KELT MİTOLOJİSİ: SON FİANNA OSSİAN – 3

0

Günbatımda, babası eve geri döndüğünde; Eithne pencerenin kenarına oturmuş, elindeki oyası ile ilgileniyordu. Böyle küçük şeyler ile uğraşmak genç kızın hoşuna gidiyordu, çoğu zaman günlük işler bitirdikten sonra, evin dağlara doğru bakan penceresinin kenarına oturur; geçmekte olan bulutları ve dağları saran sisleri izleyerek el işi yapardı. Bazen , eğer içi çok sıkılmış yada üzülmüşse, annesinin ona çocukken öğrettiği şarkıları söyler ve hayaller kurardı.

Eithne’nin zihninde annesi hakkında kalan anıların çoğu şarkı ve hikayelerle birleşmiş haldeydi. Küçük bir çocukken annesi onu akşam üstleri pencerenin kenarına oturtur ve eski zamanların kahramanlarının; eski prensesleri , bir periye aşık şavaşçıların öykülerini anlatırdı. Küçük kız ise onları büyük bir dikkatle dinler sonra ufak elleri ile annesinin uzun kızıl şaçları ile oynarken kendisi öyküler uydurup annesine anlatırdı. İşte o zaman annesi ona gülümser ve sarılıp onu öperdi.

Ancak uzun bir zamandır; annesi öldüğünden beri, Eithne artık kendi kendine söylüyordu şarkılarını. Genç kız bazen babasına anlatmak istiyordu öykülerini ancak babası genellikle çok yorgun oluyordu.

Babasının eve döndüğünü duyan Eithne, elindeki oyasının bir kenara bırakarak hemen onu karşılamak üzere kapıya doğru yöneldi. Babası yorgun bir biçimde eve döndüğü zamanlarda Eithne onu kapıda sıcak bir gülümseme ile karşılardı; bu yaşlı adamın çok hoşuna gider ve asık suratında bir gülümseme belirirdi. Çiftçi Onwen’dan bir gülümseme koparmak pek az kişinin harcıydı.

Fakat bu sefer babası, Eithne’yi fark etmedi bile; düşünceli bir halde kapıyı kapatıp paçasında ki çamurları silkmeye başladı. Eithne bir şeylerin pek yolluda gitmediğini hemen anladı, galiba babasının kafasını meşgul eden bir şeyler vardı. Belki köylülerden biri yine ona bir sorunun anlatmış yada başka ters giden birşey olmuştu.

Onwen, en sonunda paçasını işgal eden tüm çamurdan kurtulmayı başarınca, içeriye doğru döndü ve sanki kız en başından beri orada durmuyormuş gibi Eithne’yi fark etti. “Burada mısın, Eithne? Hemen hazırlansan iyi olacak, kilisede yaşlı bir adam var ve pek sağlığı yerinde değil gibi.” dedi, endişeli bir ses ile.

Biraz şaşıran Eithne, merak ile sordu,” Köyden birimi hastalandı baba, kim?”

Onwen sanki bu sorudan rahatsız olmuş gibi bir eda içinde cevap verdi, “Biraz karışık bir durum Eithne. Köylüler, değirmenin orada yaşlı bir adam bulmuşlar. Adam biraz garip ,anlayacağın pek tekin değil. Onu yarın Kutsal Patrick’e götüreceğiz, ama daha önce diğer köylüler ile birlikte burada bir toplantı yapacağız; bu sırada senin kilisede onun yanında olmanı istiyorum. Adam çok yaşlı ve biz onu Kutsal Patrick’e ulaştırmadan ölmesini istemeyiz.”
Eithne biraz şaşırmıştı,” Baba, ‘pek tekin değil’ ile neyi kast ettin? Bu adamın nesi var?”
Onwen, alaycı bir eda ile omuz sikti, “Birkaç boşboğazın, aptal dedikoduları işte, öyle pek dikkate alınacak şeyler değil.” Sonra elini Eithne’nin omzuna koydu ve gülümseyerek, “Hadi benim güzel kızım, bir an önce hazırlanıp yola çık da, hava karamadan kilisede ol.”dedi

Eithne, daha fazla soru sormadan , gerekli eşyalarını almak üzere kendi odasına doğru yöneldi. Zihni babasının dedikleri ile meşguldü; her ne kadar babası sanki tüm olay köylülerin uydurması demesine rağmen, Eithne babasının yüzünde ki endişeyi görmüştü.

Önce bir iki yiyecek birşey aldı yanına, daha sonra mutfakta ki dolaptan kurumuş şifalı otları ve tozları da torbasına koydu. Annesi, Eithne’ye eski şarkılar dışında şifacılık hakkında da pek çok şey öğretmişti. Yaşı henüz çok genç olmasına rağmen, köyde ki bir çok kişi hasta olduklarında Eithne’den yardım isterlerdi. Bu tip konularda genç kızın gerçekten çok büyük bir yeteneği vardı, çoğu zaman Eithne sanki bir içgüdü yada sezgi gibi kimin hangi hastalıktan müzdarip olduğunu hemen anlar ve şaşırtıcı bir keskinlikle doğru ilacı, o kadınlara özgü anlaşılmaz hayat verme yetisi ile hazırlardı. Babasına göre bu hediye ona annesinden kalmıştı ve büyük bir ihtimal ile Eithne’den de kızına geçecekti.

Diğer köylülerde bunu yadırgamazlardı, çünkü Erinn’de dünyanın diğer bölgelerinin aksine, doğanın en büyük gizemi olan kadınların , en az kendileri kadar gizemli bir mucize olan hayata ve onunla ilgili sanatlara yakınlık göstermeleri doğal sayılırdı.

Eithne, gerekli tüm herşeyi yanına aldığına emin olunca, vakit kaybetmeden kapıya doğru yöneldi. Evi terk etmeden önce göz ucu ile babasının gelecek olan köylüler için büyük masayı düzenlediğini gördü. “Hoşça kal” demeyi geçirdi aklından ancak daha sonra babasının çok fazla meşgul olduğunu fark etti.

Bir kaç dakika sonra, köyün ahşap kilisenin önüne varmıştı. Pek öyle ahım şahım bir bina değildi; sivri çatılı, tek kuleli basit bir kilise idi. Sıradan bir köyde bulunan, sıradan bir kilise. Loch Lene, gibi sayısız köy vardı, Meath‘te. Ancak kilise son birkaç aydır boştu ve içinde ayin yapılmıyordu. Üç ay önce köyün emektar rahibi Dunchad, bir gecede ateşlenip, iki gün içinde ölmüştü ve o zamandan beri hala yeni bir rahip gönderilmemişti.

Eithne, tam kilisenin kapısına vardığında kapı kendiliğinden açıldı ve içeriden iki köylü çıktı. Eithne’yi görünce ona selam verdiler ve yaşlı adamın içeride; rahip Dunchad’in eski odasında yatmakta olduğunu söylediler. Daha sonrada sonra izin isteyip, toplantıya katılmak üzere yola koyuldular.

Eithne, odaya girdiğinde, yaşlı adamı saman yatağın üzerinde uyurken buldu. Gerçekten de adam çok yaşlıydı; Eithne’nin şimdiye dek köyde gördüğü herkesten daha yaşlı. Eithne, adamı hafiften muayene etti; bunu yaparken Onu uyandırmamak elinden geldiğince sessiz ve yavaş olmaya çalıştı. Görünüşe göre yaşlı adamın herhangi bir hastalığı yok gibiydi. Tabi hastalıkların en ölümcül ve tedavi edilmezi olan yaşlılık sayılmazsa. Bu iş bitince Eithne bir mum yaktı ve yaşlı adamın başucunda ki sandalyeye oturarak; uzun kızıl saçlarını açtı. Çıkan bu iş yüzünden, her zaman ki alışkanlığı olan saçlarını tarama işini evde yapamamıştı.

Tarağı daha ancak bir iki kez saçlarında gezdirmişti ki, yaşlı adam kesik bir öksürük ile uyanıp kendine geldi. Bir çaba ile doğrulamaya çalışınca, Eithne hemen kendisini zorlaması için onu yatırmaya kalktı;
“Lütfen, çok yorulmuşsunuz, yatın ve dinlenin. Bir ihtiyacınız varsa ben getireyim.” dedi Eithne usulca.
Adam, Eithne’yi fark edince bir şaşırdı daha sonra tekrar başını yastığına koyarak, konuştu. “Neredeyim ben?”
Eithne, yaşlı adamın konuştuğu dili duyunca şaşkınlığını gizleyemedi, büyükannesinden ve annesinde öğrendiği eski Ulster lehçesiydi bu! Hafızasını zorlayarak cevap verdi. ” Köyümüzün kilisesindesiniz efendim, sizden ricam kendiniz fazla zorlamanızdır çünkü çok yorulmuşsunuz. Ben sizi bulan köylülerden, Onwen MacShannen’nin kızıyım, ismin Eithne.” Konuştukları dil epeyce eski olduğu için, bu dilde “kilise” manasına gelen bir kelime yoktu; bu yüzden Eithne onu yerine “kutsal mekan” demişti.

Yaşlı adam bu cevaba, hafifçe gülümseyerek cevap verdi ve daha sonra ekledi; “Benim zamanım da kutsal yerleri daha farklı inşa ederdik.”

Zamanı geçirmek için bir yol arayan Eithne sordu; ” Çok uzaklardan mı geliyorsunuz? Eğer öyleyse anlayamadığım şey evinizden bu kadar uzakta işiniz ne?”

“Aslına bakarsan evimden o kadar da uzakta değilim.” Diye cevap verdi yaşlı adam; “Ancak geldiğim yer hem hayal edemeyeceğin kadar uzakta, hem de bir o kadar yakın. Fakat bu çok uzun bir öykü, sıkılmasan anlatayım?”
Eithne; “Neden olmasın?” diyerek başı ile onayladı. “Peki o zaman,”dedi yaşlı adam; “işe öncelikle kendimi tanıtarak başlayayım…”

————————–

Çiftçi Onwen MacShannen’nın evi tamamı ile dolmuştu. Son olarak Angus’da yanında yaşlı Connal ile çıkıp gelmiş ve masada yerlerine kurulmuşlardı.

“Evet, Connal,” diye söze başladı Onwen; ” seni buraya ,bizlere şu bildiğin eski hikayelerden birini anlatman için çağırdık; ancak sıradan bir tanesini istemiyoruz. Fianna klanı ve Ossian MacCoul, hakkında bildiğin bir tane var mı?”

” Aslında birden hepinizin içinde uyanan bu öğrenme aşkına bir anlam veremesem de; evet böyle bir tane hikayem var.”diye cevap verdi Connal. Anlaşılan senelerden sonra ilk kez bu kadar istekli bir topluluk bulan yaşlı ozan biraz şaşırmıştı. Önce boğazını temizlemek için öksürdü ve söze başladı.

” Her ne kadar eski Filli‘lerin lampoon sanatına sahip olmasam da tatlı bir dilim vardır; umarım sizleri memnun ederim. Şimdi size anlatacağım hikaye çok eski zamanlara ait.

Çok eski zamanlarda, insanlar eski yolları unutmadan önce ve Tuatha Dé Danaan, hala İrlanda’nın tepelerinin altındaki evlerinde otururken; Erin‘nin sisli ormanlarında ve yeşil ovalarında Finn MacCoul ve Fianna klanı avlanırdı. Kızıl sakallının altından sırıtarak Finn MacCoul en önde yürür ve tüm Fianna, neşeli şarkılar söyleyerek arkasından gelirdi.

Yeryüzünü gördüğü gelmiş geçmiş en muhteşem savaşçılarının oluşturduğu bu klanın lideri ve kurucusu olan Finn MacCoul’nun en az kendi kadar yaman bir oğlu vardı;….”

————————–

“Ossian MacCoul, bendeniz.” Diye başladı yaşlı adam, Eithne onu tüm dikkati ile dinliyordu, ” İsmimin anlamı “genç geyik” demek, babam bu adı bana tüm klanda en hızlı koşan kişi olduğum için vermişti.

Fianna olarak, doğduğum ilk günden beri mükemmel bir avcı, savaşçı ve ozan olarak yetiştirildim; diğer tüm Fianna’lar gibi. Kaderin bana verdiği rölü üstlenmeden önce klanımla birlikte sayısız macera yaşadım. Bir çok inanılmaz olay tanık oldum, ta ki buradan fazla uzakta olmayan bir gölün yakınlarında; babam, ben ve diğer Fianna’lar ile avlandığımız o güne değin.

Sislerin arasında belirmiş beyaz bir ceylanı kovalıyorduk. Dağların metaneti, haykırışlarımıza ve kalkanlarımızın üzerine vurduğumuz mızraklarımızın gürültülerine doğru çınlıyordu. Sonra ceylanı aniden gözden kaybettik…”

————————–

” Ve sonra aniden onu yeniden gördüler.”diye anlatmayı sürdürdü ozan Connal.” Tam başlarının üzerinde bulunan bir kayadaydı. Böylece takip yeniden başladı ve onları gölün kıyısına kadar getirdi. Tam bu sırada ,inanılmaz keskinlikte ki duyma gücü ile bilinen Finn, eğerinin üzerinde döndü ve şöyle dedi;

Dinleyin! Gümüşten nalları olan bir at?

Dirgin gölün üzerinden, bir kadın dört nala at sürerek onlara doğru yaklaştı. Bindiği beyaz atın gümüşten nalları vardı ve gölün üzerinde suya deymeden koşuyordu.

Tüm Fianna, bu yabancıya baka kaldı. Sahip olduğu sihir onlarda hayret uyandırmıştı ve hemen sonra kadını sahip olduğu binicilik yeteneğini de taktir ettiler. Gizemli kadın önce sudan toprağa atını yumuşak bir şekilde geçirdi ve sonra yavaşlayarak, onların önüne kadar geldi.

Yabancının asaletinden çok etkilenen Finn, elini kaldırarak onu selamdı ve dedi ki;

– Bu yabanıl yere hoş geldiniz, Hanımım; her ne kadar bizler bu bölgeye ait olmasak da, ve evlerimiz buradan çok uzaklarda olsa da, size misafirperverliğimizi sunabilir miyiz?

DEVAMI GELECEK SAYIYA…

Onur “Saphena” Süer

Not1: “Meath”; orta İrlanda’da bir bölge. İlk hiristiyanlığı kabul eden krallıktır.

Not2: “Filli” eski kelt ozanlarına verilen ad. Bu ozanlar sadece hikayeci değil aynı zamanda en alt seviye Druid olarak kabul edilirlerdi.

Not3: “lampoon”; Filli’lerin sahip olduğu rivayet edilen, şarkılar ile büyüleme ve lanetleme gücü.

Not4: “Tuatha Dé Danaan” yani ” Tanrıça Danu’nun Halkı” Kelt halkının tanrılarına verdikleri isim.

Not5: “Erin” yada “Eirinn”, İrlanda’nın eski adıdır.

Not6: “Finn MacCoul ve Fianna klanı” hakkında daha detaylı bilgi için önceki yazılardan “FİANNA EİRİNN” başlıklı makaleyi okuyabilirsiniz.

Paylaş

Yorum yapın