BÜYÜCÜNÜN GÜNLÜĞÜ – 4

0

İç karartıcı şekilde kapalı geçen iki günün ardından güneş sanki güzel günleri müjdelercesine bulutların arasından sıyrılarak açtı. Bu ani parıldama karşısında şaşkına dönen Chant bir an koluyla gözünü kapamak zorunda kaldı. Kısa bir süre sonra gözleri güneşe alıştı ve yoluna devam etmeye başladı. Yaklaşık olarak köyüne yarım günlük bir yolu kalmıştı. Her adımda daha da sabırsızlanıyor uzun süredir görmediği ailesine kavuşmak için adımlarını daha hızlı atmaya başlıyordu. Yolculuğun başından beri yediği kurutulmuş gıdalar artık midesini bulandırmaya başlamıştı. Annesinin turtalarının özlemiyle geçirmişti son iki günlük yolu. Ve çok az kalmıştı eve ulaşmasına.

Yolunu aydınlatan güneş ne kadar parlarsa parlasın, hala büyücü adayının içinde büyük bir karanlık vardı. Sorular hala aklını kurcalıyor, cevaplara ulaşamadığı için kendini hor görüyordu. En büyük korkusu ailesine ve köyüne yardım edememekti. Daha üst seviye büyüleri yapmaya hak kazanmamıştı ve bu büyüleri yapmadan nasıl yardım edeceğini bilemiyordu. Açıkcası kendine yeterince güvenemiyordu genç adam.

Elf kızı, genç adamın ruhunu pençesine almış olan bu soruları çok yakından tanıyordu. Kendi içinde de aynı korkular saldırıyordu yüreğine. Her ne kadar bu sorunların üstesinden gelebileceğini düşünsede hiçbir zaman yeterince emin olamıyordu. Ama Chant’ın her adımında, ona karşı olan saygısı giderek büyüyordu. Artık kimsenin bilmediğini biliyor, önünde nice zorluklar beklesede, her adım ne kadar zor olsada iyilik yolunda yürüyen bir büyücünün hiçbir şekilde yolundan alıkonamayacağını görüyordu. Bu adam da kendinden yardım beklendiğini bildiği için içindeki tüm sorulara rağmen yürümeye devam ediyordu.

Kafasının içindeki soruların hücumundan kurtulmak için yol kenarındaki çiçekleri incelemeye başladı Chant. Bir yandan da ıslıkla eski bir yöre şarkısını çalmaya başladı. Şarkı çok eskiydi. İnsanların tanrılara inandığı günler kadar eskiydi ve Platin Ejderhanın, Kara kraliçeyle yaptığı bitmeyen savaşı anlatıyordu.

Melodisini bir onaylama ıslığıyla kesti genç adam. Uzun süredir aradığı ‘güneş’ çiçeğinden görmüştü uzun vallen ağaçlarının dibinde. Bu çiçeğinin tohumunu kullanarak yaptığı iksirlerin patladığını ve çevresindeki kişilere zarar verdiğini biliyordu. Hemen yanlarına gidip eğildi. Tam koparacakken Elf kızı “hayır!” diye haykırdı “sakın koparma bunler ellerine zarar verecek. Dişilerini toplamalısın bunlar erkekleri” diye bağırdı.

Büyücü Ustası Chantalandilus bir onaylama mırıltısı çıkardı çok derinlerden. Kızın tepkisi ve bilgisi onu sevindirmişti.

Çiçeğe iyice yaklaşan Chant bunun aradığı cins olmadığını farketti ve koparmaktan vazgeçti. Erkeği burdaysa dişisininde yakınlarda bulunabileceğini düşündü ve çevresini araştırmaya başladı. Ormanın derinliklerine doğru bir kaç tane gördü. Ağaçların dalları arasından kendine yol bulan güneş bu büyük vallen ağaçlarının diplerinde yaşayan güneş çiçeklerini aydınlatıyordu. Bu çiçekleri incelediğinde bunların aradığı çiçekler olduğunu gördü. Özenle bunların tohumlarını toplayıp kesesine yerleştirdi. Yalnız bu tohumlar iksir yapmak için yetersizdi. Daha fazlasını bulmak için iyice içlere doğru ilerledi. Yoldan ayrıldığını farkediyordu ama daha fazla çiçeğe ihtiyacı vardı ve bu tür, ender bulunduğu için bu fırsatı kaçıramazdı.

Elf kızı, Chant’ın her adımını durdurmak için iradesini zorluyor, genç adamın iradesine ulaşmaya çalışıyordu. Yoldan uzaklaşmanın bu karışık zamanlarda bir sorun çıkaracağını düşünüyordu ve adamın göz göre göre kendini tehlikeye atmasına anlam veremiyordu. Kızın bu sonuçsuz çabaları yaşlı büyücü keyiflendirmişti. Kızın akıntıya karşı kürek çektiğini ve hiç birşeyi değiştiremeyeceğini biliyordu. Onu keyiflendiren şeyse kızın da bunu bildiği ve bildiği halde birşeyler yapmaya çalışmasıydı.

Talsiyam’ın bütün uğraşlarına rağmen Chant emin adımlarla ilerledi ve birden bire ormanın ortasındaki açıklığa ulaştı. Burada dev vallen ağaçlarının yokluğu küçük bir güneş çiçeği bahçesi oluşturmuştu. Gölgeli ormandan birden bire açıklığa çıkan büyücü bir an duraladı ve güneşin çiçeklerin üstünde tembelce oynamasını seyretti. Çevreye hızlıca bir göz attıktan sonra işine yarayan tohumlardan toplamaya başladı.

Elf kızı ısrarla çabucak tohumları toplamasını ve oradan bir an önce uzaklaşmasını istiyordu. Tam Talsiyam’ın istediği gibi ordan uzaklaşıcakken kulağına bir çocuğun ağlamasına benzeyen bir ses geldi. Beklenmeyen bu ses yüzünde aniden elini hançerine attı ve bir an tetikte, olağan dışı bir şeylerin olmasını bekledi. Çocuğun ağlamasını devam ettirmesinden başka bir şey olmadı koca ormanda. Hatta kuşlar susmuş böcekler bile hareket etmiyordu.

Talsiyam’ın bütün itirazlarına ve uyarılarına rağmen Chant sesin geldiği tarafa doğru sakince yürüdü. Elini hançerinden çekmiş sağlam bir ağaç dalından yaptığı asasını sıkı sıkıya tutmuş bir şekilde ilerledi. Biraz ilerde geniş bir ağacın gölgesinin kendisine sarılmasına izin vermiş gibi görünen çimlerin üzerinde oturmuş bir elf kızını gördü büyücü adayı. Bu güzel elf kızı adamın geldiğini görünce bir an irkildi ve sanki ağaç onu koruyacakmışçasına gölgelerin için daha fazla saklanmaya çalıştı.

Kızın kendisinden korktuğunu anlayan Chant olduğu yerde durdu ve bir tehdit oluşturmadığını göstermek istercesine elindeki sopayı yavaşça yere bıraktı. Bütün güleryüzlülüğü ve sesinin olanca sakinliğiyle “sorun nedir? Neden ağlıyosun?” diye sordu.

Tüm bunlar olurken Talsiyam “seni salak dikkat et bunların hepsi tuzak seni korunmasız yakalayacaklar şimdi” diye bağırıyordu. Yaşlı büyücünün, kızı görünce içinden geçen sevgi dalgası gözlerindeki salgı bezleriyle buluştu ve onlardan bir iki damlayı ödünç alıp yanaklarından aşşağıya bıraktı. “evet Chant dikkat et seni hazırlıksız yakalayacak bu kız” diyordu kafasını sallarken.

“Nii – daaa!” diye bağırdı ağlayan kız, bir çocuğun peltek aksanıyla. Bu kez sorularını elfçe sordu Chant. Ama yine aynı iki kelimeden başka bir cevap alamadı. Kızın ağlaması durmuş, soran çekik gözlerle büyücüyü izliyordu. Uzun süredir yıkanmadığı ve yemek yemediği her halinden belli oluyordu kızın. Hatta üstünde doğru düzgün elbiseleri bile yoktu. Bu görüntü karşısında genç büyücünün kafasından geçen düşünceleri gören Talsiyam’ın içinden bir an için ufak bir kıskançlık hissi geçti. O kadar hızlı geçmişti ki bu his onu takip eden yaşlı büyücü bu hissin elf kızının güzelliğinden dolayı mı yoksa Chant’ın kız için olan düşüncelerinden dolayı mı olduğunu anlayamadı.

Heybesini karıştıran Chant bir elma buldu ve olanca nezaketiyle elmayı kıza doğru uzattı. Ürkek bakışlarla önce elmayı sonra büyücüyü süzen kız bir süre daha gözlerini bu ikisinin üstünde gezdirdi. Daha sonra ellerini çırpan kız büyük bir mutlulukla elmaya doğru atladı ve onu kaptığı gibi yemeye başladı. Heybesinde bulduğu kurutulmuş bir iki meyveyi daha kıza veren Chant çimlerin üzerine oturup iştahla kızın yemeğini yemesini seyretti.

Kızın yemesi bitince bir daha sordu Chant: ” neden ağlıyorsun? Ne oldu?”
” Anneyi kaçırdı! Ben anneyi bulmak istiyo, ama ben çok hasta. Anneyi bulmak için önce iyi olmak gerek!” diye cevapladı kız. Yetişkin bir elf kızı görüntüsünde olsada konuşması bir çocuk gibiydi . Bu sıradışı olay genç adamın aklını karıştırmıştı.

“Kendini kandırma be adam aklını kızın güzelliği karıştırdı olay değil!” diye çıkıştı Talsiyam. Ama Chant onu duymamıştı ve konuşmasına hiç bir şey olmamış gibi devam etti.
” Anneni kim kaçırdı? Ne istiyor annenden? Senin hastalığın ne?” diye soruları bir solukta ard arda dizdi büyücü.
” Anneyi cadı kaçırdı. Pis cadı! Ben anneyi istiyo” diyerek tekrar ağlamaya başladı genç kız.

Bir an ne yapacağına karar veremeyen Chant affalamış bir şekilde kızın ağlamasını seyretti. Kızın kolay kolay sakinleşmiyeceğini anlamıştı. Yavaşça yanına yaklaştı ve kıza sarıldı. Elf kızına sakinleştirici sözler fısıldadı. Her ne kadar Ni-daa insan dilinden anlamasada sözlerdeki sıcaklık ve güven duygusu rahatlamasını ve sakinleşmesini sağladı. Kızın vücudunun sıcaklığı da, kendi sözlerinin elfi sarmaladığı gibi Chant’ı ateşten bir çemberin içine aldı.

Kız ağlamayı kesip kafasını kaldırdığında, Chant o güne kadar gördüğü en harika şeylerle karşılaştı. Kendine büyük bir güven ve sevecenlikle bakan bir çift yeşil göz. Göz yaşlarından yansıyan ışıklar yüzünden yeşil ve mavi arasında değişen renklere sahip olan gözler, Chant’ın kafasında bir girdap oluşturmuş, her türlü karışık ve zorlu durumda kendini kontrol etmek için ruhunu eğitmiş genç büyücüyü sanki bir platin ejderhayla karşılaşmışcasına korkutmuştu.

Ejderhaların güzelliğine kapılmamak elde değildir ve insan bu varlık karşısında kendini o kadar güçsüz ve önemsiz hisseder ki kalplerinden geçen duygunun ejderhanın ihtişamı yüzünden oluşan korku mu olduğu yoksa sadece bu tanrısal varlığın güzelliğine ve gücüne karşı olan saygı ve hayranlık mı olduğu hiç bir zaman ayırt edilemez.

Belki de aşk böyle bir şeydir diye düşündü Chant. O kadar güzel ki hayran olmamak elde değil kalbimi zaten avcunun içine aldı, onu sıkarak istediği gibi benle oynayabilir ama bu olasılık yani birinin beni kontrol edebilecek güçte olması beni ölesiye korkutuyor. İlerde olabilecek bir sürü kötü şeyi öngörebiliyorum ve bunlar beni kaygılandırıyor ama yanından ayrılmak, onun sıcaklığından uzak kalmak beni ölesiye korkutuyor.

Bir ejdarhanın seni alevleriyle yakacağını bilirken hatta yakmasını beklerken onun güzelliğini izlemektir aşk diye geçirdi kafasından genç adam. O bu düşüncelerle uğraşırken bir başka elf kızı ,Talsiyam, genç büyücünün ruhundaki girdabı izliyordu. “salak tehlikedesin anlamıyor musun bu bir tuzak” diyerek Chant’ı uyarmaya çalışırken bir yandan da “ejderhalar götürsün seni” diye kendi kendine söyleniyordu.

“Sen bana yardım edecek? Evet evet sen iyi adam!” diye konuşmaya başladı Ni-daa. “Evet elimden geldiği kadar sana yardım edeceğim elf ama önce bana neyin olduğunu söylemelisin ve annenin kaçırılışı hakkında daha fazla bilgi vermelisin” diyerek cevapladı onu Chant.

“İyi olmam için ilaç lazım bana. O da sadece iyi beyaz adamda var! Anneyi orda ki mabedin yakınında kaçırdı cadı.” Diyerek Paladine’ın unutulmuş eski bir mabedinin oluğu tarafı işaret etti elf kızı. “Peki iyi beyaz adam nerde?” diye sordu Chant anladığı kadarıyla kasabalarında ki eski beyaz cübbeli büyücü olabilirdi bu kişi ve önce onun evini arıyarak başlayabilirlerdi.

“Ordaaa!” diyerek gökyüzünü gösterdi kız. Chant’ın kafası karışmıştı ama sonra çözerim bu sorunu diyerek geçirdi içinden önce eve dönmeliyim ailemi çok özledim!

“Peki mabette neler oldu bana anlat?”diyerek kıza sordu genç adam. Korkuyla irkildi kız ve aniden uzaklara daldı. Sanki trans halinde olanları yeniden yaşıyordu. Kendine geldiğinde göz yaşlarına boğulmuştu.”Çok çok korkunç şeyler” diyerek kekeledi . “O kutsal yeri kötü varlıklar sarmış, iğrenç kötü varlıklar” dedi Ni-daa. Kızı sakinleştiren adam “tamam geçti. Şimdi yanında ben varım sana kötü birşey yapmalarına izin vermem. Benim yanımda güvendesin.” Diyerek kızı teselli etmeye çalıştı.

Bu parça parça olmuş bilgilerden ve çocuk gibi davranan yetişkin elf kızı yüzünden kafası karışmış olan büyücü en kısa zamanda eve gidip dinlenmeli ve bu olayı sakin kafayla düşünmeliyim diye düşündü.

“Hadi kasabaya gidelim. Orda evimde kalırız ve sorununu nasıl çözebileceğimizi düşünürüz.” Diyerek ayağa kalktı Chant.

” Hayır!!” diyerek çığlık attı genç kız, ” kasabaya gitmem! İnsanlar kötü! Bana kötü davranıyorlar!” diyerek yerinden kalkmayı reddetti Ni-daa.

Önce şaşıran ve inanmayan Chant sonra durum anladı. Bu zamanlar kötü zamanlardı ve bir insanlar kasabalarına girmeye çalışan elf kesinlikle izin vermezlerdi. Linç etme ihtimalleri bile vardı zavallı kızı.

“Benimle güvedesin. Bana karşı gelemezler ve sözüme inanırlar. Sana söz veriyorum ordaki hiç kimse sana zarar veremeyecek” diyerek and içti büyücü.

Bu sözlerle rahatlayan kız ayağa fırladı ve “hadi gidelim öyleyse” diye bağırdı. Adamın elini tutan kız “beni hiç bir zaman bırakma ama” dedi.

Kızın eli avuçlarında kaybolduğunda Chant’ın aklından bundan sonra istesemde bırakamam ki gibi bir düşünce geçiyordu ama bundan ne Chant emin oldu ne de onun ruhunun derinliklerini gören Talsiyam.

İkili yürümek için hazırlanırken Chant güneş çiçklerinden bir tanesini -dişisi olmasına dikkat ederek- kopardı ve elf kızının saçına taktı. İkisi beraber yönlerini yola çevirerek yürümeye başladılar. Ni-daa bazı şeylerin ters gittiğini hissediyordu. Belki onlarla beraber olan Başbüyücü ve Talsiyam’ın varlığıydı onu huzursuz eden belki de Ansalon’un üstüne yavaş yavaş inen karanlık bulutlardı. Her ne olursa olsun artık kendine yeni bir yoldaş bulmuştu ve büyücünün varlığı ona huzur veriyordu.

Paylaş

Yorum yapın