   Pencerede parmaklıkları gördüğünde gözlerine inanamadı. Temiz havanın da getirdiği canlılıkla parmaklıları zorladı ama nafile bir çabaydı. Çocuk odasında parmaklıkları olması normaldi ama daha bu yaşta? Belki de gittikçe cesaretlenen hırsızlara teşekkür etmeliydi.

“Muhtemelen bir çocuğum olursa bunu anlarım,” diye düşündü. Odaya döndüğündeyse bunun gerçekleşmeyeceğini anladı. Duvardaki deliğe (onu neyin açtığını bilemiyordu) doğru ilerledi. Bebek buradan geçebilirdi. Her şey aslında o kadar açıktı ki.

Bebek buradan dışarı çıkıp kurtulabilirdi ama o kalacak ve ölecekti. Hem de yeni yaşının ilk günlerinde! Peki neden? Duman onu neden öldürmek istesin ki? Artık bu çocukla ilgilenmeye karar verip borcunu tahsil etmek mi istemişti? Doğum günü hediyesi de ölüm müydü? Hayatı boyunca ona en zor durumda bile hep doğru yolu göstermiş ve vicdanını iyilik kefesi ağır basar hale getirmiş onca öğretiden sonra mı? Ya Duman diğer cinlerden farklı değilse? Belki hepsi kahrolası cin anayasasının bir kanunuydu. Aynı anda sadece bir insana bakabilirsin gibi bir şey. Anlaşılması imkansız.

“Duman!” diye bağırdı. Çocuğu duvardaki delikten aşağı bırakacaksa bile bunun için önce bebeğin kurtulacağından emin olmalıydı.

Cevap yoktu.

Tekrar bağırdı “Duman!” ve bu sefer sesi şiddeti bir sarsıntıyla kesildi. Bir an artık binanın dayanamayacağını sanmıştı. Hepsi buydu. Yangında ölenlerin arasına son dakikada yetişen aptal ve genç bir kadın da katılmıştı. Gözünün önüne lise yıllığındaki aptal fotoğrafıyla gazete sayfasındaki görüntüsü geldi.

Ama sarsıntı kesildi. Çaresizlik içinde tekrar bağırdı fakat sesi bu sefer hıçkırıklarla kesildi. Deliğin başına çömelmiş ve ısınmakta olan duvara dayanmış bir halde ağlamaya başladı. Duman’ın ona yardım edeceğini sanmıştı oysa… Bir ses uzaklığında ve bir dost yakınlığında… Hep böyle derdi.

Bebeğin, bluzuna sıkı sıkı yapıştığını hissediyordu. Minik eliyle kurtarıcısı sandığı kadına sarılmıştı. Yüreği burkuldu. Çaresizlik boynuna sarıldı ve boğazına iri bir yumru gibi oturdu.

Sonra buzdolabının gürültüyle kapıdan ayrıldığını inanamayan bakışlarla izledi. Onun boşluğundan yararlanan siyah dumanlar odanın penceresine doğru akın ettiler. Dumanın arasından iri bir adam fırladı. Duvarın dibine korkudan çömelmiş vaziyetteki, kucağında bebekle ağlamakta olan kadına doğru yöneldi. Ona yaklaştığında kemerine astığı bir maskeyi çıkardı ve bunu kadına uzattı. Gece,  maskeyi alıp bebeğin yüzüne kapattı. İtfayecinin onaylamayan bakışlarına da kulağına son derece ukalaca gelen bir sesle “Ben iyiyim!” diye karşılık verdi.

Gece kendisini durdurmaya çalışan memuru hatırladı. Adamın, onları canlı bulduğu için sevindiği gözlerinden belliydi ve Gece büyülenmişcesine adamın dolu dolu olan gözlerinden bakışını ayıramıyordu, onlardaki sevince ortak olmaya çalışıyordu ama hala inanmakta sorun yaşıyordu. Adamın da onları canlı bulmayı beklemediğini anladı, sebebi patlama olmalıydı. Peki inanmadıysa neden buraya gelmişti?

Güçlü eller Gece’yi ayağa kaldırdı. Maskesinin altında boğulan bir sesle “Yürüyebilir misin?” diye sordu adam. Gece başıyla evetledi ama bu hareket mide bulantısını arttırmıştı. Ayrıca çektiği her nefes ciğerlerinde aleve dönüşüyordu.  Sonra sendeledi. Sanki biri ayaklarının altındaki halıyı çekivermişti.

Bir an kararan gözlerini suratında bir maskeyle açtı. Ne kadar süre geçtiğinden emin değildi ama hala aynı yerdeydiler ve itfayecinin yüzündeki maske artık Gece’deydi. Fazla olamazdı.

Adamın desteğiyle ilerlemeye başladılar. Bir eliyle de kucağındaki bebeğin yüzüne maskeyi tutuyordu. Ufaklık meraklı gözlerle etrafa bakıyordu ama gözleri o kadar kızarmışlardı ki Gece bebeğin bir şeyler gördüğünden bir hayli şüpheliydi.

Artık duvarları tamamen alevlerle kaplanmış olan antrede ilerlemeye başladılar. Önce derin bir  homurtu etraftaki gürültüyü bastırdı ve sersem edici, gizemli bir sessizlik çöktü. Gece itfayecinin vücudunun bir anda kaskatı kesildiğini farketti. İtfayecinin gözleri kapalı olan kapıya kilitlenmişti. Adamın aklından o sırada sıkışmış duman, ısınmış duman ..vs gibi eğitimi sırasında duyduğu bir dizi anahtar kelime geçiyordu ve maalesef bunların oluşturduğu trenin başında  “ölüm” vardı.

Kapı patlayarak karşı duvara çarptı ve antreye öfkeli bir alev dalgasını saldı. İtfayeci kadının önüne geçip onu korumak için Gece’ye sarıldı.

Adamın koruyucu elbisesine ekşi duman ve ter kokusu sinmişti. Bir saniyeyi bile dolduramayan bu anda ölümle çarpışmak üzere olduklarını anladı. Alev dalgası bütün yıkıcılığıyla onları sarmış olan itfayecinin sırtına çarpacaktı, ayakları yerden kesilecek ve ateşlerin raks ettiği bir çılgınlık denizinde yanarak can vereceklerdi.

Ama o safhaya asla ulaşmadılar. Bir saniye geçmişti. Adam gergin bir halde onu öldürecek dalgayı bekliyordu. Nefeslerini tutmuşlar, gözlerini kapatmışlardı ama Azrail bir türlü o darbeyi indirmedi.

Önce inanmayan bir çekingenlikle adam kollarını gevşetti sonra arkasına baktı. Kapı patlamıştı ama üzerlerine doğru gelen bir alev dalgası yoktu. Bir yanılsama mıydı bu?

Gece, alevin nereye kaybolduğunu biliyordu ama İtfayeci bunu anlayamazdı. Adamın şaşkınlığını görünce etraflarında çığlıklar atan karamsarlık kakafonisine rağmen neşelendi. Ancak İtfayeci çabuk kendine geldi. Gece’yi kolundan tutup ilerleme başladı. İlginç bir biçimde önlerine alevler çıkmadı ama bina sarsılmaya başlamıştı. İtfayeci merdivenlere endişeyle şöyle bir göz gezdirdikten sonra hızla aşağı indiler ve zemin kata vardıklarına bina çökmeye başladı. Arkalarından vuran sıcak bir rüzgar onları etrafta uçuşan toz ve bilimum parçanın önüne katmıştı.

Adam Gece’yi kucaklayarak son sürat koşmaya başladı. Genç itfayecinin kucağında Gece ve Gece’nin kucağında bebek. Bir anda dışarıya çıktılar. Arkalarındaysa bina yerle bir olmaktaydı. Son ana kadar direnen korkunç bir canavarın hayalkırıklığı dolu homurtusunu andıran bir sesle kıyamet son buldu. Geriye şaşkın insanların baktığı bir enkaz kalmıştı.

İtfayeci, Gece’yi yere bıraktı. Yüzünde çarpık bir gülümseme vardı ama o da bir öksürük nöbetiyle kesildi. Adam ikinci kez oraya girmişti ve gerektiğinden fazla duman soluduğu belliydi. İtfayecilerin operasyonunu yönettiği belli olan bir adam öfkeli görünen adımlara eşlik eden sevinç içindeki bakışlarla onlara doğru yaklaşıyordu. Etraflarını saran kalabalık içinden Gece’nin baygın gördüğü kadın bebeğe doğru gözyaşları içinde atıldı ve onu Gece’nin kucağından aldı. Minnet dolu gözlerle bakıyordu. Konuşmaya çalışıyor ama bunu engeleyen hıçkırıklarla sarsılıyordu.

Bebekten ayrılmak Gece’ye tahmin ettiğinden de zor gelmişti. Kendini hiç şu andaki kadar “anaç” hissetmemişti. Bu kelime hala tuhaf geliyordu ona.

Gece’nin kurtarıcısı yere yığıldı. Bir anlık boşluktan sonra ilkyardım ekipleri adamın başında bitti ve Gece ambulansın geldiğini o zaman anladı. İlkyardım ekibinden bir kadın Gecenin sırtına bir battaniye atıp elinden tuttu.  “Ambulansa doğru gelir misiniz?” dedi. Gece itfayecinin yanından ayrılmak istemedi.

“Merak etmeyin o da oraya geliyor.”

İlkyardım ekibi ivedilikle hareket ediyordu, çok geçmeden Gece kendini ambulansta bir maskeden oksijen solurken buldu. Onu oraya getiren kadın Gece’nin kaburgalarını inceliyordu. Gece’ninse dikkati sedyede yatmakta olan ve etrafındakileri oldukça telaşlandırmış görünen kurtarıcısındaydı. Baygın yatıyordu. Gece’nin içini, adamın kendisini kurtarmak uğruna ölebileceği düşüncesi kemirmeye başladı. Bu düşünce o kadar ağırdı ki midesi bulandı ve binbir güçlükle bu berbat hissi bastırmaya çabaladı.  Gözünü memurun sedyeden sarkan elinden alamıyordu. Bilinçiszce ilk yardım ekiplerinin hareketleri tarafından sarsılıyordu.

Bu bir ölünün eli…

“Kes şunu!” diye düşündü, sonra memurun bilincinin açıldığını gördü. Adamın şaşkın bakışları kısa sürede kendini buldu ve az önce yarıda kalan çarpık gülümseme geri döndü. Daha Birkaç saniye önce bir ölüye ait olan el her şey yolunda işareti yaptı.

Gece de güldü. Apar topar saçlarını önünde düşen saçlarını düzeltmeye çalıştı ve o zaman saçlarının bir kısmının yanmış olduğunu farketti. Bir ayna bulmak zorunda olduğu dürtüsü karşısında kendini aptal gibi hissetti.

“Harika görünüyorsun kahraman şimdi rahatlamaya çalış,” dedi ilkyardım hemşiresi. Gece, bu kelimeyi yeni tattığı bir şeymiş gibi dilinde yuvarladı. Hızla geride kalan o dehşet dolu dakikalarda yaşadıklarının sonuçlarını yeni yeni kavrıyordu. Bir an için öleceğinden öyle emin olmuştu ki.

Sonra unutmaya başladığı sancıyla tekrar dünyaya döndü. Hemşire sargı beziyle göğsünün hemen altını sarıyordu.  İşini bitirince  “Buradan ayrılmayın, ucuz atlatmışsınız,” dedi  ve o da Gece’nin daha adını bile bilmediği diğer kahramanla ilgilenmeye gitti. Adam bilincini tekrar kaybetmişti. “İyi olacak mı?” diye sordu ama cevap alamadı. “Neden hastaneye götürmüyorlar acaba?” diye düşündü. Bunalan Gece, battaniyesine iyice sarılarak dışarı çıktı ve ambulansa sırtını dayadı. Kaburgasındaki ağrı bir sızlamaya dönüşmüştü.

Adamın adı Berkan, onunla son derece  mutlu olacaksın ve uzun, güzel bir hayat süreceksin.” Duman, kadının yanında belirmişti. “Gördün mü ? Dediğim gibi cinsel bir mesele.”

Gece kendini konuşamayacak kadar yorgun hissediyordu. “İyi olacak değil mi?”

Galiba az önce söylediklerim bunu doğruluyordu. ”

“Bir an için beni ölüme terk ettin sandım.”

Üzgünüm Gece, ama sana her şeyi anlatsaydım geleceği tehlikeye atacaktım.

“Bebek iyi mi?”

Evet, iyi olacak. Artık onunla ilgilenmem gerekiyor.

“Bu bir daha görüşmeyeceğimiz anlamına mı geliyor?”

Duman sessiz kaldı.

“Demek bir daha seni görmeyeceğim.”

Ayrılıklar konusunda ne dediğimi bilirsin ufaklık.”

Gece gülümsedi ama gözleri doluydu.

Cin “Merak etme ufaklık, bir gün hepimiz eve döneceğiz,” dedi ve kayboldu.

Duman’ın sık sık söylediği bu cümle her seferinde olduğu gibi yine Gece’yi mutlu etmişti. Biraz da hüzün vardı bu sefer. Ayrılıklarının belki de beklediği kadar uzun sürmeyeceği düşüncesi yüreğindeki acıyı hafifletiyordu. Ambulansın içinde hala telaşlı bir çaba vardı ama gerçeği bilen Gece sakindi. Bu gecenin ona sunduğu sonsuz ihtimalleri düşündü. Bir kahraman olarak güne başlamak hiç fena değildi. Yeni yaşı için kesinlikle iyi bir başlangıçtı.

Gece geri “evine” döneceği o güne kadar, yeni yaşamını kucakladı. Her şey Duman’ın söyediği gibi oldu ve kadın, bu geceyi her zaman dünmüş gibi anımsadı.

Paylaş

5 yorum

  1. avatar
    Serdar Burak YILDIZ -

    Afiyet olsun Cigdem 🙂 , okudugun icin tesekkurler. Begendigine sevindim.

  2. avatar
    Nurettin Tan -

    Eline sağlık Serdar 🙂 Gerçi daha önceden okuma ayrıcalığına ermiştim 😉

  3. avatar
    Serdar Burak YILDIZ -

    Guzel sozlerin icin tesekkur ederm Nurettin ;). Benzer seyleri senden yeni bir oykunun altina yazmak da bana nasip olur insallah 😀

Yorum yapın