ZAMANDA KUŞATMA – 1

0

2018 – Ataköy

Genç kız önüne çıkan sokaklardan hangisinin daha çok işine yarayacağını kestirmeye çalıştı. Soluğu tıkanıyor, panikten ayakları birbirine dolaşıyordu. Binaların daha sık göründüğü soldaki sokağa daldı, gölgelere sığınıp izini kaybettirebileceği bir saklanma yeri aradı. Uygun olabilecek birkaç girinti gördü, ama durmaya cesaret edemiyordu.

Açıkta koşarken yakalanmak kötüydü, ama bir girintiye sığınmış halde yakalanmak çok daha kötü olurdu. Her şeyden önce daha korkakça görünecekti böylesi… Onu kovalamakta olan beş genç kızın Nesil hakkındaki fikirleri zaten yeterince aşağılayıcı şeylerdi. Üzerlerine bir de ödlekliği eklemek hiç de iyi bir fikir olmayacaktı.

Sokakta yankılanan ayak seslerinde bir değişiklik hissedip nefesini tuttu. Ani biçimde yön değiştirerek bir apartmanın ön bahçesine daldı. Ataköy oldukça zengin bir semtti, neredeyse her apartmanın çepeçevre birer bahçesi vardı. Ancak gece olunca tüm ahali evine çekilir, sokaklarda pek kimse kalmazdı. Bakkal bile yoktu ortalıkta, tüm alışveriş belli aralıklarla dağılmış kısım çarşılarından yapılırdı. Böyle bir semtte oturmak için gereken parayı kazanmakla geçen günün yorgunluğu herkesi, evlerinin dışında olup bitenlere karşı duyarsız bırakıyordu belki de.

Nesil birden ayak seslerini takip edemez oldu: Yeşilköy’den kalkıp tepelerinden geçen bir uçağın sesi, yakındaki manyetik raylarda ilerleyen Halkalı-Sirkeci hızlı trenlerinden birinin gürültüsüne karışmıştı. İkisi de onbeş-yirmi saniyeden daha uzun sürmeyecekti, ama Nesil için o kadarı bile önemliydi. Kontrolü kaybettiğini hissederek tekrar koşmaya başladı…

… Ve o anda yanlış bir atağa kalktığını anladı. Kızlardan iri yarı bir tanesi binanın giriş sütunlarının arasından dolanmıştı. Nesil yerinde kalsa onu göremeyecekti, ama şimdi doğruca üzerine geliyordu işte.

“Enseledim şoroloyu!” diye bağırarak diğerlerine seslendi iri kız, Nesil’i kot ceketinin eteğinden yakalarken. Nesil tökezleyince birlikte çimenlerin üzerine düştüler. İri kız küfrederek ayağa fırladı, kaçmak için çırpınan Nesil’i sırtüstü yere yapıştırıp üstüne oturdu. Diğerleri de yetişmişti o arada. Nesil hepsinin çevresine toplandığını gördüğünde birden bütün enerjisi tükendi. Kolunu bacağını kıpırdatacak güç bulamıyordu, karnına oturan iri kızın ağırlığı altında öylece kalakalmıştı. Tek yapabildiği üzerindeki tipin yüzüne bakmak ve derin derin solumaktı.

“Haa, bizden kaçabileceğini mi sanmıştın nonoş?”

“Ağlayacak galiba? Hadi ağlasana?”

“Kendin mi ağlarsın yoksa biz mi ağlatalım?”

“Vaay, dişiliğin yüzkarası! Ne koşturdun kız bizi o kadar?”

“Bizi yormaya utanmıyor musun, rezil?”

Nesil beline ve bacaklarına atılan birer tekme ile yüzünü buruşturdu. Üstünde oturan iri kız kalkıp kalkıp tekrar oturuyor, dalga geçerek kahkahalar atıyordu. “Bu hoşuna gitti mi nonoş? Peki ya bu? Sizin cins sever böyle şeyleri…”

“Çekil tepemden,” dedi Nesil, konuşmayı ilk başardığında. “Ne yaptım ben size? Rahat bıraksanıza beni!”

“Ooo, dikleniyor bu şorolo…”

“Hadi millet, öğretelim şuna iyice…”

İri kız uzanıp Nesil’i yakasından ve bir kolundan kavradı, çekip ayağa kaldırdı. Onu apartman girişindeki dört köşe sütunlardan birinin bahçe yönündeki yüzüne doğru sürüklediler. İri kız Nesil’i nefesini kesecek bir hızla duvara yapıştırdı. Gözünün içine bakıp sırıtarak ilan etti: “Şimdi senden intikam alacağız.”

Nesil’in kalbi iyice hızlandı. Canının yakılmasını kaldırabilirdi, ama artık aşağılanmaya dayanacak hali kalmamıştı. Onu yumruklamakla kalsalar fazla ses çıkarmayacak, eğlencelerini bitirip sıkılmalarını ve gitmelerini bekleyecekti. Ama çok geçmeden birinin aklına eşek şakasını iyice uç noktaya taşımanın yolu gelmişti bile. Nesil pantolonunun düğmelerini açmaya kalkıştıklarını hissettiğinde avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı.

En irileri hemen ağzını kapattı genç kızın. “Kes yav! Ne cırlıyorsun oğlanlar gibi?”

Apartmanın üst kat pencerelerinden birinden bir ses duyuldu. “Çocuklarr! Biraz daha sessiz oynayın, yoksa aşağıya inersem hepinizi–…”

Pencereden seslenen kadının görüş menzilinde değildiler, bunun için apartman girişinden sokağa doğru adım atmaları gerekiyordu. “Tamam teyze, kusura bakma,” diye seslendi en irileri, elini Nesil’in ağzından çekmeden. “Çocuklar, sessiz olun biraz,” diye ekledi sonra, kadının duyabileceği bir sesle. “Bakın, millet rahatsız oluyor.”

“Ne yapıyorsunuz siz orada?”

Bu kez bir erkek konuşmuş, ses direkt olarak arkalarından gelmişti. Beş saldırgan kız, oğlan başına kendi haline bakmayıp acarlık etme cesareti gösteren delikanlıya hayretle dönüp baktı.

“Sana ne oğlum,” dedi aralarından birisi. “Sen git kendi işine bak.”

Çocuk hepsini birden şöyle bir süzdü. Normal bir oyuna mı, yoksa ciddi bir duruma mı tanık olduğunu anlamaya çalışıyor gibiydi. Sonra gözü Nesil’in gözlerine takıldı, kararını verdi. “Onu rahat bırakın, yoksa herkesi buraya toplayana dek bağırırım.”

Aralarından biri oğlanın üzerine doğru yürüyecek oldu. Belki hafiften itiştirip yıldırmayı, el kol hareketi yaparak ürkütmeyi planlıyordu… Ama çabucak vazgeçti. Oğlan hem bağırmaya, hem de sırt çantasını sağa sola savurmaya başlamıştı. Çanta ağırdı, çarptığı yeri kıracak gibi acıtıyordu. Beş genç kızın eğlenceyi ertelemeye karar vermesi uzun sürmedi.

Onlar küfürler ve tehditler savurarak dağılırken arkalarından baktı delikanlı. Sonra sütunun dibinde bıraktıkları Nesil’e ilişti gözü. Nesil olduğu yere çöküp kalmıştı. Bir eli sanki başı ağrıyormuş gibi gözüne dayanmıştı. Diğeri yumruk halinde sıkılıydı.

Oğlan dönüp yoluna gidecekti, ama sonra Nesil’e yaklaşıp yanına oturdu. Onun ağladığını sanmıştı, ama yakından bakınca öyle olmadığını farketti. Bir süre için ikisi de sessiz kaldı.

“Sağol,” dedi Nesil neden sonra. Sesi kısık çıkmıştı.

Oğlan omuzunu silkti. “Rica ederim. Ne istiyorlardı senden?”

“İntikam alacaklarmış.”

“Ne intikamı?”

“Bilmem? Nefes aldığım için herhalde.”

Delikanlı soluğunu burnundan üfleyerek güldü. “Nedense hiç yabancı gelmedi.”

Nesil bakışlarını oğlana çevirip onu şöyle bir inceledi. “Neden bana iyi davranıyorsun?”

“Canım öyle istiyor,” dedi çocuk. “İyi günümdeyim diyelim. İstersen arkama bakmadan çekip gidebilirim de.”

Nesil çöktüğü yerden kalktı, üstünü silkeledi.

Derken kulağına dolan yüksek sesli müzik yüzünden suratını buruşturdu. Gözünü açtı, başucundaki uyandırma alarmının üzerindeki saate baktı. Sabahın altıbuçuğu olmuş, kalkıp okula gitme vakti gelmişti.

Ev arkadaşlarını uyandırmadan sessizce giyinir, yüzünü yıkarken, bir yandan gördüğü rüyanın ayrıntılarını düşünüyordu. Kendisini “nonoş”lukla suçlayıp hedef seçen kızlar çetesiyle ilgili sahneleri hatırladıkça tüyleri diken diken oldu. Demek azıcık kas fazlasına sahip olan erkekler değil de biz kızlar olsak, yine aynı saçmalıkları yaşayacağız, diye geçirdi aklından. Demek rolleri değişmek çözüm değil. Yani Amazonlarınkine benzer bir dönemde yaşıyor olsak, bizim de erkeklere karşı davranışlarımızın bir farkı olmayacak. Ne yani, şimdi bu insan tabiatı mı?

Sonuçta ille de birilerinin ezilip üzülmesi mi gerekiyor?

Nesil evden çıktı, tekerlekli sahil trafiğinin aktığı caddeyi ardında bırakıp manyetik otoyola doğru yöneldi. Kendisini okumakta olduğu İstanbul Üniversitesi Atomaltı Parçacık Bilimleri Fakültesi binasına götürecek midibüsü yakalamak için bulvara çıktı. İki yanında çelik-cam karışımı binalar yükseliyordu şimdi. Ortadaki geniş anayolda manyetik raylar kilometrelerce uzanıyor, kızaklı araç trafiğini taşıyordu. Küçük projeksiyon cihazlarının havada yüzdürdüğü görüntüler halinde sıralanan dükkan tabelaları, daha ancak aydınlanmakta olan sonbahar sabahının köründe rengarenk süslemeleri andırıyordu. Aynı yöntemle yolların ortasına yansıtılan trafik işaretleri, daha resmi renkler kullanılmasına rağmen genel havaya kendilerine has estetikleriyle uymaktaydılar. Çok katlı manyetik otoyolda tekerleklerini çekip manyetik kızaklarını çıkartmış olan binlerce araç, birbirini izleyerek yoluna devam ediyordu.

Ders notlarını bir kez daha tarasam iyi olacak, diye düşündü Nesil. Son anda göz attığı grafiklerin sınavda aynen aklında canlanacağını biliyordu. Stilus kalemle karaladığı dipnotları, hatta yazı dökümlerinin kenarına çektiği okları bile görüntüsüyle anımsayacaktı. Bu sayede yakaladığı fark, zor derslerde geçer not tutturmasını sağlıyordu. Sevdiği ve kolay kıvırdığı derslerde ise sınıfın çoğunu geride bırakacak denli yüksek puanlara ulaşabiliyordu.

Midibüsten kampüs durağında indi, kendi fakültesinin binasına doğru yürüyüp içeriye girdi. Koridorlardan geçerken çevresinde bir gariplik hissetti. İnsanların bakışları temkinli, konuşurken sesleri kısık, hareketleri tedirgindi. Nesil havadaki yoğun siyasi eylem hazırlığı kokusunu açıkça algılamıştı, ama fazla kafa yormadı. İdealizmin dozunu fazla kaçıranlar, mücadelelerini yanlış yollardan yürütenler, başkalarının teşvikiyle gaza gelenler hep çıkardı; üniversite hayatının her zaman rastlanan sahnelerindendi bunlar. Dünyanın geri kalanıyla sonra ilgilenirim, diye düşündü Nesil. Sınavına konsantre olması gerekiyordu şimdi. İki hafta sonra dönemin tüm sınavları ve deneyleri bitecekti. Sonra öğrenci işlerine başvuracak ve bir üst sınıfa geçişi için gerekli işlemleri başlatacaktı. Aklını odaklamalı ve atılacak son adımların üstesinden başarıyla gelmeliydi.

Sınav salonuna vaktinde girip kendisine ayrılan bilgisayarın başına oturdu. Klavyeye dokundu, ekranda ilk sorusu belirdi. Üçboyutlu moleküler grafik çözümlemeleri, füzyon enerjisi hesaplamaları, varsayımsal parçacık davranışlarına ait teorik denklemler, lepton ve kuarkların çekirdek içi dağılımına dair olasılık hesapları… Derken son sorusunu tamamladı. Kontrol amacıyla başa döndü, bildiği herşeyi dökümlediğinden emin olmak için bir kez daha taradı. Birkaç ekleme yaptı. Sınav süresinin bitmesine yarım dakika kala arkasına yaslandı, derin bir soluk aldı. Tamam, diye düşündü. Bugün bu inekten daha fazla süt çıkmaz. Tatmin olmuş bir şekilde ekranda beliren yazıya baktı: “Süreniz sona ermiştir. Başarılar dileriz.”

Salondan çıktığında yorgunluktan bütün gövdesinin ağrıdığını hissetti. Ders çalışmak için uzun süre uykusuz kalmış, deneylerini tamamlayabilmek için saatlerce uğraşarak kendini zorlamıştı. Koridorda ilerlerken baş dönmesine benzer bir duyguya kapıldı. Denge kaybı değildi yaşadığı, ama sanki yerden bir karış yüksekte, bulutların üstünde yürüyor gibiydi.

Kampüs bahçesine çıktığında gözlerine inanamadı. Ana binanın önündeki geniş alana üç tane zırhlı polis aracı sıralanmıştı. Görevliler eylemci gençleri birer birer yakalamış, araçlara doldurmaktaydı. Nesil sınav sırasında dışarıdan gelen sesleri duymuş, ama dikkatini dağıtmak istemediğinden kulak vermemişti. Kendisi gibi sınavdan yeni çıkan diğer öğrencilerin bahçede olup bitenleri şaşkın gözlerle izleyişine baktı. Koruyucu giysilere bürünmüş polis görevlileri eylemci gençleri götürürken, onları gövdelerini öne doğru eğmeye zorlayarak bir kollarını arkaya kıvırıyor, diğer elleriyle enselerinden tutuyor ve bu şekilde araçlara doğru yürütüyordu. Şuraya bak, diye düşündü Nesil. Ben kendi âlemimde yuvarlanıp giderken çevremde ne fırtınalar kopuyor. İyi de, hangi taraf haklı bilmiyorum ki? Yıllar önce dedelerim ve ninelerim de ’68 kuşağının birer üyesi olarak böyle şeyler yaşamış. Bana öyle geliyor ki birilerimiz böyle çalkantılarla oyalanıp hayatını harcarken, başka uyanıklar doksan derece ötede ellerini ovuşturup yaşananların parsasını topluyor.

Nesil elini alnına koyup bastırdı. Baş dönmesi hafiflemiş, ama tam kaybolmamıştı. Kampüsten geçip fakülte alanının dışına çıkmak için kenardan kenardan ilerlemeye başladı. Beni de eylemcilerden biri sanıp tutuklamaya kalkarlar mı acaba, diye düşündü bir an. Çevredeki diğer tarafsız öğrencilerin benzer bir düşünceyle yerlerinden kıpırdamaktan çekindiklerini görebiliyordu. Riski göze almamak en iyisiydi aslında, ama başkalarının keyfini belirsiz bir süre boyu bekleyemeyecek kadar yorgundu.

Hiçbir fraksiyona yanaşmaya çalışmadığını açıkça belli edecek şekilde uzaktan dolaşarak ana kapıya giden yola doğruldu. Onun zırhlı araçların öte tarafından polislere takılmadan yürüyebildiğini gören diğerleri de birer ikişer kıpırdanıp Nesil’in ardından ilerlemeye başladı.

Nesil bir ara dönüp geride bıraktığı manzaraya şöyle bir baktı. Kimin kim olduğunu gayet iyi ayırıyor polisler, diye düşündü. Tedirgince kenardan ilerleyen tarafsız öğrencilerin hiçbirine müdahale etmemişlerdi.

Derken birinin yanında belirdiğini hissederek irkildi, döndü. Yaşadığı gerilimi yansıtmamaya çalışmasına rağmen yüz ifadesiyle fena halde belli eden bir gençle yüzyüze gelmişti. “Beraber yürüyelim mi,” dedi delikanlı, endişeli bir fısıltıyla. Nesil’e uzanıp dirseğinden tutmamak için kendini zorlukla zaptettiği belli oluyordu.

Genç kızın ilk tepkisi bir adım geri atmak oldu. “Seni tanımıyorum,” dedi delikanlıya. “Uzak dur, yoksa o polislerin hepsini buraya toplarım.” Bakalım şimdi de kimin ne yapmaya çalıştığını isabetle ayırabilecekler mi, diye düşünüyordu bir yandan.

Sonra gencin yüzüne takıldı gözleri.

Soluğunu içine çekti ve öylece tuttu. Fazlasıyla tanıdıktı bu yüz. Daha o sabah rüyasında kendisini saldırgan kızlardan kurtaran delikanlının birkaç yaş daha büyümüş hali, şimdi ete ve kana bürünmüş halde karşısında durmuş, kendi payına yardım talep ediyordu.

Paylaş

Yorum yapın