BALDER

0

Kendi ölümünü düşünde görmüştü Balder. Bir an önce bitmesini istediği bir düştü bu. Ölümün getirdiği dehşeti hayatın dinginliğine dönüştürmek istediği bir düş. Gözlerini yavaşça açtı sanki hayatta olduğuna inanmak ister gibi bakındı her yere. Yaşıyordu ama Hel‘in sıkıca sardığı bedeni korkuyla titriyordu hala. Hel… Loki‘nin canavar kızı, Ölüler diyarının yöneticisi bir gün gelip alacaktı onu. Şimdi olmasın, hayır henüz hazır değilim diye inledi Balder. Öfkeli Odin’in oğluydu o. Odin ki yerlerin, göklerin, tüm insanların efendisiydi. Kendi oğlunun ölmesine izin veremezdi. Bu düşünce rahatlattı onu ve huzurla diğer tanrıların yanına gitti. Gördüğü korkunç düşü onlara da anlattı. Bu düş diğerlerini çok endişelendirdi çünkü Balder bilgelik ve erdem kaynağıydı. En şefkatli, en iyi huylu, en sevilen tanrıydı. Onu kaybetme korkusu sardı tanrıların içini. Hemen düşünmeye başladılar, iyi kalpli Balder’i,  Hel’in gazabından korumaları gerekiyordu. Balder’in annesi Frigg atıldı hemen öne, “Benim oğlumu her kim öldürmeye cesaret ederse benim ve Odin’in laneti sonsuza dek onun üstünde olur” dedi ve Balder’i koruma görevini üstlendi. Odin’in bambaşka bir üzüntüsü vardı bu olayda. Sadece sevgili oğlunu kaybetme korkusu değil Balder’in ölümüyle başlayacak olan soylarının yok olma tehlikesiydi onu düşündüren. Belki de Balder’in ölmemesini en içten dileyen o idi. Kehaneti bilen sadece o olduğu gibi.

Balder

Balder

Balder’i koruma görevini üstlenen Frigg tüm dünyayı dolaşarak yeryüzünde her ne varsa hepsine kutsal yemin ettirdi. Hiçbiri Balder’e zarar verecek bir davranışta bulunmayacaktı. Frigg görevini yerine getirmenin huzuruyla döndü diğerlerinin yanına. Tüm tanrılar bu haberi alınca Balder’e bir şeyler fırlatmaya başladılar. Bu, onun dokunulmazlığını denemek için oynadıkları bir oyundu. Kimi zaman bir ok çarptı o ihtişamlı bedene kimi zaman da kocaman bir taş parçası fakat Balder’in kılına zarar gelmiyordu. Tamamen güvende hissediyordu kendini. Yaşlı bir kadın kılığına giren Loki, Frigg’in yanına giderek tanrıların bu küçük oyunundan ve Balder’in başına bir iş geleceğinden bahsetti. Frigg kendinden emin ve rahat bir ifade ile yanıtladı onu. Dünya üzerindeki her şeye kutsal yemin ettirdiğini ve Balder’in başına bir iş gelmeyeceğini söyledi. Loki sorular sormaya devam ettikçe Frigg’in bir şeyi atlamış olduğunu fark etti. Valhalla’nın batısında yetişen küçük bir ökseotuna yemin ettirmemişti tanrıça. Küçük ot tamamen zararsız görünmüştü ona. Loki aceleyle ayrıldı onun yanından ve ökse otunu aramaya başladı. Tam da Frigg’in tarif ettiği yerdeydi. Otu alıp sapını keskinleştirdikten sonra kemerinin içine sakladı Loki. İçinde büyük bir mutluluk ve Balder’e duyduğu sonsuz nefretle diğer tanrıların arasına katıldı. Tanrılar iyi kalpli Balder’e bir şeyler atıp eğlenmeye devam ediyorlardı fakat sadece Hoder onların arasında olmaktansa uzaktan onları dinlemeyi tercih ediyordu. Dinliyordu Hoder çünkü görmesi olanaksızdı. En yakışıklı tanrı Balder’in kardeşi Hoder kördü. Loki sinsice yaklaştı ona “Neden sende ağabeyine bir şeyler fırlatmıyorsun?” diye sordu. Hoder kederle yanıtladı onu “Balder’in nerede olduğunu göremiyorum ayrıca ağabeyimi onurlandırmak için ona atabileceğim bir şeyim yok” dedi. Bu tam Loki’nin beklediği cevaptı. Sesindeki kurnazlığı gizlemeye çalışarak elindeki ökseotunu Hoder’e vermeyi ve onu Balder’e fırlatması için yardımcı olmayı önerdi. Hoder Loki’nin samimiyetine güvenmemesi gerektiğini bildiği halde otu atmaktan kendini alamadı. Keskinleştirilmiş sap dosdoğru Balder’in kalbine saplandı. En güvende olduğunu düşündüğü sırada ölüvermişti tanrı, hem de kendi kardeşinin ellerinden gelen bir felaketle. Loki hızla uzaklaştı oradan fakat diğerleri onu görmüştü ve bu hainliği onun yaptığından kimsenin kuşkusu yoktu. Gülümsemeleri yüzünde donan tanrılar hemen toparlanmaya ve Balder için ne yapabileceklerini düşünmeye başladılar. Frigg bir anne olarak en büyük acıyı çekse de ilk konuşan o oldu. “Hepimizin ışığı, bilgeliğimizin kaynağı Balder’imiz öldü fakat onu tekrar almak için Niflheim‘e gidip Hel’e yalvarabiliriz. Eğer Hel onu vermeyi kabul ederse bunun karşılığında werglid ödemeye de hazırız” dedi. Kahraman Hermod haykırdı hemen “Kardeşim için ölüler diyarına gitmeyi göze alacağım ve emin olun ki en kısa zamanda Balder ışığıyla bizi tekrar onurlandıracak. Buna yemin ediyorum!

Hermod altında Yüce Odin’in atı Sleipnir olduğu halde dörtnala Niflheim’e doğru giderken diğer tanrılar Balder için cenaze töreni yapmaya başlamışlardı. İyi yürekli tanrının tüm kişisel eşyaları ve ona verilen hediyeler bedeniyle birlikte cenaze odunlarının arasına yerleştirildi. Öfkeli Odin en büyük hazinesini, büyülü altın yüzüğünü layık gördü oğluna. Hermod günlerce yol aldı ve sonunda ölümle hayatın birbirinden ayrıldığı nehre ulaştı. Nehrin üzerindeki köprüyü koruyan bakire Balder’in köprüden geçtiğini ve ona nasıl ulaşabileceğini anlattı Hermod’a. Niflheim’e giden zorluklarla dolu yolu aştıktan sonra diğer ölüler arasında kardeşini gördü Hermod. Hemen ona doğru koşmaya başladı tam kucaklaşacakları sırada Hel iki kardeşin arasına girdi. Neden burda olduğunu sordu yabancıya. Hermod bir çırpıda anlattı öyküsünü. Frigg’in önerdiği bedelden bahsetti, Balder’i tekrar Asgard‘a götürmesi gerektiğini söyledi. Hel sakince dinledi bu heyecanlı yabancıyı ve bir şartı olduğunu, dünya üzerindeki her şeyin Balder için yas tutması gerektiğini, tek bir şeyin bile karşı çıkması halinde Balder’i geri vermeyeceğini söyledi. Hel’in şartı çok kolay göründü Hermod’a. Balder’in kötülüğünü düşünebilecek canlı ya da cansız hiçbirşeyin olamayacağını biliyordu. Unuttuğu bir şey vardı; Loki..

Tanrıların yanına sevinçle döndü Hermod. Hel’in şartından bahsetti ve hemen haberciler dünyanın dört bir yanına dağıldı. Her canlıdan, cansızdan taştan, topraktan, ağaçtan bağlılık ve yas yemini istediler. Umdukları gibi hepsi kabul etmişti dileklerini. Tam dönüş yoluna çıkmışlardı ki bir mağarada yaşayan devanası ile karşılaştılar. Ondan da yas tutmasını istediler fakat devanası kesinlikle kabule yanaşmadı. Saatlerce dil döktüler bu yaratığa fakat bir işe yaramadı. Üzüntü ile tanrıların yanına dönerlerken bu devanasının Loki’den başkası olamayacağını anladılar. Habercileri kandıramadığını anlayan Loki hemen kaçarak kimsenin onu bulamayacağına inandığı tenha bir yerde yapılmış evine gitti. Her şeyi gören Odin Loki’yi bu evi inşa ederken de görmüştü. Tüm tanrılar içlerinde büyük bir kin ile Loki’yi aramaya gittiler. Artık korkma sırası bu kurnaz tanrıdaydı. Günlerini her an yakalanma korkusu ile geçiriyordu. Karnını doyurmak için som balığı kılığına girip şelaleye gidip avlanıyordu. Yine böyle bir günde ağ yaparken elindeki ağı dehşetle fırlattı ateşin içine. Sanki kendi kaderini görmüştü bu ağda. Ağ yanmaya başladı ve o sırada tanrıların seslerini duydu Loki. Hemen balık şekline girerek şelaleye atladı. Tanrılar Loki’nin evini bulduğunda o çoktan suların güvenliğine bırakmıştı kendini. Öfkeli tanrılar evin her yerini aradılar ve sonunda ateş içerisinde yanan ağı gördüler her şey aydınlandı kafalarında. Becerikli bir tanrı bir ağ yapacağını ve Loki’yi yakalayacaklarını söyledi. Ertesi gün şelaleye giderek onu aramaya başladılar Loki ne kadar kaçsa da saklansa da Thor‘un ellerinden kurtulamadı..

Thor ve arkadaşları Loki’yi bir mağaraya götürdüler ve ona inanılmaz işkenceler yaptılar. Oğlu Fenrir‘in diğer kardeşini gözlerinin önünde parçalayarak öldürmesini izlettirdiler ona. Tüm bu dayanılmaz acıları çeken Loki dünyanın her yerinden duyulan keskin çığlıklar atıyordu. Tanrılar intikamlarının alındığını düşünerek uzaklaştılar mağaradan. Ragnarok zamanına kadar bir daha görmediler onu fakat acı dolu haykırışları her yerden duyuldu. Bu devirde yaşanan felaketler sayesinde Loki zincirlerinden kurtuldu. Tanrılar ve devler arasında yaşanan savaşlarda tam da kendine yakışan biçimde davranarak devlerin yanında yer aldı. Fakat bu ihanet ona ölümü getirdi. Ölüme giderken bile yanında birini sürüklemeyi başardı. Tanrıların habercisi Heimdall Loki’yi öldürürken kendi de ölüme teslim oldu. Tüm bu savaşların ardında dünya büyük felaketler ile yok oldu. Odin’in bildiği ve Balder’in ölümüyle başlayan lanet tüm neslin sonunu getirmişti. Odin’in gerçeği tüm dünyanın gerçeği olmuştu..

Ölümden kaçışın olmadığını, ölümsüzlüğü aramanınsa yorucu bir uğraştan başka bir şey olmadığını anlayan Balder ölümü yadsımadan, hayatta kalan bir kaç tanrıyla birlikte yepyeni bir dünya kurmaya karar verdi.

Paylaş

Yorum yapın