YUSUFÇUK

1

Hayat bir ılıklıktı, tıpkı sabahleyin yüzüne vuran güneşin sıcaklığı gibi. Kız yatağında kalktı; gözlerinde bulutlar vardı. Gece ona giderken sevdiğinin düşünü bırakmıştı, tatlı bir buruklukla birlikte. Rüyasında sevdiğinin hayali bir kuşun tüy kanadında gelmişti; koynuna ve sabaha kadar onunla kalmıştı. Ama şimdi sabah olmuştu ve bu rüya kaybolmuştu. Evden çıktı, bugün kırlara gidecekti ve ormana; perilerden düşünü gerçekleştirmelerini isteyecekti. Bahçe kapısını açtı ve koruya doğru giden patikada ilerledi.

Delikanlı, koruya giden patikanın yanında, ağaçların içinde bekliyordu. Beklediği kişinin geçmesi için gözleri yola bakıyordu. Elinde tavşanlar için tuzaklar vardı ama tuzakları buraya kurmayacaktı. Bu sadece buraya gelmek için onun bahanesiydi, çünkü biliyordu ki kız her sabah olduğu gibi bu yoldan geçecekti.

Önce kız, uzaktan delikanlıyı gördü, yine elinde tuzaklar vardı. Delikanlı her sabah buraya tuzak kurmak için gelirdi, oda bu yolda geçerdi koruya gitmek için, ama aslında koruya giden daha kısa yollarda vardı. Bu sadece kızın buraya için bahanesiydi, çünkü biliyordu ki delikanlı her sabah olduğu gibi buraya tuzak kuracaktı.

Kız yanından geçerken, delikanlı eğilmiş tuzaklarla ilgileniyordu. Kız, sevdiğine baktı bir an için hüzünlü gözlerle ve iç geçirdi. Keşke dün gece rüyasında olduğu gibi, ona gelseydi ama delikanlı onu sevmiyordu, çünkü delikanlının kalbi yollara aitti ve gökyüzüne…

Kız yanında geçtikten sonra delikanlı başını kaldırdı ve arkasından sevdiğine baktı ve iç geçirdi. Keşke kız onu sevseydi ama biliyordu ki kızın kalbi ormanlara aitti ve kırlara… Hırsla sıktı yumruğunu, kadere boyun eğmeyecekti, belki boş bir hevesin zehrini içiyordu ama yinede bir şeyler yapacaktı. Tuzakları bıraktı ve ormanın derinliklerine doğru koştu.

Yaşlı kadının barakası ormanın karanlıklarındaydı. Eski, yıpranmış ve korkutucuydu, tıpkı, sahibi olan yaşlı kadın gibiyi; ev. Ona cadı derlerdi, ancak o kendisine göre sadece eski yolları hatırlayan biriydi. “Toprağın ve tanrıçanın bilgeliğini takip etmek cadılık diye anılıyorsa varsın olsun” derdi.

Delikanlı, yaşlı kadının önünde duruyordu, yüzü hırsla kızarmıştı ve nefesi tüm ormanı koştuğu için hızlanmıştı.

“Beni sevsin, senden bunu istiyorum, yapabilir misin?” diye sordu yaşlı kadına.

“Belki,” diye karşılık verdi yaşlı kadın, “ama istediğin ne? Tek bir gecelik arzularını gidermek için onu baştan çıkartacak bir iksir mi, yoksa seni düşünmesi sağlayacak ufak bir tılsım mı?”

“Hayır, ben onun beni sevmesini istiyorum, yapabilir misin?” Dedi delikanlı.

“Bu işte zor bir şey,” dedi yaşlı kadın; “Arzuyu yaratmak kolaydır çünkü o koyu ve kuvvetlidir ve onun kaynağı bedendir. Ama aşk, narin ve uçarı bir şeydir ve kaynağı ruhtur.”

“Yani yapamaz mısın? Bunu söylüyorsun.” Dedi delikanlı, omuzları düşerken.

“Hayır, bunu söylemedim,”diye cevapladı yaşlı kadın; “Ama zor olur, hem de çok zor. Dediğim gibi aşk narin bir şeydir tıpkı bir yusufçuğun kanatları gibi; kırılgan, şeffaf ve güzel. Bir yol var; ama zor ve tehlikeli.”

“Tamam, kabul ediyorum.” Diye cevap verdi delikanlı hemen.

“O kadar acele etme,” diye gülümsedi yaşlı kadın. “bu kolay olmayacak. Tanrıça bizleri yargılamaz, Kitabın Tanrısı gibi tutkularımızın ve arzularımızın kaynağı yüzünden bizi cezalandırmaz, ona göre en büyük günah bize verdiği yaşamı boşa harcamamızdır. Ama isteklerimiz için bizden bir şeyler feda etmemizi ister. Çünkü dünyanın yolu böyledir, bir şey ölür, bir şey doğar, bir acı yaşanır, bir mutluluk gelir. Tıpkı benim ekinler için her bahar tarlalara bir keçinin kanı akıttığım gibi, seninde bir şeyleri feda etmen gerekir. Bunu Tanrıça için yapmazsın, bunu sadece yapılması gerektiği için yapmalısın, halkanın, büyük tekerleğin dönmesi için.”

“Senin ödemen gereken bedelde ağır olacak, Sana aşk, yusufçuğun kanatları gibidir demiştim. İşte, bir sene ve bir gün o narin kanatlar ile uçmalısın kırlarda ve sonunda o kanatlar seni sevdiğine taşıyacak. Bir yusufçuk olacaksın.”

“Eğer kaderim böyle yazılmışsa,” dedi delikanlı, “bu yolda yürümek benim yazgım. Aşk esintisinin önünde savrulan bir yaprak olmaktansa, kırlarda bir yusufçuk olayım. Bu bedel kabulümdür.”

” O zaman gel ve bir yudum al kazanımda kaynattığımdan; yüreğinin istediğini dilinde söyledi artık.”

Bunu duyunca delikanlı, son bir defa baktı çevresine insan gözleri ile, pek çoğumuzun zaman zaman durduğu o uçurum kenarında durdu; ve ancak pek azımızın yaptığı gibi atlayıverdi. Delikanlının, cadının kazanında kaynayandan bir yudum alması yetti. Az sonra bir yusufçuk fırladı pencereden; kırılgan, şeffaf, güzel ve neredeyse aşka benzeyen kanatları ile…

Kız ormanın derinliklerinde bir peri halkasında bağdaş kurmuştu, ağzında hala yedi benekli mantarın acı tadı vardı. Tekrar zıpladı karşısındaki peri; kıyafeti yemyeşil yapraklardandı ve saçlarında çiçekler vardı ya da çiçeklerinde saçları.

“Seni sevsin istiyorsun ve fısıldasın kulağına ve hiçbir söylemeden sarılsın yalnız olduğunda. Evet, evet istediğin bu.” Dedi peri, sisli ormanların sesiyle.

“Evet, istediğim bu,” diye başını öne eğdi Kız. “ama o gidecek gözlerinde gördüm bunu, onun yüreği yollara ve gökyüzüne ait.”

“Sana istediğini vereceğiz, insan çocuğu ama sende bize bir şey vermelisin ki gelenek yerini bulsun. Verilen sihrin yerine bir şey konsun”

“Söyle o zaman ne istediğini alacakaranlıkta gezen? Hemen bulup getireyim.”dedi Kız.

“Bir gömlek örebilir misin bize, sadece suda ki yansımalardan yapılma?”

“Hayır, bunu yapamam.”dedi Kız

“Peki o zaman,” diye düşündü peri. “Tek gözlü bir kedinin ayak seslerini bir keseye koy ve getir bize.”

“Ama kedilerin ayak sesi yoktur ki.” dedi Kız ümitsizce.

“Bazıları perilerde yoktur der ama,” diye cevapladı peri. “O zaman tek bir yol var senin için; kırlara ve ormanlara git ve bin tane yusufçuk kanadı topla bizim için, çünkü aradığın aşk tıpkı onların kanatları gibi; kırılgan, şeffaf ve güzeldir…”

O günden sonra Kız, kırlarda ve ormanlarda yusufçuk kanatları toplamaya başladı. Her sabah koruya giden patikadan geçti ama bir daha delikanlıyı asla görmedi. Köyden bazılarının, onun uzaklara gittiğini söylediğini duydu ama yinede her sabah yusufçuk kanadı toplamaya giderken, patikanın kenarında onu görmeyi umdu.

Delikanlı ise kırılgan kanatlarla rüzgârlarda dans etti. Bazen bir kuşun yemeği olmaktan zor kurtardı kendini, bazen de dağ göllerinin üzerine konup dinlendi.

Ve bir sene geçti. Bir sabah Kız tekrar bahçe kapısından çıktı ve koruya giden patikaya geldi. Artık tek bir kanada daha ihtiyacı vardı, sonra periler ona kalbinin istediğini verecekti. Patikanın kenarında; eskiden Delikanlının tavşan tuzakları kurduğu yerden geçerken, bir yusufçuk gördü. Bu bir işaret diye düşündü Kız.

Delikanlı, Kızı gördü. Belki de bugün son gündü, diye düşündü.

Kız, elini uzattı ve yusufçuğun uysalca eline konduğunu gördü. Artık emindi bu bir işaretti. Gözlerini kapatıp “Senin kanatların beni sevdiğime götürecek.” Diye fısıldadı yusufçuğa ve narin kanatları parmakları ile kavradı…

Cadı, kulübesinde otururken, ormandan gelen korkunç acı dolu bir çığlık duydu, hemen sonra ise delice bir haykırış. Karanlık, sıcak bir mutluluk doldu içine ve haince sırttı. Biliyordu birazdan bir peri gelecek ve ona koruya giden patikanın kenarında, kolları kopmuş bir cesedin ve üzeri kanlarla kaplı delirmiş sefil bir kızın hikâyesini anlatacaktı. Ve birlikte güleceklerdi…

Paylaş

1 Yorum

  1. avatar
    Atilla YILMAZ -

    Onur Bey merhabalar…Yazmış olduğunuz Yusufçuk isimli hikaye sebebiyle rica etsem bana ulaşmanız mümkün mü?

Yorum yapın