UYANIŞ

0

İnsanlar korkaktır. Ölmekten korkarlar, yaşamaktan korkarlar, birbirlerinden korkarlar; ama en çok gerçeklerden korkarlar. Bu yüzden kendi gerçeklerini bulmak yerine başkalarının onlara sunduklarına, düşünmeden körükörüne inanırlar. Saf bilmezliğin güvenli uykusunu, farkına varmanın acı veren uyanıklılığına tercih ederler. Kendi küçük dünyalarına ait olmayan herşeyden delicesine nefret ederler ve acınası inançlarına dört elle sarılırlar. Çünkü bildiğini sandığın herşeyden şüphe etmek uyanışın ilk adımıdır.

Ama bazıları kendilerine sunulan ile yetinmez, içlerinden onlara seslenen diğer dünyanın çağrısına kulak verir. İnsan ruhunun saf yaratıcı kudretinden oluşmuş, o diğer dünyanın. Çağrı bir kez duyulduğunda artık ondan kurtulmak mümkün değildir. Onu duyanlar ruhlarını yakan açlığı gidermek için umutsuzca bilime, sanata yada gizemlere sığınır, yani yaratıcılığımızın kırık gölgelerine…. Birçokları bunlarla yetinir ama bazıları için bu yeterli olmaz. Onlar merak eder, görmek ister, daha da önemlisi anlamak ister. Böylece ruhlarındaki açlık, acısı ile birlikte büyür veiste bu acı bilinçi uyanmaya sürükler. Uyanışını yaşıyan ruh, insanda tanrıyı,tanrıda insanı görür ve anlar ki tanrı aslında bizim ortak biliçimiz, gerçek dediğimiz ise inançlarımızın yaratığı bir illizyon.Fark ettiği başka birşeyse, kuvvetli bir iradenin bu illizyonu eğebileceği hatta değiştirebileceğidir. Zaten sihirde budur.

– – – – – – – – – – – –

Evet, sihir gerçekten var; ama ölüyor onunla birlikte ruhlarımızda. İşaretler heryerde, dünyamız her geçen gün biraz daha karanlık, renksiz ve sıradan oluyor. Biz ise bunu fark edemiyecek kadar meşguluz. Çünkü bizi uyutmak için yaratılmış yapay kaygıların ve kendi bencil arzularımızın esiri olmuşuz. Kendimizi herkesden farklı sanıyoruz ama değiliz. Çok modern yada aykırı gözükebiliriz fakat sadece bize sunulan kalıplardan birini benimsemişiz. Neyse ki hala, az da olsa bunu değiştirmek isteyenler var. Onlar gerçeliği kendisini değiştirme gücüne sahipler ve bunu sadece onu oldığu gibi algılıyarak yapıyorlar. Onlar uyanmışlar, aydınlanmışlar yani Mageler! İşte Mage: The Ascension‘da uyanarak sihir gücüne kavuşmuş bu kişilerden birini oynuyoruz.

Sihir’i sadece unutulmuş sözler yada gizemli ayinlerden ibaret sanmayın. Sihir eylemdir, yaratmaktır. Bilim dediğimiz şeyde sihirin bir parçasıdır, tıpkı sanatın olduğu gibi. Kabul etmesi zor geliyor öyle değil mi? O zaman bana televizyon ile kristal kürenin farkını söyleyin. Önemli olan ne yaptığınızdır, onu nasıl açıkladığınız değil. İster bir adamı lazer ışınları ile yok edin, ister bir bez bebeğe iğneler sokup öldürün, aynı şey. Biçimler farlı ama yol aynı. Sihir sonsuzdur, limitleri yoktur, sizi kısıtlıyan tek şey kendi inançlarınızdır. Ve tabi paradox birde Technocracy.

Sıradan insanlar sizin yaptığınız şeylerin gerçekte var olabileceğine inanmasa onların inançları size tepki gösterir; işte bu paradoxtur. Çünkü birden fazla gerçeklik aynı anda var olamaz, birbirleri ile çelişir ve bir paradox oluşturur. Mage’de bu çelişkiyi yaratan kişi olduğu için bunun ortasında kalır. Technocracy’ye gelince, onları zaten tanıyorsunuz. Onlar heryerde, hatta aklımızın içinde. Onlar bize aptalca haberleri sunan medya, onlar IMF, onlar G8, onlar televizyonda “sadece bir metoroloji balonuydu” diyen yetkili, onlar “soğuk fizyon imkansızdır” diyen bilim adamları, onlar bizi uyutanlar, bizi bu gri dünyaya mahkum edenler. Onlarda mage ama sadece bilimi kullanıyorlar, ruhsuz, gri ve soğuk bir bilimi. Dünyayı kapalı kapılar, perde arkalarından yönetiyorlar ve istedikleri şey değişmeyen, her şeyin tahmin edilebilir olduğu statik bir dünya. Karşılarındaki tek engel, bizim oynatığımız 9 mistik tradition’na üye mageler. Ama tek düşman Technocracy değil, zehirli bir sarmaşık gibi yayılan lanetli Nephandi ve kaos’un insan şekline girmiş hali olan deli Marauder’lar kendi amaçları uğruna bu şavaşa katılıyorlar. Şu an şavaş tüm şiddeti ile gölgelerde devam ediyor. Tradition’lar için durum pek parlak değil, sanatlar her geçen gün biraz daha zayıflıyor, her yeni kuşakta daha az kişi uyanıyor ve 9 tradition’nın liderleri kendi anlamsız kavgaları yüzünden birbirlerini yiyiyor. İşaretler ardı ardına gelmekte, eski kehanetlerin anlatığı o zaman “age of phoenix” yaklaşmakta;onunucu Sphere yakında açığa çıkacak, Ahl-i Batin anahtarını tutuyor. Ama umut hala var çünkü vaddedilen ödül, ödenen tüm bedellerden daha değerli, gerçekliğin kendisi…..

Sizde bu savaşta yerinizi almak istiyorsanız yapmanız gereken Mage: The Acension’nın dünyasın adım atmak. Fakat sizi uyarmam lazım MtA, diğer oynadığım bütün rpglerden, daha zor bir oyun. Deneyimli bir storyteller tarafından oynatılmasa sonuç gerçekten felaket olur. Şunu da eklemeliyim ki oyunun rönesansta geçen versiyonu olan Mage: The Sorcerers Crusade diğerinde çok daha güzel.

Umarım bu harika rpg hakında genelde olsa bir fikire kapılmışsınızdır. Bir sonraki yazıda Mage:The Sorcerers Crusade‘i anlatmaya çalışıcağım ve ayrıca bir mage terminolojisi yazıcağım. Herhangi bir sorunuz yada düşüncenizi bana yazar sayfamdaki e-posta adresimden ulaştırabilirsiniz. Hoşçakalın ve sihir’e inanın.

Onur “Saphena” SÜER

Paylaş

Yorum yapın