BÜYÜCÜNÜN GÜNLÜĞÜ – 5

0

Yürümeye başlayalı çok az zaman geçmişti ki Chant, Ni-daa’nın elini sıkmaya başladığını hissetti. Bu istem dışı hareketin kızın elf varlığının bir işareti olabileceğini düşünen büyücü yürüyüşlerini yavaşlattı ve çevreyi daha bir dikkatle izlemeye başladı.

Kızın huzursuzluğunun artması üzerine durarak bir ağacın arkasına gizlendiler, koca Vallen ağaçları onlar gibi bir kaç kişiyi daha istenmeyen gözlerden saklayabilecek büyüklükteydiler. Yalnız, farkında olmadıkları ve Vallen ağaçlarının dahi ötesini görebilen iki çift göz daima onları izlemekte özellikle Talsiyam’a ait olanı Chant’ın ruhunun derinliklerini araştırmaktaydı. Daha uzaklardan bakan ve yaşlı bir büyücü ustasına ait olan diğer göz ise kaderini kabullenmiş bir uysallık ve çağların ötesinden gelen bir özlemle korkmuş ve annesini kaybetmiş olan elfe bakmaktaydı.

Birdenbire bir volkanın patlmasına benzeyen bir ses geldi. Çevreyi izlemeye devam eden Chant iki Orc’un gülerek kendilerine doğru gelmekte olduklarını gördü. Çıkardıkları bu iğrenç ses sayesinde – ki kendi aralarında bunu gülmek olarak adlandırdıkları muhtemeldi- orman Huma öncesinden kalan bir höyüğü kıskandıracak kadar sessizleşmişti. Bırakın hayvanları bitkiler bile nefes almıyordu. Üstlerine doğru gelen kötülüğü gören çift biraz daha birbirine sokuldu. Chant istem dışı olarak elini cübbesinde bulunan bir keseye doğru uzatırken, bir büyüğünün sözlerini beynindeki kütüphaneden yavaşça çağırdı. Kelimeleri tek tek içinden yavaşça okumaya başladı. Eğer ihtiyacı olursa, onların ulaşabileceği bir yerde olması gerekiyordu. En azından ona öyle öğretilmişti. Chant sessizce Orc’ların geçmesini beklerken hiç ummadığı bir olay gerçekleşti. Belkide Ni-daa yanında fırlarken bir daha hayatının eskisi gibi olmayacağını anlamıştı. Ni-daa elindeki gümüş renkli asasını sallarken Orc’lara doğru atıldı aynı anda hem Chant hemde Talsiyam “hayır!” diye bağırıyordu. Bu beklenmeyen “hayır!” sayesinde Orc’lar bir an donup kaldırlar. Bu bir anlık hareketsizliği Ni-daa’nın yakınındaki Orc canıyla ödedi. Ni-daa öyle bir güçle vurmuştu ki asasını, kırılma sesinin asadan mı, kafatasından mı yoksa yerkürenin kendisinden mi geldiğine Chant hayatı boyunca karar veremeyecekti.

Orc arkaya doğru devrilirken Chant saklandığı yerden fırladı ve silah ustalarını kıskandıracak bir çeviklikle tahta sopasını diğer Orc’un kafasına yerleştirirken boşta kalan eliyle Ni-daa ya tutup çekerek koşmaya başladı. Affallamış olan Orc’u geride bırakırken rahat bir nefes alan Chant biraz sonra ne kadar erken davrandığını büyük bir hayalkırıklığıyla anladı. Dört bir taraftan büyük bir gürültüyle Orc’lar ve goblinler geliyordu üstlerine doğru. Koşarken bir taraftan asalarını sallayan ikili bir taraftandan orman içinde kaybolmadan kasabaya giden yola ulaşmaya çalışıyorlardı.

“Büyünü kullan aptal, sen bir büyücüsün bir avuç yaratıktan kaçma!” diye bağıran Talsiyam bir yandan da bu güruhu sadece üst seviye büyülerin durdurabileceğini biliyor ve Chant’ın bunu yapacak yeteneği ve bilgisi olsada yetkisi olmadığı üzülerek kabullenmek zorunda kalıyordu.

Elindeki sopası son goblinin kafatasıyla birleştikten sonra yerini beğenip bir daha ordan ayrılmak istemeyince beyaz cübbeli büyücü büyüleri ve ufak hançeri dışında tamamen silahsız kaldı. Her zaman için son savunma önlemi olarak taşıdıkları hançeri çekip çekmemek konusunda karar vermeye çalışan Chant önlerine geçen bir Orc’u görmesiyle Ni-daa’nın elini bırakıp kendine öğretilen şeyleri yapmaya başlaması bir oldu. Bir eliyle havada ışıklı şekiller çizerken diğer eliyle keselerinin birinden çıkardığı ölü ateşböceğini ezmeye başladı. Bu arada daha önceden bir tanrıyla karşılaşmış olan herkese bir tanrıyı anımsatacak bir sesle “Ast kiranann kohirn soth-aran suh kali jalaran!” diye bağırdı. Bedenini saran enerjinin önce karın bölgesinde toplandığını hissetti, sonra vücudunda ilerleyerek hedefi gösteren eline doğru geldi. Ezdiği ateşböceğinin toza dönüşüp yok olmasıyla beraber enerji parmaklarının ucundan vücudunu terk etti ve önünde durup gürültü yapan Orc’a doğru hareket etti. Sanki herşey çok yavaş oluyordu. Chant her anı uzun uzadıya, özümseyerek yaşıyordu. Bu büyük bir zevkti. İlk defa üst derece bir büyü yapmıştı. Ve başarmıştı vücudunu sarmalayan büyüyü bir enerji topuna çevirip birisine doğru göndermişti. Ve hedef yok olmadığı sürece o enerjinin Orc’a ulaşacağını biliyordu. Cızırtılar saçarak Orc’a ulaşan enerji topunu izledi Chant, onun vücuda girişini ve Orc’un ağzından siyah-yeşil arasında bir sıvının fışkırışını gördü. Büyük bir şaşkınlıkla enerjinin geldiği yere ellerini bastıran Orc’un şiddetli bir titremeyle yavaşça yere devrilmesini izledi. O anda gücü hissetti genç büyücü adayı, o anda gücünün yapabileceklerini ve sorumluluklarının farketti genç büyücü. Bu bir değişim anıydı bundan birkaç yıl sonra hocalarının denetiminde yüksek büyücülük kulesinde girmesi gereken sınava, şu anda gerçek bir savaşta girmişti ve başarıyla çıkmıştı. O artık sadece büyü yapmayı bilmiyor aynı zamanda büyüyü anlıyordu. Bütün bu değişimi oldukça yakından izleyen Talsiyam ustalarının o güne kadar kendisine anlattıkları çoğu şeyi anladı. Sorumluluklarını ve beyaz cübbeli bir büyücü olarak yapması gerekenleri.

Büyük usta Chantalandilus Ni-daa’ya son bir kez daha özlemle baktı. Kafasını salladı ve iradesini yapacağı işe yoğunlaştırdı. Daha önce bu hayali yaratmak için söyledi sözleri tersten söylemeye başladı bu arada geçen süre içinde kazanılan deneyimlerin unutulmaması için gerekli olan güç sözlerini eklemeyi unutmadı. Sözlerin tamamlanmasıyla Talsiyam yatağında, rahatsız bir uykudan uyandı. Zaman ve mekandaki, gerçek ve hayaldeki yolculuklarının etkisinden kurtulmaya çalışırken gözleri kendine şevkatle bakan Ustasını gördü. Yaptığı karmaşık ve uzun süreli büyü yüzünden mi yoksa hatıraların ağırlığından mı yorgun olduğu belli olmayan yaşlı adam hafifçe gülümsedi. “Artık yolculuk için hazırsın küçük elf, umarım bu yaşadıkların hiç aklından çıkmaz ve sana verdiğim bu öğütler karanlığa karşı savaşında ışık bulmana yardımcı olur. Yolun açık olsun kızım.”

Şimdiye kadar elflerin hemen hemen hiç yapmadıkları bir şey yaptı Talsiyam ve yavaşça ustasına sarıldı. “Teşekkürler efendim, herşey için.”

Chantalandilus ayağa kalktı ve çıkmak için kapıya yöneldi. “iyi yolculuklar kızım, Paladine yol göstermek için önünde, Solunari ise geceni aydınlatmak ve gönlünü ferahlatmak için her zaman üstünde olsun.”

“Teşekkürler Usta” diye cevap verdi elf, “hayaldeki Chant sizdiniz değil mi efendim?”
“Hayal mi? Ne hayali küçük elf?” diye sinirlendi yaşlı büyücü “inanmak istediğin sürece hepsi gerçekti! Chant’ın kim olduğuna gelince, yaşlı büyücülerinde, kadınlar kadar olmasa bile sırları vardır. Bu da o sırlardan biri küçüğüm. Ama istediğine inanabilirsin, gerçeği benden öğrenemeyeceksin.” Ve kapının koluna elini uzatmasıyla ortadan yok oldu Usta büyücü, belki puf diye bir ses çıkmıştı bu sırada belkide çok fazla hayal içinde kalan elfin bir yanılsamasıydı.

“İyide Ni-daa’ya ne oldu? Chant neler yaptı?” diye kendi kendine sorular sormaya başladı Talsiyam. Bir kahkaha çınladı odada. “Sonra, sonra hepsini öğrenirsin küçük elf önce önündeki karanlık yolu düşün!” büyü çalışmaya geri dönen Talsiyam geçirdiği bu deneyimden sonra çalışmalarına uzun bir süre konsantre olamadı. Umutlu mu olmalıydı yoksa korkmalı mıydı bir türlü karar veremedi. Belki de her ikiside gerekliydi. Ama ne olursa olsun kafasındaki kahkadan ve o kötü kehanetten kurtulamıyordu: “Sonra, sonra hepsini öğrenirsin küçük elf önce önündeki karanlık yolu düşün!”

Paylaş

Yorum yapın