KELT MİTOLOJİSİ: SON FİANNA OSSİAN – 4

0

Eithne , eski köy kilisesinin mum ışığı tarafından aydınlatılmış loş odasında, yaşlı adamın anlattığı hikayeyi dinlemeyi sürdürdü. Yaşlı adam, bir an için yıldızlar kadar uzak ve en az onlar kadar ihtişamlı eski günlerinin anılarına dalıp gitmiş gibi göründü fakat daha sonra derin bir iç çekişle öyküsüne kaldığı yerden devam etti;

” Bunun üzerine, gümüşten nallara sahip ata binmekte olan gizemli kadın; Babama teşekkür etti fakat teklifini geri çevirdi ama bu öyle bir nezaket ile yaptı ki sanki kabul etmiş gibi göründü gözlerimize. Sonra devam etti;
-Sizin ününüzü duydum; geyiklerden daha hızlı olduğunuzu, iki kudretli tazınızı, Bran ve Sceolaing’i. Sizin bilgeliğinizin ne kadar derin olduğunu duydum; yüksek düşüncelerinizi ve dünyada olup bitenler hakkında ne kadar çok şey bildiğinizi.
-Benden ne istiyorsunuz, hanımım? Söyleyin ve elimden geleni yapayım ancak önce bana isminizi ve kökeninizi anlatın ki, bilgeliğimin kötü amaçlar tarafından kullanılmayacağına emin olabileyim.

Dedi babam…

——————————————-

” -Benim adım Niav Cinn-Oir ve bu diyara çok uzaklardan at sürerek geldim çünkü sizden bir şey istiyorum.
Diye cevap verdi kadın. Bu sözleri duyan Finn MacCoul, karışında ki kadını tanımıyor olsa da onun asla kimseye bir kötülük yapamayacağını hissetti. Bu eski insanlara özgü bir sezgidir, sevgili dostlarım. Ancak neredeyse günümüzde buna sahip kimse kalmamıştır, belkide içimizdeki doğruları o kadar çok inkar edip görmezden geldik ki artık iyi ve dürüst olan hiçbir şeyi tanıyamayacak kadar körleştik” dedi yaşlı ozan Connal, çiftçi Onwen’nın evinde onu dinlemek üzere toplanmış köylülere.

Bir süre haklı yargısının köylüler tarafından onaylanması için bekledi ancak kimseden bir ses çıkmayınca, hayal kırıklığını hiç belli etmeden öyküsüne devam etti. Connal, çok iyi biliyordu ki, bu günlerde dinleyicileri tarafından anlaşılmayı uman bir ozan, şansını çok zorluyor demekti.

“Herneyse, böylece kadının iyi niyetli olduğunu anlaya Finn dedi ki;
-Söyleyin ve eğer benimse, size vereyim. Eğer değilse sizin için alayım.

-İstediğim şey, sizde ama sizin değil. O size ait ama onu alamazınız. Diye cevap verdi Altın Saçlı Binici. Bunun üzerine bulmacaları seven Finn, kızıl sakalının sırıttı ve;
-Bu bilmecenizi çözmeli miyim yoksa sizin ülkenizde insanlar hep böyle mi konuşur?
-Hayır, Bilâkis. Ben sadece sizin insanlarınızın kelime oyunlarına olan düşkünlüklerine saygı göstermek istedim, yine de söylediklerim doğru. Ben sizi değil, oğlunuzu istiyorum, Ossian’ı.”

——————————————-

“Babam dönüp bana doğru baktı ama benim gözlerim genç kadının üzerine sabitlenmişti.”diye anlatmayı sürdürdü Yaşlı adam. Eithne, yaşlı adamın, gizemli kadından her bahsedişinde sesinde ki değişen vurguyu fark ediyordu. Adamın hissettiği acı sanki sözcüklerden ötesine yayılıyor, elle tutulan gözle görülen bir hale geçiyordu. Yaşlı adam anlatmaya devam etti.

“…babam tekrar ona doğru döndü ve ona nereden geldiğini sordu. Bunun üzerine o atının üzerinde doğruldu ve tüm Fianna’yı içine alan bakışı ile bir şarkı söylemeye başladı.
En iyi flütlerden bile güzel ve duru sesi ile tüm rüyaların ötesinde ki ülkesini anlatmaya başladı. Hiçbir hastalığın aşamadığı denizin ötesinde, ne ölümün, ne acının,ne de hüzünlü reddedilişlerin olmadığı, Sonsuz Gençlik Diyarı; Tir na n-Og’u anlattı. Ve söylerken gözlerini gözlerimden hiç ayırmadı. Bembeyaz teni, yeni yağmış bakire karı andırıyordu ve beline kadar uzanan saçları sanki altından akan bir nehir gibiydi. Gözleri öyle yeşildi ki, el değmemiş ormanların gözlerinden mi yansıdığını yoksa tüm ormanların sadece onun gözlerinin bir yansıması mı olduğunu bilemezdin.

Güzel şarkısında ki, eşsiz notalar ve bakışlarında ki barış ve güç, Tüm Fianna’yı bir transa soktu, sanki çevremizde ki sihri havada hissedebiliyorduk; tüm göl kenarı dirgindi, tek bir ses bile duyulmuyordu, ne bir su şapırtısı, ne bir atın silkinişi, ne bir eğerin tıkırdayışı, ne de bir tazının öksürüğü…

——————————————-

“Şarkısını bitiren Niav Cinn-Oir, Ossian’a döndü;
-Tir na n-Og’da, babamın ülkesinde,senin olacak olan rüzgardan daha hızlı koşan atlarımız ve onları bile geçen tazılarımız var. Babam, senin hizmetine herbiri bir şef olan yüz tane savaşçı ve avcı verecek. Düşmanlarına karşı seni hep koruyan ve kurtaran bir kılıç taşıyacaksın ve başının üzerinde benim ve ülkemin sahibi olduğunu gösteren ince altın tacı taşıyacaksın. Sonsuz Gençlik Diyarı senin krallığın olacak ve bende senin sevgili kraliçen.
Bunları söyleyen Niav, yüzünü, sessizce beklemekte olan Finn MacCoul’a çevirdi ve içinde hüzünlü bir nota bulunan sesi ile;
-Yedi sene ve yedi gündür, oğlunu arıyordum; Ossian’ı. Onu ilk defa babam ile birlikte bu diyarın üzerinde geçerken gördüm. Oğlun, şafağın çimleri üzerinde bir geyik gibi koşuyordu, baştan ayağa bir savaşçı ve bir avcı. Onun çok yakından gözetledik ama o bizi sihrimizden göremedi. Ben ona aşık oldum ve o günden sonra birçok defa buraya geldim, onu tekrar görebilmek için. Ve şimdi senden Ossian’ı istiyorum.

Ve Finn cevap olarak dedi ki;
-Senin bilmecen doğruydu, Gençliğin Prensesi; o benim ama bana ait değil. O benim oğlum ama ben onun sahibi değilim.
-Ve ben onunla nasıl evlenebilirim?
-Kendisine sormalısın.

Bu cevabı alan Niav, gözlerini ondan hiç ayırmayan Ossian’a döndü;
Benimle babamın ülkesine gelir misin?
Şimdiye dek tek bir söz bile söylememiş olan Ossian, Niav’in iki elini avuçlarının arasına alarak ve gözlerini gözlerinden ayırmadan dedi ki;
-Sizinle, geleceğim, hanımım. Fakat ne babanızın atlarını ve ordularını, ne de krallığınızın tacını istediğim için; Sadece sizi sevdiğim için geleceğim ve dünyaların sonuna kadar yanınızda kalacağım. Yemin ediyorum ki Gençlik diyarının Lordu olacağım ve sende benim karım olacaksın Niav Cinn-Oir, ama yinede ben bir Fianna savaşçısıyım ve hep Ossian olarak kalacağım; Babam Finn MacCoul ve Fianna ile birlikte tepelerde ve göl kenarlarında ve ovalarda, koşan ozan ve savaşçı ve avcı. Hiçbirşey bunu değiştiremez.

Yemini tamamlayan Ossian, Niav ile birlikte gümüşten nalları olan ata bindi ve beraberce tekrar dirgin gölün üzerinde at sürmeye başladılar. Onları takip eden sabah ışıkları, gölün sisleri arasında kaybolurken; Ossian arkasını döndü ve göl kenarında, iki yanında efsanevi tazıları ile dimdik duran babası Finn MacCoul’a ve mağrur Fianna’ya sislerin arasında yitmeden son bir kez daha baktı. Ve bir kez daha tekrarladı “Hiçbirşey bunu değiştiremez.

DEVAMI GELECEK SAYIYA…

Onur “Saphena” Süer

Not1: “Niav Cinn-Oir”; eski Gaelic’te “Niav of Golden Hair” anlamına gelir, yani “Altın Saçlı Niav”

Not2: “Tir na n-Og”; Hy-Brasil olarak ta bilinir ve “Sonsuz Gençlik Diyarı” demektir. Kelt efsanelerinde batıda, okyanusun ötesinde bulunduğuna inanılan efsanevi bir yerdir. Eski öyküler bu yeri bulmak için denize açılan ama hiç geri dönemeyen bir çok denizciyi anlatır. 15. yüzyılda Güney Amerika’ya ayak basan kaşifler, o toprakları bu efsanenin adına isimlendirmiş ve “Brasil” demişlerdir yani “Brezilya”.

Paylaş

Yorum yapın