UFAK SEDİR BİR KUTU

0

Bu hikaye bir Mage:The Sorcerers Crusade öyküsü.Bu oyunla pek alakadar olmayanlarda bu hikayeyi okuyarak belki WhiteWolf’un bu oyunu ile ilgili biraz fikir sahibi olabilirler.

Not: Bu öyküde “Mage ” kelimesini olduğu gibi,büyücü yada sihirbaz olarak çevirmeden kullandım.Bunun nedeni “World of Darkness”‘ta Mage kelimesinin büyücü anlamından çok evrenin gerçek doğasını farketmiş ve uyanmış ,doğaüstü kimselere denmesidir.Bazı kelimelerinde ingilizce yazılmış olması onların terimsel niteliğindendir.(yani özentilik filan sanmayın)Bazı adı geçen terimlerin anlamları:
Adeptus: kendini kanıtlamış,saygın ve güçlü Magelere verilen isim.
Magister: güçün zirvesinde yaşlı,saygın,usta ve efendi Mage.
Covenant: Magelerin toplandığı,araştırma yaptığı ve eğitim aldığı gizli mekanlar.
Hermes, Solificati: Mage tarikatlarından bazılarının isimleri.
Craftmason, Daedalelean: Büyü yerine bilimi kullanan Mageler.
Tytalus, Mercere: Hermes tarikatini oluşturan evlerden bazılarının isimleri.

1452 yılının sonbaharında ,bir adam Mainz’a doğru giden yolda tek başına ilerliyordu.Giysileri, öyle pek pahalı şeyler olmamasına rağmen yinede bir köylü olmadığı anlaşılıyordu.Kırklı yaşların başlarında gibi gösteriyordu fakat vücudu yaşına göre dinçti.Keskin hatlara sahip sivri suratı ve birkaç ak tele sahip siyah saçları,buralı olmadığını ele veriyordu.Vinncenzo Donno Gianni,”Ne kadar güzel bir gün.” diye düşündü oysa daha bu sabah Floransa’da yağmur yağıyordu.Güya bu günü,sadece terasında oturup,kitap okumaya ayıracaktı ama şimdi Ren nehrinden 2 fersah uzakta,Mainz’a doğru giden yolda tek başına yürüyordu.Aslında 21 seneden sonra yeniden Kutsal Roma-Germen imparatorluğunda olmak hoşuna gitmişti,aklına eski anılar geldi.

Almanya’ya bu ziyareti tamamen beklenmedik olmuştu.Herşey,bu sabah evine Magister Eurytos’un onunla hemen görüşmek istediğini anlatan bir mesajın gelmesiyle başlamıştı.Bunun üzerine Donno Gianni derhal evden çıkmış ve Covenant’a gitmişti.Magister,Donno Gianni’ye,acil bir görev için hemen Mainz’a gitmesi gerektiğini söylemişti.Orada Craftmasonlardan,büyük zorluklarla çalınmış,Hermes tarikatı için büyük önem taşıyan bir kutuyu alıp,vakit kaybetmeden İtalya’ya getirecekti.Vinncenzo, önce kendisi gibi Doissetep kuşatması ve Mistrigde alevler savaşına katılmış saygın bir Tytalus’a bu kadar basit bir görev verilmesine içerlemiş fakat yinede kabul etmek zorunda kalmıştı.Kutunun içinde ne olduğunu sorduğunda,Magister Eurytos’un verdiği, korkuyla karışık öfkeli cevap hala Vinncenzo’nun aklındaydı.

“Bir silah”demişti Magister.”ama öyle bir silah ki daha önce yapılmış hiçbir silaha benzemiyor.Onun asıl gücü ,normal insanlarında onu kullanabilmesinde.Bizim sahip olmak için senelerce uğraştığımız gizli bilginin meyvasını bir anda yüzlerce kişiye verebiliyor.Böyle kontrolsüz bir güç fanilerin eline geçerse, uğruna savaşılan her şeyin sonu olabilir.Craftmasonlar onu insanların eline verirse ,bu silah bize ve müttefiklerimize, bütün düşmanlarımızın verebileceğinden daha fazla zarar verebilir.Bu kadar korkunç olmasına rağmen o kadar masum bir görünüşü var ki, sana bile zarasız hatta yararlı görünebilir.Bu yüzden o kutuyu buraya geri getirene kadar açmanı yasaklıyorum..” Birden esmeye başlayan rüzgar Vinncenzo’nun düşüncelerini dağıttı.Pelerinine biraz daha sıkı sarılarak, adımlarını hızlandırdı.İki saat sonra, Mainz’a yakınlardaki bir tepeden bakan ,Konrad Adlerheimer yada tarikattaki ismiyle Adeptus Noelon’un evine varmıştı.Mainz’da kontak kurması gereken kişi oydu.

– – – – – – – – – – – – – – – – – – – –

Konrad Adlerheimer kütüphanesinde derin düşüncelere içinde oturmuş, bekliyordu. Yaşlı adam, Rheinland bölgesinde büyük toprakları olan soylu bir ailenin son üyesiydi..Bu yıl hasat pek iyi gitmemişti ve İmparator 3. Frederick vergileri artırmayı düşünüyordu ama yinede bu dünyevi meseleler,yaşlı adamı şu an pek ilgiledirmiyordu.Yanında duran şarap kadehinden bir yudum daha aldı ve uşağını çağırdı.

“Luther,az önce gelen konuğumuzu yanıma getir lütfen,birkaç dakika sonrada diğerini çağrırsın”dedi sakince.

Uşak,başıyla emri sesizce onaylıarak ,odadan ayrıldı ve biraz sonra yanında bir adamla döndü.Adlerheimer yavaşça kalkarak uşağın çıkmasını bekledi.

“Selamlar olsun ,Adeptus Lexiate.Evime hoş geldiniz sevgili kardeşim.”diye söze başlıyarak,selam verdi.

Donno Gianni aynı resmiyetle karşılık verdi.Bu tip selamlaşma sadece Hermes tarikatının üyeleri arasında uygulanırdı ve bundan sonra geçicek konuşmada tarafların, dünyevi maskelerini çıkartıp, gerçek Mage kişilikleri ile konuşucakları anlamına geliyordu.

“Sanırım bu kadar resmiyet yeter,Sayın Adeptus.Uzun bir yolculuktan geldiniz bu yüzden rica ederim oturun.”dedi Adlerheimer.

“Pek uzun sürmediysede,evet uzun bir yoldu.”diyerek Donno Gianni şöminenin önündeki ,karşılıklı üç koltuktan birine oturdu.

“Civa köprüleri, biraz tehlikeli olsada hala uzak mesafeleri aşmak için en etkili yollardan biri.”diye söze girdi Adlerheimer.”Hem Magus Rex zamanından beri Mercere evi bu büyü üzerinde iyice ustalaştı.Ayrıca buraya gelmenizi gerektiren konu, büyük bir aciliyete sahip olduğu için bu tehlikenin göz ardı edilmesi gerekiyordu.Herneyse hemen konuya girmek istiyorum.Sanırım buraya çağrılış nedeniniz hakkında bilgi sahibisiniz?”

“Evet,Craftmasonların yeni geliştirdiği bir silahın planlarının olduğu bir kutuyu almam gerekiyormuş.Fakat ,böyle basit iş için benim gibi saygın bir kişiye görev verilmesini anlıyabilmiş değilim.Doğrusunu söylemek gerekirse,diyebilirim ki biraz onurum incildi.”diye cevap verdi,Donno Gianni ellerini önünde birleştirerek.

“Ne yazık ki sevgili dostum,konu sizin sandığınız kadar basit değil.Daedalean’ların yaptığı bu silah, fiziksel anlamda olmasa bile bizim gibiler için korkunç yıkıcı bir etkiye sahip.Eğer fanilerin eline geçerse,Daedalean’ların o bilim dedikleri düşüncelerini insanlara kabul ettirmeleri kaçınılmaz olur.Taktir edersiniz ki bu yüzden Craftmasonlar bu kutuyu elde etmek için herşeyi göze alıyorlar.30’lardaki lonca isyanlarından sonra onlar ve müttefikleri Mainz ve çevresinde iyice güçlendiler.Sanırım o dönemde sizde buradaydınız.Bu nedenlerden ötürü kutu İtalya’ya götürülene kadar sizin yeteneklerinize ve bilginize ne kadar ihtiyaç duyulduğunu anlarsınız,Herr Gianni.”dedi Adlerheimer.

“Kutu şu anda nerede?”diye sordu Donno Gianni.”Bir an önce onuda alıp İtalya’ya doğru yola çıksam iyi olucak, o halde.”

“Kutu,Albercht Firtzsmith isimli bir Solificati’de.Şu an kutu ile birlikte şehirdeki evinde saklanıyor.Gün batımından sonra,siz gidip ondan kutuyu alıcaksınız.Fakat dediğim gibi o bir Hermetik değil,bu yüzden dikkatli olmanızı öneririm.”diye cevap verdi Adlerheimer.

“Eğer bir Tytalus’u kandırmak istiyorsa,asıl dikkatli olması gereken bence o.”dedi Donno Gianni, yüzünde vahşi bir gülümseme ile.Ve yüksek tavanlı odanın kitaplarla kaplı taş duvarlarında iki adamın kahkahaları yankılandı…..

– – – – – – – – – – – – – – – – – – – –

Hubert, gece bekçisi olarak işe başlıyalı iki hafta olmuştu.Ücret fena değildi, senede 21 gilden,ama yinede böyle soğuk gecelerde hiçde tatminkar gelmiyordu.Islak ve karanlık sokakta yürürken,Hubert bu gece kaytarıp Hans’ın meyhanesine gitmeyi geçirdi aklından. “Hem ,bu kadar soğuk bir gecede hırsızlar bile evlerinden çıkmazlar.”diye düşündü kendi kendine.Tam meyhaneye doğru yürümeye başlıyacaktı ki gördüğü manzara onu bunu yapmaktan vazgeçirdi.On,onbeş tane kilise askeri,tam takım silahlanmış olarak bu yöne doğru geliyorlardı.Yanlarında,Hubert’in hiçgörmediği garip zırhlar giymiş ama üzerlerindeki işaretlerden yerel zannatkar loncası üyesi oldukları anlaşılan dört adam daha vardı.Bu dört adam, bir komutan edası ile kilise askerlerinin önünde gidiyordu.Hubert bir an için onlara gecenin bu saatinde nereye gittiklerini sormayı düşündü ama sonra bunun pek parlak bir fikir olmadığını anladı.

– – – – – – – – – – – – – – – – – – – –

Donno Gianni kapıyı yumrukladı,tarif edlilen ev burası olmalıydı.Bir an önce kutuyu alıp Adlerheimer’in malikanesine dönmek istiyordu.Gece bitmeden yağmur yağacaktı.Fırtınanın kokusunu alabiliyordu.

Kapının arkasından cılız bir “Kim o?”geldi. “Söyle, efendine beklediği kişi geldi.Benim için sakladığı şeyi almaya geldim.”dedi Donno Gianni sertçe.

Kapı biraz sonra açıldı ve onbeş yaşlarındaki genç uşak Donno Gianni’yi içeri buyur etti.İçeride, beyaz ince bir kumaştan yapılmış bir cübbe giyen,uzun saçlı ve elinde sedir ağacindan yapılma bir kutu tutan sarışın bir adam ayakta bekliyordu.Yüzünden endişeli ve rahatsız olduğu anlaşılıyordu.

“İşte kutunuz burada,onu Orichalum’la sırladım artık içindekine zarar gelmesi çok zor.Alıp bir an önce gitmenizi tavsiye ediyorum.Her an daha çok riske giriyoruz.”dedi adam.

“Tabi”dedi Donno Gianni şüpheci bir tavırla “Ama önce içindekileri kontrol etmem gerekecek.Benim yanımdayken korkmanıza gerek yok,Herr Firtzsmith.Benden size bir zarar gelmez.”

Firtzsmith kutuyu Donno Gianni’ye doğru uzattı.”Korkmuyorum.Beni yanlış anladınız.Hem gerektiğinde kendimi gayet iyi koruya bilirim,siz Hermes’in aslanları her ne kadar simyayı hor görsenizde doğru kullanıldığında çok kuvvetli bir silahtır.Benim demek istediğin kutu hakkında size bahsedilmemiş birşey var.Bu kut-…”Firtsmith’in lafı,camı kırarak içeri giren ufak,fitilli bir silindir yüzünden kesildi.Donno Gianni bu silindirlerden daha önce Mistridge’de savaşırken de görmüştü ve ne işe yaradıklarını biliyordu.Bu yüzden Firtzsmith daha ne olduğunu bile anlamamışken,o büyüsünü örmeye başlamıştı…

Çok garip bir patlamaydı,ama garip olması onun güçlü olmadığı anlamına gelmiyordu. Sadece korkunç bir ışık ve ses vardı,ne bir alev, nede ısı.Donno Gianni,kendine geldiğinde , yerde yatıyordu.Biraz sarsılmış olmasada,son anda yapmayı başardığı “Parma Magica” onu parçalanmaktan korumuştu,ama aynı şeyi diğerleri için söylemek zordu.Firtzsmith ve genç uşağının cansız bedenleri yerde yatıyordu.Garip bir şekilde bomba evdeki hiçbir şeye zarar vermemişti,eşyaların üzerinde en ufak bir iz bile yoktu ve kutu hemen önünde yerde duruyordu.Galiba Craftmasonlar kutu zarar görmesin diye bu bombayı özel olarak yapmışlardı.

Donno Gianni,hemen bir durum analizi yaptı.Büyük bir ihtimalle evin bütün çevresi sarılmıştı ve birkaç saniye sonra dışarıdakiler,içeriye girmeye çalışıcaklardı.Kaçmak için en iyi yön yukarısı gözüküyordu,şansı biraz yaver giderse,Donno Gianni yan evin çatısına atlayabilir,oradan da ara sokaklara inerek,şehir dışına çıkabilirdi.Hemen yerdeki kutuyu aldı ve merdivenlere doğru yöneldi.

Çatıya açılan kapağa vardığında, aşağıdan gelen kapı kırılması sesiyle durdu.İradesini topladı ve konsantre oldu.Salamender’in ruhunu uyandırması için birkaç gizli isim mırıldandı.O anda alt katı birden öylece ortaya çıkan alevler sardı.”Bu bana biraz zaman kazandırır” diye düşündü Donno Gianni.Sonra aklına aşağıda cansız yatan genç çocuk geldi.Çocuğun,nedenlerini bile anlayamıyacağı bu savaş ,bir günahsız kurban daha almıştı.”Yükseliş, hep masumların cesedleri üzerinde mi olmalı?”diye geçirdi aklından,kapağı açıp çatıya çıktı.

“Çatıyı tutmayı akıl edememişler” dedi kendi kendine,biraz rahatlıyarak.Bu ve karşı damda kimseyi görmemek ,onu sevindirmişti.Fakat ay,bulutların arasından onun bu sevincini boşa çıkarmak istercesine yükselerek ,karşı çatıda duran bir insan silüyetini belirginleştirdi. Adam’da,Donno Gianni’yi yeni görmüştü.O çakmaktaşlı tabancasını çekerken,Donno Gianni’de yeniden bir büyüye başladı.Bilim ve büyü, mantık ve hayalgücü,madde ve ruh;bir kez daha eşit şartlarda karşıkarşıya idiler ve bu sefer hangisinin daha hızlı olucağına sadece ay ışığı tanıklık edecekti.

Karşı çatıdaki adam,Karl Tanbert,7 sene önce Craftmason loncasına girdiği zaman ilk öğrendiği derslerden biride;yıldırımın yağmur bulutlarının çarpışması ile oluşan basit bir doğa olayı olduğu hakkındaydı.Ama şimdi diğer çatıda duran adamın elinden fırlayan yıldırım,bu kurallı yalanlıyordu.”Artık bana öğretilenlerden şüphe etmek için biraz geç!”diye düşündü Karl ve bu onun 25 yıllık hayatındaki son düşüncesi oldu.

– – – – – – – – – – – – – – – – – – – –

Donno Gianni,ara sokaklarda elinden geldiğince hızlı ilerlemeye çalışıyordu,fakat bacağındaki acı yüzünden bu pek kolay değildi.Az önce öldürdüğü Craftmason,can vermeden önce silahını ateşlemeyi başarmış ve Donno Gianni’yi bacağından vurmuştu.Donno Gianni’nin aklındaki tek düşünce bir an önce nehre varabilmekti çünkü büyük bir ihtimalle şimdiden şehrin bütün çıkışları tutulmuştu.

Nehir kenarına vardığında saklandığı köşeden, bulunduğu tarafa doğru gelmekte olan bir adam gördü.Birkaç saniye sonra gelmekte olan adamı tanıyarak, son bir gayretle yaslandığı duvardan ayrıldı ve ona doğru yöneldi.Gelen adam, kendisi gibi bir Hermetik olan von Ehrenstein’di ve 30’lardaki lonca savaşlarında Donno Gianni ile birlikte savaşmışlardı. Herhalde Adlerheimer,şehirdeki karışıklıkları haber almış ve yardım için onu göndermişti.

“Gelmek için daha iyi bir zaman bulamazdın, von Ehrenstein.Zamanlaman yine mükemmel.”dedi Donno Gianni,kanıyan bacağını tutarak.

“Seninle yeniden karşılaşmak güzel Vinncenzo, keşke daha sakin bir zamanda olsaydı.”dedi von Ehrenstein soğuk bir sesle.Ayakta durmakta zorlanan Donno Gianni’ye yardım etmek yerine garip bir biçimde ondan uzak duruyordu.Bu yüzden Donno Gianni dengesini korumak için yandaki duvara yaslanmak zorunda kaldı.

“Umarım şehirden çıkmak için iyi bir planın vardır,von Ehrenstein.Craftmasonlar kuduz köpekler gibi bizi arıyorlar ve her anda bulabilirler.”dedi Donno Gianni, kaybetiği kan nedeni ile biraz başı dönüyordu.

“Evet,bir planım var ama ne yazık ki bu planda sen yer almıyorsun,sevgili dostum.” Dedi von Ehrenstein,buz gibi bir sesle.”Kişisel birşey değil,Vinncenzo!”diye devam etti ve ince kılıcını çekti.

Donno Gianni,şaşkınlıkla kocaman açtığı gözleriyle von Ehrenstein’nın üzerine doğrultuğu kılıcına baktı.Von Ehrenstein onun şaşkınlığını anlamış gibi devam etti.”Hadi Vinncenzo hala anlamadın mı?Sen sadece Craftmasonların ilgisini çekmek için kullanılan bir yemdin.Şimdiye kadar onlar tarafından öldürülmüş olman gerekiyordu.Şimdi bunu yapmak bana düşüyor.Tarikatın içinde senden kurtulmak isteyen birçok güçlü düşmanın var.Böylece bir taşla iki kuş vuracaktık.Gerçek kutu bende,sen bilim adamı dostlarımızı oyalarken, ben onu rahat bir şekilde aldım.Ama birde şöyle düşün,ismin her zaman Yükseliş yolunda kendini feda etmiş bir şehit olarak hatırlanacak.Elveda!”dedi ve Donno Gianni’ye doğru bir hamle yaptı.Ama Donno Gianni kolay lokma değildi;Hem de hiç değildi.

– – – – – – – – – – – – – – – – – – – –

Donno Gianni, biraz öncesine kadar ismi von Ehrenstein olan ,dumanı tüten et yığınına doğru eğildi ve ufak bir kutu aldı.Uğruna bu kadar çok insanın öldüğü,hayatını defalarca tehlikeye attığı ve ihanete uğradığı bu silahın ne olduğunu öğrenmek istiyordu. Kutuyu açıp,içindeki planlara baktı.Kutuyu içindekilerle birlikte Ren nehrine atarken, hüzünlü bir kahkaha ile “Demek,bilimin egemenliğini sağlıyacak korkunç silah buydu.”diye düşündü.

…….Kuyumcu Johannes Gutenberg,sabahleyin Ren nehri kıyısında bir yürüyüşe çıkmıştı.İşler pek iyi gitmiyordu ve aklı Johann Fust’tan aldığı 600 gilden borcu nasıl ödeyeceğindeydi.Tam bu sırada gözü,nehir kıyısına vurmuş ufak sedir bir kutu farketti.

NOT: Johannes Gutenberg,1454 yılında ilk matbaayı bulan kişidir.

Onur “Saphena” SÜER

Paylaş

Yorum yapın