BÜYÜCÜNÜN GÜNLÜĞÜ – 6

0

Odasındaki pencereden dışarıya bakıyordu yaşlı adam. Yüksek büyücülük kulesini terkeden çırağını izliyordu. Elf kızı dış sınıra gelince, elindeki ufak çanı iki defa çaldı büyücü ustası ve Talsiyam’ın önünde bir ormanın içinden geçen ve köyüne giden en kısa ve güvenli yola çıkan, dev ağaçların yol vermesiyle oluşan bir patika ortaya çıktı. Elf görüş açısından çıkarken, “iyi şanslar küçüğüm, Paladin yanında yürüsün” diye dua etti yaşlı adam.

Tekrar masasına döndü ve yarım kalmış birasını bir dikişte bitirdi. Önündeki parşomen yığınına şöyle bir baktı. “eskiden ejderhalarla uğraşırdım, odun artıklarıyla değil” diye hayıflandı efendi Chantalandilus. “Ama yinede bugünleri tercih ederim, hiç değilse dostlarım tehlikede değiller” diye ekledi gözleri uzaklara, çok uzaklara dalmış bir şekilde. Uzun bir süre masasından kalkmadı, eski günleri düşündü: dostlarının tehlikede olduğu günleri.

* * * * *

Chant başında bir ağrıyla uyandı. Gözlerini açtığında bunun bir rüyamı yoksa gerçek mi olduğunu anlaması uzun zamanını aldı. Eğer gerçekse, yolculuğu kesinlikler başarıya ulaşmıştı, evinde, ailesinin yanında eski odasındaydı. Hemen ailesinin yanına gitmek için kalkmaya çalıştı. Bunu denemesiyle yatağa yığılması bir oldu. Başındaki ağrı dayanılmazdı. Biraz sonra annesi çok güzel kokan tavuk çorbasıyla odasına girdi.

Aile üyeleriyle uzun bir konuşmadan sonra Chant, bir elf kızı tarafından köyüne kadar taşındığı öğrendi. Elf kızı kendisini getirdiğinde, ağır yaralı ve baygın olduğunu, elfin, Chant’ın büyü malzemelerini ve kitabını kimseye vermediğini şaşkınlık içinde öğrendi. Ama şaşırmadığı ve çok sinirlendiği bir haber hemen kendisini toplamasını ve yataktan bir an önce çıkmasını sağladı. Ni-daa’yı tutuklamışlardı. Kızı ordan çıkarması gerekiyordu. Büyü malzemeleri ve çok değerli kitabıda kızın yanındaydı. Kendine gelir gelmez koşarak ona gitmesinin kesinlikle başka bir sebebi yoktu.

Köyün ortasındaki taştan yapıya olanca hızıyla ulaştı. Kapıdaki nöbetçiyi selamladı. “Lord Roland’la görüşmek istiyorum, kendisine Beyaz cüppe çırağı Chant Firestorm’un geldiğini bildirin lütfen” dedi olanca nazikliğince. Başıyla hafifçe selam veren nöbetçi topuğunun üstünde dönerek içeriye girdi. Babasından öğrendiği kadarıyla Lord Roland bir taç şövalyesiydi ve Solamnyada hoş karşılanmayan bazı şeyler yaptığı için bu köye gönderildiği dedikoduları vardı. Lordla konuşacaklarını düşünürken – bu baş ağrısıyla düşünmek bir ejderhayla taşla dövüşmekten daha zordu- nöbetçi ağır kapıyı açıp kendisini içeri davet etti.

Ufak bir koridordan geçtikten sonra çok sade döşenmiş bir odaya geldi. İçerde bir masa iki sandalye, küçük bir kütüphane, üstünde bir bardakla sürahinin bulunduğu küçük bir sehpa vardı. Masanın arkasındaki sandalyede oturan yakışıklı genç ayağa kalkarak kendisini karşıladı. Olabildiğince içten davranan şövalye oturması için Chant’a yer gösterdi ve şarap ikram etti. Yerine oturduktan ve gerekli saygı cümleleri söylendikten sonra asıl konuya geldiler.

“Bir büyücü çırağının, çalışmalarının bırakıp bu kadar uzaklara gelmesinin sebebi nedir acaba?” diye sordu Lord Rolad. Şarabından ufak bir yudum alan Chant, “ ailemin ve köyümün bana ihtiyacı olması elbette” diye cevapladı. “ Bugünlerde bir sürü sorun yaşanıyormuş buralarda.”

“Evet, maalesef çevrede gezinen orcların sayısında çok büyük bir artış var. Sizin gibi birinin bilgilerinden köyümüz fazlasıyla yararlanacaktır. Gelmenize çok sevindik. İnanıyoruz ki sizin büyülerinize gerek kalmadan bizler kılıcımızla halledeceğiz bu sorunları” dedi genç adam.

Şovalyelerin, büyücülere güvenmediğini ama Huma’nın savaşa giderken arkasında bir büyücü olduğunu bilen Chant muhtemelen şovalyenin hikayeyi daha farklı bildiğini düşündü. Düşüncelerini tekrar toparlayan Chant büyü malzemelerinin ve tabii ki Ni-daa’nın yerinin sordu.

“Onu hemen serbest bırakmanızı rica ediyorum komutan, onun benim hayatımı kurtarmaktan başka suçu yoktur.”

“Maalesef bunun yapamam dostum, bir elfin buralarda elini kolunu sallayarak gezmesine izin veremem!”

“Peki, eğer sizin içinde uygunsa onu himayeme alıyorum, bizim evimizde kalacak, benim gözetimim altında kalacak ve her hareketinden ben sorumlu olacağım. Sanırım bu koşullar sizi içinde uygundur komutan?”

Roland başıyla onayladı, halk tarafından iyi tanınan birinin, kasaba dışından birine kefil olması ve onu himayesine alması rastlanan birşeydi.

“Hadi onun yanına gidelim.” Diyerek ayağa kalktı Chant.

Onun takip eden Roland önüne geçerek yolu gösterdi. Aynı katta bulunan hücreye ulaştıklarında Chant’ı gören Ni-daa sevinç çığlıkları atmaya başladı. “ iyi adam geldi, beni almaya, beni bırakmadı! Chant iyi adam, tıpkı beyaz büyücü gibi!”

Hücrenin ağır kapısı açılır açılmaz, küçük bir kız çocuğu gibi koşarak Chant’ın boynuna sarıldı. Bu hareket Chatn’ın yüzünün kızarmasına sebep oldu, her ne kadar küçük bir kız gibi hareket etsede çok güzel bir elf kızıydı Ni-daa. Geri dönerek Chant’ın eşyalarını aldı ve Chant’a uzatarak “emanetler, al, senin için” dedi.

Chant teşekkür ederken kızın elindekileri hemen çekip almamak için kendini zor kontrol etti. Bu eşyalar Chant’ın hayatındaki herşeyleriydi ve özelikle öğrendiği büyüleri yazdığı büyü kitabı onun için paha biçilemezdi.

Hızlıca eşyalara göz attıktan sonra başıyla Roland’a selam verdi ve “Hadi Ni-daa eve gidelim birşeyler yiyip dinlenmemiz gerek” dedi.

“Ev, eve gidelim…ama benim evim yok ki…kötü adam onu çaldı bizden” dedi ve o parlak güzel gözlerinden yaşlar akmaya başladı. O kadar güzeller ki kristallere benziyorlar diye düşündü Chant.

“Gel Ni-daa kötü olayların hepsi geçmişte kaldı, sana yardım edeceğim ve kötü adamdan aldığı herşeyi geri alacağız”.

Kız ağlamasını bir an için kesti ve meraklı gözlerle büyücüye baktı, sanki doğruyu mu söylüyor yoksa sadece avutmak mı istiyor, anlamaya çalışıyordu.

Hayattaki en kötü şeyleri yaşamış birinin, o yılmış ve herşeyi kabullenmiş ifadesiyle Chant’ı takip etmeye başladı. Kasabadaki insanların meraklı kaçamak bakışları altında Chant’ın evine doğru yürüdüler. Kasabada bir büyücü görmek zaten yeterince alışılmadıktı, birde yanında bir elf kadın gezdiren büyücü, işte bu tamamen ejderhalar kadar uzak bir olasılıktı.

Kapıyı Chant’ın annesi açtı ve onları içeri buyur etti. Chant’ın annesinin yüzünde, Chant’ın çocukluk hatıralarında sıkça hatırladığı, komşunun soğuması için dışarı bıraktığı tartlarını aşırdığında, annesinin herşeyi bildiği ama onaylamadığını belirten o bakışını yakaladı. Kapıyı kapatırken, kasabaya baktı ve keşke sadece sorun tartlar olsaydı diye içinden geçirdi.

Sarp SÖNMEZ

Paylaş

Yorum yapın