ZAMAN TOZLARI – 5

1

Saat iki buçuğa gelmişti. Gece yarısına doğru Selma’yı evine bırakmıştı. Aygiz kız arkadaşında kalıyordu. Babası yeni yatmıştı. Geceleri genç yaşından beri ortalama beş saat uyuyan biriydi.

Selma annesiyle birlikte kalmaktaydı. 32 yaşındaki sevgilisiyle sevişebilmek için sürekli bir yer ayarlamak zorundaydılar. Bir gün kadın espriyle annemi senin pedere verelim, sen bize taşın diyeceğim, ama o oturma odası nedeniyle bu maalesef mümkün değil demişti. Kadının annesi üç yıldır yatalaktı. Yakında oturan teyzesinin yardımıyla bakımını birlikte yapıyorlardı. Balayı malayı düşünecek hâli yoktu annesinin.

Tam dizüstüne kapatma işlemi uygulayacağı sırada hafif bir mesaj alındı sinyali duyuldu.

Pahalı dostum Osman,
Nasılsın?
Umarım keyiflar alidir.
Buralarda hep kriz var.
Hatırlı anlar himayesiyle

Aleksi Brünn
NOT: Satrança devam
28 1- 678 – 168ab – 67- 78 – 9 – 2 / 345

Osman’ın uykulu hâli bir anda dağılmıştı. Odasına gitti. İki duvar tavana kadar uzanan kitaplıkla kaplıydı. Yer darlığı nedeniyle üç bin elli altı kitabının sadece dokuz yüz kadarı bu odadaydı. Diğerleri türlerine göre kutulanmış durumda Terra Fuat’ın yüklüğünde daha uygun bir evi beklemekteydiler. Kütüphaneden Yazi Meyyın’ın Akıl Tuzağı adlı 1974 basımı kitabını aldı. 28. sayfanın birinci satırının yardımıyla kısa şifreyi kolayca çözdü:

USA biliyor. Azami 2 gün.

Aleksi Brünn, Almanya’da tanıştığı çok eski bir dostuydu. Üç üniversite bitirmişti. Tıp, kimya ve Türkoloji. Bu akşam ona aynı şifreleme yöntemiyle durumu özetlemiş ve fikrini sormuştu. Aldığı cevap tahmin ettiği bir şeydi. Basit bir Apple bilgisayar bile Metin’in fotoğrafında bir değişiklik saptayabiliyorsa, sıradan insanların saatleri geri kalıyorsa böyle bir süper gelişimi gizli tutmak mümkün olamazdı. En fazla iki günlük bir önceliğe sahipti ve bunu elden geldiğince verimli kullanacaktı.

Tekrar oturma odasına gidip oradan balkona çıktı. Yüksek bir yerde oturdukları için her şey ayak altındaydı. Boğaz çok uzakta iki yüksek bina arasında ince bir şerit olarak görünebilmekteydi. Şehrin ışıklarına bakarak Metin’in şu anda ne durumda olduğunu düşündü.

On altı yaşında bir delikanlının elinde dünyanın çivisini çıkartacak bir aparat vardı. Peşine de kurtlar takılmıştı. Allah Metin’in yardımcısı olsundu. Bu dünyada yeri yoktu artık.

* * *

“Günaydın.”

Belga mutfakta çay demlemekle meşguldü. İki kişilik küçük mutfak masasının üstünde poğaça, kurabiye dolu karton bir kutu vardı. Başını çevirip baktı ve manalı manalı gülümsedi. Üzerinde sokak giysileri vardı.

“Günaydın, iyi uyudun mu?”

“Dışarı mı çıktın?”

Kadın eli işinde başını salladı. Giydiği daracık beyaz kazak üzerine çok yakışmıştı. Metin geceyi düşünerek tebessüm etti.

“Karnım çok aç.”

Belga çayları bardaklara koymuştu. Demliği kısık ateşin üstüne koyup yüzüne baktı. “Benim de.”

Bakışları karşılaşınca eski Metin biraz utanç hissetti, ama daha cüretkâr Metin we want more diye bağırmaktaydı arka tribünlerden. “Kap kutuyu de içerde zilliyi kıralım.”

Metin dördüncü poğaçayı yerken kadın boş çay bardaklarını alarak mutfağa gitti. Çayları yenileyerek geldi. Ocağın altını kapatmıştı.

“Planın hazır galiba?”

Genç kadın başıyla olumladı. “Zeki uzaylı sevgilim benim.” Metin sessiz kalınca ciddileşerek devam etti. “Yerlerin naylon kaplı olduğunu gördün değil mi?”

“Evet.”

“İki tip ellerinde susturuculu silahlarla bizi öldürmeye geldiler. Adamları o harika topçuk sayesinde temizledik. Kartçı Mahmut senin adını ve adresini biliyor. Beni de tanıyor. Nereye kaçsak bulur bizi. Bizleri tanıyan herkes tehlikede olur. Özellikle senin ailen. Benim ne annem, babam, ne de kardeşim falan var. Yurtdışına kaçmak bile işe yaramaz. Buraya kadar tamam mı?”

“Tamam.”

Belga’nın gözlerinde yabansı canlanma meydana gelmişti yeniden. “O hâlde yapılacak tek şey, o bizi bulmadan, bizim onu bulmamızdır.”

Metin’in hiç beklemediği bir şeydi bu. “Nasıl yani?” dedi.

“Ben adresini biliyorum. Gidip kapısını çalıcaz. Babam… Bir ara Mahmut için çalışırdı. Yıllar önce. Bir gün ölüsü bulundu. Sekiz yaşındaydım. Mahmut pusu demişti. Bu işlerde normaldi, ama sonradan kasıtla harcandığı çıktı ortaya. Diğer başka şeyler de var. Şimdi… Burada… Yani kısacası gidip kapıyı çalacağız.”

Kadının anlattıkları bütün ciddiyetine rağmen Metin’e şaka gibi gelmekteydi.

“Sonra?”

“Bizim peşimizi bırakmaya ikna edeceğiz.”

“İkna mı?”

“Onun bizi bulmasını beklemekten daha tehlikeli değil. Ayrıca bizim iadei ziyaretimizi beklemediği için gafil avlanacak dallama.”

Metin şaşkınlıkla bakınca genç kadının yüz hatları yumuşadı.

“O topçuk sayesinde,” dedi ve ona doğru uzanarak dudaklarına bir öpücük kondurdu. “Tabii öncesinde moral takviyesi için bir şeyler yapsak iyi olur.”

Metin iki susturuculu tabancalı adamın içeri girdiği anı hatırladı. Şu andan sonra ne olursa olsun durumu daha kötü olmayacaktı. Tuhaf bir kıyaslamaydı ama böyle düşününce insanın içi rahatlıyordu.

* * *

“Ulan bu yüksek topuklu ayakkabıları kim icat ettiyse…”

Eyüp’te gidecekleri yerden yüz metre kadar geride taksiden inmişler ve kalan yolu yürümüşlerdi. Haliç’i gören yamaçtaydılar. Etrafta kale gibi korumalı lüks villalar vardı. Yüksek duvarların iki yanda yükseldiği parke taşlı yolda park etmiş iki araba dışında kimsecikler yoktu. Az önceki trafik gürültüsü, seyyar satıcılar, kalabalık sokaklar bitivermişti birden.

Özel alan tenhalığı derdi Metin’in babası böyle yerlere. Babasıyla annesini hatırlayınca içini çekerek onlara telepatik bir özür dilerim her şey için mesajı daha yolladı. O bok kablo kopmasaydı, semt belediyesi görevini yapsaydı ve mazgallar tıkalı olduğu için su orada birikmeseydi, biz de oradan o saatte geçmeseydik… Şu anda okuldaki sırasında oturmuş yan gözle Çiğdem’i kesiyor olacaktı. Hayatının ilk tam teşekküllü seks deneyimi de yaşanmamış olacaktı. Heyecanlı olayların uyuşturucu madde gibi bir etkisi vardı. Metin artık bir bağımlıydı diğer yandan. Deli gibi korkmasına rağmen damarlarında adrenalin kükremekteydi.

“Dinle Metin. Ev şu sokaktan sola dönünce. Köşeye yakın. Kapıda kameralar var. İçeride en az iki koruma olmalı. Dört de olabilir bahtımıza.

“Evet.”

“Ancak kapıyı çalarak girebiliriz içeriye.”

Metin anladım anlamında başını salladı. Daha önce defalarca duyduğu şeydi.

“Yani kısacası…”

“Anladım.”

Kadın durup Metin’i süzdü. “Aferin sana.” Bütün gerilimine rağmen fettanlığı yerindeydi. Kendisinden kısa boylu olan ev sahibesinin siyah mini eteğini giymişti. Üstünde kısacık koyu kahverengi bir deri süveter vardı. Siyah topuklu ayakkabıları bacaklarının çarpıcılığını iyice artırmıştı. Kafasında yine evden aldığı sarı bir peruka vardı. Dudaklarına sürdüğü kıpkırmızı ruj afet görünümü tamamlamaktaydı. Serin şubat sonu sabahı için kıyafeti hafif, ama bayağı etkindi.

“Bu topçuk teklemez di mi?”

“Hiç olmadı şu ana kadar.”

“İyi. Dinle bak. Zili çalacağız. Kameralara bakıp masum masum sırıtacağız. Kartçı Mahmut öğleden sonraları saunaya gider. Evde yoksa içeride beklieyeceğiz. Varsa bizi içeri buyur etmek için sabırsızlanacak zaten.”

“Çok misafirperver biri olmalı.”

“Ne demezsin.”

Metin villayı görünce cebinden topçuğu çıkartıp sol avucunda sıktı. İçinden aletin son kullanma tarihine toslamamaları için dua etmekteydi. Yüksek demir korkuluklu ana kapının önüne geldiler. İki kamera onların hareketini takip etmekteydi. Belga uzanıp alışkın bir tavırla zile bastı. Metin heyecanlanmıştı birden. Taktik icabı yanlarına ateşli silah almamışlardı. Üstleri aranacaktı çünkü.

“Gülümse sevgilim.”

“Donuma gülümsemek üzereyim neredeyse.”

“Şakacı uzaylım benim.”

* * *

1 2 3
Paylaş

1 Yorum

  1. avatar

    Gerçekten de son derece başarılı bir öykü. Okuma fırsatını bize sunduğunuz için Sadık Yemni’ye saygılarımı sunar, Kayıp Dünya ekibine de teşekkür ederim. Dilerim devamını görme fırsatını da buluruz.

Yorum yapın