FANTASTİK ve BİLİMKURGU: “KUZEN” DEĞİL, “ÇİFT YUMURTA İKİZLERİ”

1

SINIRLAR AŞILIR, FARKLILIKLAR BELİRSİZLİĞE KARIŞIRKEN
“Gidişata Göz Atın ve Hoşlanıp Hoşlanmadığınıza Kendiniz Karar Verin…”

Hiç bilimkurgu ve fantastik yazın arasındaki farkı şöyle derinlemesine incelemiş miydiniz?

İlk göze çarpan şey belirgin bir atmosfer farkıdır. En genel çizgileriyle biri ortaçağ havasında masalsılığa, öbürü uzay çağı havasında gerçekçiliğe doğru yelken açmış gibidir.

Sonra devreye en ön plandaki örneklerin karşılaştırması girer. Derken her birinin özel hayranları bayrağı ele alır, kendi kalesini savunmaya hazırlanır… Zira özellikle fantastik evren tasarımları, okuyucusunun/izleyicisinin duygusal iç dünyalarının epey derinlere uzanan bam tellerinde gezinir.. ve işte böylesine bir doyum kaynağının itibarının korunması gerekmektedir.

Ancak her iki janrın da en rağbet gören örnekleri, güçlerini aynı yapıdan alırlar. Sırtını yalnızca şaşırtma faktörüne dayamış öyküleri bir kenara bırakırsak, evren tasarımı ayrıntılarının oluşturduğu arkaplanın önünde anlatılan şey her ikisinde de birlikte yaşananlar ve karşılıklı ilişkilerden örülmektedir.

Bu açıdan bakıldığında, bilimkurgusal ve fantastik atmosferleri birbirinden farklı gösteren elementleri “hafifsemek”, hatta “yok saymak” isteyecek bir araştırmacı, önüne çıkan başlıkları birer birer elimine etmekte fazla güçlük çekmeyecektir…

… ta ki o en belirgin ve tartışma götürmez farka gelinceye dek: Büyü.

Fantastik bir evren tasarımında kartal başlı, aslan pençeli grifinlerinizi ejderhalar arasından uçururken kendinizi büyülü kalkanlarla korursunuz…

Bilimkurgusal bir evrende ise grifinleriniz genetik melezleme sonucu elde edilmiş pratik bineklerdir… Ejderhaların ağızlarından nasıl alev saçtıkları ise özel piro-kimyasal açıklamalarla belirginleştirilir.

Genel atmosfer dışında “büyü” başlığı, iki kardeş edebiyatın en elle tutulur ayrım noktasını teşkil eder. Günlük hayatın dışına taşan fevkaladelikler kaynağını bilimkurguda bilimsel teknolojiden, fantastik kurguda ise büyülerden alır.

Ancak ben size bu en kalın sınır çizgisini bile bulanıklaştırmayı başaran en az iki yazar adı verebilirim:

1- Stephen King

2- Joss Whedon

King’in fantastik Kara Kule evrenini, “çaktırmadan” ama ancak “inceden sezdirerek” bilimkurgusal bir genel çerçeve içine yerleştirdiğini bilmem farketmiş miydiniz… Örneğin Şövalye Roland’ın menzilinde dolanıp durduğu o malum ışın hatlarıyla, Arthur C.Clarke’ın gizemi baki kalan monolitleri arasındaki çağrışım gözden kaçacak gibi değildir.

Ama asıl büyük bombayı Whedon patlatır…

Zira Alien Resurrection‘ın da yaratıcısı olan yazar ve senaristimiz, anlı şanlı “büyü”nün ta kendisini “bilimsel” temeller üzerine oturtup, iki janrı birbirinden ayıran en yüksek duvarı tamamıyla yerle bir etmiştir!

Durumun ilk belirtileri şüphemi çektiğinde, Buffy The Vampire Slayer‘ın 4.bölümünü izlemekteydim. Diyaloğun ilgili bölümünde Buffy, Willow ve Giles, liseye yeni atanan bayan öğretmenin garip özelliklerini çözmeye çalışmaktaydılar. Buffy kadının başının 180 derece dönebildiğini farkederek hayrete düşmüştü. Dahası, oldukça dişli bir vampirin kadınla karşılaştığında yolunu değiştirerek korkuyla uzaklaştığına tanık olmuştu.

Ve Giles, kulaklarımın dikilmesine neden olan bir açıklama yaptı:

“Eğer haklıysan, o zaman bu kadın ya bir şekil değiştirici (shape shifter), ya da bir algı çarpıtıcı (perception distorter) demektir.”

Ardından da Giles, akli dengesini yitirmeden hemen önce dev bir hayvanın varlığından şikayet eden eski bir böcekbilimci ahbabından bahsetti: Adam bu yaratığın varlığını ölmüş bir dilden eski bir metnin çevirisini yaparken farketmişti. Keşfini kendine saklamış, ancak ergenlik çağındaki bir grup erkek çocuğunun cinayete kurban gitmesi üzerine ava çıkmıştı. Ona göre bu yaratık kendini birçok dünya kültüründe belli etmekteydi. Yunan denizlerindeki sirenler, Keltlerin denizkızları, Kleptes-Virgo şeklinde geçen ve etleri canlı canlı kemiklerden ayıran yaratıklar hep aynı kaynaktan esinlenmişlerdi: Güzel bir kadın kılığına giren ve masum bakirleri yuvasına çeken Dişi Peygamberdevesi…

Bütün bu kalabalık arasında önemli olan ise, bunların fantastikten çok bilimkurgusal açıklamalar olduğuydu. Halbuki aynı evren tasarımında vampirler üzerlerine kutsal su değince yanıyor, iblisler ve cadılar renkli büyü gösterileriyle geçit resmi yapıyordu.

Sonra 11.bölüm geldi… Herkes görmezden geldiği için sonunda gerçekten görünmez olan bir kızdan bahsediliyordu bu kez. Derken Giles yine sırtını bilimsel verilere dayayan açıklamasını patlatıverdi:

Giles: (masaya vurarak) Elbette! (ayağa kalkar) Ben de görünmezliğin mistik nedenlerini araştırıyordum, halbuki asıl girmem gereken konu kuantum mekaniği olmalıydı! (hepsi bakışlarını ona çevirir) Fizik yani.

Buffy: “Ha?” diye sorsam sanırım hepimiz adına konuşmuş olacağım?

Giles: (eline bir kitap alır) Gerçekliğin bizim algımız tarafından şekillendirildiğine… hatta- hatta- belki yaratıldığına dair belirsiz bir kavram bu.

Buffy: Ve bir yandan altımızdaki Cehennemağzı mistik enerji yayınlarken…

Giles: İnsanlar Marcie’yi görünmez o-o-olarak algıladılar ve- ve- ve o sonunda görünmez oldu.

Gerek yedi koca sezonunu izleyip tükettiğimiz, muhteşem bir finalle veda eden Buffy The Vampire Slayer, gerekse onun gövdesinden filizlenerek kendi içinde koca bir ağaç haline gelen Angel, bu konuda daha sayısız malzemeyle dolu.

İncelemeye devam edelim:

Angel evreninde oldukça önemli yer tutan bir kavram çıkıyor karşımıza: Boyutlar arası kapılar, yani portallar. Gerek Los Angeles’in, gerekse Sunnydale’ın, İngiltere’nin ve yalnızca adı geçen Cleveland’ın nasıl olup da gittikçe daha kalabalık bir iblis nüfusuyla kıvıldaştığına şahit olurken, bu durumun sorumlusu olan geçitler de bize büyü-bilim karışımı bir açıklamayla tanıtılıyor. Önerge dizisi şöyle:

1- Evrenimiz yaratılmış tek evren değildir. Bizim boyutumuz varolan tek boyut değildir.
2- Başka evrenlerde ve boyutlarda başka fizik kuralları geçerli olabilir.
3- O evrenlerin/boyutların yaratıkları, iblisleri ve tanrıları, kendi yerlerinin fizik kurallarına göre şekillenmiştir.
4- Boyutlararası kapılar oluşturabilen ve buralardan geçiş yapabilenler vardır. Geçiş sırasında yolcunun gücü, şekli (manifest olma biçimi), özellikleri değişebilir, güçlenebilir, zayıflayabilir. Örneğin kendi boyutunda bir tanrı olan Glory bu tarafa geçerken insan suretine bürünmüş, güçleri kabına sığamaz olmuştur. Angel, yeşil suratlı Lorne’un memleketi olan Pylea boyutuna geçtiğinde, oranın güneşinin kendisini yakmadığını farkeder.
5- Portal adı verilen bu kapıların oluşturuluş biçimi aslında evrenlerarası fizik kurallarına bağlıdır. Gerekli etkiyi sağlayacak araç-gereçler, katalistler, güç kaynakları, vs… sözkonusudur. Bunlar bizim nazarımızda büyüdür, tıpkı ilkel medeniyetlerin gözünde cep telefonunun bir tür büyü olması gibi. Halbuki olay sadece ilgili fizik kuralarına hakim olup doğru biçimde kullanmaktan ibarettir.

Angel‘ın 44.bölümüne bir göz atalım. Fred adındaki ufak tefek kızcağızın açıklamalarına dikkat… Ayrıca ne tesadüftür ki, ilerleyen bölümlerde Fred’in epeyce yetenekli bir fizik dehası olduğunu öğreniyoruz. Fizik alanındaki yayınlarda makaleleri beliriyor, teorilerini anlatmak üzere konferanslara katılıyor. Son sezonda da- sıkı durun- Wolfram&Hart adındaki büyük avukatlık şirketinin Bilim (ya da Ar-Ge) Departmanının başına geçiyor…

Angel içini çeker ve mağara duvarlarını kaplayan şekillere göz gezdirir.
Angel: Krv… drplgr.. bu kelimeleri tanıyorum ben. Bunları portalları açmak için kullanmıştık.

Fred: Bunlar kelime değil. Matematiksel bir transfigürasyon formülünün ünsüz harflerle yazılmış halleri (orj: consonant representations of a mathematical transfiguration formula).

Angel (bir an duraksar): Eh, öyledir tabii.

Fred: Onları yüksek sesle ve doğru sırada söylersem, titreşimlerin belki de bir…

Angel: Ah, portal açmaya yaradıklarından bahsediyorsun.- Evet, bizler de buraya öyle geçtik. Dahası, dönüşümüz de aynı şekilde olacak.

Fred: Yok. Ben çok denedim. Yıllarca– dilim şişip kafam ağrıyana dek uğraştım. Bu taraftan aynı etkiyi sağlamıyor.

Angel: Sağlamaz olur mu? Bir drokken yaratığı ve o yeşil derili savaşçılardan biri bu taraftan Los Angeles’a geçiş yaptı. Biri onlar için portallar açmış olmalı. Belki sen yapmışsındır, yalnızca nereye açıldıklarını bilememişsindir.

Fred: Ben mi? Hiç sanmam. Burada bütün güç rahiplerin elinde.

Şimdi 92.bölüme gidip, aynı Fred’in son sezonda bir hayalet haline gelmiş olan Spike’a yaptığı açıklamaları görelim. Kullandığı terimler, işin mistisizmine kendini adamış spiritüalistlerin tüylerini diken diken edecek denli bilimsel.

FRED Ah! İşte bu çok mantıklı.

SPIKE Neymiş o?

FRED Tarayıcıların seninle ilgili kayıtlarındaki düzensizlikler. Partikül kohezyonundan yoksun görünmen. Sanki varlığının özü boyutlararası bir boşlukta takılmış gibi, ki bu aradığımız anahtar olabilir. Özellikle dünyayı kurtarmak için kullandığın o madalyonu muazzam miktarlarda mistik enerjiyi odaklama yeteneğine sahip bir tür gerçekler-arası amplifikatör olarak kabul edersek. (orj: The fluctuations in your readings. Lack of particle cohesion. It’s almost as if your essence is straddling a dimensional void, which may be the key, assuming that the amulet you used to save the world is some sort of trans-reality amplifier capable of focusing massive quantities of mystical energy.)

SPIKE Peki bütün bunları Kraliyet İngilizcesine çevirdiğimizde ne anlam çıkıyor?

FRED Anlamı şu ki, doğa kanunlarının hatırı sayılır bir bölümüne karşı durmayı başarabilirsem, seni bu boyutsal düzleme bağlayıp yine maddesel hale getirme şansım oldukça yüksek.

Şimdi hiç hızımızı kesmeden 93.bölüme geçip Lorne’un sızlanmalarına kulak verelim, zira Giles’den sonra o da bakın nelerden dem vuruyor:

LORNE Ya, evet. Beni bilirsin Angel. Sü- süper gücüm filan yoktur, ayrıca bir savaşçı da değilim. Kuantum fiziği midemi bulandırır, mistisizm derslerimden geçer notu ucu ucuna tutturabilmiştim, ama yine de senden yanayım. Bunu yapacağım, çünkü yapabilirim…

Joss Whedon ve senaryo ekibinin sınır tanımaz marifetlerini dökümlemeye devam ediyoruz. Buffy 60.bölüm… Giles ısrarla bilimkurgu ve fantastik arasında uzanan sınırları zorluyor:

Anya: Bak şimdi, hepimiz birinin evinde buluşacaktık. Oraya gittim, ama evin kapısı olması gereken yerde kapı filan yoktu. Sonra pencerede duran o kızı gördüm, derken puff! Kız birden kayboldu.

Giles: Kız penceredeydi ve kayboldu, öyle mi?

Anya: Hayır, evin penceresi ortadan kayboldu.

Giles: Hmm. Madde ve gerçeklik çarpılması. (Rafına yaklaşıp bir kitap çeker.) Tıpkı bir çağırma büyüsünün yarattığı temporal akı gibi. (orj: Matter and reality distortion. Like a summoning spell’s temporal flux.)

Anya: Ne gibi?

Giles: Hmm? Ah, boşver, önemli değil. Yalnızca birkaç malzemeyi bir araya getirmem gerekiyor…..

Gördünüz mü siz? Demek çağırma büyüleri temporal akı yaratıyormuş… Lazım olursa aklınızda olsun…

Keşfe devam. Buffy 72.bölüm, Tara’nın odası. (Willow ve Tara’nın arkadaşlıkları hızlı bir gelişme aşamasındadır. Willow, o zamana kadarki en can dostu olan Buffy ile ikisini tanıştırmak istemiş, ancak ilk karşılaşmada ikisinin yıldızı pek barışmamıştır.)

Willow: Bak, kendini kötü hissettiğin için üzgünüm. Başka bir zaman yine Buffy ile bir araya geliriz. Yakın bir zamanda. Onu gerçekten seveceğinden eminim.

Tara(içini çeker): O senin dostun değil.

Willow: “Onu sevmen” ile ilgili tahminimi biraz abarttım anlaşılan.

Tara: Yo, hayır. Demek istediğim… (içini çeker) Yani sanırım o kız… o değil.

Willow: Burada bağlantıyı kaybettim?

Tara: Şey, eh, bir insanın enerjisinin bir akışı, bütünlüğü vardır. (içini çeker) Buffy’ninki… ehm… sanki parçalı gibiydi. Ya- yani uyumsuz kalmıştı, sanki ait olmadığı bir yere zorla tıkılmış gibi. Ayrıca o kız, ehm- (içini çeker) yani pek iyi biri sayılmaz.

Willow: Yani sence Buffy kendisi değil miydi? İçine bir başkası girmiş filan gibi mi?

Tara: Ehm- Belki de, emin değilim.

Willow: Çakal ruhununkine benzeyen birşey hissetmedin umarım? Çünkü çakal ruhu tarafından ele geçirilmek bayağı… berbat birşey.

Tara: Şey– Sende ona ait birşey var mı?

Willow: Buffy’nin bir eşyası mı? Ah, evet! İşte bu yüzük.

Tara: Sa– sanırım bunu yapabileceğimiz bir yol, hmm… (bir kitaba uzanır) Alt aleme geçiş. İşte– bir ayinle yapılabilir. Orada Buffy’yi bulabilirsen ne olduğunu görebilirsin.

Willow: Ona yardımı olacaksa yaparım.

Tara kararsızca duraksar.

Willow: Ne oldu?

Tara: Şey, alt alem fiziksel dünyanın ötesinde yer alır. Oraya giriş yapmak bir çeşit… Bu- bu- bir çeşit astral projeksiyon gibidir. Çok yoğun bir deneyimdir. Sana çıpa görevi yapmam ve seni bu düzlemde tutabilmem gerekir.

Willow (başıyla evetler): Sana güveniyorum.

Tara: Ba- bak, bu daha önce yaptığımız şeylerin hiçbirine benzemiyor–

Willow (gülümser): Sana güveniyorum.

Yazarlara ve yazar adaylarına küçük bir ara not: Şimdiye kadarki diyaloglarda, özellikle de bu sonuncusunda, şaşırtma ve karşıt imaj faktörlerinin ustalıklı örneklerinin serpiştirilmiş olduğuna dikkatinizi çekerim.

Tara’nın “o senin dostun değil,” repliği, ilk akla gelen anlamıyla izleyicide hafif bir irkilme yaratmak üzere tasarlanmış. Daha sonra Tara açıklama yaptığında, bu repliğin ilk anda göründüğü kadar sert bir reddetme ifadesi içermediği ortaya çıkıyor. Bu tür minik manevralara sözlü şaşırtma faktörü adı verilir. Bu faktör, yazarlık eğilimi taşıyan tüm kalem sahiplerinin içgüdüsel olarak yöneldiği ve değişen ölçülerde başarı sağladıkları bir ilgi odaklama yöntemidir. Profesyonel yazarlar ise bu faktörü ince hedefe nişan alan usta birer tetikçi becerisiyle kullanır. (Görsel şaşırtma faktörleri ise, örneğin başı dertte olan bir karakterin aniden sahneye giren bir başkası tarafından acil bir durumdan kurtarılmasının izleyiciye yaşatacağı duygular hedef alınarak hazırlanır. Özellikle kurtarma işini yapan karakter o ana dek kendisinden böyle bir hareket beklenmeyecek kötü ruhlu, beceriksiz, veya durumdan habersiz biri, vs.. gibi betimlenmişse, görsel şaşırtma faktörünün etki dozu da o oranda yükselecektir.)

Karşıt imaj faktöründe ise, “siz onun öyle göründüğüne bakmayın, o aslında ne yere-bakan-yürek-yakandır” benzeri bir etki oluşturulur. Örneğin ana kahraman görüntüsündeki Buffy haricinde, düzgün birşeyler bilmesi ve uygulaması sözkonusu olan tüm karakterlerin kekeleyerek, dilleri sürçerek, kendilerinden fazla emin olmayan ifadelerle konuştuğuna dikkat edin. Giles devamlı kekeliyor, Tara ikide bir içini çekip sözcüklerini tartıyor, Willow’un yüzüne ve sözlerine genelde bir “saftiriklik” havası hakim. (Bu paragrafın gerisi ancak Buffy ve Angel karakterlerini tanıyanlar için anlam ifade edecektir:) Sağlam espriler yapma yetkisi yalnızca Xander’a verilmiş, çünkü arada hiçbir süper gücü olmayan tek “normal insan” o ve bu yolla bir parça denge sağlanmış. Diğer önemli karakterlerin hemen tümü, yine karşıt imaj esası üzerinden hareketle, “ilk bakışta kötü görünürken yavaş yavaş iyiye dönüşme” sürecinden geçerek ayakta tutuluyor. Angel, Spike, Faith gibi önemli karakterlerin hepsinde bunu görüyoruz. Bu sürece uymayan Drusilla ve Darla gibi tiplemeler sonunda ölüp sahneden çekiliyor. Arada “ilk bakışta beceriksiz ve aptal görünürken sonra toparlanan” Wesley, ve “ilk bakışta kaçık görünüp sonra aklını başına alan” Fred tiplemelerini de unutmayalım. Lorne ise “iyi kalpli iblis” olarak başlı başına bir karşıt imaj timsali oluşturuyor. Son not: Bu süreç tersine işlemez. Önce iyi görünüp sonra kötüleşen karakterlerin ömrü ancak geçici kötü adamlarınki kadardır. Cordelia karakterinin Angel‘da uğradığı son buna bir örnektir.
Bu kadar ara not yeter diyelim ve konumuza geri dönelim. Buffy 86.bölüm: Tara’nın madalyona dair sorduğu soru yine bir boyutlararası fizik bilimi kavramına işaret ediyor.

ANYA: Birine bir Khul madalyonunu ve Sobekian kantaşını bir arada satmışsın.

GILES: Evet, sanırım öyle yaptım. (satış fişini eline alıp inceler)

ANYA: Sen aptal filan mısın?

GILES: İzin ver de bu soruya seni işten kovarak yanıt vereyim.

XANDER: Yalnızca şaka yapıyor! (Anya’ya döner) An, seninle çalışan-işveren sözlüğündeki yasak kelimeler hakkında konuşmuştuk. Az önceki bunların beş numaralısıydı.

ANYA: (satış fişini Giles’in elinden geri kapar) Bu iki şey asla bir arada satılmaz, asla! Bu felaket haberi demektir! Senin Sobekites halkından haberin yok mu?

WILLOW: Ah! Benim var. Onlar eski bir Mısır kültündendi ve kara büyüyle fazlasıyla ilgiliydiler. (Anya başıyla evetler)

TARA: Ve şu Khul madalyonu, bir şekil değiştirme arayüzü (orj: transmogrification conduit) değil miydi?

ANYA: Aynen öyle!

GILES: Yine de ortada o kadar endişelenecek birşey göremiyorum. Yani o- o Sobekian şekil değiştirme büyüleri binlerce yıl önce tarihe karıştı. Ayrıca onları sattığım genç kadının muazzam bir güç sahibi olması gerekir ki onları– (birden susar)

WILLOW: (kısık sesle) Genç kadın mı?

GILES: Oh, aman Tanrım.

Eh, öyle tabii. Çünkü o genç kadın Glory idi… Bu mecrada yeni ve iri bir şaşırtma faktörü örneğinin yattığına da izninizle dikkatinizi çekeceğim. Zira Buffy “iblis iblistir, siz özelliklerini araştırıp açık noktasını bulun, ben öldüreyim,” modunda ortalıkta dolaşırken, karşısına çıkan araştırma raporu onu şaşkına çeviriyor: “Düşmanın bir iblis değil. O bir tanrı!” Yani şu kendi boyutunda bir tanrı olup bizim boyutumuza geçtiğinde güçleri sınırlanığı için kuduran karakterin ta kendisi.

Amerikan dizilerinde genel uygulama, sezonu “devamı gelecek bölümde” mantığıyla kapatmaktır. Glory ile savaşın son bölümü, Buffy‘nin 100.bölümüne ve aynı zamanda ABD gösteriminin sezon sonlarından birine denk gelmekteydi. 100.bölüm hem Glory’nin, hem de Buffy’nin ölümüyle bitti.

101. ve 102.bölümlerde, Willow’un gittikçe güçlenen cadılık yeteneğinin ona, önceki sezon sonunda ölen Buffy’yi büyü yoluyla geri getirme imkanı tanıdığına şahit olduk.

Bu da bizi, bu yazı dahilinde size sunmak istediğim son iki örneğin ilkine getiriyor. 113.bölümdeyiz. Spike’ın beynine, insanlara şiddet uygulamasını engelleyen bir çip yerleştirilmiş. Ama iblislere çok rahat vurabiliyor. Bir tartışma sırasında Buffy, Spike’ın kendisine tokat atabildiğini farkediyor. Çipin harekete geçmemesi, Buffy için endişe verici bir belirti.

Dikkat: Spike’ın şiddet eğilimi teknolojik bir çiple engellenmiş. Buffy’nin öteki dünyadan dönüşü ise büyü eseri. Bilimkurgusal ve fantastik öğeler birbirine yine sarmallanıyor, Tara’nın çipin çalışmasıyla ilgili açıklamaları da yine bk ve f alemlerinin buluşma noktasında geziniyor.

BUFFY: Emin misin?

TARA: Be– ben herşeyi iki kez kontrol ettim. (gülümser) Seninle ilgili hiçbir gariplik yok.

BUFFY: Öyleyse Spike bana nasıl vurabiliyor?

TARA: Eh, seninle ilgili bir gariplik olmadığını söyledim, ama … eskisinden farklısın. Seni oradan … y-y-yani o bulunduğun yerden çıkartmak … varlığının özünü bedenine geri akıtmak … bu-bu seni temel moleküler bir düzeyde değişikliğe uğrattı (orj: altered you on a basic molecular level). Sanırım ancak Spike’in çipindeki alıcıların, ya da içinde her ne çalışıyorsa onun kafasını karıştıracak kadar. Ama bunların hepsi yüzeysel fizik özelliklerinden ibaret. Belki … yani koyu bir güneş yanığından daha kötü bir etkisi olamaz.

Gelelim sonuncu ve belki hepsi arasındaki en belirgin örneğe…

Aylardır üstüste biriken verilerden sonra Willow, Buffy‘nin 137.bölümünde büyü ve fizik bilimi arasındaki ilgiyi olanca açıklığıyla telaffuz ederek son çiviyi çakıyor. Olup biteni “sezmeyle” filan yetinmeyip “aleni biçimde işitmemizi” sağlayarak duvarın son tuğlasını da yıkan sahneyi inceleyelim:

Buffy bu kez ölmemiş, ancak bir başka boyuta çekilmiştir. Onu oradan geri getirme işi de yine yorulmaz cadımız Willow’un ellerinden öpecektir, ama bu kez kendisi durumdan o kadar emin değildir.

DAWN Willow, Buffy’yi nasıl geri getirirdin?

WILLOW Ben de bunu söylüyorum– Nasıl yapacağımı bilmiyorum bile.

DAWN Tamam, ama bir başka cadı bunu yapmaya kalkmış olsaydı nereden başlardı?

WILLOW Ehm, fizik, kanunlar, temel yasalar… (orj: physics, principles, basic laws..)

DAWN Mesela hangileri?

WILLOW Ehm, enerjinin korunumu. (orj: conservation of energies) . Aslında hiçbir şey gerçekten yaratılamaz veya yokedilemez, yalnızca yeri değiştirilir.

Anya alaycı bir ses çıkarır.

DAWN Kusura bakma ama yardımcı olduğundan emin misin?

ANYA Hayır, ama hiç değilse yanlış yönde de ilerlemiyorum.

WILLOW Büyü fizik ile çalışır. (orj: Magic works off physics.) Duyanlar duymayanlara bir zahmet iletsin. İşte böyle.

ANYA Katalizörsüz olmaz. Eğer enerji transferinden bahsedeceksen elinin altında bir arayüz olması gerekiyor.

WILLOW Örneğin bir- bir Kraken dişi gibi.

ANYA Evet, veya Draconis derisi, hmm, veya öğütülmüş Baltic taşları, bunun gibi birşey işte…

DAWN Tamam. Güzel.

KENNEDY Ayrıca dediğiniz gibi, karşılığında birşey göndermemiz gerekiyor. Bence avcımıza karşılık bir iblis gönderelim.

MüDüR WOOD Doğru. Buffy’yi geri istiyorsak, bu tarafa geçen o iblisi bulup geri göndermeliyiz.

KENNEDY Ölü veya diri olması farkeder mi?

SPIKE (kapıya gelip dikilir) Benim oyum ölüden yana. Avcı sana güveniyor, Willow. Sen o portalı açmaya başla ve büyüyü yaparken elini esirgeme. İblisin defterini ben dürerim.
Sonuç olarak bu ekibin evren tasarımında önümüze sunulan denklem, büyüleri fantastik edebiyatın tekelinden kurtararak bilimsellikler alemine yaklaştırıyor. Onlar artık “sırrına erişilmedik cadı-büyücü harcı tekinsizlikler” değil, yalnızca “nasıl yapıldığını anlamaya mevcut bilim düzeyimizin -henüz- yetmediği” mutad işlemler…

Mistik bilinmezliğin doyumsuz lezzetini kapının dışında bırakan bir tanım gibi görünmesi keyfimizi bozuyor belki, ama buna değer. Yani kimbilir, belki günün birinde bizim de teknolojimiz öyle bir noktaya ilerler ki, boyutlararası yolculuk için basit bir portal açılmasına büyü gözüyle bakmak zorunda kalmayız.

Dr.Özlem Alpin
16 Ekim 2004
Kayıp Dünya

Paylaş

1 Yorum

  1. avatar

    Elinize sağlık, okurken büyük keyif aldım. Tesadüfen karşılaştığım bir sitede böylesine kaliteli yazarlar görmek inanılmaz mutlu etti 🙂

    Bu yazınızı çıktı alıp saklayacağım.

Yorum yapın