BÜYÜCÜNÜN GÜNLÜĞÜ – 2

0

Yıllarca süren bir eğitimdi büyücülük eğitimi. Hatta kimilerine göre bir büyücünün eğitimi hiç bir zaman bitmezdi. Bir savaşçının kendi sınırları vardır. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın belli bir seviyeyi geçemez, kendi savaş becelerini daha fazla geliştiremez. Ama konu büyü ve büyücülük olduğunda bir sınırın olmadığını söyler yaşlı kişiler. Devamlı yeni şeyler öğrenir büyücü ve kendisini her geçen gün geliştirir, ta ki hayatının son nefesine kadar. Bazı hırslı büyücüler öğrenmeyi hayatlarının son nefeslerinde dahi bırakmazlar ve ölü vücutları ve güç için yanıp tutuşan ruhlarıyla bu dünyadaki gelişimlerine devam ederler.

Chant’ta bu uzun gelişim sürecinin daha başlarında, kahverengi cübbeyi giymeyi hak kazandığı zaman çok mutlu olmuştu. Artık sadece bazı şeyleri ezberlemek ve öğrenmek zorunda kalmayacak aynı zamanda gerçek büyüylede tanışacaktı.

Daha ilk derste hocası Marcus ona şöyle demişti: “Büyük güç büyük sorumluluk getirir çırak, bunu hiç bir zaman unutma!” ilk başlarda boş laflar gibi gelmişti bunlar genç büyücü adayına, tabii ki sorumluluk sahibi biriydi. Bunu ona söylemesine ne gerek vardı ki. Aylar boyunca bu sözü defalarca duyacaktı Chant ama anlamını bundan aylar sonra, köyüne yaptığı ilk yolculuk sırasında anlayacaktı.

Usta Marcus’un öksürüğüyle kendi zamanına geri döndü Chant, ve sorgular gözlerle hocasına baktı. Okudukları kafasını karıştırmıştı. Köyüne yeniden goblinler saldırmaya başlamış ve ailesi, aynı zamanda köyü, ondan köye geri dönmesini ve bir büyücü olarak onlara yardım etmesini istiyorlardı. Daha gerçek bir büyücü olarak onay kazanmamış olan Chant köye geri dönmesi halinde büyü yapmak zorunda kalacağını seziyordu. Ama bu kesin kurallarla belirlenmiş bir yasaktı. Daha sınava katılmamış bir büyücünün büyü yaptığı saptanırsa bu onun başına büyük belalar açabilirdi.

Öğrencisinin sorularını anlayan usta Marcus yatıştırıcı sesiyle şöyle dedi. “Gitmelisin oğlum ve ailene yardım etmelisin. Dünyanın dengesini bozacak güce sahipsin, bu yüzden her zaman kontrollü ol ve büyü yapma. Biliyorsun daha kendini sınavda kanıtlamadın ve büyü yapacak olgunluğa daha erişmedin.”

“Ama hocam büyü yapmadan köyüme nasıl yardım edebilirim ki? Onlar benden büyü yapmamı bekleyeceklerdir. Siz de hazır olduğumu biliyorsunuz” dedi çırak gururu incinmiş bir ses tonuyla. Kaşları çatık olan ustasının gözleriyle karşılaşınca daha fazla konuşmaması gerektiğini anladı ve derin bir iç çekişle sustu.

“Büyüyü ezberden okuyabilmek, el hareketlerini doğru kombinasyonla yapabilmek ve büyü için gerekli olan bileşimleri gözü kapalı hazırlayabilmek büyü yapmaya hazır olduğunu göstermez genç öğrencim. Daha öğrenmen gereken bir sürü şey var önünde. Ve bunlarda en önemliside sabırlı olmak ve duygularını kontrol edebilmektir. Mükemmel bir şekilde üst düzey büyülerin hepsini yapabilen nice iyi büyücüler tanıdım, ama bu kişilerin duygularının esiri oldukları için birer birer kötülük önünde düştüğünü gördüm. Şimdi odana git Chant ve eşyalarını hazırla. Yarın sabah yola çıkıyorsun.” Usta Marcus’un bu sözleri üzerine usulca ayağa kalkıp selam verdi çırak. Aklı çok karışmış hatta ustasına biraz da olsa sinirlenmişti. Normalde fısıltıları bile ürkütmemek için yavaşça girmeye çalıştığı bu odadan hışımla çıktı. Hatta zihni bu kadar bulanık olmasaydı kapıyı biraz fazla gürültüyle kapattığını farkedebilirdi. Oysa ki o sırada aklından tek geçen düşünce “Ben büyü yapabilirim!” idi. Odasına gelip yatağının üstüne oturduğunun bile farkına varmadı Chant. Dalgaların kıyıyı dövmesi gibi düşünceler beynine saldırmış, bilincinin duvarlarını kırmaya çalışıyordu. Bunca yıl çalıştıktan sonra hala neden büyüye hazır olmadığını sorguluyordu beyni. Birden olması gerektiği gibi iradesi kontrolu ele geçirdi, yıllar süren disiplinli büyücü eğitiminin bir sonucuydu bu. Hiç bir duygunun ve düşüncenin kafasını uzun süre meşgul etmesine izin vermezdi. Bunun için eğitilmişti. Biliyordu ki böyle bir şey olmasına izin vermesi ilerde ölmesine hatta daha da kötüsü bütün bir dünyaya zarar vermesine sebep olabilirdi.

Oturdu ve derin bir nefes aldı. Kendisine öğretilen meditasyon tekniklerinden birini uygulamaya başladı ve kendini düşüncelerden ve keskin duygulardan arındırdı. Gözlerini açtığında olaylara farklı bir boyuttan bakmaya başlamıştı bile. Hemen zaman kaybetmeden çantasını ve eşyalarını toplamaya başladı. Yazı takımı, büyü kitabı ve günlüğü dışındaki tüm malzemelerini düzenli bir şekilde yolculuk için hazırladı. Simya malzemelerini yolculuk için hazırlamak, en zor ve zaman alan kısmıydı işin. Çünkü kırılgan camlarda bulunana bu malzemeler, sallantıya bile hassas iksirler ve dökülmesi halinde etrafı yakıcak olan asitler barındıyordu. Özenle bu malzemeleri simya çantasına yerleştirdi, kırılmaması için şişelerin arasına kumaştan destekler koydu ve her şişenin tıpasını iki kez kontrol etti. Simya malzemeleriyle işi bitince ilk yardım çantasıyla uğraşmaya başladı büyücü adayı. Elindeki şifalı otları ve merhemleri kullanım alanlarına göre çantasına tek tek yerleştirdi. İşine dalmış olan Chant, ne zamanın nasıl geçtiğini farketti ne de kapısında durup onu izleyen ustasının varlığını.

“Aferin oğlum her işinde böyle titiz olmasın” diye söze başlamasıyla Usta Marcus’un, aniden irkilen Chant’ın ona dönüp kolunda sakladığı hançeri çekmesi bir oldu. Her büyücü, büyü yapacak gücü kalmadığında kendini savunmak için bir hançer taşırdı üstünde ve bu hançer büyücünün son kozuydu düşmanlarına karşı. Ustasının güven verici gülümsemesini görmesiyle hançeri yerine yerleştirmesi bir oldu genç adamın.

“Şunu sakın unutma ki oğlum, eğer önlemlerini alırsan ne büyü yapmaya ihtiyaç duyarsın ne de sakladığın hançeri kullanmaya. Eğer işine o kadar dalmış olmasaydın bana gafil avlanmazdın. Diyelim ki bütün konsantreni vereceğin bir iş yapmak zorundaydın, o zaman kapını kitleyebilirdin. Kilitli kapıları açacak yetenekteki kişilerden korkuyorsan eğer bunun içinde bir önlem alabilirsin. ‘Büyü yapma yetkisi kazanmış olsaydın bir uyarı büyüsü yapardım usta’ diyeceksin büyük ihtimalle ama bir çan alıp kapıya bağlasanda aynı işlevi görür evlat. Her zaman başka bir çözüm vardır bunu unutma.” Marcus konuşurken Chant sessizce söylenenleri dinliyor, bir an olsun gözünü hocasının gözlerinden kaçırmıyordu. Ustasının verdiği bu basit örnek bile, genç adamın büyü yapmadan nasıl sorun çözebileceğini açık bir şekilde gösteriyordu. Kendine olan güvensizliğinden dolayı kendi kızdı Chant.

“Haklısın usta” dedi suç üstü yakalanmış yaramaz bir çocuğun zoraki ağırbaşlılığıyla ve ustasının gözlerine bakarak devam etti “yola çıkmak için herşey hazır Efendi Marcus, yarın güneşin doğuşuyla, sizin de izninizle burdan ayrlıyorum.”

“İzin verilmiştir beyaz cübbeli büyücü çırağı Chant Firestorm” diye bütün otoriter sesiyle konuşmaya başladı Usta Marcus. “Resmi konuşmaları yaptığımıza göre şimdi senle daha rahat konuşabiliriz Chant, şöyle geç otur ve söyleyeceklerimi dinle” diyerek yatağı parmağıyla gösterdi. Parmaklarındaki yüzükler odanın içindeki büyüyle yapılmış ışıkta olanca güzellikleriyle parladı. Beyaz cübbesinin kolundaki altından işlenmiş rünler kolun hareteketiyle beraber ışığın da üzerlerinde dolaşmasıyla canlanıp hareket eden nesneler gibi gözüktüler Chant’ın gözünde. Bir gün benimde böyle bir cübbem olacak diye aklından geçirmeden edemedi genç adam.

“Chant biliyorum önünde seni korkutan uzun bir yol var. Bu yolda güvenebileceğin tek şeyin büyü olduğunu düşünüyorsun. Ve sınava girmeden basit bir iki büyüden fazlasını yapmana izin verilmediğinide biliyorsun. Ama şunu unutma ki sana burda sandığından daha fazlasını öğrettik. Gücünü asla küçümseme çırak, asla başkalarının gücünü abartma ve olduğundan daha küçük görme. Bu dünyada insanlar dışında bir sürü gelişmiş ırk daha var. Hiçbirisine önyargıyla bakma. Her zaman gerçeği ara ve iyiliğin ışığını karanlıklar üzerine korkusuzca taşı.

Belki burdan uzakta olduğun için derslerinden geri kalacaksın ve bunlar seni üzüyor. Unutma, bizim burada öğrettiklerimiz sizi gerçek yaşama hazırlamak içindir. Dışarıdaki korunmasız hayatta bazı şeyleri daha iyi öğrenebileceğine inanıyorum. Tabii ki daha kolay olmayacaktır, hatta çoğu acı verecektir ama deneyimlerimiz bizi ilerdeki ışık dolu günlere taşıyabilir.

Sana burada büyünün dünya üzerindeki bütün dengeyi bozabileceğini ve bu büyük gücün kullanana büyük sorumluluk yüklediğini öğrettik. Sana bu güne kadar boş laflar olarak gelmiş olabilir bu söylediklerimiz ama ilerde bir gün bir canlı senin büyünle ölür ya da kör olursa ancak o gün anlayabileceksin dediklerimizi.

Sana güveniyoruz Chant, seni yeterince iyi yetiştirdik. Şu anda bile nice yaşlı büyücüden daha iyi büyü yapacağına inanıyorum ama bu sorumluluğu taşıyıp taşıyamayacağın önümüzdeki günlerde karşına çıkan sorunları çözme yöntemin göstericektir. İyi şanslar oğlum ve unutma ne zaman ihtiyacın olsa buraya geri dönebilirsin.”

Bu uzun nasihat listesini sabırla dinleyen Chant başıyla hocasına selam verdi. Sessizce oturduğu yerden kalkan yaşlı adam kapıdan çıkarken belli belirsiz şu sözleri işitti “Sizi hayal kırıklığına uğratmayacağım efendim.”

Günlüğünü yazan Chant, eşyalarının yerli yerinde olduğunu son bir kez daha kontrol ettikten sonra rahatsız bir uykuya daldı. Gideceği görevin ciddiyeti ve sorumluluğu o kadar heyecanlandırıyordu ki genç çırağı, hazırlıkları yaparken yemek yemeyi bile unutmuştu.

Paylaş

Yorum yapın